En İyi Arkadaşımızı Stüdyoda Paylaştığımız İlk Gece
İki lezbiyen arkadaş stüdyoda yalnız kalınca yıllardır bastırdıkları arzuya teslim olup sertçe yiyişiyorlar.
Stüdyonun loş ışıkları gece yarısını çoktan geçmişti. Dışarıda şehir uykuya yatmışken Defne’nin fotoğraf stüdyosu hâlâ ayaktaydı; softbox’lar sönük, arka plan perdeleri yarı açık, zeminde kablo ve reflektörler dağınık. Yirmi sekiz yaşındaki lezbiyen fotoğrafçı Defne, makinesinin arkasına eğilmiş son kareleri kontrol ederken yanındaki yirmi altı yaşındaki stüdyo asistanı ve en yakın arkadaşı Ece masanın kenarına oturmuş, yorgun ama uyanık gözlerle onu izliyordu. İkisi de bu ıssız geceyi bilerek uzatmıştı. Yıllardır aralarında büyüyen o bastırılmış gerilim, her ortak işte, her omuz değmesinde, her uzun bakışta biraz daha şişmişti.
Ece ayağa kalktı. Boğazını temizledi, sesi kısık çıktı. “Defne… beni de çeker misin?”
Defne başını kaldırdı. Ece’nin parmakları tişörtünün kenarına gitmişti bile. Yavaşça, gözlerini Defne’den ayırmadan kumaşı yukarı çekti, başının üzerinden sıyırdı ve yere bıraktı. Sütyensizdi. Dolgun, pembe uçlu memeleri serin stüdyo havasında sertleşmişti; damlaya hazır gibi dimdik. Defne’nin boğazı kurudu. İkisi de bu anın geleceğini uzun zamandır istiyordu; göz göze geldiklerinde karşılıklı istek o kadar açıktı ki inkâr edilecek bir şey kalmamıştı.
Defne’nin eli istemsizce uzandı, Ece’nin beline yapıştı. Sıcak ten, ince bir ter tabakası. İkisi de gülümsedi—utangaç değil, aç ve bilerek. Bir adım, sonra bir adım daha; aralarındaki mesafe buharlaştı. Defne’nin başparmağı Ece’nin bel çukurunda gezindi, Ece’nin nefesi Defne’nin boynuna çarptı.
“Sadece fotoğraf mı istiyorsun gerçekten?” diye fısıldadı Defne, sesi boğuk.
Ece başını iki yana salladı, dudakları Defne’ninkine değecek kadar yaklaştı. “Artık oynaşmayı bırak. İstiyorum seni. Şu an. Burada.”
Defne onu geriye doğru itti; stüdyonun ortasındaki geniş deri koltuk Ece’nin bacaklarının arkasına çarptı. Ece otururken Defne üzerine eğildi, dudaklarını kapattı. Öpüşme ilk saniyede kibar değildi—aç, ıslak, dil dilin üstüne basıyordu. Ece’nin eli Defne’nin saçına gömüldü, Defne’nin dili Ece’nin alt dudağını emdi, dişledi. Eller hızla hareket etti: Defne’nin parmakları Ece’nin memelerini avuçladı, uçlarını sıkıştırdı, Ece inleyerek belini kavis yaptı. Ece’nin elleri Defne’nin bluzunun düğmelerini koparırcasına açtı, sutyenini yukarı itti, sıcak avuçlarıyla Defne’nin göğüslerini yokladı.
Öpüşmeler derinleştikçe eller daha aşağılara indi. Defne Ece’nin pantolonunun düğmesini çözdü, fermuarını indirdi, elini içine soktu. Külotun kumaşı sırılsıklamdı. “Siktir, Ece… amın zaten sızıyor,” diye hırıldadı Defne, iki parmağını kumaşın üzerinden klitorisine bastırarak. Ece bacaklarını açtı, Defne’nin eline doğru kalçasını itti. Aynı anda Ece de Defne’nin etek altına daldı, parmaklarını ıslak am yarığına sürttü, kaygan etli dudakları ayırdı. İkisi de diğerinin ağzında inleyerek öpüşmeye devam etti; dilleri dans ederken parmaklar yavaş yavaş, sonra daha hızlı dairesel hareketlerle birbirinin şişmiş klitorisini okşuyordu.
Defne birden Ece’yi tam olarak koltuğa yatırdı, pantolonunu ve külotunu tek hareketle ayak bileklerine indirdi. Ece’nin bacaklarını omuzlarına aldı, kalçalarını yukarı kaldırdı. “Böyle açık tut,” dedi, sesi emirle dolu. Sonra dilini düz çıkarıp Ece’nin amının ortasına yapıştırdı. Uzun, yavaş bir yalama—aşağıdan yukarı, klitorise kadar—sonra ucunu sertçe bastırarak emmeye başladı. Ece’nin kalçası seğirdi, “Defne… ah siktir, dilini… öyle,” diye inledi. Defne iki parmağını birden Ece’nin ıslak deliğine soktu, kıvrımlı duvarları hissederek hızlı hızlı, sertçe sikmeye başladı; dil klitoristeyken parmaklar amın içinde güm güm çalışıyordu. Ece’nin suları Defne’nin çenesine aktı, stüdyonun sessizliğini ıslak şapırtılar ve Ece’nin boğuk feryatları doldurdu. “Daha sert… parmaklarını kıvır, orayı bul… evet, orası!”
Defne onu eşiğe kadar taşıdı ama bırakmadı. Yer değiştirdiler. Ece ayağa kalktı, Defne’yi koltuğa doğru çevirdi, etek ve külotu tamamen sıyırdı. “Şimdi sıra sende, kaltak,” diye fısıldadı, sesi sevgiyle kirli. Defne’yi domalttı; elleri ve dizleri koltuğun kenarına bastı, kalçası havada, amı aralanmış, pembe ve parlak. Ece arkadan yaklaştı, yüzünü Defne’nin kalçalarına gömdü. Dilini am yarığına sürdü, yukarı çıkardı, göt deliğinin kenarına bastırdı, sonra tekrar amına indi. Parmaklarını aynı anda devreye soktu: iki parmak Defne’nin amına daldı, bir parmak ise yavaşça, tükürükle ıslatarak göt deliğini yokladı, sonra içeri girdi. “İkisini birden alıyorsun, görüyor musun? Amın da götün de benim parmaklarımda sıkılıyor.” Defne yüzünü koltuğun derisine bastırdı, zevkten titreyerek inledi; “Ece… sik beni öyle, boşalacağım, bırakma—” Ece parmaklarını hızlandırdı, dilini Defne’nin klitorisine uzanarak emdi, göt deliğindeki parmağını da aynı tempoda sokup çıkardı. Defne’nin bacakları sarsıldı, amı kasılarak Ece’nin parmaklarını sıktı, uzun ve yüksek bir inlemeyle boşaldı; suları Ece’nin eline aktı, kalçası spastik seğirmelerle gerildi.
Nefesleri henüz düzelmeden Ece Defne’yi ters çevirdi, kendisi de üstüne çıktı; 69. Defne’nin yüzünün tam üstünde Ece’nin sırılsıklam amı sarkıyordu, Defne’ninki de Ece’nin ağzına. İkisi birden saldırdı. Açgözlü, aceleci, dil ve dudak ve emiş. Defne Ece’nin klitorisini dişlerinin arasına alıp emerken iki parmağını yeniden soktu; Ece Defne’nin amını yalarken göt deliğine de dil ucunu batırdı, sonra tekrar amına döndü. Islak sesler, yutkunmalar, “daha, daha yala o amı” fısıltıları birbirine karıştı. Kalçalar ritmik sallanıyordu; her biri diğerinin yüzüne oturur gibi bastırıyor, dilin girebileceği her yere zorluyordu. Gerilim aynı anda yükseldi. Defne’nin bacakları Ece’nin başını sıktı, Ece’nin amı Defne’nin dilinde nabız gibi attı. “Geliyorum—seninle—” diye boğuk bir uyarı çıktı birinin ağzından, hangisi olduğu belli değildi. Sonra ikisi birden şiddetle boşaldı; kasılmalar, sıcak sıvı taşmaları, boğazdan kopan çığlıklar stüdyonun duvarlarında yankılandı. Birbirlerinin sularını yalayarak yutkundular, titreyen uyluklar ve ıslak çeneler birbirine yapışık kaldı uzun saniyeler.
Nefes nefese, terli ve hâlâ birbirinin tadıyla dolu ayrıldıklarında koltuğa yan yana yığıldılar. Ece’nin başı Defne’nin memesine düştü, Defne’nin parmakları hâlâ Ece’nin ıslak kalçasında geziyordu. Stüdyonun loş ışığı tenlerindeki ıslak izleri parlatıyordu. Ece gülümseyerek Defne’nin boynunu öptü, sesi kısık ve tehlikeli bir vaat taşıyordu.
“Bu sadece ısınmaydı,” diye fısıldadı. “Makine hâlâ orada. Işıklar hâlâ yanıyor. Ve ben… daha bitmedim. Seni her açıda, her pozda istiyorum. Bu gece stüdyodan çıkmadan önce amımı senin yüzüne bir kez daha oturtacağım—ve sen de benimkine. Anlaştık mı?”
Defne’nin cevabı düşük bir hırıltı ve Ece’nin bacağını aralayan eliyle geldi. Parmakları yeniden o sıcak, şiş, hâlâ sızan yarığa değdi. Dışarıda şehir uykudaydı; içeride ise gece yeni başlıyordu ve ikisinin de gözlerinde, henüz tatmin olmamış, daha sert, daha kirli bir açlık parlıyordu.
Stüdyonun loşluğu hâlâ terlerini ve birbirlerinin sularını parlatıyordu. Defne’nin parmakları Ece’nin şiş, sızan yarığına yeniden battığında Ece boğuk bir iniltiyle kalçasını kaldırdı. “Siktir… hemen mi başlıyorsun yine, aç kaltak,” diye fısıldadı ama sesi şikâyet değil, saf açlıktı. Defne iki parmağını birden içeri soktu, kıvrımlı etli duvarları tarayarak sertçe kıvırdı; başparmağı da dışarıda klitorise bastırıp daireler çiziyordu. Ece’nin bacakları titredi, memeleri her nefeste sarsıldı.
“Makineyi aç,” dedi Ece, nefesi kesik. “Işıkları olduğu gibi bırak. Her şeyi kaydetsin. Seni yiyişimi, amımı yüzüne basışımı, her şeyi. Yıllarca sadece bakıp içimizden geçirdik, artık görünsün.”
Defne parmaklarını çıkarıp emdi, Ece’nin tadını dilinde gezdirdi, sonra ayağa kalktı. Softbox’lardan birini biraz daha yakın çekti, tripoddaki makineyi çevirdi, deklanşörü sürekli çekime aldı. Kırmızı ışık yandı. Ece hâlâ koltukta bacaklarını açık tutmuş, parmaklarını kendi amına sürtüyordu; ıslak şapırtı stüdyoda yankılanıyordu. “Gel buraya,” dedi Defne, sesi kalın. “Önce amını yalayacağım, sonra senin o pis dilini götüme sokacaksın. Sonra da seni her pozda siktirteceğim.”
Ece gülümseyerek kalktı, Defne’yi aydınlatmanın tam ortasına çekti. İkisinin de teni parlıyordu—ter, tükürük, am suları karışmış. Defne diz çöktü, Ece’nin bir bacağını omzuna aldı, dilini direkt o şiş klitorise yapıştırdı. Emdi, emdi, dil ucuyla hızlıca yokladı, sonra iki parmağını yeniden amına daldırıp güm güm sikmeye başladı. Ece’nin elleri Defne’nin saçına gömüldü, kalçası ritmik ileri geri gitti. “Daha derin… dilini amıma sok, o dilini… ah siktir Defne, parmaklarını kıvır, orayı bul, evet orası kaltak, orası!” Defne itaat etti; parmakları o süngerimsi noktaya çarparken dil klitoriste deli gibi çalışıyordu. Ece’nin suları çenesine, boynuna aktı, damlalar göğsüne düştü. Makinenin deklanşör sesi arka planda tık tık tık diyordu; her kare bu açlığı donduracaktı.
Ece eşiğe yaklaştığında Defne durdu, parmaklarını çıkardı, ayağa kalktı. “Henüz değil. Dön.” Ece itaatle döndü, ellerini makinenin yanındaki metal sehpaya bastı, kalçasını geriye doğru itti. Amı aralanmış, pembe, parlak, göt deliği de seğiriyordu. Defne arkadan sarıldı, bir eliyle Ece’nin memesini avuçladı, diğer eliyle amını yokladı. Sonra tükürüğünü Ece’nin göt çukuruna bıraktı, başparmağıyla yaydı, yavaşça içeri bastırdı. “Götün de benim,” diye hırıldadı. “Amın da. Hepsi. Bak makineye, gülümse amcık, herkes görsün nasıl açıldığını.” Ece başını çevirip objektife baktı, dilini çıkardı, aynı anda Defne’nin başparmağı götüne, iki parmağı amına girdi. Çifte doluluk Ece’yi inletti; bacakları titredi ama sehpayı daha sıkı tuttu. Defne parmaklarını senkronize sokup çıkardı, hızlandı, sertleştirdi. “Sık beni… evet böyle, o göt deliğini de o amını da sık. Daha sert istiyorsun değil mi? Söyle.”
“İstiyorum… sik beni, parmaklarını daha hızlı sok, götümü de doldur, amımı parçala Defne… ah siktir, geliyorum neredeyse—”
Defne yine bıraktı. Ece frustre bir inilti attı. “Kaltak… bitirmeden çekiliyorsun.” Defne güldü, onu çevirdi, koltuğa doğru itti ama bu sefer Ece’yi üstüne oturttu—ters 69 değil, yüz yüze, bacaklar dolanmış. Kalçaları birbirine yapıştı; ıslak amlar birbirine sürtündü, klitorisler değdi. Defne Ece’nin belini kavradı, ritmi ayarladı. İkisi de kalçalarını ileri geri, daireler çizerek sürtmeye başladı. Sürtünme ıslak, ateşli, sesler şapır şupurdu. Ece Defne’nin memesini ağzına aldı, ucunu emdi, dişledi; Defne de Ece’nin boynunu yaladı, kulağına fısıldadı: “Amın amıma yapışmış, hissediyor musun? O kadar kaygansın ki… boşal bana, sularını akıt üstüme, makine her şeyi alsın.”
Tempo yükseldi. Kalçalar çarpıştı, klitorisler birbirine sürtündükçe elektrik gibi sarsıntılar yayıldı. Ece’nin tırnakları Defne’nin sırtını çizdi, Defne’nin parmakları Ece’nin göt yanaklarını ayırıp araya bastırdı. “Daha hızlı… evet sürt o amı, sürt kaltak, ikimiz birden…” Gerilim aynı anda patladı. Ece önce boşaldı; amı kasılarak Defne’ninkine bastırdı, sıcak sıvı fışkırır gibi aktı, inlemesi çığlığa döndü. Defne de saniyeler sonra geldi; bacakları kilitlendi, kalçası spastik seğirdi, “Ece… amını yiyorum… boşalıyorum üstüne—” diye hırıldayarak boşaldı. Sular birbirine karıştı, uyluklar ıslak ve yapışkan kaldı.
Nefesleri henüz düzelmeden Ece ayağa kalktı, Defne’yi koltuğa yaydı, bacaklarını omuzlarına aldı. “Bitmedi. Senin yüzüne oturacağım dedim.” Diz çöküp Defne’nin yüzüne amını indirdi. Defne dilini uzattı, Ece oturdu. Ağırlığını tamamen verdi; amı Defne’nin burnunu, ağzını, çenesini kapladı. Defne yaladı, emdi, dilini olabildiğince içeri soktu, burnu klitorise sürtündü. Ece salındı, ileri geri sürttü, “Yala… o amı yala, dilini götüme de sok, evet oraya… siktir ne kadar derine giriyorsun.” Defne’nin elleri Ece’nin kalçalarını sıktı, onu daha da bastırdı. Ece bir eliyle kendi memesini yoğurdu, diğerini Defne’nin saçına gömdü. Makine tık tık devam ediyordu; her açı, her damla, her inilti kayda giriyordu.
Ece ikinci kez eşiğe geldiğinde kalktı, Defne’yi çevirdi, onu domalttı. Bu sefer dilini Defne’nin göt deliğine gömdü, tükürükle ıslattı, dil ucuyla deldi, parmaklarını amına dört parmak neredeyse sokacak kadar doldurdu. “Al… hepsini al, götün dilimde, amın parmaklarımda. Boşal yine, kaltak, boşal stüdyoma.” Defne yüzünü koltuğa gömdü, inledi, bacakları titredi. Ece hızlandı, dil götte, parmaklar amda, diğer eliyle klitorisi ovaladı. Defne şiddetle boşaldı; amı Ece’nin parmaklarını sıkıp sıktı, suları aktı, uzun bir inlemeyle kalçası gerildi. Ece parmaklarını çıkarıp emdi, sonra Defne’yi ters çevirip öptü—ağız ağıza, am suları ve tükürük karışık, dil dilin üstünde.
İkisi de yere, kabloların ve reflektörlerin arasına yığıldı. Terli, sırılsıklam, nefes nefese. Ece Defne’nin göğsüne uzandı, parmağıyla hâlâ sızan amını okşadı. “Bu gece bitmiyor… daha pozlar var. Seni sehpaya bağlayıp yalayacağım, sonra sen beni objektifin önünde parmaklayacaksın, sonra—”
Defne gülümsedi, Ece’nin dudağını ısırdı. “Anlaştık. Ama önce biraz… su.”
Stüdyonun arka kapısı aniden tıkırtıyla aralandı. Dışarıdan soğuk bir rüzgâr esti, koridor lambasının ışığı içeri süzüldü. İkisi de dondu—çıplak, ıslak, bacaklar hâlâ aralık, am suları uyluklarında parlıyor, makinenin kırmızı kayıt ışığı hâlâ yanıp sönüyordu. Kapıda bir siluet belirdi; anahtar sesi, şaşkın bir nefes. “Defne? Ece? Bu saatte hâlâ… ne oluyor burada?”
Ses, stüdyonun ortak kira kontratında imzası olan ve gece yarısı unuttuğu lens çantasını almak için geri dönen üçüncü kişinindi. Işıklar hâlâ açıktı. Makine hâlâ kayıttaydı. İkisinin de gözleri birbirine kaydı—korku değil, daha kirli, daha tehlikeli bir kıvılcımla.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories