Fırtınada Çıplak Yüzdüğünü Görünce Dayanamadı
28 yaşındaki mimar Kerem, fırtınada çıplak yüzen komşusu 32 yaşındaki Yvonne’u gizlice izlerken dayanamayıp onu becermeye gidiyor.
Fırtına boğazı dövüyor, dalgalar kara kaya gibi çarpıyordu yazlık evin önündeki koyda. Yirmi sekiz yaşındaki mimar Kerem, pencereden dışarı bakarken camı buğu kaplamıştı; eli kahve fincanında donup kalmış, gözleri ise denizin ortasında, köpüklerin arasında yüzen o çıplak bedene kilitlenmişti. Otuz iki yaşındaki komşusu Yvonne. Aynı siteyi paylaşıyorlardı üç yazdır, merhaba demekten öte bir şey konuşmamışlardı ama Kerem her sabah onun balkondaki kahvesini, her akşam da o uzun bacaklarını fark ediyordu. Şimdi ise fırtınanın ortasında, hiçbir şey giymeden, saçları ıslak ipler gibi omuzlarına yapışmış, suların içinde savruluyordu.
Yvonne’un memeleri dalgalarla yükseliyor, sertleşmiş uçları rüzgârda morarmış gibi parlıyordu. Kalçaları her kulaçta açılıyor, beyaz teninin altında kaslar geriliyordu. Kerem’in nefesi kesildi. Eli istemeden şortunun beline kaydı, zaten yarım yamalak kalkmış sikini sıvazladı. “Siktir… ne kadar da kaltakça yüzüyor,” diye homurdandı kendi kendine. Parmakları sertleşen etini kavradı, yavaşça yukarı aşağı çekmeye başladı. Voyeuristik ateş, uzun zamandır bastırdığı o karşılıklı bakışmaların üstüne benzin dökmüş gibiydi. Yvonne bir an dönüp tam onun penceresine baktı; gülümsedi. Belki rüzgâra, belki de bilerek. Kerem’in eli daha hızlı hareket etti. “Görüyor musun beni orospu… izliyorum seni.”
Yvonne farkında olmadan birkaç kez daha o camlara doğru baktı, dudakları aralandı, sonra bilerek temposunu yavaşlattı. Sırtüstü döndü, göğüslerini suyun üstüne çıkardı, bacaklarını araladı; kıllı amcığının yarığı dalgalarda bir an göründü, kayboldu. Kerem dayanamadı. Şortunu bile düzgün çekmeden kapıya koştu, yağmura çıktı. Ayakları ıslak tahta merdivenlerde kaydı, kumlara indi. Yvonne onu görünce utançla saklanmadı. Suyun içinde doğruldu, ıslak saçlarını geriye attı, davetkâr bakışlar fırlattı. “Nihayet indin,” diye seslendi, sesi fırtınaya karışmış ama netti. “Üç yazdır pencereden bakıyorsun Kerem. Ben de her seferinde gülümseyip bekliyordum.”
Kerem boğazını temizledi, sikinin şortunda kabardığını saklamadan yaklaştı. “Seni izlerken… sikim taş gibi oluyor. Uzun zamandır istiyorum seni. Seni, o ıslak bedenini, o amını.” Yvonne gülümsedi, sudan çıktı. Su damlaları meme uçlarından süzülüyor, göbeğinden kıllı amına doğru kayıyordu. “Ben de. Her sabah senin o mimar ellerini hayal ediyordum içimde. Gel.” Islak bedeniyle yaklaştı, göğüsleri Kerem’in göğsüne bastı. İkisi de nefes nefese kaldı; gerilim patladı.
Kerem onu kumların üstüne yatırdı, deli gibi öpmeye başladı. Dili Yvonne’un boğazına, tuzlu dudaklarına, sert meme uçlarına gitti. Parmakları ıslak amına kaydı, iki parmağını birden soktu. Yvonne inledi, bacaklarını açtı. “Ah siktir… daha derine.” Kerem parmaklarını kıvırarak amını yokladı, kaygan etini şapırdatarak parmakladı. Yvonne doğruldu, Kerem’in şortunu indirdi. Kalın, damarlı siki fırladı. “Ağzıma ver,” diye fısıldadı ve başını eğdi. Dudakları başını emdi, sonra derin boğazına kadar aldı. Kerem inledi, saçını yakaladı. Yvonne’un boğazı daralıyor, salyası akıyordu; her yutkunuşunda gırtlağı sikini sıkıyordu. “Yut orospum… taa boğazına kadar.”
Sonra Kerem onu çevirdi, domalttı. Yvonne ellerini kuma dayadı, kalçalarını kaldırdı. Kerem kalın sikini ıslak amına dayadı, bir hamlede girdi. “Siktir ne kadar dar…” diye homurdandı ve sertçe pompalamaya başladı. Bir eliyle Yvonne’un ıslak saçını çekti, diğer eliyle kalçasına tokat attı; et şapırdadı. “Seni izlerken ne kadar azdığımı biliyor muydun orospum? Pencereden o amını görüp sikimi avuçluyordum her gece.” Yvonne geriye doğru itti, zevkten titredi. “Daha sert izle beni, sik beni! O kalın sikinle parçala amımı… izlerken boşaldığını hayal ediyordum, şimdi gerçekten sok içime!”
Kerem saçını daha sert çekti, kalçalarına peş peşe tokatlar indirdi, her vuruşta amı daha da ıslak şapırdıyordu. Yvonne’un memeleri sallanıyor, meme uçları kuma sürtünüyordu. “Sik beni Kerem… o mimar ellerinle ez beni.” Kerem temposunu artırdı, taşa gibi sikini amının dibine kadar gömüp çekti. Sonra Yvonne onu ters çevirdi, üstüne oturdu. Bacaklarını açıp sikin üstüne çöktü, deli gibi ileri geri sikmeye başladı. Kalçaları şapırdıyor, amı Kerem’in köküne sürtünüyordu. “Bak nasıl yiyorum seni… izle beni şimdi de.” Kerem memelerini avuçladı, uçlarını sıktı. Yvonne inleyerek hızlandı, klitorisini de sürtüyordu.
İkisi de aynı anda boşaldı. Kerem belini kaldırdı, sıcak döllerini Yvonne’un içine fışkırtırken “Al… al bütün dölümü amına,” diye homurdandı. Yvonne da orgazmla titredi, amı kasılarak sikini sağdı, “İçime boşal… dolsun amım,” diye inledi. Sıcak cum taştı, uyluklarından aşağı aktı. Hâlâ titriyorlardı, fırtına üstlerinde uluyordu. Kerem’in siki hâlâ yarı sert, Yvonne’un içinde zonkluyordu. Yvonne öne eğildi, dudaklarını Kerem’in kulağına götürdü. “Bu sadece başlangıç… evine gidelim. Seni bir daha, bir daha siktirmek istiyorum. Ve bu sefer pencereden değil, her yerde izleyeceğim seni.”
Kerem’in eli hâlâ onun ıslak kalçasındaydı, parmakları amındaki kendi dölünü yokluyordu. Gözleri kararmıştı yeniden. Fırtına dinmiyor, gerilim de dinmiyordu.
Kerem parmaklarını Yvonne’un amından çektiğinde dölleriyle ıslanmış iki parmağını yaladı, tuzlu ve kendi tadını karışık emdi. “Kalk,” diye hırladı. “Evime. Şimdi.” Yvonne gülümseyerek ayağa kalktı; fırtına saçlarını savuruyor, göğüsleri hâlâ sallanıyordu. Kerem şortunu yarı beline çekti, siki hâlâ kalın ve parlak, ucundan süzülen cum damlası kuma düştü. El ele değil, Kerem onun belini kavrayıp sürükler gibi merdivenlere doğru yürüdü. Yağmur kemiklerine işliyordu ama ikisi de umursamadı.
Kapıyı çarpıp kapattılar. Kerem Yvonne’u holün duvarına yapıştırdı, dilini boğazına soktu, bir eliyle memesini ezdi. “Üç yaz… her sabah o balkonda kahveni yudumlarken amını hayal ettim,” diye fısıldadı dişlerinin arasından. “Şimdi amını her yere süreceğim.” Yvonne bacağını onun beline doladı, ıslak amını şortundaki şişliğe sürttü. “Söyle… pencereden izlerken nasıl boşalıyordun. Anlat kaltakça.”
Kerem onu salona sürükledi. Geniş camlar fırtınayı çerçeveliyordu; dalgalar hâlâ köpük atıyordu. Kerem Yvonne’u camın önüne itti, yüzünü cama bastırdı. “Buradan izliyordum seni. Şortumu indirip sikimi avuçluyordum. Sen bacaklarını açtığında parmaklarımı amına sokuyormuşsun gibi yalıyordum.” Yvonne’un nefes buharı cama yapıştı. Kerem arkadan yaklaştı, kalın sikini kalçalarının arasına sürttü, yavaşça amının yarığına dayadı ama girmedi. Sadece başıyla okşadı, kaygan etin üzerinde gezdirdi. “Yalvar.”
“Sok… lütfen sok o kalın siki içime yine,” diye inledi Yvonne. “İzlediğin o amı parçala Kerem.” Kerem bir hamlede dibine kadar gömdü. Yvonne’un alnı cama çarptı, iniltisi boğuk çıktı. Kerem saçını yakalayıp geriye çekti, sert ve derin pompalamaya başladı. Her vuruşta taşakları ıslak amına şapırdayarak çarpıyor, dölleri ve Yvonne’un suları uyluklarından aşağı akıyordu. “Bak dışarı… hâlâ o koy var. Seni orada yüzerken sikimi sıvazladığım yer. Şimdi ise amın benim, orospum.”
Yvonne geriye doğru kalça savurdu, her girişte “ah… ah siktir daha sert” diye bağırdı. Kerem bir elini öne uzatıp klitorisini buldu, iki parmağıyla hızlı hızlı ovdu. Yvonne’un bacakları titredi, cam buğulandı. “Boşalacağım… izle beni boşalırken, tıpkı senin izlediğin gibi.” Kerem temposunu artırdı, klitorisini sıkıştırarak sıktı. Yvonne bir çığlıkla kasıldı; amı Kerem’in sikini sağar gibi sıkı sıkı kavradı, sıcak sular fışkırdı, Kerem’in taşaklarına ve yere aktı. “İşte böyle… pencereden hayal ettiğim o ıslak orospu gibi boşal.”
Kerem siki hâlâ içindeyken onu çevirdi, dizlerinin üstüne çöktürdü. “Ağzına. Döllerimi ve senin am suyunu yala.” Yvonne itaatle ağzını açtı, kalın, damarlı, parlak siki dilinin üstüne aldı. Tuzlu cum ve kendi tadı boğazına aktı. Kerem belini ileri itti, gırtlağına kadar soktu. Yvonne gözleri yaşararak yuttu, salyası çenesinden göğüslerine damladı. “Derin… daha derin yut. Üç yazdır bu boğazı hayal ettim.” Yvonne’un elleri Kerem’in kalçalarına yapıştı, kendisi daha fazla aldı; burnu kasık kıllarına değdi. Kerem inleyerek saçını tuttu, yavaş yavaş boğazını sikiyle sikti.
Sonra onu halının üstüne yatırdı. Bacaklarını omuzlarına açtı, amının kıllı yarığına tükürüp yaydı. “Mimar ellerimle ez demiştin.” İki parmağını birden soktu, kıvırarak o noktayı buldu, diğer elinin başparmağıyla klitorisini ezdi. Yvonne belini kaldırdı, “Parmakla… parmakla del… sonra sikiyle doldur.” Kerem üç parmağa çıkardı, şapırtılar salonu doldurdu. Yvonne’un memeleri sallanıyor, uçları hâlâ sert ve morumsu. Kerem eğilip birini emdi, dişleriyle hafifçe ısırdı. “Seni izlerken bu meme uçlarını emmek istiyordum. Fırtınada sudan çıkınca su damlaları buradan süzülüyordu… amına kadar.”
Yvonne orgazmın eşiğinde kıvranırken Kerem parmaklarını çekti, yerine sikini dayadı ve yavaş yavaş, santim santim girdi. “Hisset… her damarını.” Dibine dayandığında durdu, sadece zonklayarak bekledi. Yvonne tırnaklarını onun sırtına geçirdi. “Hareket et… hareket et yoksa çıldıracağım.” Kerem uzun, ağır vuruşlarla başladı; her çıkışta başı amın girişinde oyalanıyor, her girişte köküne kadar gömülüyordu. “Bak bana. Gözlerime bak. Seni izlerkenki o pis bakışlarımla sikiliyorsun şimdi.”
Yvonne’un gözleri buluştu onunkiyle. “Daha… daha kaltakça konuş. Söyle ne yapıyordun.” Kerem hızlandı. “Sikini avuçluyordum. Sen sırtüstü dönüp bacaklarını araladığında… amının o pembe yarığı bir saniye göründü ya… işte o saniyede boşalacaktım neredeyse. ‘Yvonne’un amını sikeceğim’ diye homurdanıyordum. Şimdi sikiyorum. Daracık, ıslak, döl yiyen amını sikiyorum.” Yvonne çığlıkla boşaldı yine; bacakları Kerem’in belinde kilitlendi, amı ritmik kasılmalarla sikini sağdı. Kerem dayanamadı, belini savurarak sıcak döllerini derinlere fışkırttı. “Al… amının dibine kadar al. Dolduruyorum seni.”
Nefes nefese yere yığıldılar. Kerem’in siki yavaş yavaş yumuşarken hâlâ içinde seğiriyordu. Yvonne yan dönüp bacağını onun kalçasına attı, parmaklarıyla kendi amından taşan cum’u toplayıp Kerem’in dudağına sürdü. Kerem yaladı. “Tadına bak… ikimizin karışımı.”
Bir süre yağmurun camlara vuruşunu dinlediler. Sonra Yvonne doğruldu, Kerem’in hâlâ yapış yapış sikini eline aldı, yavaşça sıvazladı. “Bitmedi. Dedim ya… bir daha, bir daha.” Ayağa kalktı, salondaki büyük koltuğa geçti, bacaklarını geniş açtı. Amı kıpkırmızı, şiş, içinden beyaz döl süzülüyordu. “Otur karşıma. İzle. Bu sefer ben izleteceğim sana.” Parmaklarını amına götürdü, iki parmağını sokup kendi dölünü ve Kerem’inkini şapırdatarak parmakladı. Klitorisini daireler çizerek ovdu, memesini diğer eliyle sıktı. “Böyle mi izliyordun beni? Ellerini şortunun içinde böyle mi gezdiriyordun?”
Kerem koltuğun karşısına diz çöktü, sikini yeniden sertleşirken avuçladı. “Evet… tam böyle. Amını aç, göster bana o döllü deliği.” Yvonne bacaklarını daha fazla araladı, parmaklarıyla dudaklarını ayırdı. Pembe, ıslak, kullanılan et göründü. “Gel yala. İzlediğin yeri şimdi dilinle sik.” Kerem öne atıldı, dilini yarığa bastırdı, yukarı aşağı uzun uzun yaladı. Tuz, cum, Yvonne’un tadı dilini kapladı. Klitorisini emdi, iki parmağını sokup kıvırdı. Yvonne başını geriye attı, “İşte… pencereden bakarken hayal ettiğin dil bu mu? Daha derine, amımın içini yala.”
Kerem amını yutasıya yaladı, çenesi ıslandı, burnu kıllara gömüldü. Yvonne’un üçüncü orgazmı patladığında uylukları Kerem’in kafasını sıkıca kavradı, suları yüzüne fışırdadı. Kerem kalkıp sikini tekrar amına dayadı, bu kez ayakta, Yvonne’un bacaklarını beline dolayarak kaldırdı. Ayakta sikiştiler; her vuruşta Yvonne’un sırtı koltuğun arkalığına çarpıyor, memeleri Kerem’in göğsüne sürtünüyordu. “Sikiyorum… izlediğim o komşu kaltak amını sikiyorum. Üç yazın hesabını çıkarıyorum.”
Yvonne tırnaklarını sırtına geçirdi, “Boşal içime yine… doldur, taşsın, akıt bacaklarımdan.” Kerem birkaç sert hamleden sonra boğuk bir homurtuyla boşaldı; sıcak fışkırışlar Yvonne’un içinde nabız gibi attı. Yavaşça indirdiler birbirlerini. Yvonne titreyen bacaklarıyla ayakta duramayacağını belli ederek yere çöktü, Kerem’in sikini ağzına aldı, son damlaları emdi, temizledi. “Her yerinde tadım olsun diye.”
Fırtına dışarıda hâlâ uluyordu ama içeride sadece ıslak tenlerin sesi, ağır nefesler kalmıştı. Kerem onu kucağına aldı, camın önüne götürdü yine. İkisi de çıplak, terli, cum’lu; koyu ve dalgaları seyrettiler. Kerem parmaklarını Yvonne’un bacaklarının arasından geçirip amına soktu, yavaşça kendi dölünü yokladı. “Yarın sabah yine balkonda kahveni iç. Ben pencereden bakacağım. Ama bu sefer bilerek bacaklarını aç. Amını göster bana. Sonra aşağı inip sikeyim seni yine.”
Yvonne başını onun omzuna yasladı, gülümsedi. “Her sabah. Her akşam. İstediğin her yerde izle… ve gel al.”
Kerem’in parmakları hâlâ içindeyken fısıldadı, sesi neredeyse yağmura karışıyordu: “Seni izlemek yetmez artık—amını sonsuza dek sahiplenmeden duramam.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories