Gece Treninde Çıplak Yakalanan Kız
23 yaşındaki Ece, gece treninde soyunurken 28 yaşındaki Kerem tarafından yakalanıyor ve ilk kez onunla tutkulu seks yapıyor.
İtiraf etmem lazım, o gece trene bindiğimde aklımda sadece yorgunluğumu atmak vardı. Yirmi üç yaşındaydım, ofiste uzun bir iş seyahatinden dönüyordum; toplantılar, raporlar, uykusuz geceler… İstanbul’a varacak gece treninin loş, neredeyse boş kompartımanına girdiğimde omuzlarım çökmüştü. Tek kişilik bir yer buldum, kapıyı hafifçe kapattım. Karşı koltuğa oturduğumda henüz kimse yoktu. Paltomu, blazerimi çıkardım, bluzumun düğmelerini gevşettim. O an kapı açıldı.
Yirmi sekiz yaşında olduğunu sonradan öğrendiğim adam girdi içeri. Kerem. Mühendis olduğunu söylemişti; yakışıklı, karizmatik, koyu saçları hafif dağınık, gözleri ise o loş ışıkta bile net ve sakin. “İyi akşamlar,” dedi alçak sesle, bavulunu rafa koyarken. Ben de başımı salladım, “İyi akşamlar.” Karşımda oturdu. Bacaklarını uzattı, ceketini çıkardı. Gömleğinin altındaki omuz hatları belli oluyordu. Gözlerimi kaçırdım ama kalbim bir anda hızlandı. Tren hareket etti, rayların ritmi vagonu sarsmaya başladı. Yorgundum, ter kokusu, dar etek… “Biraz rahat edeyim,” diye düşündüm. O uyuyor sandım. Gözlerini kapamıştı ya da öyle görünüyordu. Bluzumu tamamen çıkardım, sutyenimin askısını indirdim. Etek fermuarını indirdim, külotumla kaldım. Serin hava tenime değdi. Tam o sırada gözlerini açtı.
Kızardım. Yüzüm ateş gibi yandı. “Özür dilerim,” diye kekeledim, ellerimle göğüslerimi kapatmaya çalışırken. Kerem gülümsedi. O gülümsemede utanç yoktu; açık, samimi bir arzu vardı. Bakışları göğüslerimde, kalçamda, bacaklarımda gezindi. “Güzelsin,” dedi kısık sesle. “Utanma. Ben de… beğeniyorum seni.” O cümle içimde bastırdığım bir şeyi uyandırdı. Yabancı bir adama karşı ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar meraklıydım. Kalbim boğazıma vuruyordu. “Sen… uyanıktın,” dedim fısıltıyla. “Evet,” diye yanıtladı. “Ama izlemek istemedim seni rahatsız etmek için. Şimdi ise… eğer sen de istersen, bakmaya devam edebilirim.”
Elektrik gibi bir şey geçti aramızda. Flörtöz bakışmalar başladı. Ben hâlâ yarı çıplaktım; o ise yerinden kalkıp yanıma geldi, koltuğun kenarına oturdu. Parmağıyla omzuma değdi, hafifçe. “İzin verir misin?” diye sordu. Başımı salladım. Parmağı sutyen askımın üzerinden indi, göğsümün üstüne. Nefesim kesildi. “Hiçbir erkeğin karşısında böyle tamamen çıplak kalmadım,” dedim titreyen sesle. Gerçekti. İlk seferimdi. Kerem yumuşakça, “O zaman ikimiz için de özel olsun,” dedi. “Senden hoşlandım, Ece. Adını az önce bagaj etiketinden gördüm. Sen de… benden hoşlanıyor musun?” Gözlerinin içine baktım. “Evet,” dedim. “İstiyorum. Durmak istemiyorum.”
O anda birbirimize yaklaştık. Kerem dudaklarımı nazikçe öptü; dilimle dilini buluşturdum. Tadı taze, sıcak. Boynuma indi, derimi emdi, hafif dişledi. Vücudum alev alevdi. Ellerim utangaç ama istekliydi; gömleğinin düğmelerini açtım birer birer, göğsündeki sert kaslara dokundum. “Bunu istiyoruz, değil mi?” diye fısıldadı kulağıma. “Evet,” dedim. “Sınırı aşıyoruz ve istemiyorum ki dursun.” O da “Ben de,” dedi. Sutyenimi çıkardı, göğüslerimi avuçladı, meme uçlarımı parmaklarıyla ovdu. İnledim. Külotumu indirdi, ben de onun pantolonunun düğmesini açtım. İkimiz de nefes nefese, tren camından geçen karanlık manzaraya aldırış etmeden.
Kerem beni yavaşça kucağına oturttu. Bacaklarım iki yana açılmış, çıplak amım onun pantolonunun üzerindeki sertliğe sürtünüyordu. “Islaksın,” diye fısıldadı, parmaklarını yavaşça amıma götürürken. Bir parmağı dudaklarımı ayırdı, ıslaklığımı hissetti, klitorisime bastırdı. Okşadı, daireler çizdi. Sonra beni biraz kaldırdı, yüzünü arama gömdü. Dili klitorisime değdi; yaladı, emdi, nazikçe ama ısrarla. “Ah… Kerem…” diye inledim, parmaklarımı saçlarına geçirerek. İlk kez bir adam dilini oraya değdiriyordu. Bacaklarım titriyordu. “Tadın güzel,” dedi ara ara nefes alarak. Parmaklarından birini yavaşça içeri soktu, kıvrımlarıma dokundu. Bekâretime henüz değmemişti ama gerilim birikiyordu.
Sonra ben kaydım dizlerimin üstüne, pantolonunu ve boxer’ını indirdim. Kalın siki fırladı dışarı; damarlı, sert, ucu parlak. Ellerim titriyordu. “İlk defa… ağzıma alacağım,” dedim utangaçça. Kerem saçımı okşadı. “Yavaş ol, canım. Nasıl istersen.” Dudaklarımı açtım, başını dilimle yaladım, sonra ağzıma aldım. Sıcaklığı, kokusu… Yutkunmaya çalıştım, basıp çektim. O inledi, “Ece… evet, böyle.” Tükürüğüm aktı, ellerimle kökünü sıvazladım. Birkaç dakika böyle kaldık; tren tünellerden geçerken vagon sarsılıyor, benim salyam sikinin üstünde parlaktı.
Kerem beni tekrar kaldırdı, koltuğa yatırdı. Misyoner pozisyonunda üstüme geldi. “Hazır mısın?” diye sordu gözlerimin içine bakarak. “Evet. Al… yavaşça.” Başını amıma sürttü, ıslaklığımla kaydırdı, sonra yavaş yavaş içeri girdi. İnce bir acı, sonra doluluk. Bekâretim nazikçe yırtılırken dudaklarımı ısırdım; o da durdu, öptü beni. “Tamam mısın?” “Devam et,” dedim. Derin, yavaş darbelerle hareket etmeye başladı. Her girişi karnımın dibine vuruyordu. “Sıkıyorsun beni,” diye homurdandı. Ellerim sırtına yapıştı, tırnaklarımı gezdirdim. Tempo arttı biraz; inlemelerim yükseldi, “Kerem… daha…”
Sonra beni çevirdi. Doggy’de, dizlerim koltukta, ellerim camın kenarında. Arkadan girdi yine; bu sefer daha sert, kalçalarıma çarparak. Her vuruşta amım şapırdıyordu, göğüslerim sallanıyordu. “İnle,” dedi, bir eliyle saçımı tutarak. “Duymak istiyorum.” İnledim; “Sik beni… daha sert…” O da hızlandı, derin ve ritmik. Bir elini öne uzattı, klitorisimi ovaladı parmaklarıyla. Vücudum geriliyordu, o ilk orgazma yaklaşırken bir yandan da hâlâ doymuyordum. Trenin ritmi bizimkine karışmıştı. Kerem eğildi, boynumu öptü arkadan, “Bitirmek istemiyorum henüz,” diye fısıldadı. “Seninle daha çok şey denemek istiyorum.”
Ben de nefes nefese, “Ben de… durma,” dedim. İçimde hem doluluk hem de bitmemiş bir açlık vardı. Parmakları hâlâ klitorisimdeyken, siki amımın içinde nabız gibi atarken, camdan yansıyan silüetlerimize baktım. Utanç çoktan gitmişti; yerine saf, tutkulu bir merak kalmıştı. Kerem’in nefesi boynumda, eli belimde, bir sonraki hamlesini beklerken titriyordum. Bu gece henüz bitmemişti ve ikimiz de biliyorduk ki daha yeni başlıyorduk.
İtiraf etmem lazım, o an hâlâ doggy pozisyonundayken, Kerem’in siki amımın içinde nabız gibi atarken, bende bir şey kırıldı. Utanç gitmişti; yerini kudurmuş, doymak bilmeyen bir açlık almıştı. Yirmi üç yaşındaydım ve ilk kez bir adamın içindeydim; bedenim hem acıyı hem de o acının ardındaki sıcak, ıslak zevki aynı anda yutuyordu. Trenin raylardaki gıcırtısı kalçalarına vuran seslerle karışıyordu. “Durma,” diye fısıldadım, sesim boğuk. “Daha… her şeyini istiyorum.”
Kerem geride kaldı, siki yavaşça dışarı çıktı; amım boşalan yerde zonkladı, sızıntı bacaklarımın içine aktı. Beni nazikçe çevirdi, koltuğa sırtüstü yatırdı. Gözlerimin içine baktı. Yirmi sekiz yaşındaki o mühendisin bakışlarında acele yoktu; sadece saf, kara bir arzu. “O zaman seninle her şeyi deneyeceğim,” dedi. “Ama sen söyle, ne istersen. İstemediğin an dururum.” Başımı salladım, boğazım düğümlenerek. “İstiyorum. Hepsini.”
Önce beni tekrar kucağına aldı, yüzüm ona dönük. Bacaklarımı iki yana açtım; ıslak amımın dudakları sikinin ucuna sürtündü. Kerem ellerini kalçalarıma koydu, yavaşça indirdi. Başını içeri soktu, sonra daha derine… “Ah, Kerem… doluyorum,” diye inledim. Bu sefer acı yoktu; sadece o kalın, damarlı sertliğin kıvrımlarıma sürtünmesi, rahmimin ağzına kadar gelmesi. Kucağında zıplamaya başladım. Kalçalarım onun uyluklarına vuruyordu. Her inişte göğüslerim yüzüne doğru savruluyordu; o da birini ağzına aldı, meme ucumu emdi, dişleriyle hafifçe çekti. “Sık beni,” diye homurdandı. “Amın… çok sıcak.”
Parmaklarımı saçlarına geçirdim, temposunu kendim hızlandırdım. Tren bir tünele girdi; karanlık kompartımanı iyice yuttu. Sadece nefeslerimiz, şapırtılar ve arada bir inlemelerim vardı. “İlk orgazmımı… senin sikinle almak istiyorum,” dedim titreyerek. Gerçekti. Daha önce kendi parmaklarımla denemiştim ama bu bambaşkaydı. Kerem bir elini aramıza indirdi, başparmağıyla klitorisimi ovdu; daireler çizdi, bastırdı, bıraktı, tekrar bastırdı. Vücudum gerildi. “İşte… orası… ah siktir…” dizlerim titredi, amım ritmik olarak kasıldı, onu sıktı. Orgazm geldiğinde gözlerim karardı; dalgalar karnımdan boğazıma vurdu. “Kerem— geliyorum—” diye bağırdım, sesimi bile tanıyamadım. Sıvım pantolonunun kalıntılarına, uyluklarına aktı. O da durmadı; orgazmım bitene kadar yavaş ama derin darbelerle devam etti, her kasılmamda “Evet, boşal üstüme, canım” diye fısıldadı.
Nefes nefese kucağında yığıldım. Alnım omzundaydı, terimiz karışmıştı. Ama açlık dinmemişti. “Sen… henüz boşalmadın,” dedim. Ellerim titreyerek sikine sarıldı; hâlâ taş gibi sertti, amımın ıslaklığıyla parlaktı. Kerem gülümsedi. “Bitirmek istemiyorum henüz. Seninle daha var.” Beni koltuğa dizlerimin üstüne çöktürdü, arkadan yaklaşıp belimi kavradı. Bu sefer doggy’ye değil, yan yatarak girdi; bir bacağımı omzuna kaldırdı. Açı derinleşti. Siki dip köşe vuruyordu. “Bak,” dedi, çenemden tutup yüzümü camdaki yansımaya çevirerek. “Nasıl sikiliyorsun gör.” Yansımada yarı çıplak, saçları dağınık, ağzı aralık bir kadın gördüm—ben. Kerem’in kalın siki girip çıkıyordu; her vuruşta göğüslerim sallanıyor, amım şapırdıyordu. “Utanmıyorum artık,” dedim. “Sik beni. Daha sert.”
Tempo arttı. Kerem’in nefesleri boynumda kısa kısa kesiliyordu. Bir eliyle saçımı topladı, hafifçe geriye çekti; diğer eliyle kalçama şaplak indirdi—ses keskin, zevk ise yakıcıydı. “İnle daha yüksek,” dedi. “Kimse duymayacak, tüneldeyiz.” İnledim; “Sikiş… amımı doldur… ah evet daha derine—” Kelimeler dökülüyordu ağzımdan, utangaç Ece kaybolmuştu. Kerem eğildi, kulağıma “Senin amın ilk siki benim,” diye fısıldadı. “Ve bunu unutmayacaksın.” Parmakları yine klitorisimdeydi. İkinci bir orgazmın eşiğine geldim; bacaklarım kontrolsüz titriyordu. “Birlikte… lütfen,” yalvardım.
Kerem beni tekrar sırtüstü çevirdi, bacaklarımı omuzlarına aldı. Misyonerin en derin hâli. Göz göze. “Hazır mısın?” “Evet. İçime boşal… istiyorum.” Yavaş yavaş ama güçlü girdi, sonra ritmi bozdu; kısa kısa, hızlı, etimiz şapırdıyor, ter kokusu kompartımanı dolduruyordu. Karnımın dibine vuran her darbe bir önceki orgazmın küllerini yeniden tutuşturuyordu. “Ece… sıkıyorsun… gel—” diye boğuk boğuk konuştu. Ben de tırnaklarımı sırtına geçirdim, “Gel… ah Kerem gel—” İkimiz aynı anda patladık. Onun siki amımın içinde zonkladı, sıcak dölü iç duvarlarıma fışkırdı; ben de kasılarak onu sıktım, ikinci orgazmım daha uzun, daha ıslak geldi. Bacaklarım omuzlarında sarsılıyordu, ağzımdan sadece kesik inlemeler çıkıyordu. Dölü taştı, amımdan aktı, koltuğun kumaşına sızdı.
Bir süre öyle kaldık. Kerem hâlâ içimdeyken üstüme yığıldı, ağırlığı sıcacıktı. Nefeslerimiz yavaş yavaş birbirine uydı. Tren tünelden çıktı; loş ışık yeniden kompartımana doldu. Camdan dışarıda karanlık tarlalar, arada bir ışık noktaları kayıyordu. Kerem yavaşça çıktı; amım boşalan yeri hissetti, dölü bacaklarımın arasına aktı. Yanıma uzandı, kolunu belime doladı. Ben de başımı göğsüne yasladım. Kalbinin atışını duydum—hızlıydı hâlâ, sonra yavaşladı.
Parmakları saçlarımı okşadı. “İlk seferin… nasıldı?” diye sordu alçak sesle. Gülümsedim, sesim kısık. “Acıttı. Sonra… her şey yandı. Daha önce bilmiyordum bedenimin böyle bağırabileceğini.” Kerem boynumu öptü, usulca. “Ben de bilmiyordum bir yabancıyla trende… senin gibi birini bulacağımı.” Ellerimiz birbirinin teninde gezindi; acele yoktu artık. Göğsümdeki parmak izlerini, kalçamdaki hafif kızarıklığı, amımdaki zonklamayı hissediyordum. Hepsi gerçeikti. Yirmi üç yaşımda, gece treninde, bir mühendisin kollarında bekâretim ve utancım geride kalmıştı.
Kıyafetlerimizi yavaş yavaş topladık. Bluzumu düğmelemedim bile; sadece omzuma attım. Kerem gömleğini giydi ama iliklerini açık bıraktı. Yan yana oturduk. Parmaklarım onun parmaklarının arasındaydı. Konuşmadık bir süre. Tren İstanbul’a yaklaşıyordu; istasyon ışıkları uzaktan belirmeye başlamıştı. Kerem elimi sıktı, ben de sıktım. Dudaklarımı alnıma değdirdi bir kez, sonra geri çekildi.
Kompartımanın kapısı hâlâ aralıktı. Dışarıda koridor boştu. İçeride sadece bizim soluklarımız ve rayların monoton ritmi kaldı. Kerem’in omzuna yaslandım, gözlerimi yumdum. Amım hâlâ zonkluyordu, dölü içimde sıcacıktı, tenimde onun izi vardı. Ama o an hiçbir şey söylemedik. Sadece nefes aldık. Tren yavaşladı, durdu. Sessizlik çöktü.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories