Atölyede Bir Gece Daha

22 yaşındaki bakire marangoz çırağı Kerem, 29 yaşındaki usta Ece ile atölyede ilk kez tutkulu bir şekilde sevişiyor.

6 min read September 16, 2026New

Atölyenin ahşap kokusu o gece daha ağır basıyordu. Talaşlar tezgâhın kenarlarına yapışmış, testerenin metal sesi çoktan susmuştu. Kerem yirmi iki yaşındaydı; kolları terle parlıyor, dar siyah tişörtü göğsüne yapışmış halde son siparişin kanatlarını zımparalıyordu. Karşısında Ece duruyordu. Yirmi dokuz, ustası, atölyenin sahibi. Saçları ensesinde dağınık bir topuzda, kolsuz tişörtünün altından omuz kasları her hareketinde belirginleşiyordu. İkisi de biliyordu neden buradaydılar; Ece “Bu gece bitirmemiz lazım, kalır mısın?” dediğinde Kerem’in boğazı düğümlenmiş, sadece başını sallamıştı.

Uzun zamandır bakışıyorlardı. Kerem zımpara tutarken parmaklarının sertleştiğini hissediyor, Ece ise yanından her geçişinde omzuna hafifçe sürtünüyordu. Birkaç hafta önce, iş bittikten sonra çay içerlerken Kerem itiraf etmişti: “Hiç… yani bir kadınla olmadım.” Ece’nin gözleri o gece kararmıştı. İçinde sahiplenme gibi bir şey uyanmıştı; bu bakire çırağı kendisi öğretecek, ilk sıcaklığı, ilk ıslaklığı, ilk inlemeyi ona tattıracaktı.

Saatler ilerledikçe konuşmaları işten çıktı. Ece tezgâhın üstüne oturup bacağını salladı, tişörtünün ucu karnını açıkta bırakıyordu. “Yarın teslim. Ama asıl merak ettiğim başka bir şey,” dedi, sesi alçak ve boğuk. “İlk kez bir kadının içine gireceğini düşündün mü hiç? Nasıl olacağını… o sıcaklığı.” Kerem’in eli zımparada durdu. Yutkundu. “Düşündüm. Seninle düşündüm.” Ece gülümsedi. Kalktı, yanına geldi. Kolları tesadüfen değdi; Kerem geri çekilmedi, Ece de. Parmakları bileklerinde gezindi, sonra önlüğünün bağlarına. Kerem’in pantolonundaki şişkinlik barizdi. Ece aşağı baktı, o yavaş, bilen gülümsemesiyle. “İstiyor musun?” diye sordu, dümdüz, net. Kerem’in cevabı titrek ama açıktı: “Çok istiyorum. Seni istiyorum.”

Rıza o anda somutlaştı. Ece Kerem’in ensesinden tuttu, dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Öpüşmeleri ilk başta sakindi, sonra dilini içeri soktu, Kerem de aynı ateşle karşılık verdi. Dişler, nefes, talaş kokusu karıştı. Ece onu geriye doğru iterek tezgâhın kenarına oturttu. Diz çöktü. Kerem’in pantolonunu açtı, boxersını indirdi. Sik zaten dimdikti, ucu parlıyordu. Ece eliyle kavradı, yavaşça sıvazladı. “Bak, böyle,” diye fısıldadı ve ağzını açıp başını yutmaya başladı. Sıcak, ıslak dil altını yaladı, yanaklarını içeri çekerek emdi. Kerem’in başı geriye düştü, “Ece… siktir,” diye homurdandı. Elleri Ece’nin saçlarına gitti ama zorlamadı; sadece tuttu. Ece ritmi yavaş tuttu, tükürüğü aktı, elini de işin içine kattı. Kerem’in kalçaları istemsiz titredi. “İlk defa bir ağızda hissediyorsun,” dedi Ece, dudakları ıslakken. “Sevdiğin gibi söyle bana.” “Daha… daha al,” diye çıkardı Kerem boğazından.

Ece ayağa kalktı. Kendi pantolonunu ve külotunu tek hareketle indirdi, tişörtünü de çıkardı. Göğüsleri serbest kaldı, meme uçları sertleşmişti. Kerem’i hâlâ tezgâhta oturur vaziyette bırakıp üstüne çıktı, bacaklarını iki yana açtı. Bir eliyle siki tuttu, yavaşça ıslak amının girişine sürttü. “Hisset,” dedi. “Sıcak. Islak. Senin için.” Sonra yavaş yavaş indi. Kerem’in başı içeri girerken ikisi de nefesini tuttu. Dar, sıcak, kaygan et onu sardıkça Kerem’in parmakları tezgâhın kenarını ezdi. “Ağır… çok sıkı,” diye inledi. Ece tam oturana kadar indi, kalçalarını kıpırdattı, onu içine gömdü. “İşte bu. İlk defa bir kadının içinde olmak böyle. Hareket et, öğren.” Cowgirl’de yavaş salındı, öne arkaya, memeleri Kerem’in yüzüne yaklaştı. Kerem birini ağzına aldı, dilini gezdirdi; Ece’nin iniltisi boğuk çıktı. “Aynen… em beni.”

Kerem bir süre sonra fısıldadı: “Arkadan… istiyorum. Seni öyle görmek istiyorum.” Ece gülümsedi, indi, tezgâha eğildi. Ellerini ahşaba dayadı, kalçalarını geriye doğru çıkardı. “Gel o zaman. Sik beni.” Kerem arkasına geçti, siki yeniden buldu, yavaşça girdi. Ece geri itti. “Daha sert sik beni,” diye emretti, sesi net. “Utanma. Daha hızlı.” Kerem ritmi artırdı, kalçaları şapırdayarak çarptı. Bir eliyle Ece’nin belini tuttu, diğeri kalçasına indi. Ece bir elini kendi klitorisine götürdü, daireler çizerek ovdu. “Orada… evet, oraya vur.” Orgazmı gelirken amı ritmik sıkıldı, bacakları titredi, “Boşalıyorum… Kerem, siktir, geliyorum—” diye bağırarak geldi. Sıcak dalgalar Kerem’i de sıkıştırdı; o dayanmaya çalıştı.

Ece hemen döndü, yeniden diz çöktü. Kerem’in sikini eline aldı, ağzına götürdü, emdi, yaladı. “Ağzıma ver. Hepsi.” Kerem tutamadı; kalçaları ileri gitti, sıcak boşağı Ece’nin diline, boğazına fışkırdı. Ece yuttu, yavaşça temizledi, dudaklarının kenarındaki damlayı da yaladı. Sonra ayağa kalktı, Kerem’i nazikçe öptü; tuzlu tat ikisinin de ağzındaydı. Alnını onun alnına dayadı, nefes nefese. “İlkini bana…” diye fısıldadı, cümleyi yarım bırakarak. Gözleri hâlâ karanlıktı, parmakları Kerem’in göğsünde geziniyordu. Atölyenin lambası titredi, dışarıda yağmur başladı. Kerem’in bacakları hâlâ titriyordu ama Ece’nin bakışındaki o doyumsuz, öğretici parıltı henüz sönmemişti; sanki gece yeni başlıyormuş gibi tezgâhın kenarına oturdu ve Kerem’in elini kendi hâlâ ıslak baldırına koydu.

Ece’nin baldırı hâlâ sıcaktı, kaygan ve nabız gibi atıyordu. Kerem’in parmakları istemeden içeri kıvrıldı; orta parmağı yarığa değdiğinde Ece’nin nefesi kesik kesik çıktı. “İçeri sok,” dedi boğuk boğuk. “Parmaklarınla öğren. Nasıl şiştiğimi, nasıl açıldığımı hisset.” Kerem iki parmağını yavaşça bastırdı. Sıcak et onu hemen sardı, ıslaklık avucuna aktı. Ece’nin kalçası tezgâha sürtündü. “Kıvır… yukarı. Orada, evet—siktir, orası.” Kerem’in bileği yanıyordu; ilk kez bir kadının içinde bu kadar derine, bu kadar rahat giriyordu. Ece’nin duvarları her kıvrılışta sıkılıyor, tırnakları Kerem’in önkoluna gömülüyordu.

Ece birden bacağını kaldırıp Kerem’in omzuna koydu. “Ağzınla da dene. Bakire dilin amımı tanısın.” Kerem tezgâhtan kaydı, dizleri talaşa battı. Kokusu ağırdı—ter, ahşap, sex ve yağmur karışımı. Dilini aralığa bastırdı; tuzlu-tatlı bir patlama damağına yayıldı. Ece’nin klitorisini buldu, yavaşça emdi, dilinin ucuyla daireler çizdi. Ece’nin uylukları şakaklarını sıkıştırdı. “Daha sert yala. Dişini değdirme, sadece dil… ah, Kerem, böyle.” Kerem boğulur gibi yutkundu, dilini içeri sokup çıkardı; çenesi ıslandı, burnu Ece’nin kıllarına sürtündü. Ece bir eliyle saçını tuttu, diğer eliyle memesini sıktı. “İlk am yalaman… tadını çıkar. Beni delirt.” Kerem ritmi bozmadan hızlandı; Ece’nin bacakları titredi, “Geliyorum yine—” diye boğuk inledi ve amı Kerem’in diline karşı kasılarak boşaldı. Sıvı aktı, Kerem yuttu, yalamaya devam etti ta ki Ece onu saçından çekip ayağa kaldırana kadar.

Dudakları kan ter içindeydi. Ece onu öptü, kendi tadını diline geri verdi. “Şimdi beni kaldır. Tezgâha yasla, ayakta sik.” Kerem Ece’yi belinden kavradı, çevirdi, göğsünü soğuk ahşaba bastırdı. Ece’nin bacakları aralandı; Kerem sikini köküne kadar soktu tek seferde. Ece’nin iniltisi testere sesini aratmayacak kadar yüksekti. “Sert… daha sert vur. Atölyeyi inlet.” Kerem kalçalarını şak şak öne sürdü. Her darbede Ece’nin memeleri tezgâha sürtünüyor, uçları sertleşip ağrıyordu. Kerem bir eliyle Ece’nin boğazını hafifçe kavradı, diğer eliyle kalçasını açtı; siki her girişte daha derine, daha ıslak bir şapırtıyla kayıyordu. “Ustam… amın beni yakıyor,” diye homurdandı. Ece geriye baktı, gözleri sehpa lambasının sarı ışığında parlıyordu. “Usta falan kalmadı bu gece. Sadece sikilmek isteyen bir kadınım. Daha hızlı, çırak. Taşakların vursun kıçıma.”

Kerem tempo yükseltti. Ter damlaları Ece’nin sırtına düştü, talaşlar ayaklarının altına yapıştı. Ece bir elini geri uzatıp Kerem’in kalçasını çekti, onu daha derine gömdü. “Orada dur… kıpırdama. Hisset nasıl sıktığımı.” Amı ritmik kasıldı; Kerem’in nefesi boğazında düğümlendi. Dayanamadı, geri çekilip tekrar daldı. Ece’nin sesi kırıldı: “Boşalma henüz. Beni bir kez daha getirmeden yok.” Kerem eğildi, dişlerini Ece’nin omzuna geçirdi, elini önden klitorisine götürdü. Parmakları kaygan topağı ezerken siki de amın dibini dövüyordu. Ece’nin ikinci orgazmı daha şiddetli geldi; bacakları çözüldü, tezgâhı tutmazsa düşecekti. “Kerem—ah siktir, içime… içime boşal bu sefer.”

Kerem birkaç sert hamle daha yaptı, sonra köküne kadar gömüldü ve boşaldı. Sıcak fışkırış Ece’nin duvarlarını doldurdu; her darbe yeni bir dalga gönderdi. Kerem titreyerek üzerinde kaldı, alnı Ece’nin terli omurgasına yapışmış. Uzun saniye hiçbir şey duymadılar; sadece yağmurun camı dövmesi ve kendi kalp atışları. Kerem yavaşça çıktı. Sperm Ece’nin iç bacağına aktı, talaşa damladı. Ece döndü, Kerem’i göğsüne çekti, ikisi de tezgâhın kenarına yığıldı. Kerem’in eli yine Ece’nin memesine gitti; uçları hâlâ dikti, avucunun içinde küçücük titriyordu. “Bir daha,” diye fısıldadı Kerem, sesi kısık. “Bir kez daha seni içimde istiyorum.”

Ece gülümsedi, yorgun ama doymamış. Onu yerdeki kalın branda örtünün üstüne çekti. Talaşlar derilerine battı, umursamadılar. Ece bu kez alta yattı, bacaklarını Kerem’in beline doladı. “Misafir gibi girme. Sahip ol.” Kerem siki hâlâ yarı sertken sürttü, tekrar sertleşene kadar Ece’nin yarığına sürtündü, sonra yeniden gömüldü. Bu sefer yavaş, derin, göz göze. Her çıkışta Ece’nin tırnakları sırtına çizik atıyor, “Daha… daha derine” diye fısıldıyordu. Kerem tempo buldu; brandanın üstünde bedenleri şapırdıyor, atölyenin demir kokusu terle karışıyordu. Ece bir bacağını Kerem’in omzuna kaldırdı; açı değişti, sik rahme vurur gibi battı. İkisi birden inledi. “Bakireydin,” diye soluk soluğa söyledi Ece. “Şimdi amımı bu kadar güzel sikmeyi kim öğretti sence?” Kerem eğilip meme ucunu ısırdı. “Sen. Sadece sen.”

Üçüncü orgazmları neredeyse birlikte geldi. Ece’nin amı Kerem’i sağdı, Kerem de son damlasına kadar boşaldı, titreyerek Ece’nin üstüne yığıldı. Uzun süre kıpırdamadılar. Yağmur yumuşadı, lamba yeniden titredi. Kerem’in parmakları Ece’nin saç tokasını çözdü; dağınık saçlar omuzlarına yayıldı. Ece Kerem’in çenesini kaldırdı, öptü—yavaş, tuzlu, sahiplenici. “İlkini bana verdin,” diye tamamladı sonunda o yarım kalmış cümleyi. “Sikini, inlemeyi, hatta utancını… hepsini.”

Kerem gülümsedi, gözleri yarı kapalı. “Bitti mi dersin?” Ece’nin bakışı bir an için garip bir şekilde yumuşadı, sonra yine o bilen, karanlık parıltıya döndü. Elini Kerem’in göğsüne koydu, kalbinin hızlı atışını dinledi. Atölyenin kapı mandalı dışarıdan hafifçe tıkırdadı; rüzgâr sandılar. Ece Kerem’in kulağına eğildi, dudakları değecek kadar yakındı ve fısıldadı:

“Bitti sanıyorsun ya… Asıl bakire olan bendim Kerem; yirmi dokuz yaşında ilk kez âşık olurken.”

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged blowjob cowgirl doggy-style creampie dirty-talk

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.