Written by AIEvery story here is written by an AI. Tell it what you want and it writes it for you →
Ask the writer →

Feribotun Karanlığında Yasak Âşığımın İçine Alırken Kocam İzledi

Kocası ön koltuktan izlerken 32 yaşındaki Ece, eski sevgilisi Bruno’nun kalın sikini feribotun arka koltuğunda zev

8 min read October 13, 2026New

Feribotun motoru geceyi boğuk bir uğultuyla yırtıyordu. 32 yaşındaki Ece, yolcu salonunun loş camına yaslanmış, Karadeniz’in simsiyah sularına bakıyordu. Yanında 38 yaşındaki kocası Murat oturuyordu; elini karısının dizine koyuşu hem sahiplenici hem de gergindi. Yaz tatiline çıkmışlardı, arabayı alt güverteye indirmiş, kendileri de üst katın arka sıralarına çekilmişlerdi. Karanlık, pencerelere yapışmıştı. Ece’nin içindeki eski bir kıvılcım, limandan ayrıldıkları andan beri usul usul yanmaya başlamıştı.

Koridorda ağır adımlar duyuldu. 35 yaşındaki Bruno, geniş omuzları ve koyu gömleğinin altındaki kaslı gövdesiyle salona girdiğinde Ece’nin nefesi bir an kesildi. Yıllar önce ayrıldıkları adam… Güçlü, dominant, iş hayatında kimsenin önünde eğilmeyen bir işadamı. Gözleri Ece’ye takıldı. Tanıma bir saniyede oldu; dudaklarının kenarında tanıdık, tehlikeli bir gülümseme belirdi. Murat’ın parmakları Ece’nin dizinde sıkılaştı.

“Ece,” dedi Bruno, sesi alçak ve pürüzlü. “Bu saatte, bu karanlıkta… kaderin işi herhalde.”

Ece ayağa kalktı, etekinin kumaşı bacaklarına sürtündü. “Bruno. Yıllar oldu.” Gözleri kocasının kıskanç bakışlarını hissederek eski sevgilisinin yüzünde gezindi. Aralarındaki çekim hiç ölmemişti; tenleri henüz değmemişken bile hava ağırlaşmıştı. Murat ayağa dikildi, el sıkışmaları gergin ve kısa sürdü. Bruno’nun avucu büyüktü, Ece’nin bileğini hatırlıyor gibi sıkıyordu.

Konuşma çabuk flörte kaydı. Bruno, Ece’nin gittiği tatilleri, hâlâ aynı parfümü sürüp sürmediğini sordu. Ece güldü, omzunu hafifçe ona doğru çevirdi. “Hâlâ hatırlıyorsun yani.” Murat’ın çenesi geriliyordu ama karısının yanaklarındaki kızarıklığı, gözlerindeki parıltıyı görüyordu. Kıskançlık boğazına oturuyor, aynı anda garip bir ısı kasıklarına iniyordu. Ece bunu fark etti; kocasının bakışlarının altında Bruno’ya bir adım daha yaklaştı.

Güverteye çıktıklarında rüzgâr saçlarını savurdu. Karanlık neredeyse elle tutulur gibiydi; denizin sesi, uzak bir siren, feribotun metal iskeletinin inlemesi… Bruno Ece’nin beline dokundu, parmakları kumaşın altından tenini buldu. “Hâlâ titriyorsun bana,” diye fısıldadı. Ece kocasının üç adım geride olduğunu bilerek Bruno’nun boynuna sarıldı. Dudakları adamın kulağına değdi.

“İçim yanıyor,” fısıldadı. “Yıllardır… seni istiyorum. Onun yanında bile.”

Bruno’nun eli Ece’nin kalçasına kaydı, sıktı. Murat’ın utançla karışık heyecanı yüzünde okunuyordu; bakışlarını kaçırmıyor, karısının eski sevgilisine sarılışını, fısıltılarını izliyordu. Ece yavaşça kocasına döndü. Gözleri net, sesi kararlıydı.

“Bunu istiyorum, Murat. İzle beni. Lütfen… izle.”

Murat’ın boğazı kurudu. Başını ağır ağır salladı; rızası utançla, arzuyla, karısının net isteğiyle harmanlanmıştı. Üçü alt güverteye indiler. Arabaların sıralandığı tenha bölüm loş lambalarla aydınlanıyordu. Kendi araçlarının yanına geldiklerinde Bruno arka kapıyı açtı. Ece içeri kaydı, etek uçuştu. Murat ön koltuğa geçti, dikiz aynasından ve omzunun üzerinden bakacak şekilde yerleşti. Kalbi güm güm atıyordu.

Bruno arka koltuğa yığıldı, fermuarını indirdi. Kalın, damarlı siki serbest kaldığında Ece’nin ağzı sulandı. “Hâlâ bu kadar büyük,” diye mırıldandı ve eğildi. Dudakları başını sardığında Bruno’nun elini saçlarına gömdü. Ece yavaş yavaş aldı, diliyle altını yaladı, sonra boğazına doğru itti. Islak sesler arabanın içinde yankılandı. Murat ön koltuktan izliyordu; karısının yanaklarının şişmesini, tükürüğün süzülmesini, o kalın eti yutkunurken çıkardığı boğuk inlemeleri. Kendi siki pantolonunun içinde sertleşmiş, utanç yanaklarını yakıyordu.

Ece sikten ayrıldı, tükürüğünü sildi, sonra eteklerini beline sıvadı. Külotu kenara çekti, ıslak amını Bruno’nun kalın sikinin ucuna sürttü. “İçime alıyorum,” dedi hem kocasına hem sevgilisine. Ve yavaşça oturdu. Gerilme, dolma hissi inlemeyi diline getirdi. “Ahh… sik kadar dolu.” Ata biner gibi salınmaya başladı; kalçaları hızla inip kalkıyor, amı ıslak şapırtılarla sarıyordu. Bruno’nun elleri memelerini sıktı, topuklu tırnaklar gömleğini yırttı neredeyse. Ece hızlı hızlı sikişirken başını geriye attı, gözleri yarı kapalı, kocasına baktı.

“Görüyor musun? Onun siki içimde… ne kadar kalın, nasıl dolduruyor.”

Bruno birden Ece’yi kaldırdı, arka koltuğa yüzüstü eğdi. Domalttı. Etek belinde, amı açık, kaygan. Arkadan sertçe girdiğinde Ece’nin çığlığı boğuk çıktı. Her darbesi arabanın yaylarını inletti. Bruno eğildi, kulağına tükürür gibi konuştu:

“Kocanın gözü önünde benim orospum ol. Onun karısıyken benim amcığım ol. Söyle ona.”

Ece inleyerek, zevkten titreyerek karşılık verdi: “Evet… onu boynuzluyorum. Senin orospunum. Daha sert sik, Bruno, kocamın önünde daha sert… ahh, içimi parçala!”

Murat’ın nefesi kesik kesikti. Ön koltuktan her detayı görüyordu: karısının amının o kalın siki yutuşunu, kalçalarının her vuruşta sarsılışını, memelerinin salınışını, yüzündeki tamamen teslim olmuş zevk ifadesini. Bruno’nun yumruk gibi elleri Ece’nin belini kavramış, onu kendine çeke çeke sikiyordu. “Söyle daha,” diye bastırdı Bruno. “Kime aitsin şu an?”

“Sana… senin sikine. Kocamı boynuzlayan orospu… daha derin, lütfen, boşal içime—”

Ece’nin orgazmı ani geldi; amı kasılarak sıktı, bacakları titredi, boğuk bir “geliiiiyorum” ile sıvısı sikin etrafından aktı. Bruno birkaç sert hamle daha yaptı, sonra derinlere gömüldü. Sıcak, koyu dölü Ece’nin içine fışkırırken dişlerini kadının omzuna bastırdı. “Al hepsini… kocanın izlediği amına dolduruyorum.” Ece her damlayı hissederken inledi, kasıklarını geriye itti, sonuna kadar aldı.

Bruno yavaşça çekildi. Kalın siki ıslak, parlaktı; Ece’nin amından süzülen beyaz damlalar uyluklarına aktı. Bir an arabanın içinde sadece nefes sesleri ve feribotun uzak uğultusu kaldı. Ece titreyen bacaklarıyla doğruldu, eteklerini indirdi ama ıslaklığını saklamadı. Ön koltuğa, Murat’ın yanına süzüldü. Kocasının yüzünü avuçlarına aldı, dudaklarına yavaş, derin bir öpücük kondurdu. Tuzlu, karışık bir tat… kendi zevkinin ve Bruno’nun dölünün izi.

“Gördün mü aşkım,” diye fısıldadı, alnı Murat’ın alnına yaslı, nefesleri birbirine karışırken. “Seni ne kadar…”

Cümlesi yarım kaldı. Gözleri hâlâ ateşliydi. Arka koltukta Bruno sessizce fermuarını çekiyor, bakışları Ece’nin belinden ayrılmıyordu. Feribot karanlıkta ilerlemeye devam ediyordu; yol bitmemişti, gece uzundu ve Ece’nin parmakları kocasının pantolonunun üzerinden sertliğine bastığında, hem Murat hem de aralarındaki gerilim yeni bir tur için geriliyordu.

Ece’nin parmakları kocasının pantolonunun üzerinden o sertliği ezerken Murat’ın nefesi boğazında düğümlendi. Arka koltukta Bruno hâlâ yarı açık fermuarıyla oturuyordu; kalın siki ıslak ve yarı sert, damarları belirgin. Ece öne eğilip Murat’ın kulağına yapıştı, dili kıvrılarak kenarını yaladı.

“Çıkar onu,” diye fısıldadı, sesi hâlâ orgazmın titremesiyle boğuk. “İzlerken dokunmana izin veriyorum. Ama sadece izle… ve tut. Sakın karışma.”

Murat titreyen elleriyle kemerini çözdü, fermuarı indirdi. Kendi siki fırladığında utanç yanaklarını ateş gibi yaktı; karısının eski sevgilisinin dölü hâlâ bacaklarının arasından süzülürken kendi eti dimdikti. Ece gülümsedi, parmaklarını kocasının sikinin etrafına sardı, yavaşça sıvazladı. Başparmağı başını ovuştururken öbür eliyle eteklerini yine beline sıvadı, külotu tamamen çıkardı, ıslak amını sergiledi. Bruno’ya döndü.

“Tekrar istiyorum. Daha derin. Bu sefer kocamın sikini de elime alarak.”

Bruno homurdandı, geniş elleriyle Ece’nin kalçalarını kavradı ve onu arka koltuğa, kendi üzerine çekti. Ece dizleri iki yana açılmış şekilde Bruno’nun kucağına oturdu; o kalın, hâlâ kaygan sik ucunu amının dudaklarına sürttü, sonra ağır ağır indi. “Ahhh… yine doldu,” diye inledi, başını geriye attı. İçindeki sıcaklık, önceki dölün kayganlığıyla birleşince her santim daha kolay kayıyordu. Kalçalarını salınmaya başladı; yavaş, derin, her inişte amı şapırdayarak yutuyordu. Aynı anda eğildi, Murat’ın sikini avucuna aldı, tükürüğüyle ıslatıp sıvazladı. Kocasının siki kendi avucunda zıplarken arkasındaki kalın et içini parçalıyordu.

Murat ön koltuktan her şeyi görüyordu: karısının memelerinin Bruno’nun göğsüne sürtünüşünü, kalçalarının o ritmik kalkışını, amının kenarlarının gerilip siki sardığını, ve kendi sikinin Ece’nin narin parmakları arasında parladığını. Kıskançlık boğazını yakıyordu ama kasıklarındaki ateş daha büyüktü. Ece’nin gözleri yarı kapalı, dudakları aralıktı.

“Hissediyor musun aşkım?” diye sordu Ece, sesi her vuruşta kırılıyordu. “Onun siki kocanın elindeki o küçük şeyden ne kadar kalın… amımı nasıl geriyor. Boşalırken dölü hâlâ içimde, şimdi yenisini ekliyor.”

Bruno ellerini Ece’nin beline geçirdi, onu yukarı kaldırıp sertçe indirdi. Her darbeyle arabanın süspansiyonu inliyor, feribotun boğuk uğultusuyla karışıyordu. “Söyle ona,” diye hırladı Bruno, dişleri Ece’nin boynuna sürtünerek. “Kocanın önünde kime ait olduğunu. Amın kime ait?”

“Sana… senin kalın sikine,” diye inledi Ece, hızlanırken. “Murat’ın karısıyken senin orospunum. Onu boynuzluyorum, bak… elinde sikini tutuyorum ama içimde sen varsın. Daha sert, Bruno, kocamın gözlerinin içine bakarak sik beni!”

Bruno birden Ece’yi kaldırdı, arka koltuğa yüzüstü yatırdı. Dizlerini arabanın tabanına koydurdu, kalçalarını yükseltti. Etek belinde buruşuk, amı kıpkırmızı ve açık, önceki döl damlacıkları uyluk içlerinden süzülüyordu. Arkadan bir hamlede girdiğinde Ece’nin çığlığı camı titretti. Sert, hızlı, acımasız vuruşlar… her seferinde taşa değer gibi derinlere. Elleri Ece’nin saçlarını yakaladı, başını hafifçe geriye çekti ki Murat her ifadesini görsün.

“Bak kocana,” diye emretti Bruno. “Ona söyle kaç kere boşalacağını. Ona söyle amının ne kadar aç olduğunu.”

Ece’nin gözleri yaşla parlıyordu, zevkten, utançtan, tam teslimiyetten. Murat’ın sikini hâlâ sıkı sıkı tutuyor, her darbede ritme uyarak sıvazlıyordu. “Geliyorum… yine geliyorum,” diye boğuk boğuk bağırdı. “Amım senin, Bruno. Kocamı izletirken içimi parçala. Dölünü akıt, doldur beni… ahhh, evet, orası, daha deriiiin!”

Orgazmı dalga dalga geldi; amı kasılarak Bruno’nun sikini sıktı, bacakları titredi, sıvı şapırtıyla aktı. Murat’ın siki Ece’nin elinde seğirdi, neredeyse boşalacaktı ama Ece parmaklarını sıktı, durdurdu. “Hayır… henüz değil. İzle, sadece izle.” Bruno durmadı; Ece’nin hâlâ kasılan amına vurmaya devam etti, her darbe daha ıslak, daha sesli. Elleriyle kalçalarını iki yana açtı, parmaklarını amının kenarına bastırarak o kalın eti daha görünür kıldı. Murat’ın bakışları oraya kilitlenmişti; karısının pembe etinin o damarlı sik tarafından yutulup geriye itilişini, döl köpüğünün her çıkışta artmasını.

“Bir daha,” diye hırladı Bruno. “Bu sefer kocanın yüzüne bakarak boşal. Söyle ona ‘beni sik’ de.”

Ece’nin sesi kırık kırık çıktı, her kelime bir inlemeyle karışık: “Sik beni… kocamın önünde sik. Onun karısıyım ama senin amcığımım. Boşal içime, Bruno, yine doldur… murat izliyor, bak nasıl alıyorum seni!”

Bruno hızlandı, metalik sesler arabanın içinde yankılandı. Sonra derinlere gömüldü, kalın siki seğirerek ikinci kez fışkırdı. Sıcak döl Ece’nin rahmine doğru püskürürken kadın yine orgazma sürüklendi; amı emerek sağdı, her damlayı aldı, kalçalarını geriye itti. “Hepsini… alıyorum, ahh, doluyorum yine,” diye inledi. Bruno birkaç yavaş, derin itiş daha yaptı, sonra yavaşça çekildi. Siki parlaktı, kalın ve ıslak; Ece’nin amından koyu beyaz bir sel aktı, koltuğa damladı, uyluklarını boyadı.

Bir an sadece nefesler kaldı. Feribotun motoru uzaktan uğulduyor, karanlık camlara yapışmıştı. Ece titreyen kollarıyla doğruldu, arka koltuktan sürünerek ön tarafa, Murat’ın yanına geçti. Kocasının hâlâ sert sikine baktı, parmaklarını hafifçe gezdirdi ama bu sefer boşaltmadı. Dudaklarını Murat’ın dudaklarına bastırdı; öpücük yavaş, derin, tuzlu ve karışıktı. Bruno’nun tadı hâlâ dilindeydi.

“Gördün,” diye fısıldadı, alnı Murat’ın alnına yaslı. “Nasıl aldım onu. İki kere. İçim hâlâ sızlıyor, dölü akıyor.”

Murat’ın sesi kısık çıktı: “Ece… ben…”

Ece parmağını kocasının dudaklarına koydu. “Sus. Sadece tut beni.” Sonra yavaşça Bruno’ya döndü. Adam fermuarını çekmiş, gömleğini düzeltmiş, o tanıdık tehlikeli gülümsemesiyle bakıyordu. Ece eteklerini indirdi ama külotunu giymedi; ıslaklığını kumaşın altında saklamadan oturdu. Bruno arka kapıyı açtı, dışarı çıktı, sonra eğilip Ece’nin kulağına son bir şey fısıldadı — Murat’ın duyamayacağı kadar alçak.

Ece’nin dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. Başını salladı. Bruno salona doğru yürüyüp kayboldu; ayak sesleri koridorda boğuldu. Feribot karanlıkta ilerlemeye devam ediyordu. Ece kocasının omzuna yaslandı, parmaklarını onun hâlâ sert sikinin üzerine bıraktı, nazikçe okşadı ama bitirmedi. Murat’ın kalbi hâlâ deli gibi atıyordu; utanç, arzu, şaşkınlık iç içeydi.

Ece gözlerini kapadı, nefesini düzenledi. İçindeki sızı, doluluk, o iki turda biriken sıcak döl… hepsi yerindeydi. Murat’ın bilmediği şeyi dilinin ucunda tuttu, gülümsemesini sakladı. Bu feribot tesadüf değildi. Haftalar önce Bruno’ya güzergâhı, saati, arka sıra boşluklarını kendisi yazmıştı. “Kader” diye başlayan o konuşma, Ece’nin planladığı bir oyundu. Ve şimdi amının içinde taşıdığı şeyle, gece daha yeni başlıyordu — Murat hâlâ inanıyordu ki her şey rastlantıydı.

Rate this story

★★★★★
Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged blowjob cowgirl doggy-style creampie dirty-talk

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.