Arkadaşımızın Kalçalarını İlk Kez Paylaştığımız Gece
Üç yakın arkadaş, 28 yaşındaki Kerem ve 26 yaşındaki Emre, 27 yaşındaki Deniz’in kalın kalçalarını ilk kez sırayla anal olarak paylaştılar.
Üç yakın arkadaş yıllardır neredeyse her hafta bir araya geliyorlardı. Kerem yirmi sekiz yaşındaydı, Emre yirmi altı, Deniz yirmi yedi; işten artakalan akşamlarını, yaz gecelerini, boşa geçen pazarlarını hep birlikte geçiriyorlardı. Bu gece de Deniz’in evindeydiler. Klimanın ugultusu, televizyonun loş ışığı ve koltuklara yayılmış tembellikleri dışında hiçbir şey yoktu. İçki bile açmamışlardı. Film yarım kalmıştı çünkü konuşma bir anda bambaşka bir yere kaymıştı.
Deniz bacağını altına alıp oturmuş, bir yandan cips kutusunu karıştırırken bir yandan da “Hiç denemedim,” demişti. Sesinde utanma yoktu, sadece net bir dürüstlük vardı. “Anal yani. Hiç. Ama çok merak ediyorum. Ve size güveniyorum. İkinize de.”
Kerem’in boğazı kurudu. Emre koltuğun kenarını sıktı. Yıllardır aralarında dolaşan o flörtöz gerilim, şakalarla, uzun bakışlarla, omza değen omuzlarla bastırılmış o şey, birden patlamış gibi oldu. Herkesin istediği bir şey olduğu o anda netleşti. Kerem yutkundu. “Ciddi misin?” diye sordu, sesi boğuk çıkmıştı.
Deniz gülümsedi, ayağa kalktı. Şortunun kenarından parmaklarını geçirip kalçalarını hafifçe sıvazladı. Kalın, dolgun, yuvarlak kalçaları kumaşın altında net belli oluyordu. “Ciddiyim. Bakın bile,” dedi ve arkasını dönüp belini hafifçe büktü, şortunu biraz aşağı çekerek kalçalarının üst kısmını gösterdi. “Şaka maka karışık meydan okuyorum. Cesaretiniz varsa.”
Kerem ilk uzanan oldu. Avuçları Deniz’in kalçalarına yapıştı, parmakları etin içine gömüldü. “Siktir… ne kadar dolgun amına koyayım,” diye homurdandı. Emre de yanında belirdi, diğer kalçayı kavradı, avucunu yavaşça eziyor, başparmağıyla yarığa doğru baskı uyguluyordu. “Sıcak… ve sıkı duruyor hâlâ. Dokununca sertleşiyor gibi.”
Deniz iki yana bakıp önce Kerem’i, sonra Emre’yi öptü. Öpücükler yavaş başladı, sonra dilini soktu, dişlerini dudağa sürtdü. “İkiniz de istiyorsanız,” diye fısıldadı, nefesleri birbirine karışırken, “bugün ilk kez kalçalarımı paylaşabilirsiniz. Sırayla, birlikte, ne bok yerseniz. Ben hazırım.”
Artık durmak imkânsızdı. Üçü de aynı anda ellerini birbirlerinin üstüne attı. Kerem Deniz’in tişörtünü başından çekip çıkardı, memeleri serbest kaldı, uçları çoktan dikilmişti. Emre şortu ve külotu tek hamlede ayak bileklerine indirdi. Deniz çıplak kaldı, kalçaları ışıkta parlıyordu. Kerem ve Emre de pantolonlarını, boxerlarını indirdiler; yarrakları zaten dimdikti, damarları kabarmış, başları parlaktı. Deniz ikisine de elini attı, birini bir avucuna, diğerini ötekine alıp sıvazladı. “Sizin bunlar… ikisi de götüme girecek bugün,” dedi, sesi boğuk, istekli.
Dört ayak üzerine geçti. Dizleri halının üstünde, elleri yere basmış, kalçalarını havaya kaldırmıştı. Göt deliği dar, pembe, henüz hiç açılmamış gibi duruyordu. Kerem arkasında diz çöktü, iki avucuyla kalın kalçaları iki yana ayırdı. “Bak Emre, ne kadar sıkı duruyor orospu deliği.” Bolca tükürdü, tükürük deliğin üstüne damladı, parmağıyla yaydı. İlk parmağını yavaşça soktu. Deniz inledi, belini büktü. “Ahh… yavaş… ama bırakma.” Kerem parmağını içeri doğru itti, halkayı esnetti, ikinci parmağı ekledi, tükürükle ıslak ıslak açtı. Emre öne geçti, yarrığını Deniz’in dudaklarına sürttü. Deniz ağzını açtı, başı aldı, diliyle yaladı, boğazına doğru itti. Emre saçlarından tuttu. “Ağzını güzel kullan, senin o götün birazdan bizim olacak.”
Kerem parmaklarını çıkardı, yarrığının başını deliğe dayadı. Tükürük hâlâ akıyordu. Yavaşça itti. Baş içeri girdi, halka gerildi, Deniz’in nefesi kesildi. “Siktir… doluyor… Kerem… ahh evet…” Kerem santim santim ilerledi, ta ki taşakları kalçalarına çarpana kadar. İçeride sıcak, dar, nabız gibi atan bir baskı vardı. “İlk analin benim sikimle,” diye homurdandı, “orospu kalçaların artık bizim.” Yavaşça geri çekti, tekrar soktu. Her girişte Deniz’in götü onu emiyordu. Emre aynı anda ağzını dolduruyordu; yarrık dudakların arasından girip çıkıyor, salya akıyordu.
Bir süre böyle pompaladıktan sonra yer değiştirdiler. Kerem çekildi, yarrığı parlaktı, Deniz’in götünden çıkan ses ıslaktı. Emre arkaya geçti, kalçaları iki yana açtı, kendi yarrığını dayadı ve bir anda itti. Daha sert, daha derin. Deniz bağırdı. “Emre… ahh sik beni… götümü doldur!” Emre belini tutup sertçe pompalamaya başladı. Kalçalar şapır şupur ses çıkarıyordu. “Sıra bende orospu. Bu kalın göt senin ama biz kullanacağız artık. Bak nasıl yutuyor sikimi.” Kerem öne geçti, yarrığını tekrar Deniz’in ağzına verdi. “İkisini birden al. Biri götünde biri boğazında. Dolduralım seni.”
Sırayla değişmeye devam ettiler. Bazen Kerem götteyken Emre ağzı kullanıyor, bazen tersi. Ara sıra ikisi de yan yana dizilip Deniz’in dilini, dudaklarını, yarrıklarını aynı anda yalatıyorlardı. Kirli konuşmalar hiç bitmiyordu. “Orospu kalçaların bizim artık,” diyordu Kerem, her vuruşta. “Bu deliği biz açtık, biz sikicez.” Emre de ekliyordu: “Sıkı sıkı sarıl götünle. Daha sert istiyorsan söyle, daha beter yapalım.” Deniz inliyor, homurdanıyor, “Daha… ikinizi de istiyorum… götümü paylaşın… ahh evet sikin beni,” diye karşılık veriyordu. Parmakları çarşafları sıkıyordu, memeleri sallanıyor, karnı geriliyordu.
Kerem bir ara tamamen çıktı, tükürüğünü tekrar bolca akıttı, iki parmağını birden sokup makas gibi açtı, sonra yarrığını tekrar gömdü. Emre aynı anda Deniz’in saçlarını çekip boğazına kadar itiyordu. “Yut, güzel yut. Götün de ağzın da dolu olsun.” Deniz boğuk boğuk sesler çıkarıyor, gözleri yaşarıyor ama asla dur demiyordu; tam tersine kalçalarını daha fazla geriye itiyordu. “Boşalın içinize… ikiniz de… her deliğime…”
Gece uzadıkça tempo arttı. Emre götteyken sert ve hızlı pompalıyor, her vuruşta taşakları şap diye çarpıyordu. Kerem yanına geçip Deniz’in memelerini avuçluyor, uçlarını sıkıyor, kulağına “Senin o göt deliğin bizden sonra bir daha aynı olmayacak, anladın mı? Artık bizim orospu kalçan,” diye fısıldıyordu. Sonra tekrar yer değiştirip Kerem son vuruşlarını yaparken Emre de yanık yanık bakıp yarrığını Deniz’in diline sürtüyordu. İkisi de dayanmak üzereydi ama henüz bırakmıyorlardı; daha fazla kullanmak, daha fazla doldurmak istiyorlardı.
Sonunda Kerem götün içinde boşaştı. Sıcak, koyu döller içeri aktı, taştı, kalçaların arasından süzüldü. “Al… hepsini al içine.” Çekildiğinde delik açık kalmış, döl akıyordu. Emre hemen girdi, kayganlaşmış deliğe son birkaç sert vuruş yaptı ve o da boşaldı; daha da fazla döl ekledi, karıştı, taştı. Sonra ikisi de Deniz’in ağzına, diline, memelerine de bulaştırdılar; yarrıklarını yüzüne, dudaklarına sürtüp kalanı da oraya bıraktılar.
Deniz yorgun ama gülümseyen bir halde sırtüstü yığıldı. Her deliği spermle kaplıydı; götünden sızan döller kalçalarının iç yüzünden akıyor, ağzının kenarında, çenesinde, memelerinde beyaz izler duruyordu. Kerem bir yanına, Emre diğer yanına uzandı. Üçü de nefes nefese, terli, kokuşmuş bir tatmin içindeydiler. Deniz iki yana bakıp, sesi boğuk ve mutlu, “Artık kalçalarım ikinize de…” diye başladı, cümleyi bilerek yarım bıraktı, gözleri hâlâ istekli, bacaklarını hafif aralayarak ikisine de yer açtı. Gerilim henüz bitmemişti; gece daha yeni başlamış gibiydi ve ikisi de onun o yarım cümlesinin devamını, bir sonraki turu, daha pisini bekliyordu.
Deniz’in yarım bıraktığı cümle havada asılı kaldı. Kerem sağ yanına, Emre sol yanına yapışmıştı; üçü de ter kokuyordu, nefesleri hâlâ düzensizdi. Deniz bacaklarını biraz daha araladı, götünden sızan karışık döl kalçalarının iç yüzünden yatağa damlıyordu. Kerem’in eli o ıslak yarığa uzandı, iki parmağını birden soktu, yavaşça karıştırdı. “Hâlâ açıksın,” diye fısıldadı, “hâlâ sıcak. İçindeki döllerimiz kayıyor parmaklarımda.”
Deniz inledi, belini hafifçe kaldırdı. “Çıkarma… karıştır daha. İkinizin de dölü içimde… ahh siktir ne kadar kaygan.” Emre aynı anda eğilip memesini ağzına aldı, ucunu dilinin ucuyla eziyor, dişleriyle hafifçe sıkıyordu. “Götün şişmiş gibi,” dedi memeyi bırakırken, “kırmızı, dolu, kullanılan orospu deliği gibi. Bakıyorum da… yeniden girmek istiyorum.”
Kerem parmaklarını çıkardı, parmaklarındaki dölü Deniz’in diline sürdü. Deniz yaladı, yuttu, gülümsedi. “Tadına bakın o zaman. Sizin dölünüz, benim götümden.” Emre hemen öne eğildi, Deniz’in ağzına dilini soktu; iki dil karıştı, döl tükürükle birlikte ağızdan ağıza geçti. Kerem de katıldı, üç dil bir arada, ıslak, pis, doyumsuz. Deniz aralarından ayrılıp doğruldu, dizlerinin üstüne oturdu. Yirmili yaşlarının sonundaki o dolgun vücut terle parlıyordu; 27 yaşında, kendi evinde, iki yakın arkadaşının ortasında, her deliği açılmış halde. “Sıra bende artık,” dedi boğuk sesle. “İkinizi de yalayacağım. Sonra götümü tekrar vereceğim. Ama bu sefer… aynı anda deneyeceğiz. Biriniz altta, biriniz üstte. Kalçalarımı gerçekten paylaşın.”
Kerem’in yarrığı yeniden sertleşmişti, damarları kabarmış. Emre’ninki de aynı şekilde dimdik, başı parlaktı. “Nasıl yani?” diye sordu Emre, eli kendi yarrığını sıvazlarken. Deniz gülümseyerek Kerem’i sırtüstü yatırdı. “Sen alta geç. Yarrığını götüme sok, tam dibine kadar. Emre de üstten… aynı deliğe, yan yana. Gereriz, doldururuz. İlk kez… ikinizi birden alacağım.”
Kerem yatağa yayıldı, yarrığı havaya dik. Deniz üzerine çıktı, kalın kalçalarını iki yana ayırdı, hâlâ kaygan ve dölle dolu deliğini Kerem’in başına dayadı. Yavaşça indi. Halka esnedi, yarrık santim santim içeri gömüldü; Deniz’in nefesi kesildi, “Ahh… doluyor yine… siktir ne kadar kalın…” diye inledi. Taşaklara oturana kadar indirdi, bir süre öyle kaldı, kalçalarını kıvırarak içeride eziyor, dölleri eziliyordu. “Hareket etme. Emre, gel. Tükür bolca. Açacağız.”
Emre arkasında diz çöktü. İki avucuyla o dolgun kalçaları kavradı, parmaklarını ete gömdü. “Amına koyayım ne kadar etli… tutuyorum bile zor.” Bolca tükürdü, tükürük Kerem’in yarrığının girdiği yere, gerilmiş halkaya aktı. Başparmağıyla baskı yaptı, yavaşça ikinci bir boşluk aradı. Deniz öne eğildi, Kerem’in göğsüne yaslandı, “Yavaş… ama bırakma. İstiyorum. İkinizi de götümde hissedeceğim.” Emre yarrığının başını o dar aralığa dayadı. İlk itişte direnç vardı; halka zaten doluydu. Daha fazla tükürdü, parmakla biraz daha esnetti, sonra sertçe ama kontrollü itti.
Baş girdi. Deniz çığlık attı, sesi boğuk, istekli: “Siktirrr… açılıyor… ikiniz… ahhh dolu… çok dolu!” Emre santim santim ilerlemeye devam etti. İki yarrık yan yana, aynı dar, sıcak, nabız atan delikte. Deri deriye sürtünüyor, damarlar birbirine değiyordu. Kerem alttan “Sıkıyor… ikimizi birden sıkıyor amına koyayım,” diye homurdandı. Emre belini tutup sonuna kadar gömdü. İkisi de tam içindeydi. Deniz titriyordu, alnı terli, gözleri yaşlı ama gülümsüyordu. “Hareket edin… yavaş… sonra hızlanın. Götümü parçalayın.”
Kerem alttan kısa, derin vuruşlar yapmaya başladı. Emre üstten daha uzun, sert pompalıyordu. Ritim bozuktur ilk başta; biri girerken diğeri çıkıyor, sonra aynı anda itiyorlardı. Her seferinde Deniz’in kalçaları şapır şupur ses çıkarıyor, et sallanıyor, döl köpük gibi taşıyordu. “Orospu deliği… bak nasıl yutuyor ikimizi,” dedi Emre, her vuruşta kalçaları eziyordu. “28 yaşındaki Kerem’le 26 yaşındaki ben… senin 27’lik götünü ortak sikiciyoruz. Artık bu kalçalar bizim malımız.”
Deniz bağırarak karşılık verdi: “Sikin… daha sert… ikinizi de hissediyorum… damarlarınız… ahh taşaklarınız birbirine çarpıyor… doldurun beni!” Kerem ellerini uzatıp memelerini avuçladı, uçlarını sıkıp burktu. “İçinde kayıyoruz. Senin o bakir sandığın delik… şimdi iki yarrık birden alıyor. İlk gecen böyle olacakmış meğer. Pis orospu.” Emre saçlarından tutup başını geriye çekti, boynunu ısırdı. “Söyle… kimin götüsün?”
“Sizin… ikinizin… ahh evet Kerem’in ve Emre’nin orospu götü…”
Tempo arttı. Artık acımasızca pompalıyorlardı. İki yarrık birbirine sürtüne sürtüne girip çıkıyor, halka aşırı gerilmiş, kızarmış, dölle ve tükürükle sırılsıklamdı. Deniz’in karnı şişkin hissediyordu; her çift vuruşta nefesı kesiliyor, inlemeleri boğuk boğuk çıkıyordu. “Boşalın… içime… ikiniz birden… götümü dölle doldurun yine…” Kerem alttan daha hızlı gitmeye başladı, “Geliyorum… sık götünü… ikimizi birden sağ…” Emre de “Ben de… aynı anda… al hepsini…” diye homurdandı.
İkisi birden boşaldı. Sıcak, koyu fışkırmalar deliğin içinde çarpıştı, karıştı, taştı. Deniz’in götü nabız gibi atıyor, her kasılmada daha fazla döl emiyordu. Emre son damlaları da basarken “Al… daha… taşsın,” dedi. Çekildiklerinde delik açık kaldı; iki yarrığın bıraktığı geniş halkadan döl sel gibi aktı, kalçaların arasından, yumurtalıklara doğru süzüldü, yatağı ıslattı. Deniz ileri yığıldı, Kerem’in göğsüne kapandı, nefes nefese. “Çıkarmadınız bile… hâlâ hissediyorum… şişmiş… dolu…”
Ama bitmemişti. Emre hemen eğilip o açık, akan deliği yalamaya başladı. Dili içeri giriyor, dölleri temizler gibi yapıp aslında daha da dağıtıyordu. “Tadına bakıyorum… ikimizin dölü senin götünden.” Deniz kalçalarını geriye itti, “Yala… temizle sonra tekrar kirlet.” Kerem de kaydı, ağzını Deniz’in ağzına yapıştırdı, öpüşürken Emre’nin yaladığı sesleri dinliyordu. Bir süre sonra Emre doğruldu, yarrığı yeniden yarı sert; kendi dölünü ve Kerem’inkini karışık yalamıştı. “Ağzına veriyorum. Yut kalanı.” Deniz ağzını açtı, Emre yarrığını boğazına kadar soktu, birkaç kez pompaladı, sonra çekip kalan damlaları diline, çenesine, boynuna sürttü.
Kerem de kalktı, Deniz’i dört ayak çevirdi. “Bir tur daha. Bu sefer sırayla ama sert. Hiç acımayacağız.” Deniz gülerek kalçalarını havaya kaldırdı, hâlâ açık deliğini gösterdi. “Verin o zaman. Götüm sizin. İstediğiniz kadar kullanın.” Kerem arkadan yapıştı, tek seferde dibine kadar gömdü. Islak sesler doldu odayı; şap şap şap, her vuruşta taşaklar çarpıyor, kalçalar dalgalanıyordu. “Sıkı dur hâlâ… ama yumuşadın. Bizim sikimize göre şekil almış.” Emre öne geçti, yarrığını Deniz’in yüzüne sürttü, yanaklarına, dudaklarına, alnına. “Yala taşaklarımı da. Götün sikilirken ağzın da boş kalmasın.”
Deniz yaladı, emdi, boğazına aldı. Kerem beş on sert vuruştan sonra çekildi, yerini Emre’ye verdi. Emre daha vahşi girdi; belini tutup hızla pompaladı, her seferinde “Al orospu… al kalın götüne… bu senin yeni halin,” diye söyleniyordu. Kerem de yanıp tutuşmuş halde memelerini alttan avuçluyor, kulağına fısıldıyordu: “Yarın işe gittiğinde otururken hissedeceksin. Bizim dölümüz sızacak. Her adımda götün ağrıyacak. Ve seveceksin.”
Saatler ilerledi. Yer değiştirdiler, pozisyon değiştirdiler. Deniz bazen sırtüstü bacakları omuzlarda, bazen yan yatıp bir bacak havada, bazen again four on the floor. Her seferinde biri götte biri ağızda, ya da ikisi de kalçaların üzerinde sürtünüp deliğe nöbetleşe giriyorlardı. Kirli konuşma hiç kesilmedi. “Orospu kalçalar,” “ortak mal,” “ilk analin bizimle bitti, bundan sonra sadece biz,” “döl deposu göt.” Deniz hepsine “evet… sizin… daha… boşalın yine…” diye cevap veriyordu. Üçüncü turda Kerem yine götün içinde boşaldı, dördüncüde Emre; arada yüzüne, memelerine, diline de bıraktılar. Deniz’in vücudu dölle kaplıydı; saçları dağılmış, ruju silinmiş, göz makyajı dağılmış, ama gülümsemesi yerindeydi.
Sonunda üçü de yığıldı. Yatağın ortası ıslak, oda sperm ve ter kokuyordu. Klimanın uğultusu yine duyuluyordu ama artık kimse televizyonu umursamıyordu. Deniz iki erkeğin arasında, bacakları açık, götünden ince ince sızan dölle uzanmıştı. Kerem parmağıyla o sızıntıyı alıp tekrar deliğe soktu, yavaşça karıştırdı. “Hâlâ yutuyor. Açarız yine.”
Emre gülerek Deniz’in boynunu öptü. “Bu gece bitmez gibi. Ama bitse bile…”
Deniz gözlerini yarı kapalı, sesi kısık ama net konuştu. Bir plan çoktan zihninde şekillenmişti. “Bitmesin zaten. Dinlenin biraz. Sonra bir tur daha. Ama asıl… gelecek cumartesi. Benim ev yine. Bu sefer sizi bağlayacağım. İkinizi de sandalyeye oturtup kalçalarımı yüzünüze oturtacağım önce, yalatacağım uzun uzun. Sonra sırayla saatin altında götümü siktiririm; biriniz bitince diğer, dinlenmeden. Ve… bir sürpriz daha hazırlayacağım. O gece sadece sikmek yetmeyecek. İkinizin de taşaklarını emeceğim saatlerce, döllerinizi biriktireceksiniz, sonra hepsini götüme peş peşe boşaltacaksınız. Belki bir plug alırım, döllerinizi içimde kilitlerim bütün gece. Düşünmesi bile götümü kasıyor şimdi. Hazırlanın. Çünkü bu kalçalar artık resmi olarak ortak malınız… ve ben her hafta yeni bir şekilde paylaştırmayı planlıyorum. Gelecek sefer daha pis olacak. Söz.”
Kerem ve Emre birbirine baktı, ikisi de yeniden sertleşmeye başlamıştı bile. Deniz gülümseyerek bacaklarını tekrar araladı, o yarım kalan vaadiyle, bir sonraki turu ve bir sonraki cumartesinin kirli planını zihninde kurmaya devam ederek bekledi. Gece henüz bitmemişti; ve o plan çoktan yazılmıştı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories