Karanlık Odada Arkadaşımın Elleriyle İlk Defa
24 yaşındaki Emre ile 26 yaşındaki Can, karanlık odada uzun zamandır bastırdıkları arzuyu serbest bırakıp sertçe sikişiyorlar.
Emre yirmi dört yaşındaydı, ofiste gün boyu ekranlara bakıp faturaları ve raporları karıştıran, akşamları ise evine kapanıp sessizliği dinleyen bir adamdı. Can yirmi altı yaşındaydı, yıllardır yanından ayrılmayan en yakın arkadaşı; geniş omuzları, kalın parmakları ve her gülüşünde hafifçe eğilen dudaklarıyla Emre’nin aklını uzun zamandır kurcalayan o adam. İkisi de birbirlerine duydukları o bastırılmış çekimi fark etmişti artık; bakışlar biraz daha uzun sürüyor, omuz değmeleri biraz daha yavaş oluyor, gece yarısı mesajlaşmalarında cümleler biraz daha mahremleşiyordu. Ama hiçbiri ağzını açmamıştı. Ta ki o geceye kadar.
Emre’nin evinde bira içiyorlardı. Oturma odasının loş ışığında Can koltukta yayılmış, Emre karşısındaki koltuğa kurulmuştu. Dışarıda rüzgâr camları dövüyordu. Birden elektrik kesildi. Her şey simsiyah oldu. Buzdolabının uğultusu bile kesildi. Emre “Siktir” diye mırıldandı, yerinden kalktı ama karanlıkta ayağı sehpaya çarptı. Can güldü, sesi odanın içinde yankılandı. “Dur, otur. El feneri aramayacağız herhalde. Biraz böyle kalalım.”
Emre geri oturdu. Dizleri neredeyse birbirine değiyordu. Karanlıkta nefeslerini duyuyordu: Can’ın ağır, sakin nefesleri, kendi hızlılaşan nabzı. Göğsü daraldı. “Nefesin… çok yakından geliyor,” dedi Emre, sesi kısık. Can cevap vermedi bir an. Sonra alçak bir sesle, “Seninki de. Yıllardır böyle yakın oturuyoruz ama karanlıkta her şey daha… net oluyor.” Emre yutkundu. “Net mi?” Can’ın bacağı hafifçe kaydı, dizleri değdi. İkisi de çekinmedi. Emre’nin aklından bir anda Can’ın ofisteki geniş sırtı, duştan çıktıktan sonra omzuna attığı havlu, gece yarısı sarhoşken birbirlerine yaslandıkları o gece geçti. “Beni istiyorsun,” dedi Emre, karanlıkta gözlerini kısmış gibi bakarak. Can’ın nefesi boğazında takıldı. “Evet. Uzun zamandır. Sen de istiyorsun beni. Yalan söyleme.” Emre’nin eli kendi dizine indi, parmakları titredi. “İstiyorum. Sikeyim, istiyorum.”
Can yavaşça elini uzattı. Emre’nin bacağına değdi, avuç içi sıcak kumaşın üzerinden kayarak uyluğuna yerleşti. Okşadı. Yavaş, ısrarlı. Emre geri çekilmedi; aksine bacağını biraz açtı, aynı hareketle Can’ın dizine kendi elini koydu, parmaklarını kalın kumaşa bastırdı. Gerilim odanın içinde elektrik gibi kıvılcımlandı. Can “Siktir, Emre” diye fısıldadı. “Dokunmaya devam et. Daha fazla.” Emre’nin parmakları Can’ın uyluğunu sıvazladı, kasıklarına doğru kaydı. “İstiyorum seni,” dedi Emre açıkça. “Sikini yalamak istiyorum, götünü sikmek istiyorum. Şimdi.” Can nefesini tuttu, sonra gülümsediği sesinden belli oldu. “Ben de. Ağzına alacağım seni. Sonra da seni içime alacağım. Hadi, sevişelim. Karar verdik.” Emre “Evet” dedi, sesi boğuk. “Şimdi.”
Can dizlerinin üzerine çöktü. Karanlıkta yere düşen kumaş hışırtısı, fermuarın sesi. Emre’nin pantolonu açıldı, bokseri aşağı indi. Can’ın eli Emre’nin yarrağına sarıldı; kalın, sert, damarlı. Emre inledi. Can dilini ucuna değdirdi, yaladı, sonra ağzına aldı. Derin. Boğazına kadar. Emre’nin eli Can’ın saçlarına gitti, parmaklarını kıvırcık tellere doladı, hafifçe bastırdı. “Daha derine al, Can. Yala o yarrakı. Sik benim ağzımı.” Can mırıldandı, titreşim Emre’nin sikine vurdu. Tükürük sesleri, emişler, Can’ın boğazının ıslak sesi karanlığı doldurdu. Emre kalçalarını hafifçe öne itti, Can’ın dilinin üstünde kaydı. “Ağzın çok sıcak… sikeyim, böyle emmeye devam et.” Can iki eliyle Emre’nin kalçalarını tuttu, daha derine aldı, tükürüğü sakalına aktı. Emre başını geriye attı, dişlerini sıktı. “Dur… yeter. Duvara yaslan.”
Can ayağa kalktı. Emre onu buldu, omuzlarından tutup duvara yasladı. Can’ın pantolonunu ve bokserini indirdi. Elleri Can’ın göt yanaklarını ayırdı. Karanlıkta parmaklarını ağzına götürüp ıslattı, sonra Can’ın göt deliğine bastırdı. Yavaşça bir parmak girdi. Can homurdandı. “Evet, parmakla aç beni. Daha fazla.” Emre ikinci parmağı ekledi, içeri dışarı hareket ettirdi, halkayı esnetti. “Götün çok sıkı… az sonra yarrakımı alacak. Hazır mısın?” Can “Hazırım, sik beni” dedi. Emre parmaklarını çıkardı, sikinin başını Can’ın deliğine dayadı. Bir itişte girdi; yavaş ama sert. Can’ın nefesi kesildi, sonra uzun bir inilti koptu. Emre beline sarıldı, kalçalarını çekip tekrar soktu. Hızlı ve hayvani bir ritim. Derin, vurucu. “Sikini götüme göm, Emre. Daha sert. Sik beni deli gibi.” Emre “Siktiğimin götü” diye küfretti, her vuruşta taşakları Can’ın kalçalarına çarptı. “Ne kadar sıkı… yarrakımı yiyor. Daha hızlı mı istiyorsun?” Can “Evet, amına koyayım, daha hızlı” diye bağırdı neredeyse. Emre hızlandı, terlemeye başladı; alınları, boyunları, göğüsleri ıslandı. Elleri Can’ın belini kavradı, parmak izleri bıraktı. “Al o yarrakı. Her santimini al.”
Bir süre böyle siktiler. Sonra Emre geri çekildi, Can’ı çevirdi, kendini yere, halının üzerine yatırdı. “Üstüme otur,” dedi. Can bacaklarını açıp Emre’nin sikine oturdu, yavaş yavaş indi. Emre’nin elleri Can’ın kalçalarına gitti. Can kendi hızıyla hopladı; yukarı aşağı, yavaş başlayıp hızlandı. Her inişte Emre’nin yarrakı dibine kadar girdi. Can “Kendi hızımla sikiliyorum… amına koyayım ne kadar güzel” diye inledi. Emre alttan kalçalarını kaldırıp Can’ı karşıladı. “Zıpla o götünü. Yarrakımı ye. Daha sert hopla.” Can hızlandı, ter damlaları Emre’nin göğsüne düştü. Elleri Emre’nin göğsüne bastı, parmakları kılların arasında kaydı. “Boşal içime,” dedi Can. “Doldur beni.” Emre “Gel, al hepsini” diye hırladı, kalçalarını savurdu, bir, iki, üç derin vuruşla boşaldı. Sıcak döl Can’ın içine aktı. Can da kendi sikini sıkıp birkaç saniye içinde Emre’nin karnına boşaldı; yapışkan, sıcak.
İkisi de nefes nefese kaldı. Emre hâlâ Can’ın içindeyken yavaşça yumuşadı. Karanlıkta elleri birbirlerinin terli yüzlerini buldu; Emre Can’ın çenesini, alnını, dudaklarını okşadı. Can Emre’nin saçlarını, boynunu, omuzlarını süzdü. Uzun uzun öpüştüler; dil dilin üzerinde, tuzlu, nefesli, yavaş. Can gülümsedi, sesi hâlâ titrek. “Bundan sonra her fırsatta yapalım.” Emre “Kabul” dedi, dudaklarını Can’ın boynuna bastırdı. “Işık gelene kadar böyle kalalım.” Birbirlerine sarıldılar; terli gövdeler, yavaşlayan nefesler, karanlığın içinde hâlâ sertleşmeye hazır bir gerilim. Emre’nin parmakları Can’ın belinde gezindi, Can’ın eli Emre’nin göğsünde dinlendi. Dışarıda rüzgâr hâlâ camları dövüyordu. Elektrik henüz gelmemişti. İkisi de biliyordu ki bu gece bitmemişti; sadece nefes almak için kısa bir duraklama vardı. Emre’nin aklında Can’ın hâlâ ıslak götü, Can’ın aklında Emre’nin bir sonraki hamlesi dönüyordu. Karanlıkta birbirlerine tutunarak beklediler.
Emre’nin parmakları Can’ın belinde gezinirken sikinin yeniden sertleştiğini hissetti. Karanlıkta Can’ın nefesinin boynuna çarptığını, terli göğsünün kendi göğsüne yapıştığını duydu. “Hâlâ içimdesin,” diye fısıldadı Can, sesi boğuk. “Ama seninki de tekrar kalktı. Siktir, Emre… bitmedi bu iş.” Emre kalçalarını hafifçe oynattı; yarrağı Can’ın hâlâ ıslak, dölle kaygan göt deliğinde kaydı. Can inledi, parmaklarını Emre’nin omuzlarına gömdü. “Çıkar… şimdi ben seni alacağım. Ağzını, götünü, her yerini.”
Emre yavaşça çekildi. Sıcak döl damlacıkları Can’ın kalçalarından aktı, halıya düştü. Can el yordamıyla Emre’yi buldu, omuzlarından itip sırtüstü yatırdı. Dizlerinin üzerine çöktü, Emre’nin bacaklarını ayırdı. Karanlıkta Emre’nin sikini avuçladı, başparmağıyla ucundaki sümüğü yaydı. “Senin yarrakın hâlâ kaskatı… tükürükle ıslatayım önce.” Eğildi, dilini kökten uca kadar sürdü, damarları yaladı, sonra boğazına kadar aldı. Emre’nin kalçaları yerden kalktı. “Ağzın… amına koyayım ne kadar açgözlü. Daha derine, Can. Boğazını sikeyim.” Can mırıldandı, tükürüğü boynuna aktı; iki eliyle Emre’nin taşaklarını sıvazladı, parmak uçlarıyla göt deliğine bastırdı. Emre “Evet, parmakla da oyna” diye hırladı. Can bir parmağını Emre’nin deliğine soktu, yarrakını emerken ritmi tuttu. Emre’nin eli Can’ın saçlarında geziyor, kıvırcık telleri çekiyordu. “Yeter… şimdi götümü aç. Seni içime istiyorum.”
Can parmağını çıkardı, ikinciyi ekledi. Emre’nin halkasını esnetti, içeri dışarı hareket ettirdi. “Sıkısın… ama alacak. Beni alacak.” Üçüncü parmak girdiğinde Emre dişlerini sıktı, “Sik beni artık, Can. Parmak yetmez.” Can gülümsediğinin sesinden belli oldu. Emre’nin bacaklarını omuzlarına aldı, sikinin başını deliğe dayadı. Bir itişte girdi; yavaş ama acımasız. Emre’nin nefesi kesildi, sonra uzun, boğuk bir inilti koptu. “Siktiğimin yarrakı… dolu… her santimi içimde.” Can belini kavradı, kalçalarını çekip tekrar soktu. Derin, vurucu, halıyı gıcırdatan bir ritim. “Götün beni yiyor, Emre. Ne kadar aç… yıllardır bu götü sikmeyi hayal ettim.” Emre “Daha sert… amına koyayım, parçala” diye bağırdı. Can hızlandı; taşakları Emre’nin kalçalarına çarpıyor, ter damlaları Emre’nin göğsüne düşüyordu. Elleri Emre’nin bileklerini tuttu, yukarı bastırdı. “Kipkapa… al o yarrakı. Her vuruşta daha derin.”
Bir süre böyle siktiler. Sonra Can Emre’yi çevirdi, dizleri ve dirsekleri üzerine getirdi. Arkadan girdi yine; bu sefer daha hızlı, daha hayvani. Emre’nin sırtına eğildi, dişlerini omzuna geçirdi. “Söyle… kimin yarrakı götünde?” Emre “Senin… Can’ın yarrakı… sik beni deli gibi” diye inledi. Can bir eliyle Emre’nin saçlarından tuttu, başını geriye çekti. “Dölümü içine boşaltacağım. Dolduracağım seni. Sonra da yalatacağım.” Emre “Evet… boşal… al hepsini” diye hırladı. Can üç, dört sert vuruşla geldi; sıcak döl Emre’nin içine fışkırdı. Emre de kendi sikini sıktı, aynı anda boşaldı; dölü halıya, kendi karnına aktı.
Nefes nefese yığıldılar. Can hâlâ Emre’nin içindeyken yavaşça yumuşadı, yanına uzandı. Elleri birbirlerinin terli bedenlerini buldu. Emre Can’ın göğsündeki kılları okşadı, Can Emre’nin belindeki parmak izlerini süzdü. “Bir daha,” dedi Emre, sesi hâlâ titrek. “Işık gelene kadar… bir tur daha.” Can “Tamam” diye fısıldadı. Ağız ağıza yapıştılar; dil dilin üzerinde, tuzlu, yavaş. Sonra Can Emre’nin sikini eline aldı, yavaşça sıvazladı. Emre karşılık verdi; iki yarrak avuçlarda sürtündü, kaygan, sıcak. “Sürt… taşaklarımızı değdir,” dedi Can. Emre kalçalarını öne itti, sikleri birbirine sürttü. Can’ın eli ikisini birden kavradı, yukarı aşağı sıvazladı. “Bak… ikimiz de tekrar kalktık. Karanlıkta daha azgın oluyoruz.” Emre “Çünkü kimse görmüyor… istediğimiz gibi küfredebiliyoruz” dedi. Can hızlandı, “Sikini benimkine sürt… boşal yine, üzerime” diye hırladı. Emre “Sen de… birlikte” diye inledi. Birkaç saniye içinde ikisi de boşaldı; döl parmaklara, kasıklara, karınlara yapıştı.
Yine nefes nefese kaldılar. Emre Can’ın boynuna gömüldü, dilini terli deriye sürdü. “Bundan sonra her karanlıkta… her fırsatta.” Can “Evet” dedi, parmakları Emre’nin göt yanaklarını ayırıp dölü hissetti. “Hâlâ akıyor… senin içinden. Benim dölüm.” Emre gülümsedi, “Seninkini de yalayayım o zaman.” Dönüp Can’ın bacaklarını açtı, dilini göt deliğine bastırdı. Dölü yaladı, emdi, parmağını sokup karıştırdı. Can “Siktir… dilin… daha derin yala” diye inledi. Emre “Tadın tuzlu… senin dölünle karışık” diye mırıldandı, tekrar yaladı. Can’ın eli Emre’nin saçlarında geziyor, bastırıyordu. “Yeter… gel, öp beni. Döl tadını ağzıma ver.” Emre çıktı, dudaklarını Can’ın dudaklarına bastırdı; dilini soktu, tuzlu tadı paylaştılar.
Bir süre öyle kaldılar. Eller, nefesler, yavaş okşayışlar. Emre’nin aklında Can’ın hâlâ açık götü, Can’ın aklında Emre’nin bir sonraki hamlesi dönüyordu. “Bir tur daha mı?” diye sordu Emre. Can “Bekle… biraz nefes alalım. Sonra seni duvara yaslayıp sikeceğim yine.” Emre “Tamam… ama bu sefer senin götünü de yalayacağım önce.” Can kıkırdadı. “Anlaştık. Karanlık bitene kadar… ya da bitmese de.”
Emre’nin eli Can’ın göğsünde dinlenirken dışarıdaki rüzgâr camları dövmeye devam etti. Buzdolabının uğultusu hâlâ yoktu. İkisi de birbirlerine sarıldı; terli, yapışkan, doyumsuz. Emre “Biliyor musun,” diye fısıldadı, “yıllardır bu anı bekledim. Ofiste bakışların… duştan çıktığın o havlu… hepsi buraya geldi.” Can “Ben de… mesajlaşmalar, omuz değmeleri… hepsi bahaneydi.” Emre’nin parmakları Can’ın belinde gezindi, sikine doğru kaydı. “Bak… yine kalktı.” Can elini koydu, sıvazladı. “Benimki de. Hadi… son bir kez. Bu sefer sen üstte, ben yere yatayım. Zıpla o götünü benim yarrakımın üstünde.”
Emre Can’ı yatırdı, bacaklarını açıp üzerine oturdu. Yavaşça indi; Can’ın yarrakı dibine kadar girdi. “Sikiyorum… kendi hızımla.” Yukarı aşağı hopladı, her inişte inledi. Can’ın elleri Emre’nin kalçalarında, parmak izleri bırakıyordu. “Daha sert… amına koyayım zıpla. Yarrakımı ye.” Emre hızlandı, ter damlaları Can’ın yüzüne düştü. “Boşal… içime boşal yine.” Can “Gel, al” diye hırladı, kalçalarını savurdu. Birlikte geldiler; döl fışkırdı, karıştı, aktı.
Yığıldılar. Eller birbirlerinin yüzünde, nefesler yavaşlıyordu. Emre “Işık gelse bile… bırakmayacağım seni” dedi. Can gülümsedi, sesi karanlıkta yumuşadı. “Bırakma zaten.”
Dışarıda rüzgâr kesildi bir an. Sonra bir tıkırtı… fişin prize tekrar girdiğini andıran bir ses. Ama ikisi de kımıldamadı.
Can’ın nefesi Emre’nin kulağına değdi, fısıltısı net ve soğuktu: “Biliyor musun Emre… elektrik hiç kesilmemişti; ben baştan beri fişi çekmiştim.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories