Feribotta Bir Gece, Kocamın Önünde Eski Sevgilime Teslim Oldum
28 yaşındaki Ece, feribotta kocası Murat’ın gözleri önünde eski sevgilisi Emre’ye diz çöküp kendini siktirdi.
Feribotun metal güvertesi yaz sıcağında ayaklarının altında titriyordu. Ece yirmi sekiz yaşındaydı, evli bir kadındı; saçlarını rüzgâr savururken kocası Murat’ın koluna hafifçe yaslanmış, arabalarının bagaj kapağına oturmuştu. Murat otuz bir yaşındaydı, omuzları gergindi; tatil planlarını bozmamak için gülümsemeye çalışıyordu ama feribotun kalabalığı onu zaten rahatsız etmişti. Ece’nin ince yaz elbisesi dizlerinin hemen üstünde duruyor, rüzgâr kumaşı kalçalarına yapıştırıyordu. O sırada güvertenin öbür ucundan tanıdık bir gölge yaklaştı.
Emre otuz iki yaşındaydı. Eskiden Ece’nin yatağını dağıtan, onu duvarlara yaslayıp saatlerce siken o yakışıklı, kendinden emin adam hâlâ aynı bakışla bakıyordu. Geniş omuzları, koyu tişörtünün altında belirgin kasları, o alaycı yarım gülümsemesi… Ece’nin karnında bir şey kıpırdadı. Yutkundu.
“Ece?” Emre’nin sesi alçaktı, tanıdık ve tehlikeli. “Yıllar oldu.”
Ece’nin yanakları kızardı. “Emre… Merhaba.”
Murat doğruldu, elini uzattı ama tokalaşması kısa ve gergindi. Emre Murat’a nezaketle başını eğdi, sonra gözlerini Ece’de bıraktı. “Hâlâ aynı kokuyorsun,” dedi usulca, yalnızca Ece’nin duyacağı kadar. “O geceleri unutmadım. Sen de unutmadın, değil mi? Bacağını omzuma atıp seni parçaladığım o sesleri…”
Ece’nin içi ürperdi. Bacaklarının arasını istemeden sıktı. Murat karısının bakışını yakaladı; o bakışta utanç vardı ama altında ıslak bir hatırlayış da vardı. Murat’ın boğazı kurudu. “Tanışıyor musunuz?” diye sordu, sesi biraz fazla tiz çıkmıştı.
“Eski sevgili,” dedi Emre, gülümseyerek. “Çok eski. Ama bazı şeyler eskimez.”
Güverte loşlaştı; feribot açık denize doğru ilerlerken ışıklar azalmış, yolcuların çoğu alt kata inmişti. Üçü korkuluk kenarında duruyordu. Emre Ece’ye yaklaştı, omzunun gerisine eğildi. Nefesi kulağına değdi. “Hani o kalın sikimi boğazının dibine kadar alıp gözlerin dolardı ya… Hatırlıyor musun? Amın nasıl kasılırdı. Kocan biliyor mu seni o halde?”
Ece Murat’a baktı. Utangaç bir gülümseme, ama gözlerinde istek vardı. Dudaklarını ısırdı. Murat’ın yüzü kızarmıştı; kıskançlık ve tuhaf bir merak aynı anda titriyordu içinde. Emre devam etti, sesi daha da kısık: “Seni yatağın kenarına yatırıp bacaklarını ayırırdım. O ıslak amını yalar, sonra köküne kadar sokardım. ‘Daha sert’ derdin. Şimdi de istiyorsun. Belli.”
Ece kocasına baktı, sesi titrek ama netti. “Murat… İstiyorum. Onu içimde hissetmek istiyorum. İzlemeni istiyorum. Lütfen.”
Murat’ın nefesi kesildi. Bir an durdu, sonra boğuk bir sesle “Tamam” dedi. Onayı yutkunarak verdi; gözleri Ece’nin yüzünden inmiyordu. “İstersen… izlerim.”
Üçü feribotun arka tarafındaki tenha köşeye çekildi; can yeleği dolaplarının arkası, loş bir gölgelik. Rüzgâr ve motor sesi konuşmalarını yutuyordu. Ece’nin kalbi göğsünde vuruyordu. Emre’nin elini göğsüne koyduğunda geri çekilmedi; aksine öne eğildi. Murat iki adım geride durdu, yumrukları sıkılı, izliyordu.
Ece dizlerinin üzerine çöktü. Metal zemin sertti ama umurunda değildi. Emre’nin pantolonunun fermuarını indirdi; kalın, ağır sik şimdiden sertleşmiş, damarlı ve sıcaktı. Ece dilini kökünden ucuna kadar gezdirirken Murat’a baktı. Göz teması kurarak o kalın eti ağzına aldı, yanakları çöktü, tükürüğü aktı. Emre’nin eli saçlarına gömüldü. “İşte böyle… kocanın önünde yut. Daha derine.”
Ece boğazını açtı, gırtlağına kadar aldı; gözleri yaşardı ama çekilmedi. Islak sesler, emişler, boğuk inlemeler… Murat’ın pantolonunda belirgin bir şişkinlik oluşmuştu ama kıpırdamıyordu; karısının dudaklarının eski sevgilisinin sikinde kayışını izliyordu. Ece bir an ağzından çıkardı, ip gibi salyayla bağlı kalarak “Sik kadar kalın hâlâ” diye fısıldadı, sonra tekrar yutkundu.
Emre onu ayağa kaldırdı, duvara yasladı. Elbisesini beline sıyırdı, külotunu kenara çekti. Ece’nin amı sırılsıklamdı; parmakları kaydı. “Bak ne kadar ıslaksın,” dedi Emre, iki parmağını içine sokup çıkarınca. “Kocan görsün.” Sonra sikinin başını o ıslak yarığa dayadı ve bir hamlede girdi. Ece yüksek sesle inledi, tırnakları Emre’nin omzuna battı. Ayakta, sert, derin… Her vuruşta kalçaları duvara çarpıyordu. Emre belini tutmuş, ritmi bozmuyordu. “Sık beni. Aynen eskiden olduğu gibi.”
Ece Murat’a bakarak boşaldı; bacakları titredi, amı Emre’nin sikini kasılarak sıktı. “Geliyorum—ah fuck—” diye boğuk boğuk bağırdı. Emre onu çevirdi, köpek pozisyonuna getirdi. Ece ellerini can yeleği dolabına dayadı, belini büktü. Emre arkadan tekrar girdi; bu sefer daha sert, kalçalarına şaplak indirerek. “Kocanın önünde benim orospum ol,” dedi, tokatların sesi rüzgârda dağılıyordu. “Söyle. Kime ait o am?”
“Sana—senin orospun—” Ece her vuruşta ileri savruluyor, yine geliyordu. İkinci orgazmı daha şiddetliydi; dizi buruştu, salyası aktı. Emre durmadı. “Bir daha. Boşal benim sikimde, kocan izlerken.” Üçüncü kez Ece’nin bedeni kilitlendi; amından şapırtılı ıslaklık aktı, bacaklarının içi parlıyordu. Murat’ın gözleri kıpırdamıyordu; karısının yüzündeki o mahvolmuş, mutlak zevk ifadesini ezberliyordu.
Emre en sonunda Ece’yi tekrar diz çöktürdü. Sikini o şişmiş, kızarmış dudaklara sürdü. “Aç.” Ece ağzını açtı; Emre birkaç hızlı harekettten sonra boğuk bir homurtuyla boşaldı. Sıcak döl Ece’nin diline, damağına, dudak kenarına aktı. Bir kısmını yuttu, bir kısmı alt dudağında kaldı, parlak ve yoğun.
Ece ayağa kalktı. Nefesi hâlâ düzensizdi, bacakları titriyordu. Elbisesini indirmeden, dudaklarında Emre’nin spermiyle kocasına döndü. Gülümsedi; o gülümseme hem utangaç hem de doyumsuzdu.
“Beni hiç bu kadar ıslak görmemiştin değil mi?” dedi ve Murat
…ın gözlerinin içine bakarak yaklaştı. Dudak kenarındaki koyu, yapışkan damlayı başparmağıyla sildi, yavaşça Murat’ın alt dudağına sürdü. “Tat,” diye fısıldadı. “Eski sevgilimin tadı. Hâlâ aynı… yoğun, tuzlu.”
Murat geriledi ama Ece’nin eli ensesine kaydı, onu bastırdı. Dili istemeden o damlayı aldı; yüzü buruştu, boğazı kasıldı. İçinde kıskançlık, iğrenme ve garip bir sertleşme aynı anda çarpışıyordu. Pantolonundaki şişkinlik ağrıyordu artık. Emre arkadan gülerek izliyordu, sikini hâlâ yarı sert tutmuş, Ece’nin şişmiş amına bakıyordu.
“Daha yeni başladık,” dedi Emre. “Kocan seni böyle ıslak, böyle açık görmemiş. Göster ona. Amını aç.”
Ece elbisesini beline sıvadı, bacaklarını ayırdı. İki parmağıyla dudaklarını araladı; pembe, şiş, dölle ve kendi sularıyla parlayan yarığı Murat’ın yüzüne doğru itti. “Bak… hâlâ damlıyor. Senin sikin bunları yapamazdı. Emre’nin ki yapıyor.” Sesinde utanç yoktu artık, sadece kaba bir açlık. Murat diz çöktü, nefes nefese. Ece’nin kokusu — o tanıdık karı kokusu ama altında başka bir erkeğin izi — burnuna doldu. Yutkundu.
Emre Ece’yi belinden yakaladı, tekrar can yeleği dolabına doğru eğdi. Bu sefer yüzü Murat’a dönüktü. Kalın sikini o sızan deliğe dayadı, yavaş yavaş soktu; her santimi Ece’nin yüzünde titredi. “Ahhh… kocan görsün nasıl dolduruyorsun beni.” Emre belini tutup birden sertleştirdi. Derin, ıslak şapırtılar metal güvertede yankılandı. Ece’nin memeleri elbisesinin yakasından taştı; Emre bir eliyle birini sıktı, memeyi dışarı çıkardı, başparmağıyla ucunu ezdi. “Söyle ona. Kimin amısın şimdi?”
“Senin… senin orospunun amıyım,” diye inledi Ece, her vuruşta ileri savrulurken. Gözleri Murat’ta kilitliydi. “Daha sert sik beni. Kocamın önünde boşalt içime.”
Murat’ın eli pantolonuna gitti, fermuarı indirdi. Kendi sikini çıkardı; ortalama, Ece’nin hep “yeterli” dediği o et. Ama şimdi gülünç duruyordu Emre’nin yanında. Ece gördü, gülümsedi. “Oynama kendini. Sadece izle. Beni böyle mahvederken izle.”
Emre temposunu artırdı. Kalçaları Ece’nin poposuna şap şap vuruyor, her seferinde ta köküne kadar giriyordu. Ece’nin amı şapırtılı sesler çıkarıyor, bacaklarının arası köpük gibi beyazlıyordu. “Sık beni amcık,” diye hırladı Emre. “Eskiden nasıl yapıyordun hatırla. Duvarlara yaslayıp saatlerce… Şimdi kocanın gözleri önünde aynı şekilde parçalanıyorsun.”
Ece dördüncü orgazmına yaklaşırken boğazı kurudu. “Geliyorum yine—siktir, içimde patlıyorum—” Bedeni kasıldı, amı Emre’nin sikini ritmik sıkıp bıraktı. Suları boğuk bir sesle aktı, Emre’nin taşaklarına damladı. Dizleri titredi ama Emre tuttu, çıkarmadan devam etti. “Bir tane daha. Kocan senin bu halini ezberlesin. Evde aklına geldikçe sikini okşayacak zavallı.”
Murat elini çekti, sikini tutmuyordu artık. Sadece bakıyordu. Karısının yüzündeki o mahvolmuş, salyalı, gözleri dönmüş ifade… Ece hiç onunla böyle olmamıştı. İçinde bir şey kırılıyordu ama o kırılma aynı zamanda onu daha da sertleştiriyordu. Utançlı bir arzu.
Emre Ece’yi çevirdi, sırtını dolaba dayadı, bacaklarını omuzlarına aldı. Ayakta, derin, ağır. Ece’nin topukları havadaydı, her vuruşta başı geriye gidiyordu. “Boğazına kadar yutmuştun az önce. Şimdi amın da aynı şekilde yutuyor. Bak kocana. Ona söyle ne istiyorsun.”
Ece nefes nefese, gözleri dolu: “İçime boşal… lütfen… dölünü içimde taşımak istiyorum eve kadar. Murat’ın yanında, sızarak…”
Emre birkaç sert hamle daha yaptı, boğuk bir homurtuyla derinine dayandı ve boşaldı. Sıcak, yoğun jetler Ece’nin rahmine vurdu. Ece hissetti, inledi, beşinci kez hafifçe titredi. Emre sikini çıkardığında kalın beyaz damlalar Ece’nin şişmiş deliğinden aktı, uyluğundan aşağı süzüldü.
“Temizle,” dedi Emre, Murat’a bakarak. “Karının amındaki dölümü yala. İstersen… o da senin rızanla, değil mi?”
Murat’ın sesi boğuktu. “Ece…?”
Ece bacaklarını açtı, o akan beyazlığı gösterdi. “Yap. İstiyorum. Dilinle temizle beni. Onun tadını al.” Gözlerinde hâlâ ateş vardı ama bir anlık bir gölge de geçmişti — sanki kendi sesini duymuş gibi.
Murat diz çöktü. Dili Ece’nin amına uzandı; tuzlu, sıcak, başka erkeğin tohumu. Yaladı, emdi, Ece’nin klitorisine sürttü. Ece’nin eli saçlarına girdi, bastırdı. “İyi… böyle… kocam eski sevgilimin dölünü yutuyor.” Emre ayakta, sikini yavaşça sıvazlayarak izliyordu, yarı gülümsemesi yerindeydi.
Ece bir süre sonra Murat’ı çekti, ayağa kaldırdı. Kendi sikini tuttu, birkaç kez sıvazladı ama bırakmasını istedi. “Boşalma. Bugün sadece izledin. Eve gidince düşünürsün beni… bu haliyle.”
Emre pantolonunu kapadı, fermuarı çekti. Ece’nin yanağına kısa bir öpücük kondurdu. “Yıllar sonra yine aynı orospusun. İyi ki rastlaştık.” Sonra güvertenin loşluğuna karıştı, kalabalığa doğru yürüdü, arkasını bile dönmeden.
Ece elbisesini indirdi. Külotu kenarda, amı hâlâ sızıyor, uylukları yapış yapıştı. Murat’ın pantolonunu düzeltmesine yardım etti, sessizce. Üçü ayrı düşmüş gibi feribotun arka tarafında kaldılar; motor gürültüsü, rüzgâr, uzaktan gelen konuşmalar.
Ece korkuluğa yaslandı. Bacaklarının arası zonkluyordu, tatmin olmuş gibiydi — ama göğsünde ağır bir boşluk büyüyordu. Murat yanına geldi, kolunu uzattı ama Ece’ye değmedi. Yüzüne baktı. Kocasının gözlerinde o tanıdık sevgi yoktu artık; yerini donuk bir şey almıştı. Kıskançlık, arzu, iğrenme ve… korku.
Ece yutkundu. “Murat… iyi misin?”
Murat başını salladı ama sesi çıkmadı. Dudakları titredi. “Sen… hiç bana böyle bakmamıştın. Ona bakarken.”
Ece’nin içi sızladı. Zevk geride kalmıştı. Feribot limana yaklaşırken ışıklar artıyor, yolcular yukarı çıkıyordu. Ece elbisesini düzeltti, saçını eliyle taradı. Dudaklarında hâlâ o tuzlu tat, bacaklarının arasında Emre’nin dölünün kayganlığı… ama şimdi hepsi soğuk geliyordu. Murat’ın omzuna dokundu, geri çekildi.
“Eve gidelim,” dedi kısık sesle. “Lütfen.”
Arabaya doğru yürürlerken Ece bir an durdu. Rüzgâr elbisesini savurdu, amındaki ıslaklık soğudu. İçinde bir şüphe büyüdü: Bu geceyi unutabilecekler miydi? Murat’ın gözlerindeki o boşluk… Ece kendi kendine sordu, sesi bile çıkmadan. Ne yaptım ben? İstedim, yalvardım, boşaldım… ama şimdi kocamın yüzüne bakamıyorum. Bir şey bozuldu. Çok geç fark ettim.
Murat arabanın kapısını açtı, tek kelime etmeden. Ece bindi. Feribot iskeleye yaslanırken motorlar durdu. Ece camdan dışarı baktı; Emre’nin silüeti kalabalıkta kaybolmuştu. Bacaklarını sıktı, sızıntıyı durdurmaya çalıştı. Murat direksiyona yapışmış, bakışları ileriye kilitliydi. Ece’nin eli onun eline uzandı, ama Murat kıpırdamadı.
Arabada sessizlik vardı. Ece başını cama dayadı. Organları hâlâ titreşiyordu ama kalbi ağır basıyordu. Pişmanlık değil tam olarak… daha çok bir kuşku. Bu gece bitmişti. Sex bitmişti. Ama bir şey yanlıştı. Evliliklerinin üstüne ince, yapışkan bir leke gibi sinmişti. Murat’ın nefes alışını duyuyordu; düzensiz, boğuk. Ece gözlerini kapadı. “Özür dilemeli miyim?” diye düşündü. Ama dilemedi. Sadece oturdu, bacaklarının arasındakini hissetti ve feribotun metal güvertesindeki o loş köşeyi hatırladı. Zevk gitmişti. Yerine ince, soğuk bir pişmanlık tortusu kalmıştı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories