Kocamın Gözleri Altında Çamaşırhanede Siyahı Arzuluyorum
28 yaşındaki evli Türk kadın Priya, çamaşırhanede kaslı siyah komşusu Damon'la kocasının üst katta uyuduğunu bilerek sertçe sikiliyor.
Priya çamaşır sepetini kalçasına dayayıp bodrum katındaki dar koridorda yürürken kalbi çoktan hızlanmıştı. Yirmi sekiz yaşındaydı, evliydi, üst kattaki dairelerinde kocası çoktan uyumuştu; saat neredeyse gece yarısını gösteriyordu. Elindeki kirli çamaşırlar bahaneydi aslında. Üç yıldır aynı apartmanda oturuyorlardı ve her çamaşır günü aynı şey oluyordu: otuz iki yaşındaki siyah komşusu Damon’la o gizli, ağır bakışmalar. Bugün de o bakışların altından kayıp gidecek gücü kendinde bulamıyordu.
Çamaşırhanenin floresan ışığı soğuk ve netti. Damon zaten oradaydı. Beyaz tişörtü terden hafifçe yapışmış, geniş omuzları ve kalın kolları makinenin kenarına yaslanmış şekilde duruyordu. Koyu teni ışıkta parlıyordu; pantolonunun kumaşı kalçalarını ve bacak kaslarını sıkıca sarıyordu. Priya kapı eşiğinde duraksadı. İçerideki hava deterjan ve sıcak metal kokuyordu ama asıl koku onunkiydi—temiz ter, sabun ve erkek.
“Geç oldu,” dedi Damon alçak sesle. Gözleri Priya’nın üzerinde gezindi; kısa etek, ince bluz, topuklular. “Kocan uyuyor mu yine?”
Priya yutkundu. “Uyuyor. Ben de… bunları atayım dedim.” Sepeti tezgâha bıraktı. Elleri titriyordu. Yıllardır süren o flörtöz gülümsemeler, asansörde çarpışan bakışlar, koridorda omzuna değen parmak uçları… Hepsi bir anda boğazına dolmuştu. Damon’un kaslı vücudu makineye yaslandıkça Priya’nın amı sızlamaya başladı. Külotu çoktan ıslanmıştı.
Makineye eğilip çamaşırları yerleştirirken kalçası dışarı doğru çıktı. Damon arkasından yaklaştı; adımlarını bile duymadı. Sıcak, geniş avucu beline hafifçe oturdu. Parmakları bluzunun altından tenine değdi.
“Ne kadar istediğini biliyorum,” fısıldadı Damon kulağına. Nefesi sıcaktı. “Ben de seni istiyorum, Priya. Yıllardır. O beyaz kocan üstte uyurken seni burada sikmek istiyorum.”
Priya doğruldu, arkasını dönmedi henüz. “Ben de… seni istiyorum. Çok. Kocam her an uyanıp inebilir, biliyorum. Ama… bu beni daha da azdırıyor.” Sesinde titreme vardı ama kararlılık da. Dönüp Damon’un koyu gözlerine baktı. “Öp beni.”
Damon beklemedi. Kalın dudakları Priya’nınkine yapıştı; dilini ağzına soktu, onu duvara değil makineye doğru itti. Öpüşme sert, ıslak ve açtı. Priya’nın elleri hemen aşağı indi; pantolonun üzerinden kalınlaşmış, ağır aletini sıvazladı. Kumaşın altındaki sertlik avucunu dolduruyordu. “Tanrım… ne kadar kalın,” diye mırıldandı öpüşmenin arasından. Parmakları yavaşça bastırıp sıvazladı, damarları hissetti.
Damon belini kavrayıp onu kolayca kaldırdı, çamaşır makinesinin titreyen metal kapağının üstüne oturttu. Eteğini beline sıyırdı; külotu kenara çekti. Priya’nın ıslak, kıvırcık tüylü amı ortaya çıktı. Damon diz çökmeden öne eğildi, dilini doğrudan yarığa daldırdı. Sıcak, düz dil klitorisine vurdu, sonra alt dudağın arasına girip içini yaladı. Priya başını geriye attı, inledi. “Ah… siktir, Damon… dilin… daha derine.”
Damon amını açtı, dilini içeri sokup duvarları yaladı, emdi, dişiyle hafifçe ısırdı. Priya’nın bacakları omuzlarında titriyordu. Parmaklarından biri de girdi, sonra ikincisi; ıslak sesler makinenin uğultusuna karıştı. Priya’nın elleri Damon’un kısa, kıvırcık saçlarına gömüldü. “Yalıyor… kocam böyle yalamıyor… ah fucking… geliyorum neredeyse—”
Damon çekildi. “Henüz değil.” Ayağa kalktı, kemerini çözdü, fermuarı indirdi. Kocaman siyah yarağı fırladı dışarı; kalın, damarlı, başı parlaktı ve ucundan hafifçe sızıyordu. Priya gözlerini ayıramadı. Makineden kayıp diz çöktü, soğuk fayansa dizleri değdi. Avuçlarıyla tuttu, dilini yalayarak başın etrafında gezdirdi, sonra ağzını açıp mümkün olduğunca içeri aldı. Boğazı gerildi; tükürük aktı. Damon’un eli saçına gitti, yavaşça ileri itti. “İşte böyle… beyaz karı siyah siki yutuyor. Daha derine al.”
Priya gözleri yaşararak emdi, dilini damarların üzerinde gezdirdi, bir eliyle taşaklarını okşadı. Tükürüğü çenesine aktı. Bir süre böyle kaldılar; ıslak emme sesleri, Damon’un alçak homurtuları. Sonra Damon onu çekip ayağa kaldırdı, ters çevirdi, makineye doğru eğdi. “Domal. Etek hâlâ belinde kalsın.”
Priya dirseklerini metalin üzerine koydu, kalçalarını geriye çıkardı. Damon başını amına sürttü, ıslaklığı topladı, sonra tek bir sert hareketle girdi. Priya’nın nefesi kesildi. “Ahhh… dolu… çok dolu…” Damon’un kalınlığı onu gererek açtı; her santim içeri kaydıkça rahmine doğru bastırıyordu. Durdu, tamamen içine gömüldü, sonra saçını yakalayıp geriye çekti.
“Beyaz karın benim siyah sikimi ne kadar istiyor, söyle,” diye fısıldadı kulağına, aynı anda kalçalarını geri çekip sertçe vurdu. “Söyle, Priya.”
“İstiyorum… kocamın siki yetmiyor… senin siyah yarrağını istiyorum… daha sert… ah siktir!”
Damon hızlandı. Derin, hızlı, ıslak şapırtılarla beceriyordu. Bir eli saçında, diğeri kalçasını ezerek tutuyordu. Her vuruşta Priya’nın göğüsleri bluzunun içinde sallanıyor, makine titriyor, metal ses çıkarıyordu. Priya’nın amı sıkıca kavrıyordu onu; orgazm dalga dalga geliyordu. “Geliyorum… Damon… kocam üstte uyurken… sen sikerken geliyorum—”
Titreyerek boşaldı. Bacakları kilitlendi, amı kasılarak Damon’un sikini sıktı, inlemesi boğuk bir çığlığa dönüştü. Damon temposunu kesmedi; birkaç sert vuruş daha, sonra çekildi, Priya’yı döndürüp diz çöktürdü. “Ağzını aç.”
Priya dilini çıkardı. Damon yarrağını birkaç kez sıvazladı ve kalın, sıcak spermjetleri Priya’nın diline, dudaklarına, çenesine fışkırdı. Bir kısmı boğazına aktı; Priya yuttu, geri kalanını dudaklarından diline çekip yaladı. Tadını aldı, gülümsedi. İkisi de ter içindeydi; nefesleri kesik, çamaşırhanenin havası ağırlaşmıştı.
Damon eğilip onu öptü, kendi sperminin tadını da paylaşarak. “Bir dahaki sefere…” dedi Priya, sesi hâlâ titrek ama net. Dudaklarındaki son damlayı da yalayıp baktı. “Bir dahaki sefere kocamın gözleri önünde daha da fazlasını istiyorum. İzlesin. Seni içerimde görsün. İster misin?”
Damon’un gözleri karardı, gülümsedi. “İsterim. Çok.” Onu bir kez daha öptü, yavaşça. Sonra pantolonunu kapattı, kendi çamaşırlarını sepetine koydu. Priya eteğini indirdi, külotunu düzeltti; bacaklarının arası hâlâ ıslak ve zonkluyordu. Sessizce, acele etmeden toplandılar. Damon kapıya doğru yürürken arkasını dönüp baktı. “Yakında. Çok yakında.”
Priya yalnız kaldı. Makinenin uğultusu devam ediyordu. Parmaklarını dudaklarına götürüp kalan tadı emdi. Üst katta kocası uyuyordu; burada ise yeni, tehlikeli bir sır tortu gibi kalmıştı içinde. Bir sonraki seferde daha fazlasını isteyeceğini biliyordu—ve o “daha fazla”nın tam olarak ne olacağını düşündükçe amı yeniden sızlamaya başladı. Sepeti aldı, ışığı söndürmeden koridora çıktı. Gülümseyerek merdivenleri tırmanırken kalbindeki gizli ateş sönmek yerine büyüyordu.
Priya daireye sessizce girdiğinde kocası hâlâ aynı pozisyonda, hafif horultularla uyuyordu. Yanına uzandı, bacaklarının arasını hâlâ zonklayan o boşluğu hissetti. Damon’un sperminin tadı dilinde kalmıştı; yastığa gömüldü, gözlerini kapadı ama uyku gelmedi. Kalbindeki ateş sönmek yerine kocaman bir kıvılcım gibi büyüdü. “Bir dahaki sefere izlesin” demişti. O cümle gece boyunca zihninde yankılandı.
İki gün sonra yine geç saatte indi. Bu sefer bahaneyi bile uydurmadı; sepet boştu. Çamaşırhanenin kapısını araladığında Damon onu bekliyordu, tişörtü yoktu. Koyu teni floresan altında parlıyordu, göğüs kasları her nefeste geriliyordu. Kapıyı arkasından kilitledi. “Üstte mi?” diye sordu alçak sesle.
“Uyuyor sandım. Ama kapıyı açık bıraktım. İsterse insin.” Priya’nın sesi titriyordu, hem korkudan hem de arzudan. Damon gülümsedi, onu yakalayıp makineye doğru itti. “O zaman bağır. Duysun.”
Öpüşmeleri ilk seferkinden daha vahşiydi. Damon bluzunu yırttı gibi sıyırdı, sütyenini indirdi, koyu dudaklarını memesine yapıştırıp emdi, dişleriyle ucunu sıktı. Priya inledi, parmakları Damon’un pantolonuna gitti, fermuarı indirdi. Kalın siyah yarak avucuna düştü, sıcak ve damarlı. Diz çökmeden önce kocasına baktı zihninde: “Gör beni böyle.” Sonra ağzını açtı, başını boğazına kadar aldı. Tükürük aktı, gözleri yaşardı. Damon saçını tutup yavaş yavaş ileri geri hareket ettirdi. “Yut, beyaz karı. Kocan böyle derin alamıyor seni, değil mi?”
Priya boğuk bir sesle mırıldandı, boğazı gerildi. Dilini damarların üzerinde gezdirdi, taşaklarını avuçlayıp sıvazladı. Damon birden çekti, onu ayağa kaldırıp ters çevirdi, eteğini beline sıyırdı. Külotu yırttı. “Domal. Bugün daha sert olacağım.”
Priya dirseklerini makinenin titreyen kapağına koydu, kalçalarını geriye çıkardı. Damon başını amının yarığına sürttü, ıslaklığı topladı, sonra tek hamlede köküne kadar girdi. Priya’nın nefesi kesildi; “Ahhh… siktir… doluyorum…” Kalınlık onu gererek açtı, rahmine bastırdı. Damon saçını yakaladı, geriye çekti, aynı anda kalçalarını şapır şupur vurmaya başladı. Her darbede metal uğuldadı, Priya’nın göğüsleri sallandı.
“Söyle,” diye hırıldadı Damon. “Kocanın gözleri altında mı istiyorsun? İzlesin mi seni siyah sikle dolarak?”
“İstiyorum… ah… izlesin… benim amımı senin yarakla sikişini görsün… kocamın siki yetmiyor… daha sert, Damon, daha derine—”
Damon hızlandı. Bir eliyle kalçasını ezdi, diğerini öne uzatıp klitorisine bastırdı, ovaladı. Priya’nın amı ıslak sesler çıkarıyordu; her vuruşta içi eziliyordu. “Geliyorum… geliyorum kocam üstteyken… senin siyah yarrağınla—” Titreyerek boşaldı, bacakları kilitlendi, amı kasılarak Damon’u sıktı. İnlemesi boğuk bir çığlığa döndü, makinenin üstüne yığıldı.
Damon çekilmedi. Onu döndürüp sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı, yeniden girdi. Bu açı daha derindi; her saplanışta Priya’nın karnının altı şişiyordu gibi hissetti. Damon eğilip memesini emdi, aynı anda sert ve ritmik sikti. “Bir dahaki sefere onu da çağırırız,” diye fısıldadı. “Oturup izlesin. Belki de senin ağzına verirken ben arkadan sikerim.”
Priya’nın gözleri bulandı. “Evet… evet… izlesin… ah fucking… yine geliyorum—” İkinci orgazm daha şiddetliydi; vücudu sarsıldı, tırnakları Damon’un sırtına battı. Damon temposunu kesmedi, birkaç derin vuruş daha, sonra çekilip Priya’nın göğüslerine, boynuna, çenesine sıcak sperm jetlerini fışkırttı. Kalın damlalar teninde aktı. Priya parmağıyla birini alıp diline götürdü, yuttu, gülümsedi.
İkisi de nefes nefese, ter içindeydi. Damon onu öptü, kendi tadını paylaştı. “Yakında gerçekten izletiriz,” dedi. “Hazır mısın?”
Priya başını salladı, ama o an bir şey kırıldı içinde. “Hazırım,” dedi sesi cılız. Toplandılar. Damon tişörtünü giydi, kapıyı açmadan önce bir kez daha baktı. “Sır bizim.” Sonra çıktı.
Priya yalnız kaldı. Sperm hâlâ göğsünde kurumuştu, bacaklarının arası zonkluyordu. Eteğini indirdi, yırtık külotunu cebine sıkıştırdı. Merdivenleri tırmanırken kalbi hızlanmıştı ama ateş değil, başka bir şeydi. Daireye girdi. Kocası kanepede oturuyordu, televizyon açık, gözleri yarı kapalı. “Neredeydin?” diye sordu uykulu.
“Çamaşır,” dedi Priya. Sesindeki titremeyi gizleyemedi. Banyoya geçti, aynaya baktı. Boynunda hafif kızarıklık, dudakları şiş, gözlerinde o tanıdık parıltı… ama altında bir boşluk. Duşun altında suyu açtı, spermleri yıkadı. Parmakları hâlâ titriyordu. Damon’un kalınlığını, o doluluk hissini hatırladı; amı yeniden sızladı. Ama aynı anda kocasının yüzü geldi gözünün önüne. “İzlesin” demişti. Şimdi o cümle midene oturdu gibi.
Yatağa girdiğinde kocası yanına uzandı, kolunu beline attı. “Yorgunsun,” dedi. Priya “Hmm” diye mırıldandı. Gözlerini kapadı. Vücudu hâlâ Damon’un ritmini hatırlıyordu; her kası, her siniri. Ama zihni başka yerdeydi. Ya gerçekten inerse? Ya kapıyı açık bırakıp yakalatsa? O anki azgınlık geçmişti. Yerine soğuk bir şüphe süzülmüştü. Bu sırrı taşımak… kocasının yanında yatmak, onun nefesini dinlemek, aynı zamanda başka bir adamın izini teninde hissetmek… Bir şey yanlıştı. Çok yanlış.
Parmaklarını dudaklarına götürdü, kalan tadı aradı ama bulamadı; yıkanmıştı. Amı boş ve sızlıyordu hâlâ, ama tatmin değil, bir tür açlık ve pişmanlık karışımı. “Bir dahaki sefere daha fazlası,” demişti. Şimdi o “daha fazla”nın ne getireceğini düşününce boğazı düğümlendi. Kocasını sevdiğini biliyordu. Belki yeterince değil. Belki de fazla. Damon’un gözlerindeki karanlık, o vahşi gülümseme… Hepsi güzeldi, ateşliydi. Ama bitince geride kalan şey sıcak değildi. Soğuktu. Korkunç bir boşluktu.
Sabaha karşı uyuyamadı. Pencereden süzülen gri ışıkta tavana baktı. Bacaklarının arasını ovuşturdu bir an, sonra elini çekti. “Ne yaptım?” diye fısıldadı kendi kendine. Kimse duymadı. Kocası horluyordu. Alt katta Damon belki uyuyordu, belki de gülümsüyordu. Priya yan döndü, dizlerini karnına çekti. Ateş sönmemişti ama artık yakmıyordu; için için kemiriyordu. Bir sonraki sefer gerçekten izletmek istediğinden artık emin değildi. Belki de hiç istememeliydi. Belki bu gece yeterdi. Belki de yetmeyecekti ve her şey çökecekti.
Gözlerini yumdu. Rüyasında çamaşırhanenin metal kapağı titriyordu yine, Damon’un eli saçındaydı, ama bu sefer arkasında kocasının bakışlarını hissediyordu. Bakışlar yargılamıyordu; sadece boştu. Priya inledi uykusunda, sonra irkildi. Uyandığında yanakları ıslaktı. Kocası hâlâ oradaydı. O ise başka bir yerde, pişmanlığın ve arzunun arasında sıkışmış, bir daha o kapıdan inip inmeyeceğini bilemeden yatıyordu. İçindeki sır tortulaşmıştı; tatlı değil, acı. Ve bir şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını, ne kadar istese de geri alamayacağını o sabah net olarak anladı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories