Kocasının Gözleri Önünde Kendini Bırakırken
Ece, kocasının yakın arkadaşı 32 yaşındaki mimar Lorenzo'nun gözleri önünde 28 yaşında evli bir kadın olarak koltukta bacaklarını açıp kendini parmak
Ece, yirmi sekiz yaşında evli bir kadın olarak Lorenzo’nun kapısının önünde durduğunda avuçları hafif terlemişti. Kocası Omar bir haftalık iş seyahatine gitmiş, onu yalnız bırakmıştı; Lorenzo ise otuz iki yaşındaki yakışıklı mimar, kocasının en yakın arkadaşı, aynı zamanda uzun süredir aralarında biriken o boğucu flörtün sessiz muhatabıydı. Kapı açıldığında Lorenzo beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, saçları hafif dağınık, gülümseyerek bakıyordu. “Hoş geldin Ece. Omar aradı, seni yalnız bırakmayayım diye ısrar etti. İçeri gir, evi senin bilirsın.”
Salon geniş ve loştu. Büyük pencerelerden süzülen akşam ışığı açık renk kumaşlı koltuğu yalıyor, karşısındaki duvarda asılı geniş ayna ise her açıyı ikiye katlıyordu. Lorenzo mutfaktan iki kadeh şarap getirdi; parmakları kadehlerin boynunda gezindiğinde Ece’nin bakışları istemeden oraya kaydı. “İşler nasıl?” diye sordu Lorenzo, sesi alçak. Ece bacak bacak üstüne atıp etek ucunu düzeltti. “Sıkıcı. Omar yokken ev bomboş kalıyor. Senin çizimlerin… yeni projen var mı?” Lorenzo koltuğun kenarına oturdu, dizleri neredeyse Ece’ninkine değecek kadar yaklaştı. “Var. Ama şu an aklım başka yerde.” Göz göze geldiler; o bakışta yıllardır konuşulmayan şeyler birikti. Lorenzo ayağa kalktı. “Ben biraz işe bakacağım yan odada. Sen rahatına bak. Televizyon açık, şarap dolu.”
Aslında iş bakmayacaktı. Koridordaki yarı açık kapının arkasında, aynanın tam yansıma açısında durdu. Ayna salonu net gösteriyordu; Ece’nin profili, boynu, etek altındaki bacak hattı… Lorenzo nefesini tuttu. Kalbinin hızlandığını hissetti. Ece kadehini yudumladı, sonra omuzlarını silkti, sanki bir yükü indirmiş gibi geriye yaslandı. Parmakları etek kumaşında gezindi. Lorenzo’nun bakışlarını hissediyormuş gibi başını hafifçe aynaya doğru çevirdi; gözleri birkaç saniye o yöne takıldı, dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. Biliyordu. Hem de çoktan biliyordu.
Ece ayakkabılarını çıkardı, çıplak ayak tabanlarını halıya sürttü. Etek ucunu yavaşça yukarı çekti; uylukları açıldıkça teninin sıcaklığı ayna camında bile hissedilir gibiydi. Külotu dantelli ve koyu renkti. Parmak uçları iç bacaklarında gezindi, yavaş yavaş yukarı çıktı. “Lorenzo…” diye fısıldadı, sesi salonda yankılanacak kadar net değildi ama koridordaki adam her heceyi duydu. “Biliyorum oradasın. İzle. İzlemeni istiyorum.”
Lorenzo pantolonunun önünün gerildiğini hissetti. Eli beline gitti, düğmeyi açtı, fermuarı indirdi. Sertleşmiş sikini avucuna aldığında sıcaklık parmaklarını yaktı. Aynadan Ece’yi izlerken başparmağıyla rütubetli ucu sıvazladı. Ece külotunun kenarını kaydırdı; ıslak amı loş ışıkta parlıyordu. İşaret parmağını yavaşça arasına götürdü, kaygan dudakların arasından içeri kaydırdı. Başını geriye attı, boğazından boğuk bir inilti koptu. “Ahh… siktir. Böyle izlenmek…” İkinci parmağını da ekledi, bileğini yavaşça döndürerek kendini açtı. Memeleri bluzunun içinde kalkmış, uçları kumaşa sürtünüyordu. Serbest eliyle bluz düğmelerini çözdü, sutyenini aşağı çekti; dolgun memeleri serbest kaldı. Meme ucunu sıkıştırırken amındaki parmakları daha hızlı hareket etmeye başladı.
Lorenzo koridorun karanlığında sikini sıvazlarken çenesini sıktı. Ece’nin parmaklarının ıslak sesi, o yumuşak şapırtı, kulaklarını dolduruyordu. Aynada kadının bacakları daha da açıldı; topukları koltuğun kenarına baskı yaptı, kalçaları hafif yükseldi. “Lorenzo, daha yakından bak,” dedi Ece, sesi titreyen bir küstahlıkla. “Sikini çıkardığını biliyorum. Göster bana… ya da gel. Ama önce izle. Parmaklarımı amıma nasıl soktuğumu gör.” Üçüncü parmağını da denedi, gerildi, kaşlarını çattı, sonra zevkle inledi. Kayganlık parmaklarının arasından aşağı, koltuğun kumaşına doğru sızıyordu. Başparmağı klitorisine basıp daireler çizerken kalçaları ritmik kasılmaya başladı. “Omar… Omar böyle bakmazdı. Sen bakıyorsun. Gözlerin amımda. Sikin avcunda… Ah, daha sıkı tut onu benim için.”
Lorenzo dayanamadı; yarı açık kapıdan bir adım içeri süzüldü, ama hâlâ tam görünür değildi. Aynanın kenarından Ece’nin gözleriyle buluştu. Kadın onu gördüğünde gülümsedi; utanma yoktu, sadece ıslak bir davet. Parmaklarını amından çıkarıp yavaşça dudaklarına götürdü, tadına baktı, dilini gezdirdi. “Gel,” dedi net. “İçeri gel Lorenzo. Koltukta yeterince yer var. İzlemeye devam et ama yakından. Sikinle de… yakından.”
Lorenzo pantolonu açık, sikı avcunda salona adım attı. Işık yüzüne vurduğunda Ece’nin bakışları belinden aşağı indi; kadının göz bebekleri büyüdü. “Bu kadar sert miydin hep?” diye sordu Ece, sesi kısık. Bacaklarını kapatmadı; aksine dizlerini daha geniş açtı, ıslak amını ona doğru sergiledi. “Dokunma henüz. Sadece dur orada. Ben kendimi parmaklarken sen de sikini sıvazla. Birbirimizi izleyelim. Sonra… sonra ne olacağını ikimiz de biliyoruz.”
Lorenzo koltuğun karşısındaki alçak sehpaya yaslandı, bacaklarını açtı, sikini yavaş ve sıkı hareketlerle okşadı. Damarları belirginleşmişti; ucundan sızan sıvı parmaklarının arasını parlatıyordu. Ece iki parmağını yeniden amına soktu, bu sefer daha derin, daha hızlı. “İçim sızlıyor,” diye inledi. “Senin o kalın sikini düşünerek ıslandım bütün gün. Omar’ın arkadaşı… mimar ellerin… çizim yapar gibi beni mi çizeceksin şimdi?” Lorenzo’nun nefesi hızlandı. “Ece… yıllardır bakıyorum sana. Her yemekte, her buluşmada. Bugün kapıyı açık bıraktım çünkü senin de istediğini biliyordum.” Ece başını salladı, alnında ter taneleri birikti. “İstedim. Hâlâ istiyorum. Parmaklarım yetmiyor. Ama önce… önce bu. Beni izlerken boşalma. Dayan. Ben de dayanacağım.”
Tempo arttı. Ece’nin parmak sesleri ıslak ve hızlıydı; klitorisine her basışında bacakları titriyordu. Memelerini avuçlayıp sıkıyor, uçlarını çekiştiriyor, ağzından aralıksız inlemeler dökülüyordu. “Lorenzo… ahhh, orası… evet, izle amımın nasıl kıstığını. Senin için açılıyor. Gelip doldurasın diye.” Lorenzo sikinin köküne kadar sıvazlıyor, başparmağıyla başını ovaluyordu. Kasıkları gerilmiş, karın kasları kasılmıştı. “Amın o kadar ıslak ki aynadan bile parlıyor,” diye homurdandı. “Parmaklarını çıkar, bana göster. Ayır dudaklarını.” Ece itaat etti; işaret ve orta parmağıyla am dudaklarını araladı, pembe ve parlak içini sergiledi. “Bu kadar. Almak için hazır. Ama henüz dokunma. Biraz daha izle. Biraz daha çıldır.”
Lorenzo bir adım daha yaklaştı. Dizleri neredeyse koltuğa değiyordu. Siki Ece’nin yüzüne, göğsüne hizadaydı; sıcaklığı kadının tenine vuruyordu. Ece başını kaldırıp o kalınlığa baktı, dilini alt dudağına gezdirdi. “Ağzıma sürmek istiyorum,” dedi fısıltıyla. “Ama önce sen söyle. İstiyor musun beni burada, kocamın en yakın arkadaşının evinde, bu koltukta?” Lorenzo’nun cevabı boğuk çıktı. “İstiyorum. Her yerini. Parmaklarının girdiği yeri sikimle açmak istiyorum. Memelerini ağzıma almak, amının tadına bakmak istiyorum. Ve sen de istiyorsun. Davet et yeniden.”
Ece parmaklarını amına son bir kez derin daldırıp çıkardı, ıslak parmaklarını Lorenzo’nun sikinin başına sürdü, kayganlığı yaydı. Adamın kalçaları refleksle öne savruldu. “İçeri gel,” dedi Ece, bacaklarını omzuna kadar açarak. “Koltukta yerin var. Üzerime eğil. İzlemeyi bırak, dokun. Ama yavaş… çünkü bu daha sadece başlangıç ve ben senin her hareketini hissetmek istiyorum.” Lorenzo dizlerinin üzerine çöktü, ellerini Ece’nin uyluklarına koydu; teni sıcacıktı, titriyordu. Parmak uçları ıslak bölgeye yaklaştı ama henüz basmadı. Göz göze geldiler. Aynada iki beden yan yana yanıyordu: Ece’nin açık bacakları, Lorenzo’nun gerilmiş siki, aralarındaki o ince hava tabakası.
Ece belini kaldırdı, amını bir milim daha yaklaştırdı. “Dokun,” diye fısıldadı. “Parmakla. Sonra dilinle. Sonra… o kalın sikinle. Omar’ın gözleri önündeymiş gibi düşün; o yok ama sen varsın. Beni buraya kadar getiren sensin. Şimdi al.” Lorenzo’nun başparmağı klitorisine değdiğinde Ece’nin iniltisi salonu doldurdu. Adam parmağını yavaşça kaygan deliğe soktu, içerinin sıcağına boğuldu. “Çok darsın,” dedi. “Parmaklarınla açmışsın ama yine de sıkıyor.” İkinci parmağını ekledi; Ece’nin tırnakları koltuk kumaşına gömüldü. “Lorenzo… ahh, evet, kıvır… orası. Daha derin.”
Dışarıda akşam kararırken salonun içinde zaman yavaşladı. Lorenzo parmaklarını Ece’nin ritmine uydurdu; başını eğip bir meme ucunu ağzına aldı, dilini gezdirdi, hafif dişlerini bastırdı. Ece saçlarını tuttu, onu göğsüne bastırdı. “Em… sert em. Beni izlerken hayal ettiğin her şeyi yap.” Lorenzo parmaklarını çıkarıp ıslaklığı sikinin boyuna yaydı, başını amın girişine dayadı ama henüz basmadı. Sadece sıvazladı, ıslak dudakların arasında gezindirdi. Ece çıldırmış gibi kalçalarını kaldırdı. “Sok… lütfen. İzledin, dayandın, şimdi ver.”
Lorenzo eğildi, alnı Ece’ninkine değdi. “Biraz daha,” diye fısıldadı, sesi kısıldı. “Biraz daha izlemek istiyorum seni böyle, altımda, açık, titrerken. Sonra gireceğim. Ve çıktığımda hâlâ izliyor olacağım; aynadan, senin yüzünden, amının beni nasıl yuttuğundan.” Ece’nin gözleri doldu; zevkten, gerilimden. Parmakları Lorenzo’nun sikini kavradı, başını kendi klitorisine sürttü, daireler çizdirdi. “O zaman izle,” dedi. “İzle nasıl ıslandığımı. İzle nasıl yalvardığımı. Ama uzun süre dayanamam. İçim seninle dolmak için yanıyor.”
Lorenzo’nun elleri Ece’nin beline sarıldı, onu biraz daha kenara çekti, dizlerini omuzlarına doğru açtı. Siki girişte nabız gibi atıyordu. Aynada her şey netti: kadının açık bacağı, adamın gerilmiş kasları, birleşmeye milim kala duran o an. Ece tırnaklarını Lorenzo’nun omzuna geçirdi. “Şimdi,” diye fısıldadı. “Act bitmesin diye değil… çünkü devamı var. Gir. Yavaş gir. Beni doldur. Sonra… sonra ne yapacağımızı konuşuruz. Ama önce hisset.”
Lorenzo kalçalarını öne verdi; baş içeri gömüldü, Ece’nin iniltisi boğuk bir çığlığa dönüştü. Sıcak, dar, ıslak… her milim direnç ve kabul. Henüz tam girmeden durdu, nefes nefese. Gözleri Ece’nin gözlerindeydi. “Devamı yarın değil,” dedi. “Devamı şimdi, bu koltukta, bu aynanın önünde. Ama önce sen söyle; kocanın arkadaşı olarak mı yoksa seni siken adam olarak mı devam edeyim?” Ece gülümsedi, bacaklarını beline doladı, onu bir milim daha içeri çekti. “Siken adam olarak. Şimdi hareket et. Ve izlemeye devam et… çünkü ben de seni izliyorum.”
Lorenzo’nun kalçaları yavaşça geri çekildi, sonra yeniden doldurdu; henüz tam hız değil, henüz boşalma yok, sadece o derin, ısrarlı gerilim. Ece’nin parmakları kendi klitorisine gitti, daireler çizerken Lorenzo’nun her bakışını yuttu. Ayna iki bedeni çoğaltıyordu; yarı açık kapı hâlâ oradaydı, dışarıdaki dünya uzaktı. Omar’ın yokluğu salonu daha da sıcak kılmıştı. Lorenzo eğilip Ece’nin dudağını ısırdı, dilini ağzına gönderdi; öpüşme ıslak ve açtı. “Bir daha davet et,” diye mırıldandı öpüşlerin arasında. “Her girişimde davet et.” Ece nefes nefese cevap verdi. “Gir. Tekrar gir. Amımı senin yap. İzle… ve bırakma.”
Siki biraz daha derin kaydı; Ece’nin iç duvarları kasıldı, onu tuttu. İkisi de titriyordu. Bu henüz son değildi—boşalma yoktu, çözülme yoktu. Sadece koltuğun kenarında, aynanın karşısında, yarıda kalmış bir ateş. Lorenzo’nun alnındaki ter Ece’nin göğsüne damladı. “Devam edeceğiz,” dedi. “Bacakların açık kalacak. Parmakların, dilim, sikim… sırayla. Ve sen her seferinde bileceksin ki izleniyorsun.” Ece başını geriye attı, bir inilti daha salıverdi; içerideki doluluk ve henüz gelmemiş olanın vaadiyle. “O zaman devam et,” diye fısıldadı. “Koltuk geniş. Gece uzun. Ve ben… ben daha yeni başlıyorum kendini bırakmaya.”
Lorenzo’nun elleri Ece’nin kalçalarını kavradı, onu sabitledi; bir sonraki itiş için nefes topladı. Aynada göz göze geldiler bir kez daha. Aralarındaki çekim artık gizli değildi, yarıda bırakılmış bir söz gibi geriliyordu. Ece’nin bacakları hâlâ açıktı, amı hâlâ doluydu, davet hâlâ havadaydı—ve kapı, tıpkı hikâyenin geri kalanı gibi, ardına kadar açık bekliyordu.
Lorenzo kalçalarını bir kez daha öne verdiğinde Ece’nin içi onu sonuna kadar yuttu. Kadın boğuk bir iniltiyle belini kavislendirdi; her damar, her salgı, her milim doluluk koltuğun kumaşına işliyordu. Lorenzo bir an olduğu yerde kaldı, nefesleri birbirine karıştı, sonra yavaşça geri çekilip yeniden sertçe gömüldü.
Ece kollarını adamın boynuna doladı, kendini yukarı çekti ve doğrudan kucağına oturdu. Etek beline toplanmış, bluz omuzlarından sarkmıştı; memeleri Lorenzo’nun göğsüne bastı. Vahşi bir öpüşmeyle dudakları birbirine yapıştı. Dişler, dil, salya… Ece kalçalarını döndürerek sikin üzerinde kaydı, amının ıslak sesi her hareketle daha yüksek çıktı. “Sikin… ahh, çok derinde,” diye mırıldandı öpüşlerin arasında. “Beni böyle tut. Kocamın arkadaşı… evli bir kadını kucağında sikiyorsun.”
Lorenzo’nun elleri Ece’nin kalçalarını kavradı, onu yukarı kaldırıp indirdi; ritmi sertleştirdi. Ayna her açıyı ikiye katlıyordu: Ece’nin kıvrılan beli, Lorenzo’nun gerilmiş kolları, birleşen tenleri. Ece saçlarını geriye atıp gülümserken birden dizlerinin üzerine kaydı. Halıya diz çöküp Lorenzo’nun bacaklarını araladı. Kalın, parlaktan ıslak sik dimdik önündeydi; damarları zonkluyordu. Ece dilini ucuna bastırdı, tuzlu-sulu tadı aldı, sonra ağzını iyice açıp yavaşça aşağı indirdi.
“Siktir… Ece…” Lorenzo’nun parmakları kadının saçlarına gömüldü. Ece burnu kasıklara değene kadar yutuverdi; boğazı kasıldı, gözleri yaşardı ama geri çekilmedi. Tükürüğü sikin boyundan aşağı aktı. Başını ritmik kaldırıp indirirken bir eliyle taşaklarını okşadı, ötekiyle kendi ıslak amına uzandı. “Böyle mi izliyordun beni?” diye sordu nefes nefese, dudakları şapırdayarak. “Ağzımda böyle mi hayal ediyordun?” Lorenzo çenesini sıktı. “Her gece. Her lanet gece.”
Ece birkaç kez daha derin aldı, boğazını gevşetip sıktı, dilini alt damardan gezdirdi. Sonra Lorenzo dayanamayıp onu kollarından tutup kaldırdı, koltuğa sırtüstü yatırdı. Ece’nin bacaklarını omuzlarına aldı; dizler kulaklarına yaklaştı, amı tamamen açıldı. Lorenzo siki girişe dayayıp tek hamlede köküne kadar girdi. Ece’nin çığlığı salonu doldurdu. “Ahhh—evet, doldur… tam içime!”
Lorenzo eğilmeden, dik durarak sert ve derin vuruşlara başladı. Her girişte Ece’nin memeleri hopluyor, tırnakları koltuğu yırtıyordu. Islak şapırtı, ten şakırtısı, inlemeler… Aynada Lorenzo’nun kalçalarının kasılışı, Ece’nin açık bacakları, siki yutan pembe am net görünüyordu. “Bak aynaya,” diye hırladadı Lorenzo. “Nasıl yuttuğunu gör. Kocanın en yakın arkadaşı amını parçalıyor.”
Ece başını yana çevirdi; aynada kendi halini görünce daha çok ıslandı. “Daha sert… lütfen daha sert.” Lorenzo bacaklarını omuzlarından indirmeden temposunu artırdı, ucu her seferinde en derine çarptı. Ece’nin klitorisi her vuruşta sürtünüyor, bacakları titriyordu. Bir süre sonra Lorenzo siki çıkardı, Ece’yi çevirip diz üstü domalttı. Kadın kolçuğa tutundu, kalçalarını geriye doğru itti. Lorenzo saçını kökünden yakalayıp geriye çekti; boynu gerildi, sırtı kavis yaptı.
Arkadan tek vuruşta yeniden girdi. Bu açı daha derindi, daha acımasız. Kalçaları Ece’nin kalçalarına çarpa çarpa hızlı hızlı sikmeye başladı. Saçını çekerek eğildi, kulağına yapıştı: “Kendini kocanın gözleri önünde bana ver. Duyuyor musun? Omar’ın en yakın arkadaşına amını sun. Ver kendini.”
Ece zevkten boğulur gibi inledi; salyası dudak kenarından süzüldü. “Al… al beni. Daha sert sahip ol. Kocamın gözleri önünde… ahh, sik beni, doldur, kır beni Lorenzo. Senin malın gibi kullan.” Lorenzo saçını bir elinde tutarken öteki eliyle kalçasını şaplakladı; kızaran ete avucunun izi çıktı. Tempo vahşileşti. Her vuruşta Ece’nin memeleri sarkıp sallanıyor, amı şapırdayarak sıkıyordu. “İçim yanıyor… boșalma, henüz bırakma. Daha… daha hızlı.”
Lorenzo saçını bırakıp belini iki elle kavradı, onu geriye doğru çekerek köküne kadar gömdü. “Amın deli gibi kıstırıyor. Boşalacaksın benimle. Kocanın arkadaşı seni böyle domaltıp sikerken boşalacaksın.” Ece başını koltuğa gömdü, parmaklarını kendi klitorisine götürüp hızlı daireler çizdi. Bacakları titremeye başladı; içerideki doluluk, saçının çekilişi, o kirli sözler… hepsi birden üstüne geldi. “Geliyorum… Lorenzo, geliyorum, bırakma, sik—ahh!”
Lorenzo son birkaç vuruşu en derine, en sert şekilde indirdi. Kasıkları gerildi, siki zonkladı ve Ece’nin içinde boşaldı; sıcak dalgalar halinde boşaldı. Ece aynı anda titreyerek orgazm oldu; amı ritmik kasılmalarla siki sıktı, bacakları kontrolsüz seğirdi, boğazından uzun, boğuk bir inilti koptu. Birkaç saniye hiçbir şey hareket etmedi; sadece nefesler, ter damlaları ve aralarındaki ıslak bağ.
Lorenzo yavaşça geri çekildi; döl Ece’nin içinden sızıp uyluklarından aşağı aktı. İkisi de ter içinde, nefes nefese kaldı. Ece yana dönüp koltuğa yığıldı; Lorenzo yanına oturdu. Göz göze geldiler. Yorgun, ıslak, tatmin olmuş gülümsemeler. Lorenzo Ece’nin alnındaki teri başparmağıyla sildi. Ece onun bileğini tuttu, öptü.
“Omar’a… yalan söyleyeceğim,” diye fısıldadı Ece, sesi hâlâ titrek. “Bir şey olmamış gibi. Ama bu… bu gizli oyunun devam etmesini istiyorum. Seninle. İzlenerek, sikilerek, kocasının arkadaşına vererek. İstiyorum.” Lorenzo eğildi, dudaklarını Ece’ninkilere bastırdı; öpüş yavaş, derin ve tutkuluydu. Dilleri birbirine dolandı, nefesleri yeniden karıştı. Ece’nin eli Lorenzo’nun ense saçlarında gezindi; adamın eli kadının belinde kaldı. Gece o öpüşle kapandı gibiydi—salon loş, ayna hâlâ ikisini seyrediyor, kapı aralık, şehir dışarıda uzak.
Öpüşmeyi bitirdiklerinde Ece’nin telefonu sehpanın kenarında titreşti. Ekran aydınlandı. Omar’dan tek cümlelik mesaj vardı, saat damgası daha yeni: “Aynanın arkasındaki odayı biliyorsun. İkinizi de izledim. Yarın evdeyim—üçümüz konuşacağız.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories