Şafak Öncesi Fırında Unutamadığım Adam
28 yaşındaki fırıncı Kerem ve 32 yaşındaki eski sevgilisi tamirci Murat, gece fırında karşılaşınca kontrolü kaybedip tezgâhta sertçe sikiş
Gece yarısını çoktan geçmişti. Fırının camları buğulanmış, sokak lambalarının soluk sarı ışığı un torbalarının üzerine düşüyordu. Yirmi sekiz yaşındaki fırıncı Kerem, tezgâhın arkasında hamur yoğuruyordu. Kolları un içinde, önlüğü beline sıkıca bağlanmış, alnından süzülen ter damlaları çenesine doğru kayıyordu. Gece vardiyası her zamanki gibi yalnızdı; sadece fırının ağır sıcaklığı ve kendi nefesinin ritmi vardı yanında. Ta ki kapıya üç kısa, tanıdık vuruş gelene kadar.
Kerem’in kalbi bir an durdu. O vuruşu yıllar sonra bile tanırdı. Kapıyı açtığında karşısında otuz iki yaşındaki Murat duruyordu. Kaslı tamirci hâlâ aynıydı: geniş omuzlar, yağ lekeli kot pantolon, dar tişörtün altından beliren sert göğüs hatları. Sakalları biraz daha uzamış, bakışları ise eskisi kadar keskindi. Ayrılık acısı hâlâ sıcaktı Kerem’in göğsünde; iki yıl önce “bu iş olmayacak” diye çıkıp giden adam şimdi eşiğindeydi.
“Sadece selam vermeye geldim,” dedi Murat, sesi boğuk. Kapı eşiğinden içeri adım attı, Kerem’in itiraz etmesine fırsat vermeden. “Gece geçiyordum… ışık yanıyordu. Düşündüm ki…”
Sözleri yarıda kaldı. İkisi de birbirine bakıyordu. Kerem’in mavi gözlerinde eski özlem, Murat’ın koyu bakışlarında ise bastırılmış bir açlık vardı. Hiçbir şey söylemeden itiraf ettiler: hâlâ istiyorlardı. Hava aniden ağırlaştı; un kokusu, fırın ısısı ve aralarındaki o eski elektrik birbirine karıştı. Kerem’in parmakları hamura gömülü kaldı, Murat ise bir adım daha yaklaştı.
Murat tezgâhın arkasına geçti. Kerem’in beline güçlü kollarını doladı, göğsünü sırtına yapıştırdı. Sıcak nefesi boynuna değdi. Dudakları Kerem’in kulak altına yapıştı, yavaşça öptü, dilini gezdirdi. Aynı anda sertleşen aletini Kerem’in kalçalarına bastırdı; pantolon kumaşının altındaki kalınlık net hissediliyordu. Kerem bir inilti kaçırdı. Gözleri kapandı. Elleri Murat’ın kollarına sarıldı, parmakları o sert kasları sıktı.
“Hâlâ böyle mi kokuyorsun?” diye fısıldadı Murat, boynunu emerken. “Un ve ter… aklımı başımdan alıyordun.”
Kerem döndü. Yüz yüze geldiler. Dudakları çarpıştı; yıllardır özledikleri o ateş anında alev aldı. Dil diline dolandı, dişler dudakları ısırdı. Kerem Murat’ın ensesinden tuttu, onu kendine çekti. Öpüşme derinleştikçe ikisi de kontrolü kaybetti. Kerem’in kalçaları Murat’ın sertliğine sürtündü, Murat ise belini sıkıca kavrayıp ileri itti.
“Beni yine sikmeni istiyorum,” diye fısıldadı Kerem, dudakları Murat’ın dudaklarına değerek. Sesinde yalvarış yoktu; açık, net bir arzu vardı. “Şimdi. Burada.”
Murat’ın gözleri karardı. Kerem’i fırın tezgâhına yasladı, unlu tahtaya sırtını dayadı. Elleri aceleci ama kararlıydı. Önce Kerem’in önlüğünün bağını çözdü, sonra tişörtünü yukarı sıyırdı. Kerem kollarını kaldırdı, kumaş başından geçerken göğsü açığa çıktı; pembe meme uçları soğuk havada dikleşmişti. Murat eğilip birini ağzına aldı, dilini gezdirdi, hafifçe ısırdı. Kerem başını geriye attı, boğazından boğuk bir inilti koptu.
Pantolon sıraya geldi. Murat kemeri açtı, fermuarı indirdi, kotu kalçalarından aşağı indirdi. Kerem’in boxer’ı da peşinden geldi; sertleşmiş siki serbest kaldı, ucundan sızan bir damla parlıyordu. Murat kendi tişörtünü çıkardı. Göğsü kıllı, karın kasları belirgin, kolları yağ ve kasla doluydu. Pantolonunu da indirdi; kalın, damarlı siki ağır ağır salındı. Kerem’in bakışları oraya kilitlendi. İkisinin de nefesi hızlanmıştı.
Kerem diz çöktü. Tezgâhın önünde, unlu zeminde dizleri. Murat’ın kalın sikini iki eliyle kavradı, sıcaklığını hissetti. Dilini ucuna sürdü, o tuzlu damlayı yaladı, sonra ağzını açıp yavaşça içine aldı. Dudakları gerildi, boğazı gevşedi. Derin boğazladı; sik boğazının gerisine kadar girdi, gözleri sulandı ama geri çekilmedi. Islak sesler fırının sessizliğini doldurdu. Murat saçlarını yakaladı, parmaklarını kıvırcık tellere doladı ve yavaşça ileri itmeye başladı. Yüzüne sikti; sert ama ritmik. Kerem’in tükürüğü çenesinden akıyor, boğazı her itişte daralıp genişliyordu.
“Ah siktir… ağzın hâlâ böyle yutuyor,” diye homurdandı Murat. “Bak ne kadar ıslattın beni.”
Kerem geri çekildi, nefessiz, dudakları şiş, çenesi ıslak. Ayağa kalktı. Murat onu çevirdi, tezgâhın üzerine yüzüstü yatırdı. Karın unlu tahtaya yapıştı, kalçalar havada kaldı. Murat eğildi, Kerem’in kalçalarını iki yana ayırdı. Deliğine baktı; pembe, dar, yıllardır dokunulmamış gibi. Bolca tükürdü. Tükürük deliğin kenarından süzüldü. Bir parmağını soktu, yavaşça çevirdi, ikinciyi ekledi. Kerem inledi, kalçalarını geriye doğru itti.
“Hâlâ çok dar,” dedi Murat, parmaklarını çıkarırken. “Ama benim.”
Kalın sikinin ucunu deliğe dayadı. Tükürükle kayganlaşmış delik direndi önce, sonra yavaş yavaş açıldı. Murat bir hamlede köküne kadar girdi. Kerem’in çığlığı boğuk çıktı; tezgâhı kavradı, tırnakları unlu tahtaya battı. Murat bir saniye bekledi, Kerem’in nefesinin düzenlenmesini izledi, sonra sert ve hızlı pompalamaya başladı. Kalçaları şap şap diye çarpıyordu. Her darbede sik köküne kadar giriyor, yumurtaları Kerem’in kalçalarına çarpıyordu.
“Bu delik hâlâ bana ait,” diye küfretti Murat, nefes nefese. “İki yıldır kimse böyle doldurmadı seni, değil mi? Söyle.”
“Kimse… ah… kimse,” diye inledi Kerem. “Senin… sadece senin.”
Murat temposunu artırdı. Bir eliyle Kerem’in belini tuttu, diğerini saçlarından yakalayıp başını geriye çekti. Derin, güçlü darbeler. Tezgâh gıcırdadı. Fırının ısısı terlerini birleştiriyordu; deri deriye yapışmış, un vücutlarına bulaşmıştı. Murat birden çıktı, Kerem’i çevirdi. Sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına kaldırdı. Misyoner pozisyonunda tekrar girdi; bu sefer daha derin, daha dolu. Kerem’in siki karınları arasında sıkışmış, her itişte sürtünüyordu.
Murat eğildi, dudaklarını Kerem’inkilere bastırdı. Öpüşürken sikiyor, dilini ağzına sokarken kalçalarını savuruyordu. Kerem’in bacakları omuzlarında titriyordu. İçinin her köşesi dolduruluyordu; o kalınlık midene kadar geliyor gibiydi. Murat’ın nefesleri boğazına değiyor, “Seni özledim, bu götü özledim” diye fısıldıyordu.
Son darbeler daha da sertleşti. Murat’ın kasları gerildi, belinde bir titreşim başladı. Derin bir iniltiyle boşaldı; sıcak döller Kerem’in karnının içine fışkırdı, dalga dalga. Kerem de kendi sikini sıktı, birkaç hızlı hareketle fışkırttı; beyaz sıvı göğsüne, karnına, hatta çenesine kadar sıçradı. İkisi de titreyerek kaldı, nefesleri birbirine karıştı.
Murat yavaşça çıktı. Döller Kerem’in deliğinden süzülüp tezgâha aktı. İkisi ter içinde sarildılar. Uzun uzun öpüştüler; yavaş, derin, sanki zaman durmuş gibi. Eller saçlarda, sırtlarda geziyordu. Fırının sıcaklığı hâlâ üzerlerindeydi, un kokusu terle karışmıştı.
Murat alnını Kerem’inkine dayadı. Gözleri hâlâ karanlıktı ama bir şeyler daha vardı orada; bitmemiş bir arzu, sabaha kadar sürecek bir açlık.
“Sabah vardiyasına kadar…” diye fısıldadı Murat, sesi boğuk, dudakları Kerem’in dudağına değerek. Parmakları Kerem’in kalçasını sıktı, tırnakları hafifçe battı. “Bu fırını kapatmıyoruz. Daha bitmedik. Seni her köşede, her un torbasının üzerinde, her sıcak tepsinin kenarında tekrar almak istiyorum. Ve bu sefer… sabaha kadar bırakmayacağım.”
Murat’ın fısıltısı hâlâ Kerem’in kulağında titrerken adam zaten tekrar sertleşmişti. Kalın sik, hâlâ ıslak ve dölle kaplı, Kerem’in uyluğuna vuruyordu. Kerem’in içi hâlâ sızlıyordu ama o sızı açlığa dönüşmüştü; bacaklarını Murat’ın beline doladı, topuklarıyla onu daha da yakına çekti.
“O zaman bırakma,” dedi Kerem, sesi boğuk. “Fırını kapat, kapıyı kilitle. Sabaha kadar bu tezgâhı, o un torbalarını, şu fırın kapısının önünü sikeceksin.”
Murat gülümsemedi. Gözleri karardı, doğruldu, pantolonunu tamamen çıkardı, çizmelerini bile ayağından sıyırdı. Çıplak, terli, kıllı göğsü un tozuna bulanmış halde fırının arka kapısını kilitledi, ışıkları kısık bıraktı. Döndüğünde Kerem hâlâ tezgâhın üzerinde sırtüstü yatıyordu; bacakları aralık, deliğinden süzülen beyaz döller tahtaya damlıyordu. Murat yaklaştı, iki eliyle Kerem’in kalçalarını kavradı, onu tezgâhtan kaydırıp ayaklarını yere bastırdı, sonra yüzüstü çevirdi. Bu sefer Kerem’i tezgâhın kenarına eğdi; göğsü unlu tahtaya yapıştı, kalçaları dışarı fırladı.
Murat tükürdü, bolca. Tükürük deliğe aktı, parmaklarıyla yaydı, üçüncü parmağını bile soktu. Kerem inledi, sırtını kamburlaştırdı.
“Daha fazla açıl,” diye homurdandı Murat. “Bu götü sabaha kadar dolduracağım, her damlasını içine boşaltacağım.”
Sikini dayadı. Bu sefer yavaş girmedi. Bir hamlede köküne kadar gömdü. Kerem’in çığlığı fırının duvarlarında yankılandı; tırnakları tahtayı kazıdı, un havaya kalktı. Murat belini tuttu, ritmi sert tuttu. Her darbe tezgâhı gıcırdattı, her çekilişte döller dışarı sızdı, sonra tekrar içeri itildi. Şap şap sesleri, ıslak sürtünme, Kerem’in boğuk küfürleri…
“Sik beni… daha sert… ah siktir Murat…” Kerem’in sesi kırılıyordu. İçeride o kalın damarlı et her siniri yakıyordu. İki yılın özlemi, acısı, nefreti hep aynı delikte eriyordu.
Murat bir elini Kerem’in saçından yakaladı, başını geriye çekti, diğer eliyle boğazını sıkmadan kavradı. Derin, güçlü, acımasız vuruşlar. “Bu delik benim amcığım,” diye tısladı kulağına. “İki yıldır kimseye vermedin, değil mi? Söyle, yalvar.”
“Kimseye… vermedim… senin… sadece senin sikine ait… lütfen… boşalt içime yine…”
Murat temposunu değiştirdi; yavaş, derin, köküne kadar dayayıp bekledi, sonra ani ve sert. Kerem titredi, kendi siki tezgâha sürtünerek sızdırıyordu. Murat çıktı aniden. Kerem’i çevirdi, kucağına aldı gibi kaldırdı; güçlü kolları kalçalarının altındaydı. Kerem’in bacakları Murat’ın beline kilitlendi, havada asılı kaldı. Murat ayaktayken tekrar girdi, yerçekimine karşı pompaladı. Her itişte Kerem’in siki karınlarına çarpıyor, döller aşağı damlıyordu.
“Fırın ustası,” diye nefes nefese küfretti Murat, “gece gece götünü un içinde siktiriyorsun. Bak ne kadar ıslaksın. Siki yutuyor deliğin.”
Kerem’in kolları Murat’ın boynuna dolandı, tırnakları sırtını çizdi. “Daha… daha derine… karnımı şişir…” İçinin her köşesi dolduruluyordu; o kalınlık midene baskı yapıyor gibiydi. Terleri karışmış, un vücutlarına yapışmış, ten ten olmuştu.
Murat onu indirdi, un torbalarının arasına sürükledi. Yere serili çuvalların üzerine yüzüstü yatırdı. Torbalar ezildi, un tozu her yere savruldu. Kerem’in dizleri ve dirsekleri unun içindeydi. Murat arkadan bindi, kalçalarını iki yana ayırdı, tekrar kökledi. Bu sefer bir eliyle Kerem’in sikini kavradı, aynı ritimde sıktı, çekti. Kerem bağırdı; hem arkadan hem önden dövülüyordu.
“Boşal,” emretti Murat. “Unun üstüne boşal, sikini sıkıyorum bak.”
Kerem dayanamadı. Kasları kilitlendi, sıcak fışkırık un torbalarına, kendi göğsüne, Murat’ın parmaklarına aktı. Deliği aynı anda kasılıp Murat’ın sikini sıktı. Murat inledi ama çıkmadı; o kasılmaların içinde pompalamaya devam etti, Kerem’in hassas yerini acımasızca ezdi.
“Ah siktir… içim yanıyor… çıkarma… daha…”
Murat çıktı. Kerem’i sırtüstü çevirdi, unun içinde, bacaklarını omuzlarına aldı, dizlerini göğsüne bastırdı. Misyoner pozisyonunda tekrar girdi; bu sefer yüz yüze, nefes nefese, göz göze. Her darbe derin, her bakış kirliydi. Murat eğildi, Kerem’in alt dudağını ısırdı, dilini ağzına soktu, aynı anda belini savurdu.
“Sabaha kadar bu götü bırakmayacağım,” diye fısıldadı dudakları bitişik. “Her köşede. Şimdi fırın kapısının önüne götürüyorum seni.”
Kerem’i kaldırdı, hâlâ içindeki sikle birkaç adım yürüttü; her adımda et daha derine batıyordu. Fırının büyük demir kapısının önüne geldi. Sıcak metalin yanına Kerem’i eğdi, ellerini kapıya bastırttı. Kerem’in avuçları sıcak demire yapıştı. Murat arkadan tuttu, bacaklarını daha fazla aralattı, tekrar girdi. Fırının ısısı yüzlerine vuruyordu; ter sel gibi akıyordu.
“Bak,” diye homurdandı Murat, “ekmek pişirdiğin yerde götün pişiyor. Sikimle yoğuruyorum seni.”
Darbeler hızlandı. Şap şap, ıslak, sert. Kerem’in siki yeniden kalkmıştı; sallanıyor, ucundan sızdırıyordu. Murat bir eliyle onu sıktı, diğer eliyle kalçasına şaplak indirdi. Kırmızı iz belirdi, un tozu dağıldı.
“Daha sert vur… götümü döv…” Kerem yalvarıyordu artık. İçerideki yanma, doluluk, o tanıdık acı-haz karışımı beynini bulandırıyordu.
Murat çıktı, Kerem’i yere, un serpilmiş zemine yatırdı. Üzerine çöktü, bacaklarını omuzlarına aldı, dizlerini kulağına kadar itti. Bu açıyla sik köküne kadar, yumurtalar çarparak girdi. Kerem’in nefesi kesildi; midene kadar geliyormuş gibi hissetti. Murat bu pozisyonda acımasızca sikiyordu; her darbe etin ıslak sesiyle yankılanıyor, döller köpük köpük dışarı taşıyordu.
“İçini dölle dolduracağım,” diye tısladı. “Sabah vardiyasına kadar bu delikten akacak. Müşteriler ekmek alırken sen hâlâ benim dölümü tutacaksın.”
Kerem’in elleri Murat’ın kıllı göğsünü kavradı, meme uçlarını sıktı. “Boşal… içime boşal… hepsini ver…”
Murat’ın kasları gerildi. Birkaç son, vahşi darbe. Derin bir homurtuyla boşaldı; sıcak, yoğun, dalga dalga. Kerem’in karnının içinde zonkladı, her fışkırıkta sik seğirdi. Murat çıkarırken bile son damlaları deliğin kenarına sürdü, parmağıyla içeri itti.
Ama bitmedi. Murat nefeslenirken bile sikı hâlâ yarı sertti. Kerem’i çevirdi, diz çöktürdü, unlu zeminde. “Ağzını aç. Temizle.”
Kerem itaat etti. Dölle, tükürükle, unla kaplı o kalın eti ağzına aldı, yaladı, emdi, boğazının gerisine kadar indirdi. Murat saçlarını tuttu, yavaşça yüzüne sikti. “Güzel. Dölümü yut. Sonra yine sikileceksin.”
Kerem boğazı doluyken inledi, gözleri sulandı ama çekilmedi. Murat çıkardı, yanaklarına, diline sürdüğü dölleri parmaklarıyla sildi, Kerem’in ağzına soktu.
Sonra Kerem’i tekrar tezgâha yatırdı, bu sefer sırtüstü, bacakları geniş açık. Murat tükürdü, sikini tekrar dayadı. Dölle kayganlaşmış delik artık kolay açılıyordu ama hâlâ sarıyordu. Girdi. Yavaş yavaş, her santimi hissettirerek. Sonra ritmi bozdu; sert, düzensiz, derin.
“Bu gece bitmiyor,” dedi Murat, teri Kerem’in göğsüne damlarken. “Un torbalarının üzerinde, tezgâhta, fırın kapısında, yerde… her yerde. Sikim yorulana kadar, sen yürüyemez hale gelene kadar.”
Kerem’in siki yine sertti. Murat onu sıktı, başparmağıyla deliğini ovdu. “Boşal yine. Sikin fışkırsın, yüzüme sıçrasın.”
Kerem belini savurdu, birkaç saniye içinde boşaldı; beyaz fışkırıklar Murat’ın göğsüne, çenesine, hatta dudağına sıçradı. Murat dilini uzattı, bir damlayı yaladı, sonra Kerem’i öptü; tuzlu, kirli, paylaşılmış.
Murat hâlâ içindeydi. Pompalamaya devam etti. Kerem aşırı hassastı; her darbe onu seğirtiyor, iniltiye boğuyordu. “Çıkarma… ah… çok fazla… ama çıkarma…”
Murat temposunu artırdı. Tezgâh gıcırdadı, un tozu kalktı, ten şapırdadı. Kerem’in bacakları titriyordu, parmakları tahtayı tırnaklıyordu. Murat eğildi, kulağına küfür yağdırdı:
“Dar götün sikimi sağıyor. Bak nasıl yutuyor. İki yıldır boş kaldığın için mi bu kadar açsın? Söyle, kimse bu kadar derin sikmedi seni.”
“Kimse… kimse senin gibi… köküne kadar… karnımı şişirene kadar… ah siktir…”
Murat’ın nefesleri hızlandı. İkinci boşalma yakındı. Kerem’i daha fazla büktü, bacaklarını neredeyse başına yapıştırdı, son darbeleri indirdi. Her vuruşta yumurtalar çarptı, her çekilişte döl köpürdü. Murat bir iniltiyle tekrar boşaldı; daha az ama daha sıcak, daha derine. Kerem’in içi taştı, fazla döller tezgâha aktı, unla karıştı, çamur gibi oldu.
Murat çıkardı. Deliği açık, kızarmış, sızıyordu. Parmaklarını soktu, dölleri karıştırdı, dışarı çekti, Kerem’in diline sürdü. Kerem yaladı, yuttu.
Ama Murat bitmemişti. Kerem’i un torbalarının arasına sürükledi, çuvalların üzerine oturttu, kendi sikinin üzerine indirdi. Kerem inleyerek oturdu; kalın et yavaş yavaş içinde kayboldu. Murat alttan itti, Kerem üstten zıpladı. Un tozu her yere saçıldı, kalçalar şap şap vurdu. Kerem’in siki ikisinin karnı arasında sıkışmış, her hareketle sürtünüyordu.
“Sik kendini,” emretti Murat. “Benim sikimin üzerinde zıpla. Götünü doldur, boşalana kadar inip kalk.”
Kerem itaat etti. Elleri Murat’ın kıllı göğsüne bastı, kalçalarını kaldırıp indirdi. Her inişte köküne kadar oturdu, her kalkışta sadece başı içeride kaldı. Islak sesler, iniltiler, küfürler. Murat’ın elleri Kerem’in belinde, tırnakları tenini çiziyordu.
“Daha hızlı. O dar deliği sikime yedir.”
Kerem hızlandı. Ter damlıyordu, un saçlarına yapışmıştı, meme uçları dikleşmişti. Murat birini ağzına aldı, ısırdı, emerken alttan savurdu. Kerem çığlık attı; hem emiliyordu hem sikiliyordu. Kendi siki patlamaya yakındı. Murat onu sıktı, birkaç hızlı hareketle boşalttı. Beyaz sıvı ikisinin de göğsüne, karnına aktı, unla karıştı.
Murat alttan birkaç sert hamle daha yaptı, üçüncü kez gerildi, homurdandı, içine boşaldı. Daha az miktarda ama hâlâ sıcak. Kerem’in deliği taşmıştı; döller aşağı, Murat’ın yumurtalarına, un torbalarına süzülüyordu.
Kerem yığıldı, göğüs göğüse. Ama Murat izin vermedi. Onu kaldırdı, fırının yanındaki metal rafın kenarına eğdi. Soğuk metal göğsüne değdi. Murat arkadan girdi yine; dölle, tükürükle, unla kaygan, ama hâlâ dar. Sert, hızlı, kısa darbeler. Kerem’in siki sallanıyor, yorgun ama yine seğiriyordu.
“Son,” diye tısladı Murat. “Bu rafın üzerinde de sikileceksin. Sonra yerde, dizlerinin üstünde, yüzüne boşalacağım.”
Darbeler hızlandı. Metal raf sarsıldı. Kerem’in iniltileri boğuk, kırık. Murat belini tuttu, saçından çekti, sonuna kadar pompaladı. Kasları kilitlendi, dördüncü boşalma… zayıf ama hâlâ fışkırıyordu. İçeri bıraktı, sonra çıktı.
Kerem’i yere, dizlerinin üstüne indirdi. Sikini yüzüne sürttü; ıslak, dölle kaplı, damarlı. “Ağzını aç. Dilini çıkar.”
Kerem açtı. Murat birkaç kez boğazına kadar itti, sonra çıktı, sikini sıktı. Son damlalar Kerem’in diline, dudağına, yanağına, çenesine fışkırdı. Biraz da alnına, saçına. Unla, terle, dölle kaplı yüz.
Murat başparmağıyla dölleri Kerem’in diline sürdü, yutturdu. Sonra sikinin başını dudağına bastırdı.
Kerem hâlâ dizlerinin üstündeydi, deliği açık sızıyor, döller uyluklarından aşağı akıyor, unlu zemine damlıyordu. Murat eğildi, kulağına son sözü fısıldadı, sesi boğuk ve kirli:
“Sabah ekmekleri yoğururken götünde benim dölümle gezeceksin, her adımda sızacak, tezgâha damlayacak… ve ben gelip yine dolduracağım, çünkü bu dar, ıslak, aç amcık götün sabaha kadar sikilmeden duramaz.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories