Kız Arkadaşımın Üvey Babasıyla Kaçamak Dansı
Talia, 22'sindeki en yakın arkadaşının 45 yaşındaki üvey babası Terrence'le evde yalnızken dans bahanesiyle sertçe sikişti.
Ben 22 yaşındaki Talia’yım. En yakın arkadaşım Selena’nın 45 yaşındaki üvey babası Terrence’le tanıştığım o ilk akşamdan beri aramızda bir şey vardı; gizli bakışmalar, mutfakta omuz omuza çarpışmalar, masanın altından süzülen o elektrik… Hiçbirimiz adını koymuyorduk ama ikimiz de hissediyorduk. Selena ve annesi hafta sonu bodruma kaçmışken evde yalnız kalmamız da kaderin bir cilvesi gibiydi. O gece saatin kaç olduğunu bilmiyordum; sadece mutfak tezgâhının soğuk mermerine dirseklerimi dayamış, buzdolabından çıkardığım bir birayı yudumluyordum.
Terrence salondan geldi. Siyah tişörtü omuzlarına gerilmiş, saçları hafif dağınık, elinde kendi bardağı. “Hâlâ ayaktasın,” dedi, sesi alçak ve boğuk. Göz göze geldik. Bakışlarımız kaçmadı bu sefer. “Sen de,” diye mırıldandım. Tezgâhın kenarına yaslandı, bana doğru eğildi biraz. “Selena yokken ev çok sessiz kalıyor. Sen olmasan iyice boğulurdum herhalde.” Gülümsedim, parmaklarım şişenin boynunda gezdirdi. “Yalnızlık fena mı geliyor yoksa?” “Bazen,” dedi, gözleri dudaklarıma kaydı. “Bazen de… tehlikeli oluyor.”
Konuşma yavaş yavaş kaydı. İşten, eskiden dans ettiğinden, gençliğinde kulüplere gittiğinden bahsetti. Ben de ona, “Ben de dans etmeyi severim ama partnerim olunca daha iyi,” dedim. Gözleri karardı. “Partner mi?” diye sordu, sesinde alay ve istek karışımı bir şey. Aramızdaki mesafe kapanmıştı; mutfak kokusu, onun tıraş losyonu, benim tenimin teri… “Bu evde yalnızken flört etmek yasak mı acaba,” diye fısıldadım, cesaretimi topla toplamaya çalışarak. Terrence gülümsedi, dişlerini gösterdi. “Yasak olan her şey daha çekici olur, Talia. Sen de biliyorsun.” Kalbim boğazıma vurdu. “Hissediyorum,” dedim dürüstçe. “İlk günden beri. Senin bana bakışın… ben de sana bakıyorum. Selena’nın üvey babası olman gerçeği bile bunu kesmiyor.”
O anda havadaki elektrik o kadar yoğundu ki nefes almak zorlaşıyordu. Terrence bardağını kenara koydu, elini tezgâha dayadı, bedeni bana doğru eğildi. “Yirmi iki yaşındasın. Ben kırk beş. Sen kızımın en yakın arkadaşısın. Bu… mahveder her şeyi.” “Biliyorum,” dedim. “Ama yine de istemeyi bırakamıyorum.” Parmak uçlarım istemsizce onun koluna değdi; sert kas, sıcak ten. O da geri çekilmedi. “O zaman açık konuşalım,” dedi. “Ben de seni istiyorum. Bu gece, bu mutfakta, kimse yokken. Yanlış olduğunu biliyorum. Durmak da istemiyorum.”
Bir an sustuk. Sonra dudaklarımdan döküldü: “Dans edelim mi? Müzik açayım. Bahanemiz olsun.” Terrence’in gözleri parladı. “Aç,” dedi. Telefonumdan yavaş, bası ağır bir parça seçtim; ritim kalçaları salacak cinsten. Mutfağın ortasında durduk. O bana elini uzattı. Ben tuttum. Bir saniye sonra eli belime kaydı, sertçe, sahiplenerek çekti. Vücutlarımız çarpıştı. Göğsüm onun göğsüne yapıştı, kalçalarım onun kasıklarına. O anda sertliğini hissettim—kalın, uzun, pantolonunun içinde gerilmiş bir kütle. Nefesim kesildi. “Terrence…” diye fısıldadım. O da belimi sıktı, diğer eli sırtımdan aşağı kayarak kalçama oturdu. “Sen de ıslaksın,” diye hırladı kulağıma. “ pantolonunun dikişinden belli oluyor. Amın yanıyor, değil mi?”
Dans bahanesi çoktan bitmişti. Kalçalarım onun sertliğine sürtünürken ben de açıkça hareket ettim; yavaş, bilinçli, sürtüne sürtüne. Yarak pantolon kumaşını geriyordu, ben de her salınışımda daha fazla bastırıyorum. “Siktir,” diye mırıldandı, nefesi boynuma değdi. “Bu kadar yanlış ama senin bu vücudun… ellerimi senden çekemiyorum.” Elleri tişörtümün altından kaydı, çıplak belimi, kaburgalarımı okşadı, sonra yukarı çıkıp sütyensiz göğüslerimi kavradı. Meme uçlarım sertleşmişti; parmaklarının arasında ezerken inledim. “Öp beni,” dedim. “Lütfen.”
Dudaklarımız çarpıştı. İlk dokunuş nazikti sandım, yalan; hemen vahşileşti. Dili ağzıma daldı, emdi, ısırdı. Ben de karşılık verdim, dudaklarını emdim, dilimi onunla doladım. Elleri saçımı yakaladı, başımı hafifçe geriye çekti, boynumu ısırdı. “Bu çok yanlış,” diye soludum öpüşmenin arasında. “Selena… annesi… her şey biter.” “Biliyorum,” diye hırladı, kalçalarını bana doğru iterek sertliğini amıma sürttü. “Ama durmak istemiyorum. Seni burada, bu tezgâhta sikmek istiyorum. Yıllardır aklımdan çıkmayan o amcığını yalamak, yarağımı içine gömmek istiyorum.” “Ben de,” dedim, sesim titreyerek. “Durma. Lütfen durma. Bu yasak çekim… ikimizi de yakacak ama yanmak istiyorum.”
Öpüşmemiz daha da bozuldu; dişler, dil, salya. Ellerim tişörtünü sıyırdı, göğsündeki kılları, sert karın kaslarını okşadım. Kemerine geldik. Düğmesini açtım, fermuarı indirdim. Pantolonunun içinden yarak fırladı—kalın, damarlı, ucu ıslak. Avucuma aldım, sıktım, yokuş aşağı sıvazladım. Terrence inledi, alnını benimkine yasladı. “Siktir Talia… elin… ah.” Ben de kendi pantolonumu gevşettim; o parmaklarını içeri soktu, külotumun üzerinden amımı yokladı, ıslaklığımı hissetti. “Sırılsıklam olmuşsun,” dedi. “Kız arkadaşının üvey babası için ıslanıyorsun. Ne kadar pis bir kızsın.” “Senin için,” diye kâr ettim. “Sadece senin için. Sik beni. Ama… henüz değil. Daha fazla öp, daha fazla dokun. Bu anı uzat.”
Beni tezgâha doğru itti, kaldırdı, bacaklarımı ayırdı. Aramızda hâlâ kumaş vardı ama o kalçalarını benimkilere sürterken yarak am yarığıma baskı yapıyordu. Öpüşürken durmaksızın konuştuk, birbirimizi kışkırttık. “Yanlış,” dedim. “Çok yanlış. Ama senin yarağın elimdeyken aklım gitmiyor.” “Senin amın ıslakken ben de düşünemiyorum,” diye karşılık verdi. “Selena yarın dönecek. Bu geceye sığdırmalıyız her şeyi. Seni her pozisyonda becermek istiyorum—mutfakta, salonda, kendi yatağımda.” Parmakları külotumu kenara çekti, çıplak amıma değdi. İki parmağı dudaklarımı araladı, kayganlığımı topladı, klitorisime bastırdı. Ben de yarağını daha hızlı sıvazladım, başparmağımla başını ovdum.
Nefeslerimiz kesik kesik, dans çoktan unutulmuş, sadece sürtünme ve öpüşme kalmıştı. “Devam et,” diye yalvardım. “Parmaklarını sok. Hisset beni.” Bir parmağı yavaşça girdi, sonra ikinci. Amım emdi onu. “Sıkı… ve sıcak,” diye homurdandı. “Yarağım bunu hissedecek. Seni delik deşik edeceğim, Talia. Ama önce… biraz daha delirteceğim seni.” Parmakları içeri dışarı giderken başparmağı klitorisime sürtündü. Ben de belini kavradım, tırnaklarımı sırtına geçirdim. “Terrence… ah, siktir… daha hızlı.” Öpüşümüz vahşi bir kavga gibiydi artık; dudaklar şişmiş, boyunlar ısırılmış, tişörtler kalkmış, pantolonlar yarı inik.
Bir ara yüzünü çekti, göz göze geldik. İkimizin de bakışında aynı şey vardı: suçluluk ve doyumsuz istek. “Bu noktadan sonra geri dönüş yok,” dedi. “Evet,” diye fısıldadım. “İstemiyorum da geri dönmeyi. Beni al. Ama yavaş yavaş… her saniyesini hissetmek istiyorum. Yarağını amıma sürt, ıslat kendini benim sularımla. Sonra… sok.” O da öyle yaptı; kalın başı yarığıma dayandı, yukarı aşağı kaydırdı, klitorisime vurdu. Her sürtünüşte ikimiz de inledik. “Bak ne kadar hazırım,” dedim. “Senin için. Kırk beşlik üvey baba yarağına deli oluyorum.” “Ve ben de yirmi iki yaşındaki kızın amına,” diye karşılık verdi. “Selena’nın en yakın arkadaşına. Yasak meyveye.”
Müzik hâlâ çalıyordu ama biz duymuyorduk. Elleri kalçalarımı kavradı, beni daha fazla açtı. Başını boynuma gömdü, emerken parmaklarını yeniden amıma soktu, bu sefer üç. Gerildim, inledim, yarağını daha sıkı tuttum. “Durma,” dedim tekrar. “Bu yanlış ama… ah… durmak istemiyorum. Seni istiyorum. Şimdi. Burada.” Terrence başını kaldırdı, alnımız değdi. “O zaman bir sonraki adımı atacağız,” diye fısıldadı. “Seni tamamen soyacağım. Dizlerimin üstüne çökeceğim. O amcığını dilimle sikeceğim. Sonra da… yarağımı köküne kadar gömeceğim. Hazır mısın?” Gözlerim doldu, hem şehvetten hem o suçluluk tatlılığından. “Hazırım. Ama lütfen… biraz daha öp. Biraz daha bu gerilimi tut. Çünkü bir kere girdi mi… geri dönemeyeceğiz.”
O da beni öptü; bu sefer daha derin, daha yavaş, sanki son kezmiş gibi. Ellerimiz hâlâ birbirimizin teninde geziyor, yarak hâlâ amıma sürtünüyor, parmakları hâlâ içimde kıvrılıyordu. Mutfağın ışığı altımızda titriyordu. Dışarıda gece sessizdi. İçerideyse her şey yanıyordu. “Terrence,” diye soludum dudaklarına. “Beni mahvet. Ama yavaş yavaş mahvet. Bu geceyi bitirme… henüz.” O gülümsedi, karanlık ve aç. “Bitirmeyeceğiz,” dedi. “Daha yeni başlıyoruz. Ve sen inleyene, titreyene, adımı haykırana kadar da durmayacağım.” Parmaklarını çıkardı, ıslak parmaklarını dudaklarıma götürdü; yaladım kendi tadımı. Sonra o da yaladı. Bakışlarımız kilitlendi. Gerilim zirvedeydi—yarak kapımdaydı, amım sızlıyordu, öpüşmemiz hâlâ bitmemişti. Bir sonraki hareket her şeyi değiştirecekti. İkimiz de biliyorduk. Ve ikimiz de, bu yanlışın içinde boğulmayı seçiyorduk.
Mutfaktan salona sürüklenirken hâlâ pantolonlarımız yarı inikti, tişörtlerimiz dağınıktı. Terrence’in eli belimde sıkıydı; kapıyı omzuyla itti, ışıkları loş bıraktı. Müzik uzaktan hâlâ süzülüyordu ama ritim artık kalbimizin atışına karışmıştı. Beni kocaman kanepeye yatırdığında sırtım yumuşak kumaşa gömüldü. “Burada,” diye hırladı. “Kimse göremez. Kimse duyamaz.”
Eteğimi yukarı sıyırdı—aslında pantolonumu ve külotumu birlikte çekti, ayaklarımdan sıyırıp attı. Bacaklarımı açtı, dizlerimi omuzlarına doğru kıvırdı. Amım serin havaya değince ürperdim; ıslak, şiş, sızlıyordum. Terrence diz çöktü, yüzünü yaklaştırdı. Önce parmakları geldi. İki kalın parmak yavaşça araladı beni, kayganlığımı parmak uçlarına topladı, klitorisime bastırdı, ovdu. “Sırılsıklam,” diye mırıldandı. “Kızımın en iyi arkadaşı… amı böyle akıyor üvey babasına.” Parmakları içeri girdi, kıvrıldı, o noktaya bastı. Belim kavis aldı. “Terrence… ah…”
Sonra dili. Sıcak, ıslak, acımasız. Yaladı beni uzun uzun; yarıktan klitorise, klitoristen içeri, sonra tekrar. Emdi, ısırır gibi çekti, dilini soktu, gir çık yaptı. Ben yastığı kavradım, kalçalarımı yüzüne doğru ittim. “Daha… lütfen daha…” Parmakları dilinin yanına katıldı; üç parmak şimdi, gergin, dolu. Yalarken homurdandı, titreşimleri amıma yayıldı. Bacaklarım titredi, parmak uçlarım karın kaslarına battı. O suçluluk tatlı bir zehir gibi damarlarımda dolaşıyordu—Selena’nın üvey babası, kırk beş yaşında, dilini yirmi iki yaşındaki amıma gömmüş, ve ben daha fazla istiyordum.
Birden çekildi. Dudakları parlıyordu, benim sularımla. Beni çevirdi, kanepeye domalttı. Dizlerim minderede, göğsüm yastığa gömülü, kalçalarım havada. Elleri yanaklarımı ayırdı. “Bak ne kadar açık,” dedi. “Ne kadar hazır.” Yarağının başı yarığıma dayandı, bir kez sürtündü, iki kez… sonra bir hamlede içime gömüldü. Kalın, damarlı, köküne kadar. Nefesim boğazımda düğümlendi. “Siktir—Terrence—ahhh…” Doldurdu beni; duvarlarımı gerdi, dibime çarptı. Bir saniye durdu, ikimiz de hissettik. Sonra çekti, sertçe geri soktu. Ritim hemen vahşileşti. Kalçaları şap şap vuruyordu tenime, elleri belimi kavramış, beni geri çekiyordu her dalışta. “Sıkı amın… yutuyor yarağımı. Kız arkadaşının üvey babasını böyle mi istiyordun, Talia? Böyle mi hayal ediyordun?”
“Evet,” diye inledim, sesim boğuk. “Sik beni… daha sert… ah, dibine kadar.” Her vuruşta göğüslerim sallanıyor, meme uçlarım kumaşa sürtünüyordu. O eğildi, sırtıma yapıştı, bir eliyle saçımı yakaladı, başımı hafifçe geri çekti. “Üvey kızımın en iyi arkadaşı,” diye fısıldadı kulağıma, her kelimeyi yarağıyla vurarak. “Yasak am. Yasak yarak. Seni böyle domaltıp sikmek… mahveder her şeyi ama sikmeye devam edeceğim.” Ben de karşılık verdim, dişlerimi sıkarak: “Amcık yalayan üvey baba… dilin hâlâ tadımda… yarağın beni delik deşik ediyor… daha… lütfen daha…”
Tempo arttı. Kanepenin ayakları gıcırdadı. Ter kokusu, sex kokusu, onun tıraş losyonu… her şey karıştı. Bir elini öne uzattı, klitorisimi buldu, ovdu parmaklarıyla yarağı içeri dışarı giderken. Orgazm birden geldi; bacaklarım kilitlendi, amım kasılarak yarağını sıktı, boğuk bir çığlık koptu boğazımdan. “Boşalıyorum—Terrence—ahhh siktir!” O durmadı. Ben titrerken o sikmeye devam etti, dalgalar peş peşe vururken içimde atıyordu.
Sonra çekildi, beni çevirdi, kanepeye oturttu. Kendisi de oturdu, yarağı dimdik, parlaktı benim sularımla. “Gel,” dedi. “Ata bin. Göstereyim sana.” Bacaklarımı iki yanına atıp indim üzerine. Yavaşça, santim santim yuttum onu tekrar. Oturunca dibine oturdum; o kadar derindi ki nefesim kesildi. Ellerim göğsüne dayandı, kıllı sert kaslara. O da ellerini belime koydu, sonra yukarı çıkarıp göğüslerimi kavradı. Meme uçlarımı parmaklarının arasında ezerken emdi birini, dilini gezdirdi, ısırdı. Ben salınmaya başladım—öne arkaya, yukarı aşağı. Kalçalarım onun kalçalarına çarpıyordu. “Em… ah, göğüslerimi em… üvey baba…”
Terrence mememi ağzından bırakmadan homurdandı: “Üvey kızımın en iyi arkadaşı… amına yarağımı gömmüşüm, meme uçlarını emiyorum… ne pis bir sır bu, Talia. Ne kadar yanlış.” Ben hızlandım, sıçrar gibi binmeye başladım. Yarak her inişte dibime vuruyor, klitorisim onun kasığına sürtünüyordu. “Amcık yalayan üvey baba,” diye karşılık verdim, sesim titreyerek, zevkten boğuk. “Dilini amıma soktun, şimdi yarağınla mahvediyorsun… Selena bilse… annesi bilse… ama bilmeyecekler. Bu gece seninsin. Amın senin. Boşalt içime… veya üzerine… ne istersen.”
Gözleri karardı. Elleri kalçalarıma geçti, beni kaldırıp indirdi, tempo onun kontrolüne girdi. “Çıldırıyorum,” diye hırladı. “Senin bu amın… bu sesin… ‘amcık yalayan üvey baba’ demen… siktir, daha söyle.” “Amcık yalayan üvey baba,” diye tekrarladım, her zıplayışımda. “Kırk beşlik yarağın yirmi ikiyi deliyor… ah… Terrence… geliyorum yine…” İkinci orgazm daha şiddetliydi. Amım ritmik kasıldı, yarağını sağdı, vücudum sarsıldı. O da dayanamadı; beni aşağı bastırdı, kalçalarını yukarı itti, boğuk bir inlemeyle boşaldı. Sıcak döküldü içime—nabız nabız, dolu dolu. “Talia… ah fuck… al… hepsini al…”
Bir süre öyle kaldık. Ben onun göğsüne yığıldım, yarağı hâlâ içimde, ikimiz de nefes nefese. Sonra yavaşça kalktım; sızan döl bacaklarımdan aktı, kanepeye damladı. O beni çekti, yan yana uzandık. Ter içinde, ten ten, kalpler deli gibi atıyordu. Gülümsedi; o karanlık, aç gülümseme gitmişti, yerine yumuşak, yorgun bir şey gelmişti. Ben de gülümsedim. Parmaklarım göğsündeki kıllarda gezindi. “Defalarca…” diye fısıldadım. “İkimiz de.”
“Evet,” dedi, sesi alçak. Elini saçıma götürdü, nazikçe okşadı. “Kimseye söylemeyeceğiz. Selena’ya, annesine… kimseye. Bu gece burada kaldı.” “Söz,” dedim. “Söz veriyorum. Bu yasak… sadece bizim.” Bir an sustuk. Uzaktan müziğin bittiğini fark ettim; ev yine sessizdi. Terrence öptü alnımı. “Bir dahaki sefere… anneleri yokken… yine dans ederiz.” Gülümsemesi büyüdü. “Bahanemiz hazır.”
Ben de gülümseyerek doğruldum, dağınık kıyafetlerimi topladım. O da pantolonunu çekti, tişörtünü buldu. Kapıda durduk bir an. Öpüşümüz bu sefer yavaştı, veda gibi. “İyi ki kaldım bu gece,” dedim. “İyi ki flört ettik.” “İyi ki dans ettik,” diye karşılık verdi.
Kapı arkadan kapandı. Merdivenlerden indim, gece havası yüzüme çarptı. Arkada ev karanlığa gömüldü. İçeride kanepe hâlâ sıcak, mutfak tezgâhı hâlâ parmak izlerimizi taşıyor olmalıydı. Ama dışarıda, sokakta, sadece adımlarımın sesi vardı. Sonra o da kesildi.
Sessizlik.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories