Şafak Vakti Fırının Sırrını Paylaşmak

Benimle şafak vakti fırın kulübesini izleyip kendini parmaklayan Petra’ya sonunda gidip sertçe siktim.

7 min read September 04, 2026

Ben 28 yaşında yalnız bir fırıncıyım. Sabahın köründe, şehir daha uyanmadan fırının arka bahçesindeki o eski kulübede hamur yoğurmak, fırınları yakmak benim tek tutkumdu. Lorenzo’yum; kimseye anlatmadığım, kimsenin de sormadığı bir hayatım var. Komşum Petra ise 24 yaşında, ince belli, dolgun kalçalı, sabahın ilk ışıklarıyla pencerede beliren bir gölgeydi. Onu fark ettiğim sabah, unlu ellerim hamurun içindeyken gözlerim onun perdesine kaymıştı. Petra yatağının kenarına oturmuş, bacaklarını açmış, ince geceliğinin altından parmağını amına sokuyordu. Gözleri bana kilitliydi. Benim terli sırtımı, kollarımdaki kasları, fırın küreğini savururken gerginleşen omuzlarımı izliyordu. İçimde bir ateş tutuştu. Yalnızlığım birden anlam kazanmıştı; o da benim gibi erken kalkıyor, gizlice beni izlerken kendini parmaklıyordu. Her sabah aynı oyun: ben hamur keserken o parmağını daha derine batırıyor, dudaklarını ısırıyor, boğazından kaçan hafif inlemeleri camdan duyuyormuşum gibi titriyordum. Heyecan ve gerilim karnımda bir yumruk gibi sıkışıyordu. Yarağım her seferinde pantolonumun içinde sertleşiyor, un torbalarına yaslanıp derin nefes alıyordum. “Siktir,” diye mırıldanıyordum kendi kendime, “bu kız beni delirtecek.”

Bir sabah dayanamadım. Kulübenin perdesini bilerek açık bıraktım. Güneş henüz ufukta kızarırken gömleğimi çıkardım, un serpilmiş tezgâhın kenarına oturdum. Pantolonumun düğmesini çözdüm, sertleşmiş yarağımı avucuma aldım. Yavaşça okşamaya başladım; başparmağımla başını ovaladım, sularım parmaklarımı ıslattı. Petra’nın penceresine baktım. Gözleri kocaman açılmıştı. Elini daha hızlı hareket ettirdiğini gördüm; iki parmağı amının içinde kayıyor, başparmağı klitorisine sürtünüyordu. Geceliğini omzundan kaydırdı, memelerini ortaya çıkardı. Pembe uçları dimdikti. Ben daha sıkı kavradım yarağımı, yukarı aşağı çektim, kalçalarımı tezgâha vura vura. O da bacaklarını daha fazla açtı, parmaklarını emdi, sonra tekrar amına götürdü. Karşılıklı bakışmalar ve sessiz teşhir oyunu ikimizi de çıldırtana kadar sürdü. Tükürüğüm boğazımda düğümleniyordu. “Gel buraya,” diye fısıldadım camlara, sanki duyacakmış gibi. Petra aniden elini çekti, parmaklarını dudağına götürdü, yaladı, sonra bana doğru “gel” der gibi el işareti yaptı. İşaret parmağıyla yavaşça kendine çağırdı, dilini dışarı çıkarıp dudaklarını yaladı. Yarağım avucumda zıpladı. Hamuru öylece bıraktım, pantolonumu alelacele kapattım, kulübeden fırladım. Bahçeyi iki adımda geçtim, onun kapısına dayandım. Kalbim boğazımda atıyordu.

Petra kapıyı açar açmaz birbirimize saldırdık. Söz yoktu; sadece nefesler, ıslak öpüşler. Onu belinden kavradım, duvara yasladım, dilini emdim. Ağzı sıcacıktı, dilimle oynuyordu. Ellerim geceliğini yırtarcasına sıyırdı; çıplak memeleri avuçlarıma doldu, uçlarını parmaklarımla sıktım, eğilip birini ağzıma aldım, dilimle çevire çevire emdim. Petra inledi, “Ah, Lorenzo… sik beni, dayanamıyorum artık.” Elleri gömleğimi soydu, pantolonumu indirirken yarağımı sımsıkı yakaladı, avuçlayıp sıvazladı. “Sertmiş,” diye fısıldadı, gözleri parlıyordu. Onu kucaklayıp mutfağa taşıdım, tezgâha oturttum. Bacaklarını omzuma attım, amının kokusunu içime çektim. Pembe, ıslak, kıpır kıpır. Dilimi yarığa bastırdım, klitorisini emdim, iki parmağımı birden sokup kıvrılttım. Petra’nın elleri saçıma gömüldü, “Orası… evet, yala beni, yarağına boşalacağım!” diye inledi. Daha sert yaladım; dilim girip çıkıyor, parmaklarım amını geriyor, suyu çenesime akıyordu. Kalçaları titredi, bacakları boynumu sıktı, “Geliyorum… ah siktir!” diye bağırırken ağzıma boşaldı. Sıcak dalgalar dilime vurdu, ben de her damlasını yuttum, amını öpüp emmeye devam ettim ta ki o sarsıla sarsıla yumuşayana kadar.

Sonra ben tezgâha yaslandım. Petra diz çöktü, yarağımı iki eliyle kavradı, dilini baştan köküne kadar gezdirdi. “Boğazıma kadar alacağım,” dedi, gözleri bana bakarak. Ağzını açtı, yarağımı yavaş yavaş yuttu; dudakları köküme değdi, boğazı kasıldı, tükürükler saçıldı. Derin derin saksomu yaladı, hafif dişlerini gezdirdi, elleriyle taşaklarımı okşadı. Ben saçını tuttum, kalçalarımı öne verdim, “Yut, güzelim… boğazını sikeyim,” diye homurdandım. Petra gözleri yaşarana kadar emdi, sonra geri çekilip yarağımı öptü, “İçime boşal ama önce amımı parçala,” dedi.

Onu çevirdim, tezgâha domalttım. Kalçaları havada, amı kıpkırmızı ve sırılsıklamdı. Yarağımın başını yarığa sürttüm, bir hamlede köküne kadar girdim. Petra çığlık attı, “Ah! Ne kadar kalın… doldur beni!” Ellerimle belini kavradım, sertçe sokup çıkardım; her vuruşta kalçaları titriyor, amı yarağımı emiyordu. Bir parmağımı tükürüğümle ıslatıp göt deliğine bastırdım, yavaşça içeri kaydırdım. “İki deliğim birden… ah evet, becer beni!” diye bağırdı. Amına yarağım, götüne parmağım aynı anda girip çıkıyordu. Petra zevkten çığlık atarak kalçalarını bana doğru bastırıyordu; “Daha sert, Lorenzo… götümü de sik, amımı da!” Ter kokusu, deri şapırtısı, onun ıslak inlemeleri mutfağı doldurdu. Parmaklarımı ikiye çıkardım götünde, yarağımı daha derinlere gömdüm. “Sik beniiii!” diye boğuk sesle haykırırken tezgâhı tırnakladı.

En sonunda onu çevirdim, bacaklarını belime doladı, kucağıma aldım. Ayakta, sırtı buzdolabına yaslı, zıplatmaya başladım. Petra kollarını boynuma doladı, “Beraber boşalalım… içime akıt,” diye fısıldadı kulağıma. Kalçalarımı şak şak vurarak onu yukarı aşağı savurdum; amı yarağımı sıkıyor, göt deliği hâlâ aralık, ıslak parmak izlerim oradaydı. Memelerini ısırdım, dilimle uçlarını gezdirdim. Tempo arttı, nefesler kesildi. “Geliyorum… amını dolduruyorum!” diye homurdandım. Petra’nın duvarları kasıldı, “Ben de… ah boşalıyorum!” diye çığlık attı. Aynı anda patladık; sıcak dölüm amının dibine fışkırırken o da sarsılarak ıslak ıslak boşaldı, sularımız birbirine karıştı, bacaklarım titredi. Bir süre öylece kaldık, yarağım hâlâ içinde zonkluyordu.

Ter içinde, nefes nefese birbirimize sarıldık. Petra’nın alnı göğsüme yaslı, ikimiz de gülüyorduk; o hafif, utanmış ama aç gülüşü kulağıma değdi. “Siktir, ne kadar iyiydi,” dedi. Sabahın ilk ışıkları mutfak camından süzülürken saçını okşadım. Petra başını kaldırdı, dudaklarımı öptü, fısıldadı: “Bundan sonra her şafak vakti gel. Sırrımızı birlikte paylaşalım. Kulübende ya da burada… ama bitmesin bu.” Gözlerinde bir şey vardı; sadece arzu değil, bir vaat, belki de bir sır daha. Ben de gülümseyip yarağımı hâlâ ıslak amından yavaşça çıkardım, döllerim kalçalarından süzülürken fısıldadım: “Her sabah… ama bir dahaki sefere perdeleri tamamen açık bırakacağız. Belki başka gözler de…” Petra’nın bakışları keskinleşti, parmağını dudağıma bastırdı, “Sabahı bekle o zaman. Sana göstereceklerim var.” Kapıdan çıkarken boynumda hâlâ onun tırnak izleri yanıyordu; fırına dönerken yarağım yeniden sertleşmeye başlamıştı. Kulübenin eşiğinde durdum, onun penceresine baktım. Petra hâlâ çıplaktı, parmağını dölle bulanmış amına sokmuş, bana bakarak yalıyordu. Ama bu sefer arkasında, koridorun karanlığında bir gölge daha kıpırdadı.

Ben eşiğin kenarında donup kalmıştım. Petra’nın parmakları hâlâ amında kayıyor, dölümün beyaz ipliklerini dudaklarına götürüp yalıyor, gözleri bana kilitli gülüyordu. Ama koridorun karanlığındaki o gölge bir adım öne çıktı. İnce, uzun boylu bir kadın; saçları omzuna dökülmüş, sadece ince bir tişörtle. Petra başını hafifçe çevirdi, “Gel içeri, Lorenzo… tanış,” diye fısıldadı. Sesinde utanç yoktu, sadece o aç, paylaşımcı heyecan.

Kapıya geri döndüm. Kalbim boğazıma vuruyordu. Petra beni içeri çekerken diğer kadın gülümsedi, “Ben Deniz,” dedi. Yirmi altı yaşındaydı, Petra’nın oda arkadaşı, sabahları sessizce izleyen gölge. “Her şafak seni seyrettim. Onun parmaklarını, senin unlu kollarını… dayanamadım artık.” Petra arkasından sarıldı, memelerini Deniz’in sırtına bastırdı, “Sırrımızı büyütelim mi?” diye sordu. İkisi birden bana baktı. Ben kapıyı kapadım, pantolonumun içinde yarağım yeniden dimdikti.

Mutfağa geçtik. Sabah ışığı tezgâhı yaldızlıyordu. Petra tişörtünü Deniz’in üzerinden sıyırdı; memeleri yuvarlak, uçları koyu pembeydi. Ben ikisini de duvara yasladım, önce Petra’nın ağzını öptüm, sonra Deniz’inkini. Dilleri birbirine dolandı, tükürükleri çeneme aktı. Ellerim iki amı birden buldu; Petra hâlâ ıslak, dölüm süzülüyordu, Deniz ise çoktan sırılsıklam olmuştu. İki parmağımı Petra’ya, ikisini Deniz’e soktum. “Ah siktir, ikimizi birden… daha derin,” diye inledi Deniz. Petra gülerek boynumu ısırdı, “Kulübeye gidelim. Fırının sıcaklığında sikelim sizi.”

Bahçeyi yine iki adımda geçtik. Kulübenin perdelerini sonuna kadar açtım, sabahın köründe komşu pencereler karanlıktı ama gerilim karnımda burkuldu. Hamur tezgâhını temizledim, un serptim. Petra domaldı, kalçalarını savurdu. Deniz karşısına diz çöktü, dilini Petra’nın amına bastırdı, dölümü yaladı, “Tuzlu… senin zevkin,” diye mırıldandı. Ben arkadan yarağımı Petra’nın yarığına sürttüm, bir hamlede köküne kadar gömdüm. Petra çığlık attı, “Doldur… ah kalın yarak!” Deniz’in dili klitorisini emiyor, parmakları göt deliğine giriyordu. Her vuruşumda Petra’nın amı şapırdıyor, Deniz’in yüzüne su fışkırıyordu.

Çevirdim onları. Deniz’i tezgâha oturttum, bacaklarını omzuma attım. Amı pembe, kıvırcık tüylü, lezzetliydi. Dilimi yarığa sokup emdim, iki parmağımı kıvırarak g-noktasına bastırdım. Petra yarağımı avuçladı, dilini baştan taşağa gezdirdi, “Boğazıma kadar alacağım yine,” dedi ve yuttu. Boğazı kasılırken ben Deniz’i yalıyordum; kalçaları titredi, “Geliyorum… yala beni Lorenzo!” diye bağırırken ağzıma boşaldı. Sıcak dalgalar dilime vurdu, ben yuttum, Petra da yarağımı boğazına daha derin aldı, tükürükler unlu tezgâha damladı.

Onları yan yana yatırdım, un serpilmiş tahtanın üzerine. İki am yan yana, kıpkırmızı, açık. Yarağımı önce Petra’ya soktum, üç-dört sert hamle, sonra çekip Deniz’e gömdüm. Amları yarağımı emiyordu, duvarları farklı kasılıyordu. Petra’nın elini Deniz’in klitorisine götürdüm, “Birbirinizi parmaklayın,” diye homurdandım. Onlar öpüşürken ben sırayla siktim; her geçişte ıslak şapırtı arttı, un tozları havada uçuştu. Deniz’in göt deliğine tükürüp parmağımı soktum, Petra’nınkine de. “İki göt, iki am… hepsini doldur,” diye inlediler koro halinde. Tempo delirdi. Ter kokusu, un kokusu, am suyu karıştı. Kulübenin tahta duvarları inliyordu.

Petra ayağa kalktı, beni tezgâha yasladı. İkisi birden diz çöktü. Deniz taşaklarımı emdi, Petra yarağımı boğazına aldı. Sonra yer değiştirdiler; dil uçları birbirine değerek yalıyor, tükürüklerini yarağıma sürüyorlardı. “İçimize boşal… ikimize birden,” dedi Deniz. Onları tekrar domalttım. Önce Deniz’in amına girdim, sert ve derin, bir parmağım götünde. “Sik beni parçala!” diye bağırdı. Sonra Petra’ya geçtim, aynı anda iki parmağımı Deniz’in amına soktum. Kalçalar şak şak vuruyor, inlemeler camdan dışarı sızıyordu. Sabah ışığı artıyordu; belki bir perde aralandı uzaklarda, belki hayaldi, ama heyecan damarlarımı yaktı.

En sonunda Deniz’i kucağıma aldım, ayakta siktim. Petra arkadan sarıldı, parmaklarını Deniz’in klitorisine ve benim taşaklarıma gezdirdi. “Beraber… hepsi birden,” diye fısıldadı. Kalçalarımı savurdum, Deniz’in amı yarağımı sıkıyordu. Petra’nın parmakları da göt deliğime hafifçe bastırdı. Nefesler kesildi. “Geliyorum… amlarınızı dolduruyorum!” diye homurdandım. Deniz duvarları kasıldı, “Ben de… ah boşalıyorum!” diye çığlık attı. Petra da kendi amını parmaklayarak geldi, sular tezgâha aktı. Sıcak dölüm Deniz’in dibine fışkırırken o sarsıldı, bacakları titredi. Hemen çıkarıp Petra’ya soktum, son damlaları da onun içine boşalttım; o da ikinci bir orgazmla ıslak ıslak sarsıldı.

Üçümüz unlu tahtaya yığıldık. Nefes nefese, ter içinde, döller amlarından süzülüyor, unlara karışıyordu. Petra başımı göğsüne çekti, Deniz bacağımı okşadı. “Her sabah… ikimizle,” dedi Petra. “Pencereler açık, hamur yoğururken bizi izle, sonra gel parçala.” Deniz gülerek yarağımı avuçladı, hâlâ yarı sertti, “Belki başka sabahlar başka gölgeler de eklenir,” diye fısıldadı. Gözlerinde o aynı vaat vardı. Ben kalkıp fırın küreğini elime aldım, ateşi yeniden yaktım. Alevler yükselirken ikisi hâlâ çıplak, parmaklarını dölle bulanmış amlarına sokup beni izliyor, yalıyorlardı. Kulübenin eşiğinde durdum, sabahın ilk ekmek kokusu burnuma doldu. Yarağım yeniden kabardı.

Ama asıl yıkan şey, Deniz’in boynundaki o eski dövmenin tam benim kayıp aşkımın simgesi olduğunu fark ettiğimde geldi.

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged mutual-masturbation fingering exhibitionism voyeurism handjob

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.