Bağbozumunda Yasak Sarılma
28 yaşındaki zenci turist Andre, Kapadokya bağbozumunda 34 yaşındaki evli Türk kadın Gwen'le karanlıkta sertçe sikişiyor.
Kapadokya’nın bağları eylül güneşinde yanıyordu. Yirmi sekiz yaşındaki Andre, sırt çantasıyla turist kılığında bağın kenarına park etmiş otobüsten inmiş, yerel halkın bağbozumuna katılma davetini kabul etmişti. Elleri daha önce hiç bu kadar mor-kırmızı üzüm salkımlarına değmemişti. Hemen yanında çalışan otuz dört yaşındaki evli Türk kadın Gwen, beline sıkı doladığı önlüğü, terden yapışmış ince bluzu ve dolgun kalçalarıyla her adımda dikkatini çekiyordu. Andre eğilip salkım koparırken gözü istemeden kadının kalça kavisine kayıyor, bluzun ıslak kumaşından beliren koyu, dik meme uçlarını yutkunarak izliyordu. “Siktir,” diye geçirdi içinden, “bu Türk karısı beni delirtecek.”
Gwen de onu fark etmişti. İri yarı, koyu tenli, omuzları geniş, kolları damarlı siyah adamın her hareketinde şortunun önünde kabaran kalın şekli görüyordu. Üzüm sepetini indirirken kasıklarındaki sızı artıyor, külotunun çoktan ıslandığını hissediyordu. Kocası şehirdeydi, o ise bağ evinde sezonluk çalışıyordu. Andre’nin yanından her geçişinde kalçası bilerek hafifçe sürtünüyor, “affedersin” diye mırıldanırken göz göze gelince utangaç ama aç bir gülümseme bırakıyordu. Aralarında konuşulmayan, yasak ve yoğun bir çekim birikiyordu. Andre bir ara elini uzatıp Gwen’in elindeki salkımı aldı; parmakları kadının terli tenine değdi. Gwen nefesini tuttu. “Teşekkürler,” dedi kısık sesle. Andre İngilizce aksanıyla bozuk Türkçe denedi: “Sen… çok güzelsin.” Gwen yanakları kızararak başını eğdi ama bacaklarını sıktı.
Akşam olduğunda bağ evi loş ışıklarla aydınlanıyordu. İşçiler dağılmış, mutfakta sohbet sesleri azalmıştı. Gwen arka taraftaki taş duvarın gölgesine çekilmiş, serin havayı içine çekerken peşinden gelen adımları duydu. Andre’ydi. Karanlıkta neredeyse sadece gözlerinin beyazı ve dişleri görünüyordu. Gwen ona döndü, göğsü inip kalkıyordu. Bir adım yaklaştı, fısıltıyla sordu: “Beni istiyor musun?”
Andre cevap vermedi; kalın parmaklarıyla belini kavrayıp onu duvara yasladı. Dudakları Gwen’in boynuna yapıştı, tuzlu terini yaladı, emdi. Diğer eli eteğin altından yukarı kaydı, kalın siyah parmaklar ıslak külotu kenara çekti ve sırılsıklam amın dudaklarına battı. Gwen inledi, bacakları titredi. “Ahh… siktir, parmakların çok kalın…” Andre iki parmağını birden sokup kıvrımlı hareketlerle ovmaya başladı, başparmağı klitorisine bastırırken boynunu ısırıyordu. “Senin amın su gibi akıyor, karı,” diye homurdandı İngilizce karışık. Gwen kalçasını geri iterek parmaklara bindi, kontrolünü kaybediyordu. “Daha sert… siyah yarağını istiyorum, lütfen… sok onu bana…”
Andre parmaklarını çıkarıp ıslaklığını Gwen’in dudaklarına sürdü; kadın dilini uzatıp kendi suyunu yaladı. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. Andre’nin şortunu indirdi. Kalın, damarlı, yirmi beş santimlik siyah yarak fırladı dışarı; başı parlak, damarları kabarık. Gwen gözlerini açarak baktı, tükürüğünü avucuna alıp sapı sıvazladı, sonra ağzını sonuna kadar açıp başını boğazına kadar aldı. Salyalar çenesinden akıyor, öğürme sesleri karanlıkta yankılanıyordu. Andre saçını yakalayıp kalçalarını ileri itti, “Al hepsini, güzel… boğazına kadar,” diye puretti. Gwen gözleri yaşararak derin boğazlıyor, eliyle kalan kısmı sıvazlıyor, taşaklarını yalıyordu. “Mmmhh… çok kalın… boğazımı yırtacak,” diye mırıldandı her geri çekilişte.
Andre dayanamadı. Onu ayağa kaldırıp duvara doğru evirdi, eteğini beline sıvadı, külotu yan taraftan yırtıp attı. Gwen domaldı, ellerini taşa dayadı. Andre kalın başını amın girişine dayayıp bir hamlede köküne kadar soktu. Gwen’in çığlığı boğuk çıktı: “Ahhh fuck! Dolar… tamamen doldu!” Andre bir eliyle saçını yakalayıp geri çekti, diğer eliyle kalçasını ezerek sert ve hızlı vuruşlara başladı. Taşlar her darbeyle sarsılıyor, ten ten sesleri ıslak şapırtılarla karışıyordu. “Al hele şu zenci sikini, Türk karısı,” diye homurdandı, nefes nefese. “Kocan böyle mi sikiyor seni? Hı? Bu kara yarak senin dar amını parçalıyor.” Gwen zevkten titreyerek geri basıyor, “Daha sert… sik beni… boşalacağım… ahh Andre!” diye yalvarıyordu. Birkaç sert vuruştan sonra amı kasılarak sıktı, bacakları kesildi, orgazm dalgası boynundan ayak uçlarına yayıldı; “Geliyorummm… siktirrrr!” diye bağırırken amı Andre’nin yarrağını süt gibi ıslattı.
Andre henüz boşalmamıştı. Onu çevirip yere, serdiği ceketinin üzerine yatırdı, sırtüstü. Gwen hâlâ titrerken Andre’nin üstüne çıktı, ıslak amını kalın başa hizalayıp yavaşça indi. “Vahşi ol,” dedi Andre, kalın elleriyle kalçalarını kavrayarak. Gwen ellerini siyah adamın geniş göğsüne basıp at sürmeye başladı; yukarı kalkıp sertçe oturuyor, kalçalarını öne arkaya savuruyor, memelerini bluzunun içinden çıkarıp Andre’nin yüzüne doğru sarkıtıyordu. Andre başını kaldırıp koyu meme ucunu ağzına aldı, emerken alttan kalın yarağıyla yukarı vuruyordu. “Amın beni yutuyor… daracık Türk amı,” diye puretti. Gwen saçları dağılmış, ter içinde, “Daha derine… evet böyle… zenci yarağınla dölle beni neredeyse,” diye inliyor, temposunu artırıyordu. Her inişinde taşaklar amına çarpıyor, şapır şupur sesler çıkıyordu. Andre’nin parmakları kalça etlerini eziyor, bazen bir eliyle boynunu hafifçe sıkıp onu kendine doğru çekiyordu.
Gwen bir ara öne eğilip Andre’nin dudaklarını yaladı, dilini ağzına soktu, sonra tekrar dikilip daha delice zıplamaya koyuldu. “Bak… bak nasıl yiyorum seni… kocamın bilmediği gibi,” diye fısıldadı. Andre alttan savururken “Sikmeye doyamayacağım seni… bu gece bitmeyecek,” dedi. Gwen’in ikinci orgazmı yaklaşırken amı tekrar seğirmeye başladı; temposu bozuldu, inlemeleri uzadı. Andre onu tutup alttan daha sert pompalamaya başladı, yarağın her santimi içeri girip çıkıyordu. “Boşal üstümde yine… amını siktirerek gel,” diye kışkırttı. Gwen başını geriye atıp boğuk bir çığlıkla geldi, vücudu kaskatı kesildi, sular Andre’nin kasıklarına aktı. Ama Andre hâlâ sert ve doluydu; onu altına alıp bacaklarını omuzlarına atarak misyoner pozisyonda yeniden sokuldu, yavaş ama derin vuruşlarla devam etti. Gwen’in gözleri dolmuş, dudakları aralanmış, “Durma… lütfen durma, daha istiyorum,” diye fısıldıyordu.
Dışarıda bağın rüzgârı yaprakları hışırdatıyor, uzaktan köpek havlaması geliyordu. İkisi de ter içinde, nefes nefese, hâlâ birbirine kenetlenmişti. Andre yarağını sonuna kadar gömülü tutup Gwen’in kulağına eğildi: “Bu sadece başlangıç. Seni buradaki her karanlık köşede, her bağ sırasında sikmeye devam edeceğim… ta ki o dar amın şeklimi ezberleyene kadar.” Gwen bacaklarını beline doladı, tırnaklarını sırtına geçirdi, hâlâ nabız gibi atan amıyla onu sıkarak fısıldadı: “O zaman söz ver… sabaha kadar bırakma. Yasak olsun, umurumda değil. Siyah yarağın benim şimdi.”
Andre gülümsedi, kalçalarını yeniden oynatmaya başladı; yavaş, tehditkâr, doyumsuz. Gwen’in memelerini avuçlayıp sıkarken dışarıda bağ evi hâlâ uyanıktı, sesler yaklaşıp uzaklaşıyordu. Bir an kimsenin gelip gelmeyeceğini bilmeden, ikisi de o riskin tadını çıkarırcasına daha derine gömüldü. Andre’nin yarağı Gwen’in içinde zonkluyor, kadının ikinci—belki üçüncü—orgazma doğru gerilen kasıkları yeniden ıslanıyordu. “Söyle,” dedi Andre, dişlerini memesinin ucuna değdirerek, “kocan bu kadar doldurdu mu seni hiç?” Gwen başını iki yana salladı, sesi kırık: “Hayır… hiç… senin gibi değil… ahh, yine geliyor gibi…” Ama bu sefer zirveye çıkmadan Andre aniden durdu, yarağını yarıya kadar çekti, sadece başıyla amın girişini oyaladı. Gwen inleyerek kalçasını kaldırdı, “Sok… sok artık, acımasız ol,” diye yalvardı. Andre güldü, karanlıkta dişleri parladı. “İkinci perdeyi bağın öbür tarafında, üzüm teknesinin yanında sürdüreceğiz. Orada seni gerçekten parçalayacağım. Hazır mısın, Türk karım?”
Gwen’in cevabı nefesten ibaret bir “evet” oldu. Andre onu kucağına alıp karanlıkta bağın daha tenha, üzüm kokan tarafına doğru yürümeye başladı; yarağı hâlâ sert, Gwen’in bacakları beline sarılı, amı sızıntılı. Arkasında taş duvar ve yarım kalan inlemeler kaldı. Önde ise henüz dokunulmamış gölgeler, daha sert vuruşlar ve sabaha kadar sürecek yasak bir gece bekliyordu.
Andre onu kollarında taşırken Gwen’in amı hâlâ zonkluyordu; her adımda kalın yarağın sertliği kalçasına sürtünüyor, sızıntısı adamın kasıklarına akıyordu. Üzüm teknesinin yanına vardıklarında hava daha serindi, ezilmiş üzüm kokusu burnunu yakıyordu. Andre onu yere indirmeden önce teknenin tahta kenarına oturttu, bacaklarını ayırdı ve eğilip sırılsıklam amını dilinin ortasıyla yaladı. Gwen’in belinden tutup kalçalarını yukarı kaldırdı; dilini yarığa sokup emdi, klitorisini dişlerinin arasına alıp hafifçe çekti. “Siktir… dilin… ahh devam et,” diye inledi Gwen, parmaklarını Andre’nin kıvırcık saçlarına geçirerek. Andre amının suyunu yutup kalktı, yarağını tekrar girişe dayadı ve bu sefer yavaş yavaş, santim santim gömdü. Gwen’in iç duvarları onu sıkıyordu; her damarı hissediyordu.
“Bak nasıl yutuyor seni yine,” diye homurdandı Andre, kalçalarını geri çekip birden köküne kadar saplayarak. Tahta teknenin kenarı her darbeyle gıcırdadı. Gwen’in memeleri bluzundan fırlamış sallanıyordu; Andre bir eliyle birini yakalayıp sıkarken diğer eliyle kadının boynunu hafifçe kavradı. “Kocanın siki bu kadar mı kalındı hiç? Söyle, Türk karısı. Bu zenci yarrağı amını nasıl geriyor?” Gwen başını geriye atıp boğuk boğuk inledi: “Hayır… asla… parçalıyor beni… daha sert sok, acıma.” Andre temposunu yükseltti; ıslak şapırtılar karanlıkta net duyuluyordu, taşakları her vuruşta amın alt dudağına çarpıyordu. Gwen bacaklarını onun beline doladı, tırnaklarını siyah sırtında gezdirip izler bıraktı. “Boşalacağım yine… amım seğiriyor… Andre… sik beni deli gibi.”
Andre onu teknenin içine, ezilmiş mor üzümlerin üzerine yatırdı. Soğuk, yapışkan ezgi sırtına değdi; Gwen irkildi ama Andre bacaklarını omuzlarına atıp daha derine bindiğinde zevk her şeyi sildi. Üzüm suyu kalçalarına, beline bulaşıyordu; her sert pompalamada sıvı şapırdıyor, tenleri mor-kırmızıya boyanıyordu. “Üzüm gibi eziliyorsun altımda,” dedi Andre nefes nefese, “dar amın benim. Al hepsini.” Gwen ellerini tahtaya dayayıp geri basıyordu: “Evet… ez beni… dölle… içime boşal, istiyorum.” Andre eğilip meme ucunu ağzına aldı, emerken alttan savuruyordu; Gwen’in üçüncü orgazmı ani geldi, amı kasılıp yarağı sağmış gibi sıktı, çığlığı boğazında boğuldu. Suları üzüm ezgisine karıştı.
Andre henüz gelmemişti. Onu çevirip yüzüstü eğdi, göğüslerini teknenin kenarına bastırdı, kalçalarını havaya kaldırdı. Kalın başını yine amına sürtüp bir hamlede sonuna kadar girdi. Bir eliyle saçını yakalayıp geri çekti, diğer eliyle kalça etini eziyor, avucunun izini bırakıyordu. “Domal güzelce… bak nasıl sikiliyorsun. Kocan seni hiç böyle bağın ortasında, üzüm içinde sikmedi değil mi?” Gwen salyası akarak cevap verdi: “Sikmedi… hiç… senin kara yarağın başka… boğazıma kadar hissettir… ahhh fuck, dibime vuruyor.” Andre hızlandı; kalçaları şap şap diye çarpıyor, Gwen’in amı köpürüyordu. Ara sıra yarağını çıkarıp ıslak başıyla klitorisine vuruyor, sonra tekrar köküne kadar gömüyordu. Gwen titreyerek yalvardı: “Götümü de yokla… parmağını sok, lütfen.”
Andre tükürüğünü parmağına sürüp göt deliğini ovdu, yavaşça bir parmağını soktu. Amındaki yarağı ve göte giren parmağı aynı anda hareket ettirince Gwen’in dizleri kesildi; “Siktirrr… doluyum… ikisini birden hissediyorum…” diye inledi. Andre ikinci parmağı da ekleyip makatını gererken yarağıyla amını dövüyordu. “Ne kadar azgınsın… evli karı, götünü de zenciye veriyorsun.” Gwen geri iterek hem amını hem götünü dolduruyordu: “Veriyorum… hepsini al… bu gece seninim… boşalt içime artık, dayanamıyorum.” Andre parmaklarını çıkarıp iki eliyle kalçalarını ayırdı, yarağını sonuna kadar gömülü tutup kısa, sert darbelerle vurmaya başladı. Taşakları şapırdıyor, nefesleri boğuklaşıyordu.
Bir ara Andre onu kaldırıp ayakta, yüz yüze sapladı; Gwen’in bacakları beline sarılı, sırtı teknenin kenarına yaslıydı. Andre onu zıplatır gibi kaldırıp indiriyor, her inişte dibine kadar giriyordu. Dudakları birbirine yapıştı; dilini Gwen’in ağzına soktu, tükürükleri karıştı. “Amın beni sağacak,” diye puretti Andre, “gel yine… benimle birlikte.” Gwen boynunu ısırıp “Geliyorum… sen de içime… doldur beni siyah dölünle…” diye fısıldadı. Orgazmı dalga dalga geldi; amı ritmik kasılıp yarağı sıkarken Andre de son birkaç vahşi vuruşla boşaldı. Kalın yarağı zonklayarak boşaldı; sıcak, koyu dölü Gwen’in rahmine doğru fışkırdı, her pulsta daha fazla basıyordu. Gwen hissettikçe inledi: “Evet… akıt hepsini… ahh doluyor… taşıyor…” Andre hâlâ seğirerek içinde kaldı, döl amın kenarlarından üzüm ezgisinin üzerine aktı, beyaz damlalar mora karıştı.
Nefes nefese yere, ceketinin üzerine çöktüler. Andre yarağını yavaşça çekince Gwen’in amından kalın bir döl pıhtısı süzüldü; kadın parmağıyla alıp yaladı, sonra Andre’nin hâlâ yarım sert pipisini de dilinin ucuyla temizledi. “Tadı… senin dölün ve benim suyum,” diye mırıldandı. Andre onun saçını okşayıp gülümsedi, karanlıkta dişleri parladı. “Sabaha kadar dedin. Bir tur daha var.” Ama bedenleri yavaşlamıştı; ter, üzüm ve seks kokusu birbirine yapışmıştı. Uzaktan bağ evinin ışıkları sönmeye başlamıştı. Gwen başını Andre’nin geniş göğsüne yasladı, bacaklarının arasından hâlâ sızan dölü hissederek fısıldadı: “Sözünü tut… ara sıra gel. Bu am seni unutmasın.”
Andre onu öptü, yavaş ve derinden. “Unutturmam.” Sonra ikisi de sessizce giyinmeye koyuldu; Gwen yırtık külotunu çantasına tıkıp eteğini indirdi, bluzunu düzeltti. Andre şortunu çekti. Teknenin kenarında, mor lekelere bakıp güldüler. Gwen’in bacakları hâlâ titriyordu; her adımda Andre’nin dölü iç bacaklarına kayıyordu. “Gidelim,” dedi kısık sesle, “kimse görmesin.” Andre belini kavrayıp karanlık patikadan bağ evine doğru yürüttü. Kapıya yaklaşırken Gwen bir an durdu, Andre’nin elini sıkıp fısıldadı: “Bu gece… her şey için. Yasakmış, sikimde değil.” Andre alnına küçük bir öpücük kondurdu. “Benim Türk karım.” Sonra gölgelerin içine kaydılar; her biri odasına, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Gwen yatağına uzandığında bacaklarını kapadı, amındaki sızıntıyı, doluluk hissini, boynundaki emik izlerini sakladı. Gözlerini kapadı, hâlâ Andre’nin kokusu burnundaydı. Sabaha karşı hafifçe gülümsedi; çünkü Andre bilmiyordu—Gwen akşam yemekten önce kocasından mesaj almıştı. Adam işini erken bitirmiş, sabah ilk otobüsle bağa geliyordu. Gwen okumuş, silmiş, sonra Andre’nin peşine takılmıştı. Şimdi kocasının dölü değil, o iri zenci turistin dölü içindeyken kocasını karşılayacaktı; amı hâlâ şeklini ezberlemişken, yırtık külotsuz, yasak geceyi teninde taşıyarak. Andre ise otobüsüne binip gidecek, bir daha belki dönmeyecekti. Gwen bunu biliyordu. Ve umurunda bile değildi.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories