Deniz Fenerinde Anonim Sevgilinin Dokunuşu
28 yaşındaki yalnız balıkçı Kemal, deniz fenerinde 32 yaşındaki gizemli sevgilisi Terrence’le sertçe sikişiyor.
Kemal yirmi sekiz yaşındaydı ve fenerin kule basamaklarını her gece aynı yorgunlukla çıkardı. Balıkçılık sezonu bitmiş, tekneler kıyıya çekilmişti; ona kalan iş, o ıssız kayalığın üzerindeki eski deniz fenerinde nöbet tutmaktı. Rüzgâr camları döverken o, merceğin arkasında oturur, ufka bakardı. Otuz iki yaşındaki Terrence’i ilk kez üç yıl önce görmüştü—sahilde, fırtınalı bir akşam, yağmurluğunun yakasını kaldırmış, fenerin ışığına doğru bakan uzun boylu bir siluet. Sonra yine. Ve yine. Bazen teknesiyle açılır, bazen kayaların dibinde sigara içerdi. Kemal dürbünle izlerdi; Terrence de her seferinde başını kaldırıp kuleye bakardı. İkisi de bilirdi: izleniyorlardı.
O gece rüzgâr daha sert esti. Kemal termosundan çay içerken kapının altından süzülen rüzgârın uğultusu arasında başka bir ses duydu—ayak sesleri. Kalbi boğazına sıçradı. Merdivenlerden inmeden önce elini pantolonunun önüne götürüp sertleşmeye başlayan sikini düzeltti. Kapıyı araladığında Terrence oradaydı. Islak saçları alnına yapışmış, ceketinin yakası kalkık, gözleri karanlıkta parlıyordu.
“Yıllardır bakıyorsun bana,” dedi Terrence, sesi boğuk. “Ben de sana.”
Kemal yutkundu. “Gördüm. Her seferinde. Teknenle, kayalarda… Ben de izledim seni.”
Terrence gülümsedi, ama gülüşünde bir aciliyet vardı. “Artık yeter. Ne istediğimizi biliyoruz.”
Kemal kapıyı sonuna kadar açtı. “İçeri gir.”
Terrence basamakları ikişer çıkarak kule odasına çıktı. Mercek yavaş yavaş dönüyor, ışık demeti denize düşüyordu. Oda sıcaktı; sobanın üstünde demlik kaynıyordu. Terrence ceketini çıkardı, altındaki siyah tişört vücuduna yapışmıştı—geniş omuzlar, dar bel, pantolonunun önünde belli belirsiz bir şişkinlik. Kemal kapıyı kilitledi, sırtını tahtaya dayadı.
“Açık söyle,” dedi Kemal, sesi titrek ama kararlı. “Ne istiyorsun bu gece?”
Terrence bir adım yaklaştı. “Seni. Çırılçıplak. Ağzını, götünü, sikini. Anonim bir gece. Yarın sabah kimse kimseyi tanımasın ama şu an… her şeyi yapalım.”
Kemal’in nefesi kesildi. “Ben de onu istiyorum. Yıllardır. Ellerini üzerimde hissetmek, seni içime almak ya da seni sikmek—fark etmez. Bu geceye ait olalım.”
Terrence boynuna sarıldı. Öpüşmeleri yumuşak başlamadı; dişler dudağa çarptı, diller birbirine dolandı, tükürük aktı. Kemal Terrence’in tişörtünü yukarı çekti, avuçları sıcak göğüs kaslarına yapıştı, parmakları sert meme uçlarını sıktı. Terrence inledi, pantolonunun düğmesini açtı, fermuarı indirdi. İçindeki siyah boxer’ın önü çoktan ıslanmıştı. Kemal elini soktu, kalın, sıcak, damarlı siki avucuna aldı; başparmağıyla ıslak başı ovdu. Terrence “Siktir,” diye homurdandı ve Kemal’in sweatshirt’ünü başından çıkardı.
İkisi de yarı çıplak, merceğin yavaş dönen ışığında birbirlerine bakıyordu. Kemal’in vücudu balıkçı işinden sertti—omuzlar geniş, karın çizgili, kollarında ip yanığı izleri. Terrence’in teni daha pürüzsüzdü ama kaslıydı; kasık kılları koyu, siki yukarı kıvrık, yumurtaları dolgun. Kemal diz çöktü. Terrence’in boxer’ını indirdi, siki yüzüne çarptı. Kokusunu içine çekti—deniz tuzu, ter, sabun. Dilini yaladı, baştan köke, sonra ağzını açıp içine aldı. Terrence’in eli saçlarına gömüldü.
“İşte böyle… boğazına kadar al,” dedi Terrence, kalçalarını hafifçe ileri iterek. “Yıllardır bu fenerde beni izlerken aklından geçen buydu, değil mi? Sikimi emmek.”
Kemal homurdandı, boğazını gevşetti, burnu Terrence’in kasığına değene kadar indirdi. Gözleri sulandı ama bırakmadı. Tükürük çenesinden aktı, yumurtaları avuçlayıp sıktı. Terrence’in bacakları titredi. “Dur… henüz boşalmak istemiyorum.”
Kemal ayağa kalktı. Pantolonunu ve donunu tek hareketle indirdi. Kendi siki sert, kızarmış, ucundan damlıyordu. Terrence hemen eğildi, yaladı, emdi, sonra ayağa kalkıp Kemal’i duvara yapıştırdı. Öpüşürken elleri her yeri gezdi—kalçaları sıktı, parmakları göt yarığına kaydı, kuru kuru bastırdı. Kemal inledi.
“Yatağa,” diye fısıldadı Terrence. “Ya da yere. Nereye olursa.”
Yerde eski bir kilim, üstünde battaniye vardı. İkisi de oraya yığıldı. Terrence Kemal’i sırtüstü yatırdı, bacaklarını ayırdı, iki parmağını ağzına götürüp ıslattı, sonra yavaşça Kemal’in göt deliğine bastırdı. Kemal “Ah, siktir…” diye bağırdı, kalçalarını kaldırdı. Terrence parmağını soktu, kıvrarak prostatına değdi. Kemal’in siki zıpladı, karın kasları kasıldı.
“Geçen yıllarda seni izlerken… aklımdan geçen buydu,” dedi Terrence, ikinci parmağını da eklerken. “Seni açmak. İçini hissetmek. Sonra da o kalın sikimi köküne kadar gömmek. İstiyor musun?”
“İstiyorum,” diye nefesi kesilerek söyledi Kemal. “Sik beni. Ya da ben seni sikeyim. Bu gece ikisini de yapacağız. Anonim… kimse bilmeyecek. Sadece biz.”
Terrence parmaklarını çıkardı, tükürüğünü avucuna tükürüp sikine sürdü, sonra daha fazla tükürükle Kemal’in deliğini ıslattı. Başını dayadı. Kemal’in bakışları kilitlendi. “İt,” dedi. Terrence yavaşça girdi—baş, sonra yarısı, sonra köküne kadar. Kemal’in tırnakları Terrence’in sırtına battı. İkisi de bir an hareketsiz kaldı; sadece nefes sesleri ve fenerin mekanik tıkırtısı vardı.
Terrence hareket etmeye başladı. Derin, sert darbeler. Her girişte yumurtaları Kemal’in kalçasına çarpıyordu. Kemal bacaklarını Terrence’in beline doladı, “Daha sert… amına koyayım, daha sert,” diye boğuk boğuk inledi. Terrence hızlandı, ter damlaları göğsünden Kemal’in göğsüne düştü. Öpüştüler—dağınık, ıslak, dişli. Terrence bir eliyle Kemal’in sikini kavradı, tempoyla sıktı, çekti.
“Bak bana,” dedi Terrence. “Yıllardır uzaktan baktığın adam şimdi içinde. Hisset.”
Kemal’in gözleri yarı açıktı. “Hissediyorum… o kadar doluyum ki. Boşalma… henüz. Daha yeni başladık.”
Terrence çıktı, Kemal’i ters çevirdi, dizlerinin üstüne çöktürdü. Arkadan tekrar girdi, bu sefer daha derin, kalçaları şapırdayarak. Bir eliyle Kemal’in saçını yakaladı, diğer eliyle belini kavradı. “Götün beni sıkıyor… siktir, ne kadar sıcaksın.” Kemal başını battaniyeye gömdü, inlemeleri boğuk çıktı. Her darbede siki havada sallanıyor, ucundan ip gibi sıvı süzülüyordu.
Terrence yavaşladı, neredeyse çıktı, sadece başı içeride kaldı, sonra bir anda köküne kadar gömdü. Kemal bağırdı. “Yine… öyle yap.” Terrence itaat etti—yavaş çıkış, sert giriş. Odanın havası ter ve seks kokuyordu. Fenerin ışığı duvarda kayarak geçerken gölgeleri büyüttü; iki erkek beden, birbirine kenetlenmiş, ıslak.
Kemal bir ara gerisingeri itti, Terrence’i sırtüstü yatırdı. “Sıra bende,” dedi, sesi kısıksa da. Terrence’in bacaklarını omuzlarına aldı, kendi sikini tükürükle ıslattı, deliğine dayadı. Terrence “Ver,” diye fısıldadı. Kemal girdi—kalınlığı Terrence’i esnetti, ikisi de inledi. Kemal eğildi, Terrence’in ağzını öptü, kalçalarını sallamaya başladı. Derin, ritmik, her seferinde prostatı ezecek açıyla.
Terrence’in siki ikisinin karnı arasında sıkışmıştı, sürtünüyordu. “Sik beni… yıllardır hayal ettiğim gibi. Bu fenerde, senden başka kimsenin olmadığı yerde.” Kemal hızlandı, teri aktı, saçları yüzüne yapıştı. Elleri Terrence’in kalçalarını kavradı, parmak izleri bıraktı. “Bu gece bitmeyecek,” diye homurdandı. “Seni her yerinden sikmek istiyorum. Ağzından, götünden… sonra sen yine beni. Sabaha kadar.”
Terrence elini uzatıp Kemal’in memesini sıktı, tırnaklarını geçirdi. “O zaman boşalma. Dayan. Ben de dayanıyorum. Daha fazla istiyorum—parmaklarını, dilini, her şeyini.”
Kemal çıktı, Terrence’in bacaklarını daha da açtı, dilini göt deliğine götürdü. Yaladı, soktu, emdi. Terrence’in belı kalktı, “Amına koyayım, dilin…” diye boğuldu. Kemal iki parmağını soktu, dilini de ekledi, diğer eliyle Terrence’in sikini hızlı hızlı çekti. Terrence’in sesi boğuk bir iniltiye dönüştü; boşalmaya yaklaştığını belli eden o kesik kesik nefesler.
Ama Kemal durdu. “Hayır. Henüz değil.” Ayağa kalktı, Terrence’i de çekti. İkisi de titriyordu—sikleri sert, kırmızı, damarlı, ucundan sızan berrak sıvıyla parlıyordu. Öpüştüler, elleri yine birbirinin götüne, sikine, yumurtalarına gitti. Kemal Terrence’in kulağına fısıldadı: “Bu anonim gecenin tadını çıkaracağız. Kimse bilmeyecek. Sabah olunca belki gideceksin… ama şimdi, bu kulede, benimsin. Ve ben seninim.”
Terrence karşılık verdi, sesi boğuk: “O zaman yere yat yine. Bu sefer yüz yüze. Seni ezerken gözlerine bakmak istiyorum. Ve sen de beni ezeceksin. Sırayla. Defalarca. Ta ki ikimiz de yürüyemeyene kadar.”
Kemal onu tekrar kilime çekti. Işık demeti bir kez daha duvardan süzüldü. Dışarıda dalgalar kayalara çarpıyordu. İçerideyse iki beden yeniden birbirine kenetlendi—eller, ağızlar, sert sikişin eşiğinde, gerilim dayanılmaz, henüz boşalmamış, henüz bitmemiş. Terrence Kemal’in bacaklarını omuzlarına aldı, sikinin başını yine o ıslak, açık deliğe dayadı ve bastırmadan önce durdu; ikisinin de bakışları kilitlendi, nefesleri birbirine karıştı.
Terrence bastırdı. Kalın sikinin başı Kemal’in ıslak deliğine gömüldü, sonra yavaş yavaş tüm uzunluğu içeri aktı. İkisi birden boğuk bir inilti kopardı. Kemal’in bacakları Terrence’in omuzlarında titredi, tırnakları kilimin yününe battı. “Siktir… doluyum yine,” diye homurdandı, kalçalarını yukarı kaldırarak daha derine indirmeye çalıştı. Terrence eğildi, alnını Kemal’in alnına dayadı, nefesleri birbirine karıştı. “Bak bana. Yıllardır uzaktan izlediğin adam şimdi köküne kadar içinde. Hisset her damarını.”
Kemal hissetti. Her salınımda prostatı eziliyordu, siki ikisinin karnı arasında sıkışıp sürtünüyor, ucundan yapışkan sıvı akıyordu. Terrence yavaş ve derin çekildi, sonra bir anda sertçe geri gömdü. Odada şapırtılar yükseldi. “Daha… amına koyayım daha sert,” diye bağırdı Kemal. Gözleri yarı açıktı, merceğin dönen ışığı Terrence’in terli göğsünü boyuyor, kaslarını belirginleştiriyordu. İçinden geçiyordu: Üç yıldır dürbünle baktığı bu adamın kokusu, teri, sikinin kalınlığı… hepsi gerçekti artık ve o bunu kaybetmek istemiyordu.
Bir süre yüz yüze sikiştiler. Terrence’in yumurtaları Kemal’in götüne çarpıyordu her seferinde. Sonra Terrence çıktı. “Diz çök,” dedi boğuk sesle. Kemal itaat etti, dizleri kilime sürtündü. Terrence’in siki yüzüne çarptı—ıslak, damarlı, kendi götünün kokusu hâlâ üzerinde. Kemal dilini uzattı, baştan köke yaladı, sonra ağzını sonuna kadar açıp boğazına kadar indirdi. Burnu kasığa değdi. Gözleri sulandı, tükürük çenesinden aktı, ama boğazını gevşetip tuttu. Terrence’in eli saçlarına gömüldü, kalçalarını ileri itti. “İşte böyle… yut. Yıllardır hayal ettiğin gibi boğazına kadar al o kalın siki. Bak, gözlerin yaşarıyor ama bırakmıyorsun. Aferin orospu.”
Kemal homurdandı, titreşim Terrence’in sikine vurdu. Avuçları Terrence’in kalçalarını sıktı, parmakları yarığa kaydı, kuru kuru bastırdı. Terrence “Dur… boğazda boşalmak istemiyorum,” diye tısladı ve çekti. Siki şapırdayarak çıktı, tükürük iplikleri kopmadan sarktı. Kemal’i kolundan tutup ayağa kaldırdı, duvara yapıştırdı. Sırtı soğuk tahtaya çarptı. Terrence iki parmağını ağzına soktu, bolca ıslattı, sonra Kemal’in göt deliğine dayadı. “Hazır mısın yine?” Kemal “Sok,” diye nefessiz cevap verdi. Parmaklar içeri girdi—iki tane, kıvrılarak prostatı buldu. Kemal’in siki zıpladı, karın duvarına çarptı. Terrence parmaklarını makas gibi açıp kapattı, üçüncüyü ekledi. “Ne kadar açıksın… bak sızıyor deliğin. Beni istiyor.”
Parmaklar çıktı. Terrence tükürüğünü sikine sürdü, başını dayadı ve bir hamlede köküne kadar gömdü. Kemal bağırdı, alnını duvara dayadı. Arkadan sert darbeler başladı. Her girişte kalçalar şapırdadı, yumurtalar tosladı. Terrence bir eliyle Kemal’in belini kavradı, diğer eliyle saçını çekti. “Sık beni… götünle boğ o siki. Yıllardır bu fenerde tek başına otururken aklından geçen buydu değil mi? Anonim bir adamın seni duvara dayayıp sikmesi.”
“Evet… siktir evet,” diye inledi Kemal. İçinden dalga dalga sıcaklık yayılıyordu. Her darbe onu biraz daha açıyor, biraz daha ele geçiriyordu. “Daha hızlı… amına koyayım, içimi parçala.” Terrence hızlandı. Ter damlaları Kemal’in sırtına düştü. Odanın havası ağırlaşmıştı—sex, tuz, demlikten yükselen çay kokusu. Fenerin mekanik tıkırtısı ritme karışıyordu.
Terrence birden çıktı, Kemal’i çevirdi. Odadaki eski ahşap masaya—haritaların, termosun durduğu yere—yüzüstü yatırdı. Kemal’in göğsü soğuk tahtaya yapıştı. Terrence bacaklarını omuzlarına attı, neredeyse ikiye katladı ve tekrar girdi. Bu açı daha derindi. Her savruluşta sikinin tamamı kayboluyor, başı en dipteki noktaya çarpıyordu. Kemal’in siki masa kenarına sürtünüyor, ucundan ip gibi sıvı süzülüyordu. “Ah fuck… doluyorum yine,” diye haykırdı. Terrence eğilip kulağına yapıştı: “Küfür et. Hayvan gibi inle. Beni teşvik et.”
“Sik beni… köküne kadar sok o kalın siki, götümü dağıt, boşalt içime amına koyayım,” diye boğuk boğuk bağırdı Kemal. Elleri masanın kenarını beyazlatana kadar sıktı. Terrence’in darbeleri vahşileşti—hızlı, kısa, derin. Her seferinde “Al… al hepsini” diye homurdanıyordu. Kemal karşılık veriyordu: “Daha sert, orospu çocuğu, yıllardır beklediğim bu… içimi doldur, taşır.” İkisinin de sesi hayvani inlemelere dönüşmüştü; nefesler kesik, tenler şapırdayan ıslaklıkla kaplı.
Terrence bir elini uzatıp Kemal’in sikini kavradı, tempoyla çekti. “Birlikte… şimdi.” Kemal’in belı kavisledi, kasıkları gerildi. “Boşalıyorum—siktir, geliyor!” İlk fışkınma masaya sıçradı, sıcak ve koyu. Aynı anda Terrence de gürledi, kalçalarını sonuna kadar bastırıp boşaldı; sıcak döl dalga dalga Kemal’in içine aktı, taştı, kalçalarından aşağı süzüldü. İkisi de titreyerek kilitlendi, nefesleri hırıldıyordu. Terrence birkaç saniye daha hafifçe vurdu, son damlaları da boşalttı, sonra yavaşça çıktı. Döl şapırdayarak aktı.
Bir süre sadece nefes sesleri kaldı. Terrence eğildi, Kemal’i çevirdi, dudaklarını son bir kez sertçe öptü—dişler, dil, tuzlu ter ve döl tadı. “Bir dahaki gece yine geleceğim,” dedi boğuk sesle. Ceketini yerden kaptı, giyinmeden, sadece pantolonunu çekerek merdivenlere yöneldi. Ayak sesleri tahta basamaklarda uzaklaştı, kapı gıcırdadı, rüzgârın uğultusu içeri doldu. Karanlıkta kayboldu.
Kemal masanın üzerinde, bacakları hâlâ açık, içinden sızan dölle ıslak yatıyordu. Dudaklarını yaladı—hâlâ Terrence’in tadı vardı. Gülümsedi. Bu yeni anonim tutku bitmemişti; ertesi gece, öbür gece, fenerin ışığı döndükçe o ayak sesleri yine gelecekti. Yalnızlığı artık bir beklentiye dönüşmüştü. Sabırsızlıkla, sikinin yeniden sertleşmesini izleyerek beklemeye koyuldu.
Ama merceğin bir sonraki turunda ışık demeti kayalıklara düştüğünde, Terrence’in bıraktığı ıslak ayak izlerinin aslında denize doğru değil, fenerin kendi gölgesine karıştığını gördü—demek ki bütün gece boyunca siktiği adam, üç yıldır aynadan kendine bakan yalnız balıkçının ta kendisiydi.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories