Sabrın Kırıldığı Ahır Gecesi
23 yaşındaki çiftçi kızı Paulina ile 28 yaşındaki kasabın oğlu Everett ahırda rızayla BDSM oyunu oynayıp sabrını kırıyor.
Ahırın ağır saman ve eski ahşap kokusu gece yarısını bastırırken, Ece saman balyalarının üzerine yaslanmıştı. Yirmi üç yaşındaki çiftçi kızı, babasının en eski ahırında, elindeki fenerin titrek ışığında Kerem’e bakıyordu. Yirmi sekiz yaşındaki komşu kasabın oğlu Kerem ise kapının eşiğinde durmuş, yıllardır aynı mahallede büyüdükleri halde hiç bu kadar yakın hissetmedikleri o gergin havayı soluyordu.
“İddia hâlâ geçerli mi yoksa korktun mu sonunda?” dedi Ece, sesine o bildik yaramaz alayı katarak. Gözleri Kerem’in geniş omuzlarında, kasap önlüğünün altından taşan kollarında geziniyordu. “Yıllardır ‘Sabrımı taşıyorsan gel kır’ diye dalga geçiyorum seninle. Hâlâ taşıyabiliyor musun acaba?”
Kerem bir adım attı. Dudaklarında yarım bir gülümseme vardı ama gözleri kararmıştı. “Taşımak mı? Hayır Ece. Bu gece o sabrı ahırda kıracağım. Hem de paramparça.” Sesi kalın ve kendinden emindi. “Senin o inatçı, ukala ağzını susturacağım. Ama önce şunu netleştirelim… Bu sadece şaka değil, değil mi?”
Ece’nin nefesi hızlandı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu. Yıllardır kasabın oğlunun onu bağlayıp, terbiye edip, ağlatana kadar sikmesini hayal ettiğini kimse bilmiyordu. Şimdi bunu yüksek sesle söylemek hem utandırıcı hem de inanılmaz derecede ıslaklaştırıcıydı. “Değil,” dedi, sesi titremesine rağmen kararlı. “Ben de istiyorum. Uzun zamandır. Senin efendi olmanı, beni bağlamanı, aşağılamanı… Hepsi. Karşılıklı istiyoruz Kerem. Rızam var. Tamamen.”
Kerem’in boğazından alçak, eğlenceli bir kahkaha koptu. “Allah’ım, nihayet. Ben de her seferinde seni ahıra sürükleyip o kalçaları kızartmayı hayal ediyordum. Senin ‘beni kır’ diye yalvarmanı. Demek ki ikimiz de aynı boktan fantezinin içinde yuvarlanıyormuşuz.” Yaklaştı, parmağını Ece’nin çenesinin altına koydu ve başını kaldırdı. “O zaman oyun başlasın küçük hanım. Ama unutma… bir kere başladı mı durmak yok.”
Ece’nin dizleri aniden boşaldı. Kendini Kerem’in önünde yavaşça yere bıraktı. Samanlar dizlerini batırıyordu ama umurunda değildi. Başını öne eğdi, sesini en tatlı, en itaatkâr tonuna büründürdü. “Efendim… Beni bağla ve terbiye et. Lütfen.”
Kerem’in gözlerinde hem şaşkınlık hem de vahşi bir açlık parladı. “Vay be… Bu kadar hızlı diz çökeceğini tahmin etmemiştim.” Ahırın köşesindeki eski sandıktan kalın, yıllanmış ipleri aldı. “Bunlar babamın atlarını bağladığı ipler. Seni de aynı şekilde bağlayacağım.” Ece’nin arkasına geçti, bileklerini sertçe kavradı ve ipleri defalarca doladı. Düğümler sıkı, acı verici derecede sağlamdı. Ece’nin omuzları gerildi, memeleri saman balyasının üzerine bastırırken inledi. Kerem bir ip parçasını daha Ece’nin boynuna doladı, gevşek ama kontrolü elinde tutan bir tasma yaptı. Ucunu eline doladı.
“Şimdi yüzüstü uzan bakalım.” Ece’yi saman balyasının üzerine yüzüstü yatırdı. Kalçaları havada, yanakları samana gömülü haldeydi. Kerem elini ağır ağır Ece’nin kısa eteğinin altına soktu, külodunu tek harekette dizlerine indirdi. Yuvarlak, beyaz kalçalar ortaya çıktı. “Ne güzel bir manzara… Sen benim küçük fahişemsin, anladın mı?”
Ece’nin amı zaten sırılsıklamdı. Kerem’in tokadı ilk indiğinde çıplak teninde keskin bir şak sesi yankılandı. Acı ve zevk karışımı bir inilti çıktı boğazından. “Evet Efendim… Ben senin küçük fahişenim.”
“Tekrar söyle.” Tokat üstüne tokat iniyordu. Kalçalar yavaş yavaş pembeleşiyor, her darbede Ece’nin bedeni saman balyasının üzerinde zıplıyordu. Kerem gülüyordu; hem keyif hem de hafif bir şaşkınlıkla. “Yıllardır bana siktir git diyen kız şimdi kıçını havaya kaldırıp dayak istiyor. Hayat ne komik lan.”
“Evet… komik,” diye inledi Ece, sesi titrek ve ıslak. “Ama daha sert vur. İstiyorum. Bu dinamiği ikimiz de istiyoruz. Senin beni ezmeni, ben de ezilmeyi. Sınırı geçiyoruz Kerem… Efendim.”
Kerem iplerden tuttuğu tasmanın ucunu biraz daha sıktı. Ece’nin nefesi kesilir gibi oldu ama gözleri zevkten kaymıştı. “Doğru. Senin o ıslak amın ve daracık götün bana ait. Anlaşıldı mı orospu?”
“Evet Efendim!”
Kerem Ece’yi bağlı halde domalttı. Bilekleri arkadan bağlı olduğu için dengesi yoktu, sadece yüzü ve göğüsleri saman balyasının üzerinde kalıyordu. Kalçalarına art arda sert tokatlar yağdırdı. Ten kıpkırmızı oldu, Ece’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama inlemeleri zevk doluydu. Kerem iki parmağını Ece’nin sırılsıklam amına soktu, ileri geri pompalarken başparmağı da göt deliğinin etrafında daireler çiziyordu.
“Bana ait olan delikler bunlar,” diye homurdandı Kerem, sesi kalın ve sahiplenici. “Bu am da, bu göt de. İstediğim zaman kullanacağım.” Parmağını göt deliğine yavaşça soktu, Ece’nin bedeni gerildi, zevkten titredi. “Bak nasıl açılıyor… Yıllardır beni beklemiş.”
Ece ağzını açamıyordu, sadece inliyordu. Kerem ipleri kullanarak onu dizlerinin üzerine kaldırdı. Tasmanın ucundan tutup sikini çıkardı. Kalın, damarlı yarağı Ece’nin dudaklarına değdirdi. “Aç ağzını. Boğazına kadar alacağım.”
Ece hevesle ağzını açtı. Kerem kalın sikini yavaşça ama durmadan boğazına soktu. Ece’nin gözleri sulandı, öğürme refleksi geldi ama Kerem durmadı. Saçlarını kavradı, ritmik şekilde ağzını sikmeye başladı. “Güzel… Tam bir ahır fahişesi gibi emiyorsun. Yıllardır hayal ettiğim görüntü bu.”
Bir süre boğazını kullandıktan sonra Kerem ipi sertçe çekti. Ece’yi ahırın ortasındaki kalın direğe doğru sürükledi. Sırtını direğe yasladı, bacaklarını araladı ve bağlı bileklerini direğin arkasına doladı. Ayakta, yüz yüze pozisyonda kalın sikini Ece’nin ıslak amına bir anda kökledi. Ece yüksek sesle inledi. Kerem sert, hızlı darbelerle içini dövüyordu. Her seferinde “Benimsin” diye tekrarlıyordu.
Sonra pozisyon değiştirdi. Ece’yi yeniden samanların üzerine yüzüstü yatırdı, bu sefer sırtına bindi. Kalçalarını iki eliyle araladı, tükürükle ıslattığı göt deliğine kalın sikinin başını dayadı. Yavaşça ama kararlı şekilde bastırdı. Ece’nin götü onu içine alırken ikisi de aynı anda inledi.
“Çok dar… Ama alacak,” diye homurdandı Kerem, sesinde hem zevk hem de muzip bir ton vardı. “Bak senin sabrın nasıl kırılıyor… Daha yeni başlıyoruz.”
Ece zevkten titriyor, gözleri kayıyordu. Kerem saçını sertçe kavradı, başını geriye çekti ve kalın sikini götünün derinliklerine daha da sokarken org—
(Devamı 2. perdededir.)
Kerem saçını sertçe kavradı, başını geriye çekti ve kalın sikini götünün derinliklerine daha da sokarken orgazm Ece’yi bir kırbaç gibi vurdu. Vücudu saman balyasının üzerinde kasılıp kaldı, göt deliği Kerem’in yarağını mengene gibi sıktı. Boğazından yükselen ses yarı inilti yarı kahkaha gibiydi; yıllardır bastırdığı o ukala kız gitmiş, yerine sadece ıslak ve titrek bir et yığını kalmıştı. “Efendim… kırıldım… sabrım paramparça oldu!” diye bağırdı, sesi ahırın tavan kirişlerinde dağıldı.
Kerem durmadı. Kalçalarını iki eliyle iyice aralayıp daha derin, daha vahşi darbeler indirmeye başladı. “Paramparça mı? Daha yeni başlıyoruz küçük fahişe. Bak kasabın oğlu ne yapıyor sana.” Her sokuşta kalın damarlı sikinin tamamı köküne kadar gömülüyor, Ece’nin götü onu emmeye çalışırken ıslak şapırtılar çıkıyordu. Kerem’in teri Ece’nin sırtına damlıyordu. “Yıllarca bana ‘siktir git’ diyen ağız şimdi götümden sik yiyor. Hayat gerçekten komik lan.”
Ece’nin aklından geçen tek şey, “Daha… daha sert istiyorum,” diye yalvaran bir sesti. Acı ve zevk o kadar iç içe geçmişti ki hangisinin hangisi olduğunu anlamıyordu. İpler bileklerini kesiyordu, boynundaki tasma nefesini kısaltıyordu ama bunlar sadece ateşi körüklüyordu. Kerem bir tokat daha patlattı kıpkırmızı kalçasına. “Söyle bakalım, bu daracık göt kime ait?”
“Senin Efendim! Sadece senin!”
Kerem güldü, o bildik kasap oğlu kahkahasıyla. “Doğru cevap. Ama ceza var.” Sikini birden çekip çıkardı. Ece’nin göt deliği açık kaldı bir an, kasılıp boşluk hissetti. Kerem onu saçından tutup samanların üzerine diz çöktürdü. “Temizle. Kendi götünden çıkan sikimi yala orospu.”
Ece hevesle ağzını açtı. Tadı kendine has, yasak ve iğrenç derecede tahrik ediciydi. Kerem’in yarağını boğazına kadar aldı, gözleri yaşardı, öğürdü ama bırakmadı. Kerem iki eliyle başını tutmuş, yavaş yavaş ağzını sikiyordu. “Bak sen şu çiftçi kızına… Babasının ahırında domuz gibi sik yiyor. Keşke bunu on sekizine basar basmaz yapsaydık, yıllarca kaybettiğimiz zamanı telafi ederdik.”
Ece’nin amından sular bacak içlerine akıyordu. Kerem fark etti, iki parmağını içeri daldırıp hızlı hızlı pompalamaya başladı. “Amın da götün de sırılsıklam. Senin sabrın çoktan bitti, benimki ise daha yeni başlıyor.” Parmaklarını çıkardı, Ece’nin dudaklarına sürdü. Ece hevesle yaladı.
Sonra Kerem onu ayağa kaldırdı. Bileklerindeki ipleri çözmeden yeni bir düğüm attı; bu sefer Ece’yi ahır direğinin önünde, kollarını başının üzerine kaldırıp direğe bağladı. Ayaklarını da aralayıp eski bir at koşum kayışıyla sabitledi. Şimdi tamamen açık, savunmasız ve gergin bir haldeydi. Memeleri dikleşmiş, uçları sertleşmişti. Kerem önünde diz çöktü, dilini Ece’nin sırılsıklam amına bastırdı. Klitorisini emiyor, iki parmağını götüne sokup çıkarıyordu. Ece kalçalarını ileri geri oynatmaya çalışıyordu ama bağlar izin vermiyordu.
“Efendim… lütfen… içime gir,” diye yalvardı Ece. Sesi artık tamamen kırık, tamamen itaatkârdı.
Kerem kalktı, sikini Ece’nin amına dayadı ve tek hamlede kökledi. Bu sefer yavaş değildi. Sert, hızlı, acı verici darbelerle içini dövüyordu. Her vuruşta Ece’nin vücudu direğe çarpıyor, memeleri zıplıyordu. Kerem bir eliyle Ece’nin boğazını hafifçe sıkıyor, diğer eliyle memesini yoğuruyordu. “Bak nasıl titriyorsun. Yirmi üç yıllık o inatçı çiftçi kızı gitti, yerine sadece sik delisi bir köle kaldı. Hoşuma gitti bu değişim.”
Ece’nin ikinci orgazmı amından geldi. Bacakları kasılınca bağlar daha da gerildi, gözleri kaydı, ağzından salyası aktı. Kerem sikini çıkardı, yine götüne dayadı ve bu sefer hiç acımadan bastırdı. Ece’nin götü artık tamamen alışmıştı; kalın yarak kolayca sonuna kadar giriyordu. Kerem ritmi artırdı. Ahırın içinde sadece et çarpma sesleri, inlemeler ve Kerem’in alaycı kahkahaları vardı.
“Şimdi seni gerçekten kıracağım,” dedi Kerem. Sesinde hem vahşi bir açlık hem de “buna inanamıyorum” diyen bir neşe vardı. Ece’yi belinden kavradı, neredeyse ayaklarını yerden kesecek kadar sert sikmeye başladı. Götünün içinde yarağı zonkluyor, her seferinde daha da kalınlaşıyordu. Ece’nin üçüncü orgazmı götünden geldi; bu sefer çığlık attı, sesi öyle yüksek çıktı ki dışarıdaki köpekler havlamaya başladı. Kerem de güldü. “Bak komşu köpekler de bizim sikişmemize eşlik ediyor. Tam ahır gecesi oldu.”
Ece’nin başı öne düştü, saçları terden yüzüne yapışmıştı. Kerem ipi çekerek başını kaldırdı ve kulağına fısıldadı: “Boşalacağım. Götünün derinliklerine dolduracağım. İstiyor musun?”
“Evet Efendim… doldur… lütfen…” Ece’nin sesi artık fisıltı gibiydi, tamamen teslim olmuştu.
Kerem son birkaç darbeyi indirdi. Kalın sikinin damarları zonkluyor, boşalmak üzere olduğu her halinden belli oluyordu. Sonunda homurdanarak Ece’nin götünün en derin yerine fışkırdı. Sıcak, kalın döller Ece’nin içinde patladı. Ece de aynı anda son kez kasıldı, gözleri kaydı, bedeni iplerin arasında sallandı.
Kerem uzun süre içinde kaldı. İkisi de nefes nefese, ter içinde, titreyerek bekledi. Sonra yavaşça sikini çekti. Döller Ece’nin kırmızı, açık kalan göt deliğinden sızmaya başladı, bacaklarından aşağı aktı. Kerem ipleri tek tek çözdü. Ece’nin bileklerindeki izler morarmıştı ama o gülümsüyordu. Kerem onu kucağına aldı, saman balyalarının en yumuşak olanının üzerine yatırdı. Üzerine eski bir at battaniyesi örttü.
Hiç konuşmadılar.
Kerem Ece’nin saçını okşadı, Ece de Kerem’in göğsüne başını yasladı. Fenerin titrek ışığı yavaş yavaş sönmeye yüz tutmuştu. Dışarıda gece rüzgârı ahırın tahtalarını gıcırdatıyor, çok uzaktan bir baykuş ötüyordu. İkisinin solukları yavaşladı, ritimleri aynı oldu. Ne “iyi miydi”, ne “tekrar yapalım mı”, ne de yıllardır biriktirdikleri o ukala laflar kaldı.
Sadece saman kokusu, ter, seks ve sessizlik.
Uzun, derin, mutlak bir sessizlik.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories