Komşunun Gece Feribottaki İlk Dokunuşu

Renata, 22 yaşındaki yeni mezun bir kadın, 28 yaşındaki komşusu Desmond'la feribotta ilk kez el ele tutuşup tutkulu seks yaparak bakireliğini kaybeder.

8 min read September 19, 2026New

İtiraf edeyim, o yaz her şey değişti. Yirmi iki yaşındaydım, üniversiteyi bitirmiş, diplomamı cebime koymuş bir kadındım; ailecek yazlığa inmiştik, deniz kenarındaki o eski evde. Komşumuzun oğlu… hayır, oğul demeyeyim, Desmond yirmi sekiz yaşındaydı, kendi başına yaşayan, her gece feribotta çalışan bir adam. Karşı yakaya gidip gelen o ağır, gürültülü gemide gece vardiyası tutuyordu. Ben de sık sık aynı feribota binerdim; bazen annemin market listesi için, bazen sadece denizi izlemek bahanesiyle. İlk gördüğümde saçları rüzgârda savrulmuş, kolları sıvalı, elleri ip ve demir yorgunluğuyla sertleşmişti. Bakışlarımız çarpıştığında kalbim boğazıma geldi. Hafifçe gülümsedi; ben de utangaçça karşılık verdim. Ondan sonra her gece aynı rıhtımda, aynı güvertede birbirimizi arar olduk. Konuşmuyorduk neredeyse. Sadece uzun bakışlar, dudak kenarında titreyen gülümsemeler… İçimden “Dokun bana” diye bağırıyordum. Eminim o da aynı şeyi hissediyordu.

Bir gece feribot her zamankinden daha tenha kalktı. Üst güverte neredeyse bomboştu; rüzgâr serindi, deniz siyah bir ayna gibiydi. Ben korkuluğa yaslanmış, uzakta yanan ışıkları izliyordum. Ayak seslerini duydum. Desmond yanımda belirdi. Üniformasının yakası açık, boynu terli, gözleri karanlığa alışmış gibi derin. “Yine yalnızsın,” dedi alçak sesle. Sesinin titreşimi belimde bir yerde yankılandı. Başımı salladım. O bir adım daha yaklaştı. Elleri cebinden çıktı; yavaşça, sanki ürkek bir kuş tutar gibi parmaklarımı sardı. Sıcaklığı avucuma yayıldı. Parmaklarımı sıktım. O da sıktı. Kalbim kulaklarımda atıyordu. “Renata…” ismimi fısıldayışı yetti. Yüzümü kaldırdım; dudakları dudaklarıma değdi. İlk öpücük utangaç, yumuşak, soru gibiydi. Sonra dilini uzattı, ben de açtım ağzımı. Yıllardır biriktirdiğim o acı tatlı sıkışma bir anda patladı. Ellerim göğsüne çıktı, gömleğinin düğmelerine tutundum. O belime sarıldı, beni kendine çekti. Sertliğini pantolonunun üzerinden hissettim; kalçamda bir ateş yandı. Boynuna eğildim, teninin tuzlu kokusunu çektim, dudaklarımı boynuna bastırdım. “İlk defa bir erkeğe böyle dokunuyorum,” diye fısıldadım. Titredi. Elleri kalçalarımı sıktı. “Söylemeye devam et,” dedi boğuk sesle. “Daha fazla söyle.”

Ellerim titreyerek kemerine indi. Tokasını açtım, fermuarı indirdim. Pantolonunun içinden sert, sıcak, kalın bir şey fırladı avucuma. İlk kez bir erkeğin sikini tutuyordum; damarları parmaklarımın altında atıyordu, ucu ıslaktı. Desmond nefesini tuttu. Dizlerimin bağı çözüldü sanki. Diz çöktüm güverte tahtalarına, rüzgâr saçlarımı yüzüme savurdu. Sikinin başını dudaklarıma değdirdim, dilimi gezdirdim. Tadı tuzlu, kokusu sabun ve denizdi. Ağzımı açıp yavaşça içine aldım; titriyordum, dişlerimi kaçırmamaya çalışıyordum. Desmond’un eli saçlarıma gömüldü, ama bastırmadı, sadece tuttu. “Ağzın… çok sıcak,” diye inledi. Dilimle altını yaladım, başını damağıma değene kadar indirdim. Boğazım daraldı, gözlerim yaşardı; çıkarıp nefes aldım, sonra tekrar aldım. Tükürüğüm sizin gibi aktı çenemden. Kendi ıslaklığımı pantolonumun içinde hissediyordum; amım zonkluyordu, daha önce hiç bu kadar ıslanmamıştım.

Desmond beni kollarımdan tutup ayağa kaldırdı. “Yeter,” dedi nefes nefese, “seni de istiyorum.” Beni korkuluğa doğru çevirdi, arkadan sarıldı. Etek ucumu yukarı sıyırdı; külotumu kenara çekti. Serin rüzgâr çıplak kalçalarıma değdi. Parmakları yavaşça arama indi. “İslaksın,” diye fısıldadı, şaşkın ve aç. İşaret parmağı yarığımı buldu, kaygan dudaklarımı ayırdı, klitorisime bastırdı. Bir inilti koptu boğazımdan. Parmak içeri süzüldü; darımdı, sıkıydım, ama o kadar ıslaktım ki acı yerine baskı ve sızıntı hissettim. İkinci parmağını da ekledi, yavaşça girip çıktı. “Renata, amın beni yutuyor.” Arkamı dönüp öpüştük yine; dilim diline dolandı, inlemelerim ağzına aktı. Parmaklarını çıkardı, kendi sikini yarığıma dayadı. Başını yukarı aşağı sürttü, klitorisime vurdu. “İçeri gireyim mi?” diye sordu. Gözlerinin içine baktım. “Gir. İstiyorum. Sana veriyorum ilkimi.”

Yavaşça itti. Baş kısmı içeri girdiğinde bir yanma, bir gerilme sardı beni; inledim, tırnaklarımı korkuluğa geçirdim. “Yavaş… lütfen yavaş.” Durdu, öptü boynumu, bekledi. Sonra santim santim ilerledi. Her itişte daha derine, daha dolu. Sonunda köküne kadar battığında nefesim kesildi; içim tamamen dolmuştu, sikinin her damarını hissediyordum. “Tanrım, ne kadar dar’sın,” diye homurdandı. Bir süre öyle kaldık; o kıpırdamadan, ben nefes almaya çalışarak. Sonra geri çekilip yeniden girdi. Acı zevke karıştı. Kalçalarımı tuttu, ritmi buldu. Her vuruşta gemi hafif sallanıyordu; rüzgâr inlemelerimi alıp götürüyordu. “Daha sert,” dedim bir ara, şaşırarak kendi sesime. Desmond hızlandı. Taşakları ıslak amıma çarpıyordu, şapır şupur sesler yükseliyordu. Bir elini önden soktu, klitorisimi ovuşturdu. Bacaklarım titredi. “Boşal bana,” diye fısıldadı kulağıma. “İlk orgazmını sikimin içinde yaşa.”

Döndüm ona; o da anladı. Feribotun kenarına yaslanıp beni kaldırdı, bacaklarımı beline doladım. Ben üstüne çıktım gibi oldum; sikinin üzerine oturdum, kendi ağırlığımla ta dibine indim. İnledim, başımı geriye attım. Kalçalarımı savurdum, yukarı aşağı. Desmond’un elleri memelerime gitti, bluzumun altından sosladı, meme uçlarımı sıktı, çekti. Her inişte klitorisim kasık kemiğine sürtünüyordu. İçimde bir şey toplanıyordu, bir dalga, bir baskı. “Desmond… bir şey oluyor, duramıyorum—” “Bırak, tatlım, bırak.” Bir anda her yerim kasıldı. Amım sikinin etrafında şiddetle kasılıp gevşedi; orgazm göğsümden aşağı aktı, bacaklarıma, parmak uçlarıma. Bağırdım, sesimi yutmaya çalıştım, ama olamadı. Vücudum sarsıldı, sarsıldı; gözlerim kapandı, sadece onun kolları ve içimdeki o doluluk kaldı. Desmond da birkaç sert hamleden sonra inledi, ama çekmedi; sıcaklığını içimde hissettim, nabız nabız. İkimiz de titreyerek birbirimize sarıldık.

Nefes nefeseydik. Alnım onun omzundaydı; terimiz, tükürüğümüz, her şey birbirine karışmıştı. Etek ucumu indirdim, o pantolonunu çekti. Hâlâ korkulukta, denize bakarak sarıldık. Utangaç bir gülümseme yayılmıştı yüzüme; bakışlarımı kaçırıp sonra yine yakaladım. “Bunu seninle yaşamak istedim,” dedim kısık sesle. “İlkimi… her şeyimi. Seninle.” Desmond alnıma bir öpücük kondurdu, yumuşak, neredeyse saygılı. “Biliyordum. İlk bakışta biliyordum.” Parmaklarımı yeniden sardı. “Yarın gece… yine bu güverte. Daha erken gel. Kimse yokken.” Başımı salladım. İçimde hâlâ o zonklama vardı; amım sızlıyordu, bacaklarımın arası yapış yapıştı, ama bir şey daha vardı: doymamışlık. O gece her şeyi vermiş gibiydim, ama bedenim hâlâ daha fazlasını istiyordu. Desmond’un eli belimde, feribot rıhtıma yanaşırken fısıldadı: “Bir dahaki sefere seni bağlayacağım korkuluğa. Ağzını kapatıp saatlerce sikmek istiyorum. Hazır mısın?” Kalbim yeniden hızlandı. “Hazırım,” dedim. “Ama sen de hazır ol. Artık utanmayacağım.” Gözlerinde karanlık bir gülümseme belirdi. Rıhtım ışıkları yaklaşıyordu; yolcuların ayak sesleri güverte merdiveninden yükseliyordu. Ellerimizi ayırdık, ama bakışlarımız ayrılmadı. Yarın gece… yarın gece her şey daha derin, daha kirli, daha aç olacaktı. Ve ben, yirmi iki yaşında, ilk orgazmının titremesi hâlâ kasıklarımda, komşumun gece feribotunda kaybettiğim bakireliğimin ardından, daha fazlasını talep etmeye hazırdım.

Yarın gece erken çıktım evden. Annem televizyonda uyukluyordu; kapıyı sessizce kapattım, rıhtıma indim. Feribot henüz kalkmamıştı, güverte lambaları loş sarı bir hale saçıyordu. Üst kata çıktım. Kimse yoktu. Rüzgâr yine serindi, tuz kokuyordu. Korkuluğa yaslandım, bacaklarımın arasından dün geceki zonklama hâlâ duruyordu; amım şiş, hassas, her adımda hatırlatıyordu kendini. “Hazırım,” diye fısıldamıştım. Şimdi o sözün ağırlığını taşıyordum.

Desmond’un ayak seslerini tanıdım. Üniformasının düğmeleri yarım açıktı, boynunda dün gece bıraktığım mor iz silik duruyordu. Elinde kalın bir halat parçası vardı—geminin yedek ipinden koparılmış, yumuşak ama sağlam. “Sözümü tuttum,” dedi. Sesinde o karanlık gülümseme vardı. Yaklaştı, dudağımı öptü, dilini agzıma soktu; ben de karşılık verdim, pantolonundaki sertliği kalçama bastırdım. “Bağla beni,” dedim. “Söylediğin gibi.”

Beni korkuluğa çevirdi. Kollarımı geriye aldı, bileklerimi demire yaslayıp ipi doladı; sıkı, kaçışı olmayan bir düğüm. Deneyi sevdim. Rüzgâr eteğimi savurdu. Desmond arkama geçti, eteğimi belime kadar sıyırdı, külotumu yırttı—kumaş sesiyle koptu, denize düştü. “Artık utanmayacaksın demiştin,” diye mırıldandı. Avuçları kalçalarımı ayırdı. Islaktım yine; dün geceki dölü hâlâ hafif akıyordu içimden, yenisiyle karışmaya hazır. Parmaklarını amıma sürttü, klitorisimi ezdi. “Bak ne kadar açsın. Komşunun kızı, feribotta bağlı, amı sızıyor.”

“Sik beni,” dedim. “Ağzımı kapatıp saatlerce… dediğin gibi.”

Bir eliyle çenemi tuttu, diğer elindeki bez parçayı—temiz bir bezdi, muhtemelen kendi cebinden—dudaklarıma bastırdı, boynumun arkasında bağladı. Sesim boğuk kaldı. Sadece burnumdan nefes alıyordum; kalbim deli gibi atıyordu. Desmond pantolonunu indirdi, sikini yarıığıma dayadı. Bir hamlede girdi. Dün geceden daha kolaydı artık; amım onu tanıyordu, yutuyordu. Ama yine de doluluk nefesimi kesti. Bağlı bileklerim ipi gerdi, tırnaklarım avuçlarıma battı. Sert, derin, ritimsiz vurdu önce—sanki birikmiş öfkeyi boşaltıyordu. Taşakları ıslak tenime çarpıyordu. Her itişte korkuluk gıcırdıyordu; gemi hafif sallanıyor, uzakta martı sesleri kayboluyordu.

“Sık,” dedi kulağıma. “Amınla sık beni.” Kasılmayı denedim; o inledi. “Aynen… böyle. Bakire amın benim artık. Her gece bu güvertede seni dölleyeceğim.” Bez yüzünden sadece boğuk inlemeler çıkıyordu benden. Gözyaşlarım aktı—acıdan değil, fazla geldiğinden. Parmakları önden klitorisime gitti, daireler çizdi. Bacaklarım titredi, dizlerim yumuşadı; ip omuzlarımı çekti, ayakta tuttu beni. Orgazm çabuk geldi. Amım sikinin etrafında çırpındı, sular aktı bacaklarıma. Desmond durmadı. “Bir… daha,” diye fısıldadı. “Boşalmaya devam et. Saatlerce dedim.”

Çekildi. Döndürüp yüzümü kendine çevirdi—ip bileklerimi çapraz tutuyordu hâlâ. Bezı indirdi. “Ağzını aç.” Diz çöktüm ip gerilirken. Sikinin başını dilime vurdum, tuzlu-kendi amımın tadı. Boğazıma kadar aldım; o saçımı tuttu, yavaş yavaş soktu. “Güzel emiyorsun. Dün öğrendin, bugün ustasın.” Gözlerim yaşardı, tükürük çeneme aktı, göğsüme damladı. Ellerim bağlı olduğu için sadece ağzımla çalışıyordum; dilimi alt damarına gezdiriyor, emiş gücüyle başını çekiyordum. Desmond’un nefesi kesildi. “Dur… içine boşalmak istiyorum yine.”

Kaldırdı beni. Bacaklarımı beline doladı, korkuluğa dayadı sırtımı. İpi biraz gevşetti ki kollarım boynuna dolanabilsin, ama tamamen çözmedi—bileklerim hâlâ bağlı, onun ensesinde. Sikini amıma sürtüp bıraktı kendini yerçekimine. Ben indim, o kalktı. Memelerimi bluzun içinden çıkardı, ağzına aldı, emdi, dişledi. “Süt gibi beyazsın. Isırınca kızarıyorsun.” Her emişte amım kasılıyordu. “Daha derine,” yalvardım. “Ta rahmime.”

Hızlandı. Gemi motoru alttan titrerken biz de titriyorduk. Terimiz kaymıştı; ten ten kayıyordu. “Söyle,” dedi. “Ne istiyorsun?” “Kirlet beni. Ağzıma, amıma, her yere boşal. Yarın sabah hâlâ senin kokunla uyanayım.” Güldü boğuk. “Komşunun uslu kızı böyle mi konuşur?” “Uslu değilim artık. Sen bozdun.”

İkinci orgazmım daha derinden koptu; ayak parmaklarıma kadar inen bir krampla. Bağırdım, sesim rüzgâra karıştı. Desmond birkaç saniye sonra kasti çekildi, sikini göğsüme dayayıp fışkırttı—sıcak damlalar boynuma, memelerime, çeneme aktı. Parmaklarıyla yaydı, meme ucuma sürdü, sonra o parmağı ağzıma soktu. “Yala.” Yaladım. Tuzlu, koyu. Sonra yine sertleşmeye başladı—yirmi sekiz yaşının avantajı. “Bitmedi,” dedi. “Daha yeni başlıyoruz.”

İpi çözdü bu sefer. Kollarım uyuşmuştu; ovuşturdu bileklerimi, öptü kızaran izleri. Güverte tahtalarına indirdi beni, sırtüstü. Bacaklarımı omuzlarına açtı. Dilini amıma götürdü. İlk defa biri orayı öpüyordu böyle—yavaş, iştahlı, klitorisi emerek, dilini içeri sokarak. “Dün geceki dölüm hâlâ burda,” diye mırıldandı, “karışık tat.” Belim kalktı. Ellerim saçlarına gömüldü. “Desmond… dilin… tanrım.” Üçüncü kez geldim; uyluklarım yüzünü sıktı, o kaçmadı, içti.

Sonra tekrar girdi. Bu sefer yavaş, neredeyse nazik. Alnı alnıma değdi. “Seni her gece istiyorum,” dedi. “Yaz bitince de. Şehre dönünce de. Komşu kapısını çalacağım.” Gözlerime baktım. “Çal,” dedim. “Açacağım.” Saatler aktı—bilmiyorum kaç. Arada dinlendik, o parmaklarını amıma sokup “hâlâ açık, hâlâ benim” dedi; ben onun sikini avuçlayıp yeniden sertleştirdim. Bir kez daha ayakta, korkulukta; bir kez dizlerim guvertede, o arkadan, saçımı tutarak. Her seferinde “daha” dedim. Doymuyordum. Bedenim yeni bir dil öğrenmişti ve susmuyordu.

Sonunda ikimiz de titreyerek yığıldık. Pantolonunu çekti, eteğimi indirdi. İpimizi sakladı. Feribot rıhtıma yanaşırken yine sarıldık. “Yarın,” diye fısıldadı. “Yarın,” dedim.

Eve çıktım. Aynada boynumdaki izler, bileklerimdeki ip yanıkları, bacaklarımın içindeki kurumuş beyazlar… hepsi duruyordu. Yatağa uzandım, bacaklarımı kavuşturdum; amım hâlâ sızlıyor, arada bir kasılıp onun hayalini tekrarlıyordu. Gözlerimi kapadım. Desmond’un tuzlu teni, halatın burnuma gelen kenevir kokusu, gemi motorunun titreşimi—hepsi burada, içimde.

Sabah annem kapımı çaldı. “Renata, kahvaltı.” Kalktım. Bileklerime baktım. İz yoktu. Boynum temizdi. Çarşaf tertemizdi. Pencereden karşı evi gördüm; Desmond’un perdesi aralıktı ama içerisi bomboş, tozlu, kimsenin yaşamadığı belli. Feribot iskelesinde duyurular panosu asılıydı: gece seferleri o yazın başında iptal edilmişti. Annem mutfaktan seslendi: “Komşunun evi hâlâ satılık, girme sakın, çürük yerleri var.”

Masaya oturdum. Çayım soğudu. Bacaklarımın arasını yokladım; kuru, dokunulmamış, dün geceki gibi yanan bir şey yoktu. Sadece parmaklarımın ucunda, kendi uydurduğum bir ıslaklığın hayali kaldı. O yaz her şey değişti demiştim ya… aslında hiçbir şey olmamıştı.

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged blowjob fingering doggy-style cowgirl creampie

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.