Yatın Güvertesinde Arkadaşımın Karısını Alırken Kocam İzledi
Kocam izlerken 32 yaşındaki arkadaşımın karısını güvertede sertçe siken adamın kucağında zevkten inledim.
O gece Ege’nin üstünde rüzgâr hafif esiyordu, yatın güvertesi ıslak tahta kokusu ve tuzla karışıktı. Otuz iki yaşındayım, evliyim; kocam Ahmet otuz beşinde, yanımızda en yakın arkadaşımız otuz dört yaşındaki Mert ve karısı Elif var. Dörtümüz de yıllardır aynı masalarda oturuyoruz ama bu tekne tatili başka bir şeydi. Güverteye alçak bir masa kurulmuştu, rakı kadehleri, beyaz peynir, dilimlenmiş kavun. Elif biraz içeri inmişti, battaniyesini almak için; biz üçümüz kaldık. Mert’in bakışları uzun zamandır üstümde geziniyordu—omuzum, dizlerimin arası, bluzumun yakasından süzülen gölge. O gece o bakışlar artık saklanmıyordu.
Ahmet’in bunu fark ettiğini gördüm. Kadehini yavaşça evirip çevirirken göz ucuyla bize bakıyordu. İçimde utançla karışık bir sızı dolaştı; aynı anda bacaklarımın arasında sıcak bir baskı birikti. “Ne bakıyorsun öyle?” diye fısıldadım kendi kendime ama sesim dışarı çıkmadı. Mert gülümsedi, o kalın sesiyle “Bu ışıklarda daha da güzelsin,” dedi. Basit bir iltiftı ama parmakları masanın kenarından benim bacağıma kaydı, eteğimin paçasının hemen üstüne kondu. Ahmet bir kelime etmedi. Sadece oturdu, bakışlarını indirmeden, çenesini avucuna dayayarak izledi. O sessizlik beni hem mahcup etti hem de garip bir şekilde kışkırttı. Kalbim boğazıma vuruyordu.
Mert’in eli yavaşça içe doğru ilerledi. “Sert kasların var,” dedim nefes nefese, karşılık verirken; dizimi bilerek açtım. O da cesaretlendi, parmak uçlarıyla iç bacağımı sıvazladı, tırnaklarını hafifçe sürttü. Ahmet’in gözleri o temasta kilitlendi. Hâlâ konuşmuyordu. Mert aniden kolumu tutup beni kendine çekti; kucağına oturdum, kısa eteğim yukarı kaydı, kalçamın çıplak teni onun kot pantolonundaki sertliğe bastı. Öptü beni. Dilini ağzıma soktu, ıslak ve aç. Ben de karşılık verdim, dudaklarımı emdim, belini kavradım. Öpüşürken başımı çevirip Ahmet’e baktım. Gözlerinin içine bakarak sordum, sesim titrek ama netti: “İstiyor musun bunu? Söyle.”
Ahmet yutkundu. Bir an durdu, sonra başını yavaşça salladı—evet. O onay her şeyi serbest bıraktı. Arzu kontrolden çıktı. Mert’in elleri memelerime gitti, bluzumu yukarı sıyırdı, sutyenimi kenara çekip uçlarımı parmaklarının arasında ezdi. “Sikimi ne kadar istediğini biliyorum,” diye homurdandı kulağıma. Ben inledim, kalçamı onun şişmiş sikine sürttüm. Ahmet tam karşımızda, sandalyesinde dimdik, kadehini unutmuş; yüzünde bozulmuş bir ifade, küçük düşmüş ama bakışlarını ayırmıyor.
Mert beni güverte tahtasına indirdi, dizlerimin üstüne çökertti, arkadan domalttı. Eteğimi belime sıyırdı, külotumu yana çekti. Islaklığımı parmaklarıyla yokladı, iki parmağını birden soktu, “Bak nasıl akıyorsun,” dedi. Sonra fermuarını indirdi, kalın sikini çıkardı; başını yarığa dayayıp bir hamlede sertçe içime girdi. Ben bağırdım—kısa, boğuk bir inilti. Her damar, her damla hissediliyordu. “Ah… sik beni,” diye dilendim. Mert belimi kavradı, kalçalarımı sarsarak vurmaya başladı. Derin, ritmik, ıslak şapırtılar geceye karışıyordu. Ahmet’e baktım, göz göze geldik. “Bak kocacığım,” dedim, nefesim kesik kesik, “arkadaşın karını nasıl sikiyor. Görüyor musun? Götümü tutuyor, içimi dolduruyor… Senin yapamadığın gibi.” Ahmet’in yüzü kızardı, çenesi gerildi; o utanç beni daha da ıslattı. Mert hızlandı, taşakları kalçalarıma çarptı, her darbede “Sık beni,” diye emretti. Ben de sıktım, duvarlarımla kavradım onu.
Sonra çekti çıktı, önüme geçti. “Ağzını aç,” dedi. Dizlerimin üstünde, sikini dudaklarıma sürdüm, yaladım, dilimi deliğine bastırdım. O saçımı yakalayıp boğazıma kadar soktu; gözlerim yaşardı, salyam aktı, boğazım daraldı. “Yut,” diye fısıldadı. Derinlere kadar girdi, burnum kasık kıllarına değdi, sonra geri çekti, tekrar bastırdı. Ahmet’in bakışları altında o aşağılayıcı, ahlaksız poz—kocamın en yakın arkadaşının sikini boğazımda ağır ağır sömürmek—beni deliye çevirdi. Ellerimle taşaklarını okşadım, tükürüklerimi yalayıp tekrar aldım. Mert inledi, “Aferin orospu,” dedi; o kelime omurgama indi.
Bir süre sonra tekrar kucağına aldı beni. Sırtüstü yaslandı, ben üstüne oturdum; bacaklarımı omzuna attı, ayak bileklerimi omuzlarına sabitledi. Bu açıda sikinin tamamı içime gömüldü, rahmimin ağzına dayandı. Mert kalçalarını yukarı savurarak derin ve hızlı vurdu. Her saplanışta nefesim kesildi, memelerim zıpladı, tırnaklarımı göğsüne geçirdim. “Daha sert… ah siktir, daha,” diye bağırdım. Ahmet’in yüz ifadesi—o küçülmüş, yenilmiş, izlemeye mahkûm bakış—beni çıldırttı. “Utanıyorsun değil mi?” diye kocama seslendim, sesim titreyerek ama alaycı. “Karın başka bir adamın kucağında, bacakları omzunda, amı yırtılırken sen sadece oturup bakıyorsun. Küçük düştün, kocacığım. Ve ben… ben bayılıyorum buna.” Mert güldü boğuk boğuk, parmaklarını klitorisime bastırdı, daireler çizdi; o anda titremeye başladım.
Orgazm birden geldi, şiddetli, kasılarak. İçim seğirdi, duvarlarım Mert’in sikini sağıp sıktı, bacaklarım omuzlarında kilitlendi, boğazımdan uzun bir inilti koptu. “Boşalıyorum—ahhh Mert!” diye haykırdım. O da aynı anda hızlandı, birkaç sert darbeden sonra içime boşaldı; sıcak dölü derinlere fışkırdı, her nabızda daha fazla doldurdu beni. Birlikte sarsıldık, terli tenler birbirine yapıştı. Mert yavaşça durdu, sikini hâlâ içimde tutarak alnımı öptü. “İyi oldun,” diye fısıldadı.
Nefesim düzene girerken yavaşça kalktım. Dölü bacaklarımdan süzülüyordu; eteğimi indirmedim bile. Ahmet’in yanına yürüdüm, dizlerimin bağı çözük, yanaklarım ateş. Eğildim, dudaklarından öptüm—yavaş, ıslak, kendi tadım ve Mert’in tuzlu kokusu karışık. “Teşekkür ederim izlediğin için,” dedim, alnımı onunkine dayayarak. Ahmet bir şey demedi; boğazı düğümlenmiş gibiydi, gözleri nemli ve utanç doluydu. Mert arkada gülüyordu, kadehleri doldurmuştu yeniden. Yanına oturdum, hâlâ açık bacaklarla, rakımı yudumladım. Mert’le göz göze geldik, ikimiz de sırıttık; o pis, paylaşılan sır gibi bir kahkaha koptu aramızda. Ahmet karşımızda oturuyordu, omuzları çökmüş, bakışları güvertenin tahtasına çakılı. Utancı hâlâ yüzünde taze taze duruyordu—ve ben biliyordum ki gece bitmemişti. Elif’in ayak sesleri içeriden geliyordu, merdivene doğru; Mert’in eli yine dizime konmuştu, başparmağı yavaşça daireler çiziyordu. Ahmet’in çenesindeki kas gerildi. Daha yeni başlamıştık.
Elif’in ayak sesleri merdivenden yaklaşırken Mert’in başparmağı dizimin iç tarafında daireler çizmeye devam ediyordu. Hâlâ açık bacaklarla oturuyordum, onun dölü uyluklarımdan süzülüp tahtaya damlıyordu; eteğimi bile çekmemiştim. Ahmet karşımızda, omuzları çökmüş, bakışları yere çakılı. Elif güverteye çıktığında önce masadaki kadehlere, sonra bize baktı. Gözleri bir an Mert’in elinde, sonra bacaklarımdaki ıslak izde takıldı. Şaşkınlık değil, sanki beklenen bir şeymiş gibi yavaş bir gülümseme yayıldı yüzüne.
“Başlamışsınız demek,” dedi alçak sesle. Battaniyesini kenara bıraktı, bluzunun düğmelerini tek tek açarak yanımıza geldi. Otuz bir yaşındaydı Elif, olgun hatları, dolgun kalçalarıyla. Ahmet’e bakmadan Mert’in diğer yanına oturdu. “İzle o zaman Ahmet,” diye ekledi, sesinde alay yoktu ama keskindi. “Karın hâlâ hazır.”
Mert gülümseyerek beni tekrar çekti. Bu sefer Elif de katıldı. Elleri bluzumu tamamen sıyırdı, memelerimi avuçladı, uçlarımı parmaklarının arasında ezerken kocasına “Bak nasıl şişmiş,” diye fısıldadı. Ben inledim, başımı geriye attım. Mert pantolonunu indirdi, sikini yeniden sertleşmiş halde çıkardı; hâlâ ıslak, kendi dölüyle parlıyordu. Beni kucağına oturttu, sırtımı Elif’e dayadım. Elif arkadan sarıldı, bir eliyle klitorisimi ovuştururken diğer eliyle Mert’in sikini yarığıma doğrulttu. “Al onu,” dedi kulağıma. Ben indim, yavaş yavaş bütününü içime aldım. Derin, dolgun, hâlâ hassas duvarlarımı gererek. Ahmet’in nefesi kesik kesik duyuluyordu.
“Daha sert,” diye yalvardım. Mert kalçalarını kaldırıp vurmaya başladı. Her darbede Elif’in parmakları klitorisime baskı yapıyor, memelerimi sıkıyordu. “Kocan bakıyor,” diye fısıldadı Elif. “Utanıyor, küçülüyor. Sen ise başka bir adamın sikinde eriyorsun.” Ahmet’e baktım; yüzü bembeyazdı, elleri yumruk olmuş, kucağında belirgin bir şişlik vardı ama dokunmuyordu. “Görüyor musun Ahmet?” dedim, sesim titrek, iniltilerle bölünerek. “Arkadaşının karısı da bana yardım ediyor. Parmaklarını amıma sokuyor, memelerimi yoğuruyor… Senin karın iki kişiye birden hizmet ediyor.”
Mert hızlandı. Taşakları ıslak şapırtılarla çarpıyordu. Elif birden öne eğildi, dilini klitorisime bastırdı; Mert’in sikinin girip çıktığı yeri yalıyordu. O sıcak, ıslak dil ve kalın sik aynı anda… bacaklarım titredi. “Siktir, boşalacağım yine—” diye bağırdım. Mert belimi kavradı, daha derine sapladı, Elif emmeye devam etti. Orgazm dalga dalga geldi; içim kasılarak Mert’i sıktı, bacaklarım kilitlendi, boğazımdan uzun bir çığlık koptu. “Ahhh… doluyorum, doluyorum!” Mert de inledi, birkaç sert darbeden sonra tekrar içime boşaldı; sıcak fışkırışlar rahmime vurdu, fazlası dışarı taştı. Elif dilini uzatıp o karışımı yaladı, “Tuzlu,” diye mırıldandı.
Nefes nefese kaldım. Mert sikini çıkardı, döl süzülmeye devam etti. Elif ayağa kalktı, pantolonunu indirdi, külotsuzdu. “Şimdi sıra sende,” dedi bana. Beni güverte tahtasına, sırtüstü yatırdılar. Mert başımı tuttu, sikini ağzıma soktu; hâlâ yarı sert, kendi dölümün tadı dilimde. Elif bacaklarımı açtı, amını yüzüme oturttu. Islak, sıcacık yarığı dudaklarıma bastı. “Ye beni,” diye emretti. Dilimi uzattım, klitorisini emdim, yaladım, içine soktum. Elif inledi, kalçalarını sürttü. Aynı anda Mert boğazıma kadar giriyordu; salyam aktı, gözlerim yaşardı. Ahmet’e yan gözle baktım—hâlâ orada, sandalyesinde donmuş, izliyor. “Bak kocacığım,” diye mırıldandım Mert’in siki ağzımdan çıkınca, sesim boğuk. “Karın hem yalıyor hem yalatıyor. Elif’in amı dilimde, Mert’in siki boğazımda… Sen sadece seyrediyorsun. Küçük düştün yine.”
Elif coştu, daha sert bastırdı yüzüme. Ben de karşılık verdim, dilimi hızlı hareket ettirdim, parmaklarımı sokup onu sıktım. Mert saçımı yakaladı, ritmik sokmalarla boğazımı kullandı. “Yut orospu,” diye homurdandı. Yuttum, tükürüklerim aktı. Elif birden titredi, “Boşalıyorum—” diye bağırdı; suları dilime aktı, ben yalayarak aldım hepsini. O sırada Mert de boğazımda boşaldı; sıcak dölü yutkunarak aldım, fazlası dudaklarımdan aktı. Elif kaydı, yanımıza çöktü. Mert geri çekildi.
Bir an sessizlik oldu. Üçümüz nefes nefese, terli, döllü. Ahmet hâlâ kıpırdamıyordu. Kalktım, titreyen bacaklarla ona doğru yürüdüm. Eğildim, dudaklarını öptüm—ağzımda Elif’in ve Mert’in tadı karışık. “Beğendin mi?” diye sordum fısıltıyla. O bir şey demedi, sadece başını çevirdi. Mert kadehleri doldurdu, Elif güldü boğuk boğuk. Yanlarına oturdum tekrar, hâlâ açık, ıslak. Mert’in eli yine uyluğuma kondu, Elif mememe uzandı.
Ama bir şey kaymıştı içimde. Zevk hâlâ vücudumda titreşiyordu, amım sızlıyordu, döl bacaklarımda kurumaya yüz tutmuştu. Ahmet’in yüzündeki o yenilmiş, boş bakış… bir an için gurur yerine ince bir sızı dolaştı. “Yeter,” dedim alçak sesle, kendi kendime daha çok. Mert “Daha yeni ısındık,” diye karşılık verdi ama ben başımı salladım. Kalktım, eteğimi indirdim, bluzumu kapadım. Elif omuz silkti, Mert kaşlarını çattı. Ahmet’e baktım; gözleri nemliydi, dudakları aralanmış. İçimde o ateş sönüyordu yavaş yavaş, yerine soğuk bir boşluk oturuyordu. “Eve dönelim,” dedim kısık sesle. Kimse itiraz etmedi. Yatın motoru uğuldarken güvertede oturdum, rüzgâr terimi kurutuyordu. Mert’le Elif içeride fısıldaşıyordu. Ahmet yanımda, omuz omuza ama millerce uzakta. Parmaklarımı birbirine kenetledim, hâlâ titriyorlardı. Zevk bitmişti; geriye sadece o utancın tadı kalmıştı—hem onunki hem, fark ettim ki, yavaş yavaş büyüyen kendiminki. Bir daha olur mu, bilmiyordum. İstemiyor muydum, yoksa çok mu istemiştim? Rüzgâr yüzümü yaladı, Ege’nin karanlığı yutuverdi her şeyi.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories