Ofis Partisinde Arkadaşımın Karısıyla Yasak Dans
32 yaşındaki beyaz ofisçi Warrick, Ahmet’in 29 yaşındaki seksi karısı Fiona’yla ofis partisinde ateşli yasak dansa dalıyor.
Otuz iki yaşıma basmış, evli bir beyaz ofisçiyim. İşim masabaşı, hayatım da öyle düzenli ve sıkıcıydı ki; ta ki şirketin yılbaşı partisine kadar. En yakın arkadaşım Ahmet’in yirmi dokuzundaki karısı Fiona da gelmişti. Fiona… o siyahî güzellik. Koyu teni, dolgun dudakları, kalçaları pantolonunun içinde bile isyan eden hatları. Ahmet’le yıllardır omuz omuza çalışırdık, evlerine giderdik, eşiyle selamlaşırdık. Ama o gece, karanlık ışıklar altında, bas müziğin göğsümü titrettiği salonda ilk kez gerçekten baktım ona.
Fiona kırmızı, omuzları açık bir elbise giymişti. Elbise belini sarıyor, kalçalarını sergiliyordu. Barda bir şeyler karıştırırken başını çevirdi, gözlerimiz kilitlendi. Bir an. Sonra gülümsedi. Ben de gülümsedim. İçimden bir şey koptu; yasak, sıcak, net. “Bunu istiyorum,” dedim kendi kendime. O da istiyordu, bakışından belliydi. Ahmet bir grupla kahkaha atıyordu uzakta. Ben Fiona’ya doğru yürüdüm.
Dans pistine düştük. Işıklar mor ve mavi geziyordu. Fiona bana döndü, ellerini omuzlarıma koydu. “Warrick,” dedi alçak sesle, “burada böyle bakma bana.” “Bakmadan duramıyorum,” dedim. Nefesi boynuma değdi. Vücutlarımız yavaş yavaş değmeye başladı. Kalçaları ritme uydu, sonra bilerek, yavaşça bana bastırdı. Siki hemen sertleşti, pantolonumda kabardı; o hissetti, gülüldü. Ellerimi beline koydum, parmaklarım kumaşın altındaki sıcak teni aradı. Kalçalarını kavradım, dansa uydum, onu bana çektim. Kasıklarimiz birbirine sürtündü.
Kulağıma eğildi. Dudakları kıkırdağma değiyordu. “Beni istiyorsun, değil mi?” Sesim boğuk çıktı. “Evet. Hem de çok.” İkimiz de gülümsedik. O an karar verilmişti. Fiona elimi sıktı, “Koridora çık,” dedi. Peşinden gittim. Salonun gürültüsü arkada kaldı. Koridor loştu, ofis kapıları kapalı. Fiona beni duvara yasladı, dudağımı yakaladı. Öpücük ateşliydi, dilini ağzıma soktu, inledi. Ellerim kalçalarına kaydı, elbisesini yukarı çektim, külotsuz olduğunu fark ettim. Islak, sıcacık amı avucuma oturdu. Parmaklarımı araladına sürttüm, o da pantolonumun fermuarına yapıştı, sikimi dışarı çıkardı, avuçladı.
“Koca horoz,” fısıldadı, parmaklarını başımın etrafında gezdirirken. “Ahmet’ten kalınmış.” “Siktir et Ahmet’i bu gece,” dedim ve onu öptüm, boynunu, köprücük kemiklerini. Bir kapıyı denedim; boş toplantı odası. Işığı yakmadık, sadece koridordan sızan loşluk vardı. Fiona’yı içeri çektim, kapıyı kilitledim.
Duvara yasladım onu. Elbisesinin askılarını indirdim, memeleri serbest kaldı; koyu uçları sertti. Ağzıma aldım, emdim, dilimle çevirdim. Fiona başını geriye attı, “Aahh, Warrick… evet.” Ellerim belinde, dudaklarım teninde gezerken dizlerimin üstüne çöktüm. Elbisesini beline topladım. Siyah teni, traşlı amı, pembe iç dudakları parlıyordu. Kokusu başımı döndürdü. Dilimi yavaşça yarığına sürdüm, klitorisine bastırdım, emdim. Fiona bacaklarını açtı, parmaklarını saçıma geçirdi. “Yala… uzun uzun yala o amı.” Islaklığını yaladım, dilimi içine soktum, iniltileri kesik kesik geldi. Parmaklarımı da ekledim, iki parmak, kıvrılarak. Amı sıkı sıkı sardı onları. “Siktir, geliyorum neredeyse—” diye mırıldandı ama ben çekildim, ayağa kalktım.
O da dizlerinin üstüne çöktü hemen. Kalın beyaz sikimi iki eliyle kavradı, dilini başın altından yukarı gezdirdi, sonra ağzına aldı. Derin. Boğazına kadar. Gözleri bana bakıyordu. “Mmhh…” diye mırıldandı sikimi emerken. Tükürüğü aktı, ellerim saçlarında, yavaşça kalçalarımı oynattım. “Güzel emiyorsun, Fiona. Daha derine.” Ağzını sikimle doldurdum, o boğazını açtı, gözleri yaşardı ama çekilmedi. Bir süre böyle kullandı dilini, sonra ayağa kalktı, duvara döndü, kalçalarını bana doğru çıkardı.
“Gir,” dedi. “Sert gir.” Sikimin başını ıslak deliğine dayadım, bir hamlede girdim. Sıcak, dar, kaygan. İkimiz de inledik. Ellerimle kalçalarını kavradım, parmak izleri bırakarak hızlı hızlı çarpmaya başladım. Tenimizin şap şap sesi odayı doldurdu. Fiona duvara yaslanmış, “Daha sert, beyaz horozum… sik o amı, Warrick!” diye inliyordu. Her dalışımda kalçaları titredi. Bir elimi öne uzattım, klitorisini ovdum. “Ahmet bilse… ah, siktir, daha hızlı.” Belağını tuttum, göt deliğine parmağımın ucuyla bastırdım hafifçe; o daha da sıkı sardı sikimi.
“Boşalma,” dedim nefes nefese. “Masanın üstüne yat.” Onu çevirdim, toplantı masasına sırtüstü yatırdım. Bacaklarını omuzlarıma aldım, misyoner; göz göze. Sikimi tekrar köküne kadar soktum. Fiona’nın memeleri zıplıyordu her vuruşta. Ellerini yüzüme götürdü, “Öp beni boşalırken,” dedi. Öptüm. Dilimiz birbirine dolanırken tempoyu artırdım, taşaklarım amına çarpıyordu. “İçime boşal,” fısıldadı. “Doldur beni.”
Kasıklarım gerildi. Fiona’nın amı ritmik kasılmalarla sikimi sağdı; o da geldi, boğuk bir çığlıkla, tırnakları sırtıma battı. Ben de derinlere köklenip boşaldım, sıcak dölümün içinde aktığını hissettim, daracık amının her damlayı emdiğini. Birkaç yavaş vuruş daha, titreyerek. Alınlarımız birbirine değdi. Ter kokusu, sex kokusu.
Bir süre öyle kaldık. Sonra yavaşça çıktım, dölüm kalçalarının arasından süzüldü. Fiona doğruldu, elbisesini indirdi, saçını düzeltti. Ben pantolonumu çektim. İkimiz de ter içinde, yanaklar kızarmış, nefesleri henüz düzgün değil. Fiona bana yaklaştı, dudaklarıma kısa, ıslak bir öpücük kondurdu.
“Bu gece aramızda kalsın,” dedi, sesi hâlâ kısık. “Ama bir daha istediğimde… haberim olsun, Warrick. Telefonunu aç. Çünkü bu bir kereyle bitmeyecek gibi.”
Parmakları yakamı düzeltti, gülümsedi; o yasak, bilen gülümseme. Kapıya yöneldi, kiliti açtı. Koridordan müzik sızıyordu hâlâ. Ahmet’in kahkahası uzaktan geliyordu. Fiona eşikte durdu, bana baktı.
“Partinin geri kalanında normal davran,” dedi. “Ama aklın bende kalsın. Benimki sende kalacak.”
Sonra gitti. Ben boş odada kaldım, sikim hâlâ hafif sızlayarak, dölünün ve onun ıslaklığının kokusu parmaklarımda. Cebimdeki telefon titreyecekti belki gece, belki yarın. Fiona’nın “haberim olsun”u kulaklarımda çınlıyordu. Ahmet’e dönecektim şimdi, gülümseyecektim, kadeh tokuşturacaktım. Ama her şey değişmişti. Yasak dans bitmemişti; daha yeni başlıyordu.
Partinin gürültüsüne geri döndüğümde hâlâ titriyordum. Ellerimi lavaboda yıkadım, aynada kendime baktım; yanaklarım kızarık, gözlerim dolu dolu. Ahmet’e yaklaştım, kadehini kaldırdı, “Neredeydin lan?” diye güldü. “Tuvalet,” dedim, gülümsedim, yalanın tadı dilimde acıydı. Fiona salonda bir köşede, elinde şarap, başka biriyle sohbet ediyordu ama bakışları ara sıra bana kayıyordu. O bakışlar pantolonumun içinde sikimi yeniden sertleştiriyordu.
Gece uzadıkça danslar yavaşladı, insanlar dağılmaya başladı. Fiona koridorda yanımdan geçerken bileğimi sıktı. “Ahmet taksi çağırıyor, evde yalnız kalacağım yarım saat. Adresini biliyorsun. Gel.” Fısıltısı kulağıma ateş gibi yayıldı. Aklım hayır demeliydi; arkadaşımın evine, karısına… ama bacaklarım zaten onu takip ediyordu.
Takside Ahmet’le sohbet ettim, kahkaha attım, omzuna dokundum. O indikten sonra ben “bir şey unuttum ofiste” diye yalan attım, geri döndüm, arabamı alıp doğruca onların mahallesine vurdum. Kapı aralıktı. Fiona beni içeri çeker çekmez dudaklarıma yapıştı. Elbisesi çoktan yere düşmüştü; siyah teni loş salonda parlıyordu. “Hemen,” diye nefesi boğuk. “Masada yetmedi. Burada, her yerde istiyorum.”
Kanepenin üstüne ittim onu. Bacaklarını açtı, ıslak amı hâlâ biraz önce boşalttığım dölle parlıyordu. Sikimi çıkardım, başını yarığa sürttüm. “Gir Warrick, doldur yine.” Bir hamlede köküne kadar battım. Fiona inledi, tırnakları sırtıma battı. Hızlı çarptım, kalçalarım şap şap şap sesiyle birbirine vuruyordu. Memelerini avuçladım, koyu uçlarını parmaklarımın arasında ezdikten sonra eğildim, emdim. “Ahhh, evet, em onları… Ahmet hiç böyle emmez.”
Onu ters çevirdim, dizlerini kanepeye dayadı, götünü kaldırdı. Amı hâlâ zıpkın gibi dimdik sikimi yutuyordu. Bir elimi beline doladım, diğerini öne uzatıp klitorisini ovaladım. “Daha sert, beyaz horoz… sik şu amı paramparça.” Parmaklarım göt deliğine bastırdı, yavaşça bir parmak soktum; o daha da sıkı sardı beni. “Siktir, ikisini birden… Warrick, ah!” Tempoyu artırdım, taşaklarım amına çarpıyordu, dölüm hâlâ içinde kıpırdıyordu, yeni boşalmaya hazırlanıyordum.
Yere indirdim onu, sırtüstü halıya yatırdım. Bacaklarını omuzlarıma aldım, misyoner pozisyonda göz göze. Her dalışta memeleri zıplıyor, dudakları aralanıyor, “İçime… yine içime boşal” diye yalvarıyordu. Öptüm onu, dilimizi doladık, nefeslerimiz birbirine karıştı. Kasıklarım gerildi, Fiona’nın amı ritmik kasılmalarla sikimi sağmaya başladı. “Geliyorum—” diye boğuk çığlık attı, tırnakları omuzlarıma gömüldü. Ben de derinliklerine köklenip boşaldım; sıcak döl fışkırırken amının her damlayı emdiğini hissettim. Birkaç yavaş vuruş daha, titreyerek.
Bir süre öyle kaldık, alınlarımız değiyordu. Sonra yavaşça çıktım. Dölüm kalçalarının arasından süzüldü, halıya damladı. Fiona gülümsedi, parmaklarını amına götürüp kendi dölümü sıyırdı, diline götürdü. “Tadın güzel,” dedi. Ben pantolonumu çektim, o da bornozunu aldı. Mutfakta su içtik, terimiz soğudu.
Kapı zili çaldı.
İkimiz donduk. Fiona’nın gözleri büyüdü. “Ahmet… anahtarını unutmuş olmalı.” Fısıltısı bıçak gibi kesti. Ben çabuk saklandım, koridordaki dolaba sokuldum. Kapı açıldı, Ahmet’in sesi geldi. “Fiona? Unuttum cüzdanı.” Fiona gülerek karşıladı onu, “Hemen al, taksi bekliyor.” Ayak sesleri, öpücük sesi, kapının kapanışı.
Dolaptan çıktığımda Fiona titriyordu. “Neredeyse… siktir, neredeyse yakalanıyorduk.” Gözlerinde korku vardı artık, az önceki ateş sönmüş gibi. Beni öptü aceleyle. “Git. Şimdi git. Yarın… bilmiyorum.”
Arabaya binerken ellerim direksiyonda titriyordu. Evime vardım, karım uyuyordu. Duşta Fiona’nın kokusunu yıkadım ama aklımdan gitmiyordu. Yatakta gözlerim tavanı deliyordu. Sikim hâlâ hafif sızlıyor, dölümün ve onun ıslaklığının anısı parmaklarımda. Ama içimde bir boşluk açılmıştı. Ahmet’in kahkahası kulaklarımda, o “neredeydin lan” sorusu. Fiona’nın “bir daha” vaadi artık ağır geliyordu. Yasak dans bitmişti belki; ama pişmanlık yeni başlıyordu. Sabah Ahmet’le yüz yüze bakabilecek miydim? Fiona’nın bedeni hâlâ dilimdeydi, ama kalbimde bir şey bozulmuştu. Bu gece aramızda kalacaktı… belki de kalmamalıydı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories