Geri Dönen Eski Sevgilisi Pazarda Onu İzlerken
Ece pazarda sebze alırken 30 yaşındaki eski sevgilisi Felix’in onu gizlice izlediğini fark edip tahrik oluyor.
Cumartesi sabahının o keskin, taze pazaryeri kokusu burnuma doldu yine—domateslerin asitli tatlılığı, taze nane, ıslak toprak ve biraz da ter karışımı. Yirmi sekiz yaşındayım, evliyim, düzgün bir hayatım var sandığım o kalın duvarların arkasında. Sepetimi koluma taktım, biberleri ezerken parmaklarımın ucu titredi. Kalabalık her zamanki gibiydi; torbalar, bağırışlar, pazarlık sesleri. Sonra ensemde hissettim. O bakış. Sıcak, yapışkan, yıllardır unutamadığım o saplantılı ağırlık.
Başımı hafifçe çevirdim. Tezgâhların arasında, otuz yaşındaki eski sevgilim Felix duruyordu. Sakalı biraz daha uzamış, omuzları genişlemiş, ama o gözler aynıydı—beni yutan, yalayan, soyup soğana çeviren bakışlar. Yıllarca peşimde dolaşmış gibiydi o bakış; vücudumu parça parça tarıyordu. Göğüslerimin dekoltesine, belimin kavisine, pantolonun kumaşının altındaki kalçalarıma… Kalbim göğüs kafesime vuruyordu. Korku mu, yoksa o yasak ateş mi? İkisi birden. Evliyim lan, diye düşündüm. Ama amım çoktan ıslanmıştı. Felix’in bakışları tenime yapışıyor, sanki elleriyle sıvazlıyormuş gibi hissettiriyordu. “Hâlâ benimsin,” der gibi. Yutkundum. Sepeti sıkıca kavradım, ama ayaklarım yerinden kıpırdamadı bir an.
Bilerek yavaşladım. Kalçalarımı biraz daha sallayarak tezgâhlar arasında dolaşmaya başladım. Domates alıyormuş gibi yaptım, eğildim, sırtımı kamburlaştırdım; pantolonum kalçalarıma yapıştı. Arkamda onun nefesini, bakışlarının sıcaklığını hissediyordum. Bir salatalık tuttum elime, parmaklarımı yavaşça üzerinde gezdirdim—bilsin diye. İçimdeki o eski fahişe yanım kıkırdadı. Felix’in saplantısı… yıllardır unutmamış. Ben de unutmamışım o sikinin tadını, o kaba ellerini, o “seni sikerken dünyayı unuttururum” bakışını.
Dar bir koridora saptım; meyve kasalarının arasında sıkışık bir geçit. Orada göz göze geldik. Kalbim boğazıma sıçradı. Felix bana doğru bir adım attı, dudakları aralandı. Ben utangaç—hayır, kurnaz—bir gülümsemeyle dudaklarımı ısırdım. Onay. Evet, görüyorum seni. Evet, tahrik oluyorum. Evet, peşinden geleceğim. Gözlerindeki ateş büyüdü. Fısıldar gibi, ama kalabalığın uğultusunda net duyuldu: “Arkaya gel. Eski depo. Hemen.” Sesindeki o emir, o açlık… amımı sızlattı. Başımı hafifçe salladım. Peşinden gittim. Rızamla. İsteyerek. İçimdeki o yanık, yasak kadın kapıyı ardına kadar açtı.
Depo loştu, nemliydi; tahta kasalar, boş çuvallar, toz ve eski sebze kokusu. Kapı arkamızdan kapanır kapanmaz birbirimize saldırdık. Dudakları onun dudaklarına çarptı, dilim diline dolandı. Felix’in elleri belime yapıştı, pantolonumu sıyırır gibi çekiştirdi. “Seni izlerken delirdim,” diye hırladı boğuk boğuk. “Her cumartesi… her pazar…” Öpüşmemiz ısırık ısırık, salyalı, açtı. Ellerim hemen kemerine gitti; fermuarı indirdim, boxerını aşağı çektim. Siki fırladı dışarı—kalın, damarlı, başı parlak ve çoktan sızmış. Dizlerimin üzerine çöktüm tozlu zemine. “Ver onu,” dedim, sesim titrek ama istekli. Ağzıma aldım. İlk yudumda o tanıdık tuzlu tat, o ağırlık. Boğazıma doğru ittim, gözlerim sulandı. Felix’in eli saçıma gömüldü, başımı tuttu.
“Aynen öyle… derin al,” diye inledi. Ağzımı sikmeye başladı; kalçaları öne arkaya, yavaş ama derin. Tükürüğüm çenesine aktı, boğazım kasıldı, ama bırakmadım. Dilimi altından gezdirdim, emdim, yutkundum. “Yıllarca bu ağızı hayal ettim,” dedi kaba kaba. “İzlerken boşaldım kaç kere, Ece… senin bu piç dudaklarına.” Gözlerimi kaldırıp ona baktım; o da bana bakıyordu, ağzı açık, zevkten çarpılmış yüzü. Daha derine indim, burnum kasığına değdi. Boğazım titreşti, ama o “iyi kız” fısıltısıyla devam ettim. Salyam sikinin her yerini ıslattı; ıslak sesler deponun loşluğunda yankılandı. Bir eliyle mememi avuçladı, bluzumun altından sıkıştırdı, mememi yoğurdu.
Sonra çekti beni ayağa. Duvara yasladı, yüzümü tahtaya çevirdi. Pantolonumu ve külotumu tek hamlede indirdi; serin hava ıslak amıma değdi. Parmaklarını yarığıma sürttü, “Bak ne kadar ıslaksın… izlenmek hoşuna gitti dimi, sürtük?” dedi. “Evet,” diye inledim. “Sik beni. Hemen.” Başını amıma dayadı, bir itişte girdi. Kalınlığı beni yardırdı; doluluk, gerilme, o tanıdık yanma. “Siktatin amına koyayım ne kadar darsın hâlâ,” diye homurdandı ve köpek stiline geçti. Kalçalarımı kavradı, sert sert sokmaya başladı. Her dalışta taşakları amıma çarpıyor, etimin şapırtısı yükseliyordu.
Bir eliyle önden mememi yakaladı, sıkıştırdı, memucuğumu eziyor gibi yoğurdu. Öbür eliyle belimi büktü, daha derine indi. “Seni izlerken yıllarca boşaldım,” diye kükredi kulağıma, nefes nefese. “Şimdi de bu am benim. Evli olsan da… bu am Felix’in. Anladın mı?” Zevkten gözlerim kaydı. “Daha sert,” diye inledim, sesim boğuk. “İzlediğin gibi sik beni… o gözlerinle yaladığın gibi… ah siktir, daha hızlı!” Kalçalarım ona doğru savruldu; her vuruşta klitorisim sızlıyor, karnımda o sıcak düğüm toplanıyordu. Duvar soğuktu ama tenim ateş. Felix’in sikinin her damarı içimi tarıyordu; ıslak, şapırtılı, ahlaksız sesler. “Seni pazarın ortasında sikerdim az kalsın,” dedi dişlerinin arasından. “Herkes bakarken… amını gösterirdin bana o kalçaları sallarken.”
“Evet… ah evet, boşal bana,” diye yalvardım ama daha bitmemiştik. Tempo yükseldi; odun gibi sert, hızlı, acımasız. Memelerim sallanıyor, onun eli altında eziliyordu. Amım onu sıkıyordu, her çıkışta şap diye ses çıkarıyor, her girişte içimi dolduruyordu. “Bu am… bu ıslak delik… sadece benim için sızıyor,” diye devam etti kaba konuşmaya. Ben de karşılık verdim, inleyerek, yalvararak: “Sik beni izlediğin gibi… o sapık bakışlarınla… daha sert Felix, amımı parçala!” Ter kokusu, tahta kokusu, seks kokusu birbirine karıştı. Bacaklarım titriyordu. Bir an liken gibi duvara yapıştım, sonra o beni çekti.
Yüzüstü bir kasanın üzerine eğdi beni. Tahta kenarı kalçalarıma battı, göğüslerim soğuk tahtaya ezildi. Felix arkamda durdu, sikini yeniden köküne kadar gömdü ve daha da hızlandı. Elleri belimde, parmak izleri bırakırcasına sıkıyordu. Her vuruşta kasa gıcırdıyor, benim inlemelerim boğuk boğuk çıkıyordu. İçimdeki düğüm geriliyor, geriliyor… ama henüz patlamamıştı. O da bilerek tutuyordu galiba; peş peşe derin, ağır darbeler, sonra yavaşlatıp ucuyla oynuyor, tekrar sertleştiriyordu. “Daha bitmedik,” diye fısıldadı enseme, dilini boynuma gezdirdi. “Bu depoda seni her köşede sikeceğim. İzlediğim her saniyenin hesabını…”
Nefesim kesiliyordu. Amım kasılıyor, onun sikini sağıyordum. Parmaklarım kasayı kavradı, tırnaklarım tahtaya battı. Arkamda Felix’in nefes alışverişleri, taşaklarının şapırtısı, o kaba, sahiplenici homurtuları… Her şey içime doluyordu. “Boşalma henüz,” dedim titreyerek, kendi kendime de bir emir gibi. “Daha… daha al seni.” O gülümsediğini hissettim sesinden. “Oh alacağım. Hem de nasıl.” Bir elini önden kaydırdı, klitorisimi buldu, daireler çizmeye başladı parmağıyla. Siki içeri girip çıkarken o da orayı ovuyordu. Dizlerim kesildi neredeyse. Kasanın üzerinde yüzüstü, pantolonum ayak bileklerimde dolaşmış, bluzum yukarı sıyrılmış, memelerim tahtaya sürtünüyor… ve o hâlâ sokuyordu, hâlâ izliyordu beni bu sefer yakından, sahiplenerek.
Ter damlaları sırtıma düştü. “Söyle,” diye hırladı. “Kimin amısın?” “Senin… senin amınım Felix,” diye boğuk boğuk cevap verdim. “İzle beni… sik beni… bırakma.” Tempo yeniden yükseldi. Kasayı sarsıyorduk. İçimdeki o yanık, o yasak, o rıza dolu alev her saniye büyüyordu. Henüz bitmemişti. Depo loşluğunda, pazarın uğultusu uzaktan gelirken, ikimiz de bu tehlikeli oyunun dibine doğru yuvarlanıyorduk—rızamızla, açlığımızla, yılların birikmiş bakışlarıyla. Felix bir kez daha derinlere indi, elim kasanın kenarına yapıştı ve nefesim boğazımda düğümlendi; daha fazlası geliyordu, ikimiz de biliyorduk.
Kasanın üzerinde yüzüstü kalakalmıştım, tahta kenarı kalçalarıma batıyor, memelerim soğuk yüzeye sürtünüyordu. Felix arkadan boynuma yapıştı, dişlerini tenime geçirdi, siki hâlâ köküne kadar gömülüydü. “Hareket etme,” diye hırladı, kalçalarını yavaşça geri çekip birden sertçe vurdu. İçimdeki o doluluk yeniden yırtıldı; amım onu sıkı sıkı sarıyordu, her çıkışta ıslak şapırtı deponun loşluğunda yankılanıyordu. Parmakları klitorisime baskı yapmaya devam etti, daireler çizerek, bazen ezerek. Bacaklarım titredi, dizlerim tahtaya çarptı.
“Bak nasıl sızıyorsun,” dedi kulağıma, nefesı sıcak ve düzensiz. “Yıllarca pazarda o kalçaları sallarırken amın böyle akıyor muydu? Evine gidip kocana mı yalıyordun yoksa?” Gözlerimi sımsıkı yumdum, inlemem boğazımda boğuldu. “Sadece senin için… her seferinde,” diye fısıldadım. Yalan değildi. Her cumartesi o bakışları hissettiğimde, eve döner dönmez banyoya kapanıp parmaklarımı amıma sokuyordum, onun adını mırıldanarak boşalıyordum. Şimdi gerçekti; kalın siki beni dolduruyor, taşakları ıslak yarığıma şap şap vuruyordu.
Tempo yeniden delirdi. Felix belimi kavradı, parmak izleri bırakırcasına sıktı ve saatin sarkacı gibi ileri geri savurdu beni. Her dalışta rahmimin ağzına çarpıyordu; o tanıdık, derin acı-zevk karışımı karnıma yayılıyordu. “Daha… ah siktir Felix, orası… orası,” diye yalvardım. Bir elini omzuma kaydırdı, beni daha fazla büktü, göğüslerim tahtaya ezildi. Memucuklarım sürtünmeden sertleşmişti, her hareketimde sızlıyordu. Amım kasılıp gevşiyor, onun damarlı etini sağıyordu. “Boşalacağım,” diye uyardım titreyerek. “İçinde… lütfen içinde bırak.”
“İçine boşalacağım tabii,” diye kükredi. “Bu am benim boşalmamı istiyor. Yıllarca izlerken hayal ettiğim gibi… o pazardaki sürtük Ece’nin içine.” Parmağı klitorisimi ezerken siki daha da hızlandı. Düğüm karnımda koptu. Amım şiddetle kasıldı, dalgalar halinde sıktı onu; bacaklarım kasa kenarından sarktı, tırnaklarım tahtaya battı. “Ahhh… boşalıyorum… Felix sik beni… izle beni boşalırken!” diye bağırdım boğuk boğuk. Sularım onun taşaklarına aktı, ıslak sesler daha da ahlaksızlaştı. O da peşimden geldi; birkaç sert, derin darbe daha, sonra tüm vücudu gerildi. “Al… al hepsini,” diye inledi ve sıcak, koyu dölleri içime fışkırdı. Nabız nabız, dalga dalga doldurdu beni. Amım onu emer gibi çalışıyor, her damlayı içeri çekiyordu.
Bir süre öyle kaldık. Nefeslerimiz deponun nemli havasında birbirine karıştı. Felix siki hâlâ içindeyken üzerime eğildi, boynumu öptü, yaladı. “Kalk,” dedi yavaşça. Sikini çıkardı; dölleri amımdan süzülüp kalçalarımdan aktı, uyluğuma yapıştı. Pantolonumu ayak bileklerimden çekip çıkardı tamamen, külotumu da bir kenara fırlattı. Beni çevirdi, kasaya oturttu. Dizlerimin arasına girdi, siki yarı sert, parlak ve kendi dölleriyle kaplı. Ellerini dizlerime koydu, bacaklarımı açtı. “Bir daha,” dedi basitçe. Gözlerimdeki rızayı gördü. Başımı salladım. “Sik beni yine. Ağzımla temizleyeyim önce.”
Dizlerimin üzerine çöktüm tozlu zemine. Sikini avuçladım, dilimi başının etrafında gezdirdim, kendi dölleriyle karışık tuzlu-tatlı tadı yaladım. “İyi kız,” diye homurdandı, eli saçıma gömüldü. Ağzıma aldım, yavaş yavaş boğazıma indirdim. O kabarıyordu yeniden; damarları dilimin altında atıyordu. Emdim, tükürüğümle ıslattım, taşaklarını avuçlayıp sıvazladım. Felix başını geriye attı, inledi. “Pazarda seni izlerken tam böyle hayal ederdim… o dudakların sikimde.” Daha derine aldım, burnum kasığına değdi, boğazım kasıldı ama bırakmadım. Tükürük çeneme aktı, gözlerim sulandı. Birkaç kez boğazımı siktikten sonra çekti, beni ayağa kaldırdı.
Duvara yasladı sırtımı. Bir bacağımı kaldırdı, kalçama bağladı. Sikini amıma sürttü, ıslak yarığımı taradı. “Bak nasıl açık,” dedi. “Kocanın siki bunu yapamıyor dimi?” “Yapamıyor,” diye itiraf ettim nefes nefese. “Sadece sen… sadece senin kalınlığın.” Bir itişte girdi. Ayakta, tek bacağım havada, duvara yaslanmış; her vuruşta sırtım tahtaya çarpıyordu. Elleri memelerimi avuçladı, bluzumun altından sıyırdı, çıplak memelerimi yoğurdu, memucuklarımı parmaklarının arasında eziyor gibi sıktı. “Salla onları,” diye emretti. Memelerim sallanıyordu her dalışta. Amım hâlâ hassastı, boşalmanın ardından her sürtünme elektrik gibiydi. “Daha derin… ah evet, orayı bul,” diye inledim.
Felix tempo tuttu; yavaş ve ağır, her seferinde köküne kadar. Sonra hızlandı. Taşakları ıslak amıma şapırdıyordu. Bir elini boğazıma götürdü, hafifçe sıktı—boğmadan, sadece sahiplenerek. Göz göze geldik. “Söyle yine,” dedi. “Kimin amısın?” “Senin amınım… pazarın ortasında izlediğin o am… senin,” diye boğuk boğuk cevap verdim. İçimdeki ikinci düğüm toplanmaya başladı. Bacağım titriyordu, neredeyse düşecektim ama o tutuyordu. “Boşal yine,” diye hırladı. “Amını yüzüme boşalt gibi sık beni.” Parmağını klitorisime götürdü, hızla ovdu. Patladım. Amım şiddetle kasıldı, sularım fışkırır gibi aktı; bacaklarımın arasından süzüldü, yere damladı. “Felix… ahhh siktir… boşalıyorum yine!” Gözlerim kaydı, duvarı kavradım.
O da peşimden. Birkaç sert vuruş daha, sonra derinlere gömdü ve boşaldı. Sıcak dölleri yeniden içimi doldurdu, taştı, uyluklarımdan aktı. İkimiz de titriyorduk. Sikini çıkardı, yavaşça indi. Ben duvara yaslanmış, bacaklarım aralık, amımdan dölleri sızan bir halde nefes nefese kalmıştım. Felix diz çöktü, dilini yarığıma dayadı. Kendi dölleriyle karışık amımı yaladı, klitorisimi emdi, dilini içeri soktu. “Temizliyorum,” diye mırıldandı. Zevkten inledim, parmaklarım saçına gitti. Bir kez daha titredim, küçük bir dalga daha geldi; o da yuttu her şeyi.
Sonra ayağa kalktı. Pantolonunu çekti, kemerini bağladı. Ben külotumu ve pantolonumu aradım, titrek parmaklarla giydim. Bluzumu indirdim, saçımı düzeltmeye çalıştım. Depo hâlâ loştu, uzaktan pazarın uğultusu geliyordu—bağırışlar, tezgâh sesleri. Felix bana yaklaştı, alnıma bir öpücük kondurdu. “Gelecek cumartesi yine buradayım,” dedi sakin. “Sen de ol. İzleyeceğim seni sebze alırken… sonra yine bu depoya çekeceğim.” Gülümsedim, dudaklarımı ısırdım. “Olacağım.”
Kapıya doğru yürüdük. O önden çıktı, kalabalığa karıştı. Ben geride kaldım bir an, nefesimi düzelttim, sepetimi yerden aldım. Amım hâlâ zonkluyordu, dölleri külotuma yapışmıştı, her adımda hatırlatıyordu. Dışarı çıktım, güneş gözlerimi kamaştırdı. Domates tezgâhına doğru yürüdüm, normalmiş gibi. Kalabalık beni yuttu.
Ama bir şeyi biliyordum. Felix bilmiyordu. Cebimdeki telefonda kocamın mesajı duruyordu—sabahın köründe atmıştı: “Pazara uğrayacağım, seni bulurum, beraber döneriz.” Şu an kalabalığın içinde bir yerdeydi. Belki az önce depoya girerken bizi gören olmuştu, belki de hâlâ sebze seçiyordu. Amımdaki döllerle, ıslak külotumla, dudaklarımda Felix’in tadıyla kocamın yanına gidecektim. Gülümseyerek, “evet canım, biberler taze” diyerek. O sırrı kimseye söylemeyecektim. Ne Felix’e, ne kocama. O yasak ıslaklık, o gizli doluluk… sadece benimdi.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories