Dare ile Başlayan Yasak Dokunuşlar
Evli 28 yaşındaki Cassidy, kocasının arkadaşı 32 yaşındaki Cody'yle cesaret oyunu bahanesiyle yatağa atılıyor.
O geceyi hâlâ her detayıyla hatırlıyorum. Kocam Sergio üç günlük iş seyahatine çıkmıştı; ev bomboş, salon loş, televizyonda kimsenin izlemediği bir dizi açık kalmıştı. Ben 28’imde, evli, “düzenli” hayatımın içinde sıkışmış bir kadındım. Kapı çaldığında kalbim ekstra bir vuruş attı—Cody’di. Kocasının en yakın arkadaşı, 32 yaşında, omuzları geniş, gülüşü hep biraz fazla tanıdık. Sergio “eve uğra, yalnız kalmasın” demişti; o da uğramıştı. Elinde bir şişe şarap, yüzünde o tanıdık, tehlikeli yarı gülümseme.
“Yalnız mısın gerçekten?” diye sordu eşiği geçerken. Sesinde şaka payı vardı ama bakışları değildi. Ben de “Sadece ben ve sıkıntı” dedim, gülerek. Oturduk kanepede, bacak bacak üstüne atmıştım; etek biraz yukarı kaymıştı, fark etmemiştim—ya da fark etmiştim. Şarap aktıkça eski günler konuşuldu. Üniversite sonrası o yazlar, grup arkadaşlıkları, delice geceler. Cody birden “Hâlâ hatırlıyor musun o cesaret oyunlarını?” dedi. Gözleri benimkilerin içine girdi. “Sergio’nun yanında susardın ama… sen hep en cesuruydun.”
İçimde bir şey kıpırdadı. Uzun zamandır bastırdığım o flörtöz gerilim, sanki şişenin kapağı gibi açılıverdi. “Hatırlıyorum,” dedim yavaşça. “Çok şey hatırlıyorum.” Aramızdaki mesafe bir karıştı; dizi hâlâ arka planda mırıldanıyordu ama ikimiz de duymuyorduk. Cody bardağını indirdi, parmakları dizimin hemen üstünde, kumaşın kenarında durdu. “Sana bakmak… her seferinde zor geliyordu. Evli olduğunu bilerek.” Ben de dürüst oldum; confessional gibi, kendime itiraf eder gibi: “Ben de. Her kere ‘yapma’ dedim içimden. Ama istedim. Çok istedim.”
Karşılıklı rıza o anda netleşti—sözlerle, bakışlarla, nefeslerle. “Bunu yaparsak… geri dönüşü yok,” dedim. O da “İkimiz de biliyoruz,” diye yanıtladı. “Ve ikimiz de istiyoruz.” Parmakları hafifçe bacağımı okşadı, dizimin içinden uyluğuma doğru. Tüylerim diken diken oldu. “Hâlâ o kadar cesur musun, Cassidy?” diye fısıldadı. Sesi boğuk, alçaktı.
Gülümsedim. Korku değildi; açlıktı. Elimi uzattım, kot pantolonunun kasık hizasına koydum. Sertleşmeye başlamıştı bile—sıcak, dolgun, kumaşın altında belirgin. “Bak,” dedim, avucumu yavaşça bastırarak, “ben hâlâ cesurum. Ve bunu… bunu çok uzun zamandır istiyordum.” Cody’nin nefesi kesildi; “Ben de,” diye mırıldandı hemen. “Her gece aklımdan çıkmıyordun. Sergio’nun karısı diye… ama yine de.”
Öpüşme bir anda patladı. Dudaklarım dudaklarına yapıştı; dilim onun dilini aradı, ıslak, aceleci, utanmadan. Şarabın tadı karıştı tükürüğümüze. Eli eteğimin altına kaydı, uyluğumu sıvazladı, parmak uçları külotumun kenarına dayandı. Ben pantolonunun düğmesini çözdüm, fermuarı indirdim; elimi içeri soktum, boxer’ının üzerinden sikini kavradım. Sıcak, kalın, damarları parmaklarımın altında atıyordu. “Siktir, ne kadar sertsin,” diye fısıldadım öpüşmenin arasında. O da “Sen de sırılsıklam olmuşsun herhalde,” dedi, parmağını külotumun üzerinden amıma bastırarak. Haklıydı—kumaş ıslaktı, kaygandı.
Kanepede kaydık. Bacağımı onun kalçasına doladım; eli külotumu kenara çekti, çıplak amımı buldu. İki parmağı yavaşça araladı dudaklarımı, ıslaklığımı hissetti, “Vay anasını… ne kadar ıslaksın,” diye inledi. Parmak uçları klitorisime sürttü, hafifçe daireler çizdi. Ben de sikini boxer’ından çıkardım; avucumda ağırdı, başı zaten ıslak. Başparmağımla o süzülen pre-cum’ı yaydım, yavaşça sıvazladım. “Bunu yapacağız,” dedim nefes nefese. “Yasak falan dinlemeyeceğiz. İkimiz de istiyoruz.” Cody “Evet… sik beni bu yasağı,” diye karşılık verdi, sonra gülerek düzeltti: “Yani… sik beni değil—beni al. Beni içine al.”
Öpüşler daha derin, daha ıslak oldu. Dili boynuma indi, kulak mememi emdi, dişlerini hafifçe gezdirdi. Ben başını tuttum, kalçalarımı parmaklarına doğru ittirdim. İki parmağı yavaşça içime girdi—sıcacık, kaygan duvarlarımı gererek. “Ahh… evet, böyle,” diye inledim. Parmaklarını kıvırdı, o noktaya bastırdı; bacağım titredi. Diğer elimle sikini daha hızlı sıvazlıyordum, başı avucumda zonkluyordu. “Ağzına almak istiyorum,” dedim birden. “Şimdi. Tadına bakmak istiyorum.”
Cody geri yaslandı, pantolonunu biraz daha indirdi. Ben dizlerimin üzerine kaydım kanepede, saçımı kulağımın arkasına atıp sikinin ucuna dilimi değdirdim. Tuzlu, sıcak, erkek kokusu—burnuma doldu. Başını ağzıma aldım, yavaşça embdim, dilimi alt tarafından gezdirdim. O “Cassidy… siktir, ağzın ne kadar sıcak,” diye homurdandı, eli saçıma gitti ama zorlamadı; sadece tuttu. Daha derine indim, boğazımın girişine kadar, tükürük salyalarım sikinin üzerinde parladı. Çıkarıp tekrar aldım, emişlerim ıslak sesler çıkardı. Parmaklarımı taşaklarına gezdirdim, nazikçe sıktım.
Sonra o beni tekrar yukarı çekti, öptü—kendi tadımı dilimde taşıyarak. Eteğimi belime sıyırdı, külotumu ayak bileklerime indirdi. Bacaklarımı açtı, yüzünü amıma gömdü. Dili yavaş, geniş bir yalama ile klitorisimden deliğime kaydı; inledim, kalçalarım kalktı. “Cody… ahh, dilin… daha hızlı.” O da uyddu—dudakları klitorisimi emdi, dilini daireler çizerek bastırdı, iki parmağını tekrar içime soktu. Islak sesler doldurdu salonu; amımın suyu çenesine akıyordu. “Sıçarım ne kadar tatlısın,” diye mırıldandı amımın arasında. “Sergio’nun bilmediği hallerini… hepsini yiyeceğim.”
Parmakları daha hızlı girip çıkıyordu, dilı klitorisimde sabit bir ritim tutturmuştu. Ben sikini tekrar elime aldım, senkronize sıvazladım; pre-cum parmaklarımı kayganlaştırıyordu. “İçime girmek istiyorum,” diye kestirdi nefesim. “Ama önce… önce senin o kalın sikini boğazımda daha fazla istiyorum. Sonra da… derinlere.” Cody başını kaldırdı, dudakları parlaktı, çenesi ıslaktı. “Nasıl istersen. Bu gece senin cesaretin, senin kuralların… ta ki ikimiz de boşalana kadar.”
Beni kucağına çekti, yüz yüze. Sikinin başı amımın girişine değdi—sadece değdi, girmedi henüz. Kayganlığımla o ucu ıslattım, kalçalarımı hafifçe sürttüm. İkimiz de “Bunu çok uzun zamandır istiyordum”u bir kez daha fısıldadık, neredeyse aynı anda. Göz göze, nefes nefese. Parmaklarım omuzlarına kazındı; onun elleri kalçalarımı kavradı, beni biraz daha bastırdı, başı içeri bir santim girdi. Gerildim, doldum—ama henüz tam değil. “Daha… ver,” dedim. “Yavaş yavaş, ta ki dayanamayana kadar.”
O da gülümsedi, o tehlikeli gülümseme. “Dayanacaksın. Çünkü bu sadece başlangıç. Birazdan seni bu kanepede, sonra mutfak tezgâhında, sonra yatağınızda—Sergio’nun yatağında—döndüre döndüre sikmek istiyorum. Ve sen de isteyeceksin. Her santimini.” Amım o sözlerle kasıldı, daha fazla ıslaklık süzüldü sikinin üzerine. Öpüştük yine; dilimiz dolaşık, tükürüklerimiz karışık. Parmakları klitorisime uzandı aradan, sürtmeye devam etti. Ben de kalçalarımı yavaşça indirdim, daha fazla aldım onu—ama hâlâ tam değil, hâlâ o gerilim, o “birazdan her şey copacak” hissi.
Saat ilerledikçe evin her köşesi yasakla doluyordu. Bluzumun düğmeleri tek tek açıldı, sütyenim çıktı; ağzı göğsüme yapıştı, mememi emdi, dilini ucunda gezdirdi. Ben inlerken sikini tam köküne kadar almak için kıpırdandım—ama o tuttu, “Bekle,” dedi. “Biraz daha eziyet. Biraz daha ıslan. Sonra… sonra seni delik deşik edeceğim, Cassidy. Öyle bir edeceğim ki sabah yürüyemeyeceksin. Ve yine de ‘daha’ diyeceksin.”
Gözlerimi kapadım, alnımı onunkine dayadım. İçimde hem suçluluk hem de o tatlı, yakıcı zevk yanıyordu. Evliydim. Bu ihanetti. Ama rızaydı—benim rızam, onun rızası. “O zaman eziyet et,” diye fısıldadım. “Ama bırakma. Bu gece bırakma beni.” Cody’nin eli belime sarıldı, sikinin başı hâlâ o eşiğin içinde zonkluyordu. “Bırakmam,” dedi. “Şimdi biraz daha aç bacaklarını. Parmaklarımı da al. Hem sikimi hem parmaklarımı… sonra dilimi tekrar. Ta ki titreyene kadar. Sonra… asıl şeyi yapacağız.”
Bacaklarımı daha fazla araladım. Onun parmakları amıma, klitorisime, o ıslak kıvrımlara dolandı; sikinin ucu girip çıkmaya başladı sığ sığ. Islak şapırtılar, nefesler, “ah”lar ve “siktir”ler. İç sesim hâlâ itiraf ediyordu: Bunu istedim. Bastırdım. Şimdi alıyorum. Ve daha bitmedi—bitmeyecek. Bu sadece ilk perde. Birazdan daha derine gideceğiz, daha kirlisine, daha açıktan. Cody’nin gözlerinde aynı söz vardı: devam. Ben de gülümsedim, kalçalarımı bir kez daha ittirdim, onu biraz daha yuttum, ve fısıldadım: “Cesaret oyunu bitmedi. Sıra sende… göster bana ne kadar cesursun.”
Cody’nin bakışları koyulaştı; o tehlikeli gülümseme yeniden belirdi. “Cesaretimi mi istiyorsun?” diye fısıldadı, sesi boğuk. “O zaman dizlerinin üstüne çök, Cassidy. Ağzını aç. Sergio’nun asla göremeyeceği gibi yut beni.”
Kalbim boğazıma tıkandı ama ayaklarım çoktan kanepede kayıyordu. Dizlerimin üzerine çöktüm, etek hâlâ belime sıyrılmış, külotum bir kenarda unutulmuş. Cody pantolonunu tamamen indirdi; o kalın, damarlı siki yüzüme doğru kalktı—sıcak, ağır, ucundan ince bir sızıntı parlıyordu. Avuçlarımla kökünü kavradım, taşaklarını nazikçe sıktım. “Bakıyorum,” dedim, dilimi yavaşça başının altına gezdirerek. “Ve hâlâ istiyorum.”
Başını ağzıma aldım. Tuzlu tat dilimi kapladı; Cody’nin kalçası hafifçe öne geldi ama zorlamadı, sadece bekledi. Daha derine indim, boğazımın girişine kadar, tükürüğüm siki parlatırken ıslak, boğuk sesler salona yayıldı. Gözlerimi yukarı kaldırdım; o da bana bakıyordu, eli saçıma dolanmış, parmakları köklerimi okşuyordu. “Siktir… boğazın ne kadar dar,” diye homurdandı. “Daha al. Hepsi.”
Aldım. Burnum kasıklarına değene kadar indim, boğazım kasıldı, gözlerim yaşardı ama çekilmedim. Tükürük köpükleri dudaklarımdan aktı, çenem ıslandı. Çıkarıp nefes aldım, sonra tekrar—daha hızlı, daha derin, emişlerim şapırtılı, aceleci. Bir elimle taşaklarını ovdum, diğerini amıma götürdüm; parmaklarım ıslak kıvrımlarıma battı, kendi ıslaklığımla kaydım. Cody’nin nefesi kesik kesik geliyordu. “Cassidy… evet, böyle boğazla. Kocanın sikini hiç böyle yutmadın, değil mi?”
Cevap veremedim; ağzım doluydu. Sadece inledim, titreşim sikinin üzerinde dolaştı. O beni yavaşça kaldırdı, tükürüğüm hâlâ dudaklarımda süzülürken öptü—kendi tadını benden geri aldı. “Şimdi dön,” dedi. “Domal. Kanepenin kenarına tutun.”
Döndüm. Ellerimi minder yastığına dayadım, kalçalarımı geriye doğru kaldırdım. Cody arkamda diz çöktü; sikinin sıcak başı amımın girişine sürtündü, kayganlığımla ıslandı. Bir an bekledi—o eziyet dolu an—sonra tek hamlede girdi. Derin, sert, köküne kadar. “Ahhh… fuck—” diye bağırdım, sırtım kavis aldı. Doldum; duvarlarım gerildi, her damarı hissettim.
Bir eli belime sarıldı, diğeri saçıma gitti. Saçımı kökünden tutup başımı hafifçe geriye çekti. “Kocan seni hiç böyle sikemiyor değil mi?” diye fısıldadı kulağıma, her kelimeyle kalçalarını çarparken. “Böyle sert, böyle derin… amını bu kadar doldurarak.”
“Hayır…” diye inledim, sesim titreyerek. “Hiç… ahh, hiç böyle değil. Daha sert, lütfen. Daha sert sik beni.”
Uydu. Kalçaları şapırdayarak çarptı, her darbeyle amım sulandı, uyluklarıma aktı. Saçımı çekmeye devam etti; boynum gerildi, memelerim sallanırken o boşlukta savruldu. “Söyle,” diye baskı yaptı, bir elini öne uzatıp klitorisimi buldu, parmaklarıyla daireler çizdi. “Söyle ne kadar istiyorsun. Kocanın yatağında, kocasının kanepesinde… onun en yakın arkadaşının sikiyle nasıl ıslandığını söyle.”
“İstiyorum,” diye yalvardım, her nefeste. “Cody… lütfen, daha sert. Boşalt beni. Amımı parçala. Sergio’nun bilmediği her şeyi… ahh, evet, orası—”
Parmakları klitorisimde sabit bir baskı kurmuştu; sikı ise o noktaya her seferinde vuruyordu. Bacaklarım titredi, dizlerim mindere gömüldü. İçimde o yakıcı düğüm sıkılaştı—suçlulukla karışık, tatlı, yasak bir patlama. “Boşalıyorum,” diye bağırdım. “Cody, boşalıyorum, bırakma—”
Amım kasıldı, dalga dalga sıktı onu. Cody hızını kesmedi; saçımı daha sıkı tuttu, “Boşal. Sık beni. Kocana ihanet ederken boşal,” diye homurdadı. Titreyerek geldim—gözlerim karardı, inlemem boğuk bir çığlığa döndü, sularım sikinin üzerinde köpürdü. O hâlâ içindeyken devam etti, birkaç sert hamle daha, sonra birden çıktı.
“Dön,” dedi nefes nefese. “Yüzünü ver.”
Döndüm, dizlerimin üzerinde kalakaldım. Cody ayağa kalkmış gibi eğilmişti; kalın sikini avuçlayıp yüzüme doğru sıvazlıyordu. “Aç ağzını. Dilini çıkar.” Açtım. İlk fışkırma dudaklarıma, dilime çarptı—sıcak, koyu, tuzlu. İkincisi yanağıma, üçüncüsü alnıma aktı. Gözlerimi kapatmadım; ona baktım, boşalırken inlemesini dinledim, “Cassidy… siktir, yüzüne…” diye. Son damlaları dilime sürdüm, yaladım, yuttum.
İkimiz de bir an nefes nefese kaldık. Ter göğsümden süzülüyordu; Cody’nin de alnı parlıyordu. Yavaşça kanepeye yığıldık, yan yana, çıplak tenler birbirine yapışık. O başımı omzuna çekti; ben de parmaklarımla göğsündeki teri sildim. Gülümsedik—gerçek, yorgun, tatmin olmuş bir gülümseme.
Dudaklarımı yaladım; hâlâ onun tadı vardı. “Bu bizim sırrımız kalacak,” dedim yavaşça, confessional gibi, kendime de itiraf eder gibi. “Ama… bir daha yapalım. Yarın. Öbür gün. Sergio dönmeden önce… ve belki döndükten sonra da fırsat bulursak.”
Cody’nin eli belimi sıvazladı, parmakları hâlâ ıslak tenimde gezinirken. “Onaylıyorum,” dedi, sesi yumuşak ama kararlı. “Her fırsatta. Senin cesaretin bitmediği sürece benimki de bitmez.”
Saat geç olmuştu. Kalkıp toplanmaya başladım—külotumu buldum, eteğimi indirdim, bluzumun düğmelerini ilikledim. Aynaya baktım; yanağımda hafif bir kızarıklık, saçım dağınık, dudaklarım şiş. Yıkandım ama kokusu tamamen gitmedi; tenimde, amımda, boğazımda kaldı. Cody kapıya doğru yürürken döndü, bir kez daha öptü—yavaş, derin, söz verilmiş gibi. “Sergio’ya selam söyle,” diye mırıldandı. “İyi baktım sana diye.”
Kapı kapandı. Ev yine bomboştu ama artık aynı değildi. Kanepedeki yastıkları düzelttim, şarap kadehlerini kaldırdım, televizyonu kapattım. Sergio’nun üç gün sonra döneceğini biliyordum; bavulunu açacak, “İyi misin, yalnız kalmadın mı?” diye soracaktı. Ben de “İyiyim,” diyecektim, gülümseyerek. İçimden ise o yasak dokunuşların devam edeceğini biliyordum—mesajlar, kısa uğramalar, “cesaret oyunu” bahaneleri. Mutlu bir ihanet duygusuyla yatağa uzandım; bacaklarımın arasındaki hafif sızı, yüzümdeki kurumuş izler, hâlâ zonklayan amım… hepsi kanıttı.
Gözlerimi kapadım, gülümsedim. Bu gece bitmişti ama hikâye değil.
Ve asıl ters köşe şuydu: Sabah Cody’den gelen tek cümlelik mesajı açtığımda anladım ki sır sadece bizim değildi—“Sergio yazdı: ‘İyi bak ona. Benim yapamadığımı yap. Dönünce ikinizi birden dinlemek istiyorum.’”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories