Seni Evde Yalnız Yakaladım
Kocası evde yokken Can'ın arkadaşı Mert'i yakaladım, ıslak amımı ona verdim.
Ece salonda televizyonun loş ışığında uzanmış, kocasının son mesajını tekrar okuyordu. Can üç gündür Ankara’daydı; iş seyahatleri uzadıkça aralarındaki hotwife konuşmaları da ciddileşmişti. “Başka bir adamın ellerini üzerinde hissedeceksin,” demişti Can telefonun öbür ucunda, sesi boğuk ve heyecanlı. “Kim olduğunu bilmek istiyorum. Detayları anlatacaksın. Islanmanı, inlemeni, o sikin içinde nasıl gerildiğini…” Ece o gece parmaklarını amına sokup kocasının sesini dinleyerek boşalmıştı. Evlilikleri artık bu fanteziyle yanıyordu; Can her seferinde açıkça onaylıyor, hatta teşvik ediyordu. “Mert’i düşün,” diye eklemişti bir keresinde gülerek. “Yakın arkadaşım. Güvenilir. Belki bir gün…”
Kapı zili çaldığında Ece irkildi. Saat neredeyse dokuzdu. Sabahlığını düzelterek kapıya gitti; merceğe baktı ve nefesinin kesildiğini hissetti. Mert. Can’ın en yakın arkadaşı, geniş omuzları, koyu saçları ve her gülüşünde beliren o rahat, erkekçe edasıyla. Ece kapıyı açtı.
“Mert? Can yok ki, Ankara’da…”
Mert elindeki klasörü kaldırdı. “Biliyorum, ama bir evrak bırakacaktım. Kapı açık görünce… Rahatsız ettimse—”
“Hayır.” Ece kenara çekildi. “Gir. Yalnızım zaten.”
Salonun sıcak ışığında Mert’in bakışları Ece’nin boynundan sabahlığının aralanan yakasına kaydı. Ece kapıyı kapatırken kalbinin hızlandığını duydu. Can’ın sesi zihninde yankılandı: Onaylıyorum. İstiyorsan söyle. Ece derin bir nefes aldı, Mert’e döndü ve doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Can’la… bir süredir konuşuyoruz,” dedi sesi alçak ama net. “Hotwife fantezisi. Benim başka erkeklerle… onun bilgisi ve onayıyla. O bunu istiyor, Mert. Ve sen geldin. Ben de yalnızım. Islakım bile, sen kapıyı çalmadan önce.”
Mert’in boğazı hareket etti. Bakışları Ece’nin dudaklarında takılı kaldı, sonra aşağı indi. Ece sabahlığının kuşak bağını çözdü; kumaş omuzlarından kaydı, altında sadece ince bir dantel sütyen ve kısa bir etek vardı. Memeleri dolgun, uçları çoktan sertleşmişti. Ece bir adım yaklaştı, göğüslerini hafifçe öne vererek.
“Can bunu çok ister,” fısıldadı. “Ben de seni istiyorum. Şimdi.”
Mert’in cevabı bir iniltiye benziyordu. Eline uzandı, Ece’nin belini kavradı ve boynuna eğildi. Dudakları nabzının attığı yere yapıştı; dilinin sıcak ıslaklığı cildi yakarken eli eteğin altına kaydı. Parmakları baldırını sıyırdı, külotsuz amına ulaştı. Ece çoktan sırılsıklamdı; kaygan kıvrımları Mert’in parmaklarını karşıladı. Mert orta parmağını yavaşça araladı, ıslak eti sıyırarak içeri bastırdı.
“Siktir… gerçekten ıslaksın,” diye homurdandı boynuna doğru. “Can biliyor mu bunu? Şu an parmaklarım karısının amında mı?”
“Biliyor,” diye inledi Ece, kalçalarını onun eline doğru iterek. “İstiyor. Daha derine… ah, Mert…”
İki parmak artık ritmik dalıyordu. Başparmak klitorisine sürtünürken Ece’nin dizleri yumuşadı. Mert’in pantolonundaki sertlik kalçasına bastırıyordu; kalın, uzun hat belirgindi. Karşılıklı istek havayı ağırlaştırıyordu. Ece dayanamadı. Dizlerinin üstüne çöktü, kemeri açtı, fermuarı indirdi. Mert’in siki dışarı fırladığında Ece’nin ağzı sulandı; damarlı, başı parlak ve çoktan sızmış. Dilini yalayarak gezdiridi, sonra dudaklarını gererek başını ağzına aldı. Islak bir emişle aşağı indirdi, boğazının gerisine kadar. Mert’in eli saçlarına gömüldü.
“Ece… evet, öyle em. Can’ın karısı arkadaşının sikini yutuyor…”
Ece inleyerek emdi; tükürüğü şapırtılarla aktı, eli taşaklarını okşarken dili damarların üzerinde gezindi. Mert’in kalçaları hafifçe öne doğru savruldu, ama Ece kontrolü elinde tuttu—yavaş, derin, boğazını açarak. Amı o kadar ıslanmıştı ki baldırlarına sızıyordu; parmaklarını kendi klitorisine götürüp daireler çizerken Mert’in sikini daha sert emdi.
Mert birden çekildi, Ece’yi kollarından tutup kaldırdı ve koltuğa yatırdı. Etek yukarı sıyrıldı, bacakları genişçe açıldı. Mert diz çöktü, yüzünü amına gömdü. Dili yarıktan içeri daldı; kalın, ısrarlı yalamalarla derinlere ulaştı, sonra klitorisi emdi, dudaklarıyla emerek çekiştirdi. Ece sırtını kavisletti, parmakları Mert’in saçlarında.
“Ah lanet… dilini sok, Mert… kocamın arkadaşı amımı yalıyor…”
Mert iki parmağını yeniden soktu, dilini klitoriste tutarak hızlı hızlı yaladı. Ece’nin bacakları titredi, duvarlara yaslandı. Sonra Mert doğruldu, Ece’yi çevirip domalttı. Dizleri koltuğun kenarında, kalçaları havada. Mert sikinin başını ıslak deliğe dayadı ve tek hamlede sertçe içeri gömüldü. Ece’nin çığlığı salonu doldurdu.
“Daha sert! Kocamın arkadaşı sik beni… ah evet, köküne kadar…”
Mert kalçalarını çarptırarak vurdu; her itişte taşakları Ece’nin klitorisine çarpıyor, ıslak şapırtılar yükseliyordu. Elleri Ece’nin belini kavradı, sonra memelerine uzandı; sütyeni sıyırıp dolgun etleri sıktı, uçlarını çimdikledi. Ece başını geriye attı, saçları dağınık.
“Can’a anlatacağım,” diye inledi her darbede. “Nasıl doldurduğunu, nasıl gerildiğimi… daha hızlı…”
Mert bir ara çekildi, Ece’yi ters çevirip kucağına oturttu. Ece bacaklarını iki yana açarak sikin üzerine indi; ağır ağır, ta ki tamamen içine alana kadar. Mert’in kalınlığı onu geriyor, dolgunluk karnının altına baskı yapıyordu. Ece kalçalarını kaldırıp indirmeye başladı—hızlı, ıslak, çarpışan et sesleriyle. Memeleri Mert’in yüzüne savrulurken o birini ağzına aldı, emdi, dişlerini hafifçe gezdirdi. Diğer eliyle öbür memeyi sıktı.
“İçimde zonkluyor,” diye nefesi kesik kesik Ece. “Sikini yiyorum… Can’ın istediği gibi. Boşalma… henüz… biraz daha…”
Mert’in elleri Ece’nin kalçalarını kavrayıp ritmi hızlandırdı. O yukarıdan inerken Mert aşağıdan sertçe kalktı; her seferinde daha derine. Boyunlarını birbirine yapıştırdılar, Mert Ece’nin boynunu emerek morartacak gibi emdi, dişleri cilde bastı. Ece’nin amı kasılıp gevşiyor, kaygan sular Mert’in kasıklarını ıslatıyordu. İkisi de o hotwife dinamiğinin tadını çıkarıyordu—yasak değil, paylaşılan, onaylı, ateşli bir ihanet oyunu. Mert’in nefesleri boğuklaştı, sikinin içinde sertleşmesi arttı; damarları Ece’nin duvarlarını yokluyordu. Ece onun omuzlarına tutundu, alnını Mert’inkine dayadı, bakışları buluştu.
“Geliyorsun… hissediyorum,” diye fısıldadı Ece, kalçalarını daha da hızlandırarak. “Ama tut. Daha bitmedik. Can detay isteyecek… her damlasını, her pozisyonu.”
Mert dişlerini sıktı, Ece’nin memesini yeniden ağzına aldı, sert emişlerle uçları şişirdi. Kalçaları titriyor, kontrolü zorlanıyordu. Ece onu tamamen içine gömmüş, yavaşlatmadan savruluyordu; amı her inişte şapırdayarak yutuyordu. Gerilim doruktaydı—Mert’in boşalmaya o kadar yakın olduğu, Ece’nin kendi orgazmının eşiğinde kıvrandığı, ama henüz hiçbir şeyin bitmediği o ince çizgide. Salonun havası ter, seks ve karşılıklı açlık kokuyordu. Ece bir an durdu, sikin dibine kadar oturmuş, kasarak onu sıktı ve Mert’in kulağına eğildi.
“Biraz daha dayan,” dedi sesi titreyerek, ama gözleri parlıyordu. “Beni başka türlü de istiyorum. Ve sen de istiyorsun… kocasının izniyle karısını daha ne kadar sikebileceğini görmek için.”
Ece’nin amı Mert’in sikini köküne kadar yutmuş, o kalın damarlı eti her kasılmada sıkıp bırakıyordu. Salonun loş ışığında terleri birbirine karışmış, nefesleri boğuk boğuk çarpışıyordu. Mert’in elleri Ece’nin kalçalarını o kadar sıkıyordu ki parmak izleri belirecekti; ama Ece yavaşlatmadan, sadece o derin baskıyı hissetmek için hafifçe öne eğildi. Memeleri Mert’in göğsüne sürtünürken dudaklarını onun kulağına yapıştırdı.
“Kalk,” diye fısıldadı, sesi titrek ama buyurgan. “Beni götür. Yatak odasına. Orada daha rahat sikeceksin.”
Mert bir homurtuyla doğruldu, sikini hâlâ Ece’nin içinde tutarak ayağa kalktı. Ece bacaklarını beline doladı, kollarını boynuna geçirdi; her adımda o kalınlık içinde kayıyor, duvarlarına sürtünüyordu. Koridorda Mert bir ara duvara yasladı onu, kalçalarını kaldırıp bir iki sert hamle yaptı—ıslak şapırtı loş koridorda yankılandı. Ece başını geriye attı, inledi.
“Ah siktir… evet, böyle, yolda bile bırakma. Can’ın evi… kocasının yatağında arkadaşının sikiyle…”
Yatak odasına girdiklerinde Mert Ece’yi yatağa bıraktı. Ece hemen döndü, dört ayak üzerine çıktı; etek hâlâ beline sıyrılmış, sütyen bir omzundan sarkmıştı. Kalçalarını geriye doğru itti, amı açık, parlak, sızan ıslaklığı baldırlarına akıyordu. Mert arkasında durdu, sikinin başını o kaygan yarığa sürttü, ama girmedi. Önce avuçlarını kalçalarına basıp iki yana ayırdı, başparmağıyla deliği yokladı.
“Bak nasıl açılıyorsun,” diye homurdandı. “Can’ın karısı… amı kocanın en yakın arkadaşının sikine susamış. İçine bakıyorum Ece. Pembe, ıslak, nabız gibi atıyor.”
Ece geriye bakarak inledi. “Sok artık… bekletme. Daha derin istiyorum. Can’a anlatacağım, nasıl yayıldığımı, nasıl doldurduğunu.”
Mert dayanamadı. Sikini tutup tek hareketle köküne kadar gömdü. Ece’nin çığlığı yastıklara boğuldu; yatak gıcırdadı, Mert’in kalçaları etine çarparken taşakları klitorisine vurdu. Her darbede daha sert, daha hızlı—elleri Ece’nin belini kavrayıp kendini çekiyor, sonra tam güçle geri basıyordu. Ece parmaklarını çarşaflara geçirdi, memeleri salınırken sütyeni tamamen sıyırıp attı. Mert öne eğildi, bir elini önden amına götürüp klitorisini ovuşturdu; diğer eliyle saçlarını yakalayıp başını hafifçe geriye çekti.
“Konuş,” dedi boğuk sesle, her itişte. “Söyle bana. Kocan bilse… şu an seni böyle domaltıp sikerken ne derdi?”
“İsterdi,” diye inledi Ece, sesi kesik kesik. “Detay isterdi. ‘Nasıl gerildin Ece, o sik amını nasıl yırttı’ derdi. Daha sert… ah lanet, taşakların vuruyor… Mert, köküne kadar… evet!”
Mert ritmi bozmadan bir elini Ece’nin boynuna götürdü, parmakları çenesine dayandı. Ece dilini uzatıp o parmakları emdi; tükürük salyaları bileklerine aktı. Amı her seferinde daha fazla sıkılıyor, kaygan sular Mert’in kasıklarını, taşaklarını ıslatıyordu. Bir ara Mert tamamen çekildi—Ece’nin boş kalan amı irkilerek açılıp kapandı. Sonra Mert Ece’yi ters çevirdi, sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı. Dizlerini yatağa bastırıp sikini yeniden o ıslak deliğe dayadı ve yavaş yavaş, santim santim içeri girdi. Ece’nin gözleri büyüdü; bu açı daha derindi, ucu rahmine sürtünüyordu.
“Hisset,” diye fısıldadı Mert, alnını Ece’ninkine dayayarak. “Can’ın yatağında, Can’ın karısının amında… tamamen. Bak nasıl yutuyorsun.”
Ece bacaklarını daha geniş açtı, topuklarıyla Mert’in belini çekti. “Hareket et… yavaş yavaş değil. Can hızlı sever, sert sever. Onun yerine sik beni. Onun adına… ah evet, böyle!”
Mert kalçalarını çekip sertçe indirdi. Yatak gıcırdadı, başucu duvara vurdu. Her darbede Ece’nin memeleri zıpladı; Mert birini ağzına aldı, uçunu dişleri arasında ezerken diliyle çevirdi. Diğer memeyi avuçlayıp sıktı, tırnaklarını uçlara gezdirdi. Ece’nin amı şapırdıyordu—ıslak, yüksek sesli, her çıkışta iplik iplik sızan sularla. Mert bir elini Ece’nin boynuna götürüp hafifçe bastırdı; Ece gözlerini kısarak gülümsedi, kalçalarını yukarı savurdu.
“Daha… boğazımı tut, ama bırakma. Can’a söyleyeceğim, ‘Mert beni ezerken parmakları boğazımdaydı’ diye. İçimde zonkluyor… damarlarını hissediyorum.”
Mert’in nefesleri boğuklaştı. Sikinin her damarı Ece’nin duvarlarını yokluyor, başı her seferinde o derin noktaya çarpıyordu. Birden çekildi, Ece’yi yana çevirip kaşığına aldı—biri önde, diğeri arkada. Bacağını kaldırıp sikini yandan, derinlemesine soktu. Bu pozisyonda bir eliyle Ece’nin memesini avuçladı, diğer eliyle klitorisini ovuşturdu; parmakları hızlı daireler çizerken kalçaları ritmik vuruşlarla çalışıyordu. Ece başını geriye, Mert’in omzuna yasladı, boynunu uzattı. Mert dudaklarını oraya yapıştırıp emdi, dişleri cilde battı; morartacak gibi, işaret bırakacak gibi.
“Can görecek,” diye inledi Ece. “Boynumdaki izleri… amımdaki şişliği. ‘Kim yaptı’ diye soracak, ben de anlatacağım. Mert’in siki… ah siktir, orası… daha hızlı ov!”
Mert parmaklarını hızlandırdı, sikini de. Ece’nin amı kasılmaya başladı—dalga dalga, sıcak, sıkı. Ama Ece kendini tuttu, Mert’in elini yakalayıp yavaşlattı. “Hayır… henüz değil. İkimiz de tutacağız. Daha var.”
Mert dişlerini sıktı, alnını Ece’nin ensesine dayadı. “Delirteceksin beni. Amın beni yutuyor… boşalmak üzereyim.”
Ece gülümsedi, kalçalarını geriye iterek onu daha derine aldı. “Dayan. Beni dilinle istiyorum yeniden. Sonra senin üstüne bineceğim, ama ters. Can’ın en sevdiği… detaylı anlatacağım ona.”
Mert yavaşça çıktı, Ece’yi sırtüstü yatırıp bacaklarının arasına diz çöktü. Yüzünü amına gömdü; dilini yarıktan içeri soktu, kalın, ısrarlı yalamalarla duvarları yokladı. Ece’nin klitorisini dudakları arasına alıp emdi, emişlerle çekiştirdi; iki parmağını sokup “gel” işareti yaparak o pürüzlü noktayı ovuşturdu. Ece kalçalarını kaldırdı, Mert’in saçlarını yakaladı.
“Dilini… ah evet, sik gibi kullan dilini. Can’a diyeceğim, ‘arkadaşın amımı öyle yaladı ki bacaklarım titredi’… Mert, parmakların… üç tane sok, ger beni.”
Mert üçüncü parmağını da ekledi; Ece’nin amı gerildi, ıslak şapırtılar yükseldi. Dili klitoriste hızlı hızlı titreşirken parmakları içeri dışarı çalışıyordu. Ece’nin bacakları Mert’in omuzlarında titredi, parmak uçları çarşafları yırttı. Sonra Mert doğruldu, sırtüstü yattı, Ece’yi çekti. Ece ters bindi—sırtı Mert’e dönük, amını sikinin başına hizaladı ve yavaşça indi. Bu açıda her şey daha derindi; Ece kalçalarını öne arkaya savururken Mert’in elleri beline yapıştı, onu yönlendirdi.
“Bak,” diye inledi Ece, geriye bakarak. “Nasıl yediğimi gör. Can’ın karısı… senin sikini ters oturarak yutuyor. İçimde her yerin… zonkluyor.”
Mert kalçalarını yukarı savurdu, her inişte Ece’yi karşıladı. Et sesleri, ıslak şapırtılar, boğuk inlemeler odayı doldurdu. Ece bir elini önden klitorisine götürüp ovuşturdu; diğer eliyle memesini sıktı, ucunu çimdikledi. Mert bir elini uzatıp Ece’nin boynuna doladı, hafifçe çekti; Ece başını geriye attı, saçları Mert’in göğsüne döküldü.
“Anlatacağım,” diye nefesi kesik kesik Ece. “Her pozisyonu. Nasıl ters bindiğimi, nasıl amımın seni sıktığını… daha sert kalk, Mert. Köküne kadar… evet, orası!”
Mert’in nefesleri boğuklaştı, sikinin içinde nabız gibi atan sertlik arttı. Ece onu yavaşlatmadan savruluyordu; amı her inişte şapırdayarak yutuyor, kaygan sular Mert’in kasıklarına akıyordu. Bir an Ece tamamen oturdu, kasarak sıktı, Mert’in ellerini yakalayıp memelerine götürdü.
“Tut,” diye fısıldadı. “Boşalma. Beni başka türlü de istiyorum… ayağa kalkıp duvara dayayarak. Can’ın banyo aynasının karşısında… izleyerek. Detaylar bitmedi. Dayan, Mert. Kocasının izniyle karısını daha ne kadar sikebileceğini… henüz görmedin.”
Mert dişlerini sıktı, Ece’nin memelerini avuçlayıp sıktı. Kalçaları titriyor, kontrolü zorlanıyordu ama dayandı. Ece yavaşça kalktı, sikini amından çıkardı—kalın, parlak, damarlı, sızan. Elini uzatıp onu sıvazladı, başını ovuşturdu, sonra ayağa kalkıp Mert’i de çekti.
“Gel,” dedi, sesi boğuk, gözleri parlak. “Banyo. Aynanın karşısı. Orada devam. Can her kelimeyi duyacak… her inlemeyi.”
Mert Ece’nin belini kavrayıp peşinden gitti. Koridorda elleri kalçalarına kaydı, parmakları arkasından amına süzüldü, iki tanesini sokup yürürken parmakladı. Ece inleyerek yürüdü, bacakları arasından sızan ıslaklık. Banyoya girdiklerinde ayna loş ışığı yansıtıyordu; Ece lavaboya yaslandı, bacaklarını açtı, arkadan bakış attı.
“Sok,” diye fısıldadı. “Aynadan izle. Can’ın karısını… nasıl domalttığını gör. Ve dayan. Daha bitirmedik.”
Mert arkasına geçti, sikinin başını o sırılsıklam deliğe dayadı. Tek hamlede gömdü—Ece’nin çığlığı fayanslarda yankılandı, elleri lavaboyu sıktı. Aynada göz göze geldiler; Mert kalçalarını çarptırırken Ece’nin memelerini yakaladı, uçlarını çimdikledi. Her darbe daha sert, daha derin… gerilim doruktaydı ama ikisi de tutuyordu. Ece’nin amı kasılıp gevşiyor, Mert’in siki içinde zonkluyordu; henüz boşalmıyorlar, henüz bitmiyordu. Sadece tırmanıyorlardı—onaylı, ateşli, her detayı Can’a anlatılacak bir yükselişte.
Mert’in kalçaları Ece’nin etine her çarptığında fayanslar titriyor, aynadaki yansımaları buğulanmaya başlıyordu. Ece lavaboyu iki eliyle kavradı, parmak boğumları beyazladı; Mert’in siki her seferinde köküne kadar gömülüyor, taşakları ıslak amına şapırdayarak vuruyordu. Aynada göz göze geldiler. Mert’in bakışları karanlıktı, çenesi gerilmiş, damarları boynunda atıyordu. Ece geriye doğru kalçalarını savurdu, onu daha derine aldı.
“Bak,” diye homurdandı Mert, bir elini Ece’nin saçlarına dolayarak başını hafifçe geriye çekti. “Aynada izle kendini. Can’ın karısı… arkadaşının sikiyle nasıl açılıyor. Amın beni yutuyor Ece, bak nasıl şişiyor dudakların.”
Ece aynaya baktı; kendi memeleri her darbede savruluyor, uçları koyu pembe ve sertti. Mert’in kalın siki arkasından girip çıkıyor, kaygan et her çekilişte hafifçe dışarı doğru çekiliyor, sonra yeniden yutuluyordu. “Siktir… evet, izliyorum,” diye inledi Ece. “Can bunu duysa… ‘Aynanın karşısında mı domalttın karımı?’ derdi. Anlatacağım ona. Nasıl köküne kadar girdiğini, nasıl taşakların amıma çarptığını… daha sert vur, Mert. Duvarlara yansısın sesim.”
Mert ritmi bozmadan hızlandı. Bir eliyle Ece’nin belini kavradı, diğer elini önden klitorisine götürüp hızlı daireler çizmeye başladı. Parmakları kaygan kıvrımlarda kayıyor, her ovuşta Ece’nin bacakları titriyordu. Ece başını geriye attı, Mert’in göğsüne yaslandı; boynu tamamen açıkta kaldı. Mert dudaklarını oraya yapıştırdı, emdi, dişlerini bastırdı—morartacak kadar, Can’ın göreceği kadar. Ece’nin amı kasılmaya başladı, sıcak dalgalar yükseliyordu ama kendini tuttu, kalçalarını yavaşlatmadan savurdu.
“Tutuyorum,” diye fısıldadı nefesi kesik kesik. “Ama zor… içimde zonkluyorsun. Damarlarını hissediyorum, her biri duvarlarımı yokluyor. Can’a diyeceğim, ‘Mert banyoda beni ezerken parmakları amımdaydı, boğazımı tutuyordu’… ah lanet, orası! Daha derine bas.”
Mert birden tamamen çekildi. Ece’nin boş kalan amı irkilerek açılıp kapandı, sızan ıslaklık baldırlarına aktı. Mert onu çevirdi, lavabonun kenarına oturttu, bacaklarını iki yana açtı. Sikini tutup yavaşça, santim santim yeniden içeri sürdü; bu açıda uç rahmine kadar dayandı. Ece’nin gözleri büyüdü, dudaklarından uzun bir inilti döküldü. Mert alnını Ece’ninkine dayadı, kalçalarını yavaş yavaş hareket ettirmeye başladı—derin, ağır, her girişte duraksayarak.
“Hisset bunu,” dedi boğuk sesle. “Can’ın banyosunda, Can’ın karısının amında… tamamen gömülüyorum. Bak aynaya. Nasıl gerildiğini gör.”
Ece başını çevirdi, aynadaki görüntüyü izledi: Mert’in kalın siki ıslak deliğine girip çıkıyor, kendi am dudakları gerilmiş, parlak, nabız gibi atıyordu. “Daha hızlı… yavaşlatma,” diye yalvardı. “Can hızlı sever. Onun yerine sik. Onun adına doldur beni. Boğazımı tut yine… ah evet!”
Mert bir elini Ece’nin boynuna götürüp hafifçe bastırdı, diğer eliyle memesini avuçladı, ucunu çimdikledi. Kalçaları şimdi sertçe çalışıyordu; her darbede lavabo sarsılıyor, Ece’nin topukları Mert’in beline dolanıyordu. Islak şapırtılar fayanslarda yankılanıyor, Ece’nin inlemeleri boğuk boğuk yükseliyordu. Mert bir ara eğilip memesini ağzına aldı, diliyle ucunu çevirdi, dişlerini gezdirdi. Ece parmaklarını Mert’in saçlarına gömdü, onu daha sert emmeye zorladı.
“Dilini… memelerime de… Can’a anlatacağım, ‘arkadaşın uçlarımı emdi, şişirdi, morarttı’ diye. İçimde her yerin… doluyum Mert. Dayan, henüz boşalma. Daha var.”
Mert dişlerini sıktı, çekildi. Ece’yi indirdi, dizlerinin üstüne çöktürdü. Sikini Ece’nin dudaklarına dayadı; parlak, damarlı, am sularıyla kaplı. Ece dilini uzatıp yaladı, kendi tadını aldı, sonra dudaklarını gererek başını ağzına aldı. Boğazının gerisine kadar indirdi, tükürük şapırtılarla aktı. Mert’in eli saçlarına gömüldü, kalçaları hafifçe öne savruldu ama Ece kontrolü elinde tuttu—yavaş, derin, boğazını açarak. Eliyle taşaklarını okşadı, hafifçe sıktı.
“Ece… evet, yut,” diye homurdandı Mert. “Can’ın karısı… arkadaşının sikini am sularıyla emiyor. Dilini gezdir, damarları yala.”
Ece inleyerek emdi; bir elini kendi amına götürüp iki parmağını soktu, klitorisini ovuşturdu. Baldırları titriyordu, amı o kadar ıslaktı ki parmakları şapırdıyordu. Mert birden çekti, Ece’yi ayağa kaldırdı, duvara yasladı. Bacağını kaldırıp kalçasına doladı, sikini yeniden o kaygan yarığa dayadı ve tek hamlede gömdü. Ece’nin çığlığı banyoyu doldurdu; Mert kalçalarını çarptırarak vurdu, her itişte daha sert, daha derin.
“Duvara dayadım seni,” diye nefesi boğuk Mert. “Aynadan da görünüyoruz… Can bilse, ‘Nasıl ezdin karımı banyoda?’ diye sorardı. Söyle bana Ece. Ne derdin?”
“Derdim ki… ah siktir, köküne kadar… ‘Mert beni duvara yapıştırdı, bacağımı kaldırdı, amımı yırttı’ derdim,” diye inledi Ece, parmakları Mert’in omuzlarına geçti. “Damarlarını hissediyorum, her biri… daha hızlı ov klitorimi. Boşalmak üzereyim ama tutuyorum. Sen de tut. Can detay isteyecek… her damlayı, her çığlığı.”
Mert bir elini araya sokup klitorisini ovuşturdu, hızlı, ısrarlı. Diğer eliyle Ece’nin boynunu tuttu, dudaklarını onun dudaklarına bastırdı—dilini soktu, emişle öptü, tükürükleri karıştı. Kalçaları ritmik çalışıyordu; et sesleri, ıslak şapırtılar, boğuk inlemeler. Ece’nin amı kasılıp gevşiyor, Mert’in sikini sıkıyordu ama ikisi de sınırda tutuyordu. Mert birden Ece’yi kaldırdı, bacaklarını beline doladı, ayakta sikmeye devam etti. Her adımda içinde kayıyor, duvarlarına sürtünüyordu.
“Yürü,” diye fısıldadı Ece kulağına. “Duşa… suyun altında. Can’ın duşunda arkadaşının sikiyle… izleyerek. Dayan Mert. Daha bitirmedik.”
Mert onu taşıyarak duşa girdi, musluğu açtı. Ilık su ikisinin üzerine aktı, saçları ıslandı, bedenleri parladı. Mert Ece’yi duvara yasladı, sikini hâlâ içinde tutarak sertçe vurmaya başladı. Su şapırtılara karıştı, Ece’nin memeleri ıslak ıslak savruldu. Mert birini ağzına aldı, emerken kalçaları hızlandı. Ece başını geriye attı, su yüzüne aktı, inledi.
“Suyun altında… amım seni yutuyor,” diye sesi titredi. “Can’a diyeceğim, ‘Duşta beni ezerken su damlaları memelerimden akıyordu, sen köküne kadar giriyordun’… ah evet, orası! Taşakların vuruyor… daha sert.”
Mert Ece’yi indirdi, arkadan domalttı. Ece ellerini fayanslara bastırdı, kalçalarını geriye itti. Mert sikinin başını o sırılsıklam deliğe sürttü, sonra yavaş yavaş, sanki her santimi Ece’ye hissettirerek girdi. Tamamen gömüldüğünde durdu, kalçalarını Ece’ninkine yapıştırdı, amını kasarak sıktırdı.
“Sık beni,” diye homurdandı. “Can’ın karısı gibi sık. Amın beni sağsın.”
Ece kasıldı, Mert’in sikini kökünden kavradı, bıraktı, yeniden sıktı. Mert inledi, kalçalarını çekip sertçe indirdi. Su altında her darbe daha kaygan, daha derin oluyordu. Bir elini Ece’nin saçlarına doladı, başını geriye çekti; diğer eliyle klitorisini ovuşturdu. Ece’nin bacakları titredi, amı dalga dalga kasıldı ama kendini tuttu.
“Geliyorum… ama hayır,” diye inledi Ece. “Tutuyorum. Sen de tut. Beni dilinle istiyorum yeniden… suyun altında. Sonra senin üstüne bineceğim, yüzüne bakarak. Can’ın en sevdiği detay… göz göze, amımı yutarken.”
Mert yavaşça çıktı, diz çöktü. Yüzünü Ece’nin amına gömdü; dilini yarıktan içeri soktu, su ve am suları karışık akarken kalın yalamalarla duvarları yokladı. Klitorisini dudakları arasına alıp emdi, emişlerle çekiştirdi; üç parmağını sokup “gel” işareti yaparak o pürüzlü noktayı ovuşturdu. Ece kalçalarını Mert’in yüzüne bastırdı, parmakları onun ıslak saçlarında.
“Dilini sik gibi kullan… ah lanet, evet! Can’a anlatacağım, ‘arkadaşın duşta amımı öyle yaladı ki bacaklarım çözüldü, üç parmağı içimdeydi’… Mert, daha derine, dilini kıvır.”
Mert dilini kıvırarak daha derine daldı, parmakları hızlandı. Ece’nin inlemeleri fayanslarda yankılandı, su sesine karıştı. Sonra Mert doğruldu, sırtüstü yere yattı—ıslak fayanslara. Ece üzerine binmek için eğildi ama Mert onu ters çevirmedi bu sefer; yüz yüze, bacaklarını iki yana açarak sikinin üzerine oturttu. Yavaşça indi, ta ki tamamen içine alana kadar. Mert’in elleri Ece’nin kalçalarına yapıştı.
“Bak gözlerime,” diye fısıldadı Mert. “Can’ın karısı… benim sikimi yutuyor. Hareket et. Yavaş yavaş değil… savrul.”
Ece kalçalarını kaldırıp indirmeye başladı—hızlı, ıslak, çarpışan et sesleriyle. Memeleri Mert’in yüzüne savrulurken o birini yakalayıp emdi, dişlerini gezdirdi. Ece alnını Mert’inkine dayadı, bakışları kilitlendi. Amı her inişte şapırdayarak yutuyor, kaygan sular Mert’in kasıklarına akıyordu. Mert aşağıdan sertçe kalktı, her seferinde daha derine.
“İçimde nabız gibi atıyor,” diye nefesi kesik Ece. “Damarlarını sayıyorum neredeyse… Can’a diyeceğim, ‘Göz göze sikildim, amım seni öyle sıktı ki inledin’… daha sert kalk. Köküne kadar… evet, orası zonkluyor!”
Mert’in nefesleri boğuklaştı, kontrolü zorlanıyordu. Elleri Ece’nin belini sıktı, parmak izleri belirdi. Ece yavaşlatmadan savruluyordu; bir an tamamen oturdu, kasarak sıktı, Mert’in ellerini memelerine götürdü.
“Tut bunları… çimdikle. Boşalma. Beni başka türlü de istiyorum… ayaklarımı omuzlarına alıp, yere yatırıp… derinlik olsun. Can’ın banyosunda, suyun altında… her açı. Dayan Mert. Kocasının izniyle karısını daha ne kadar sikebileceğini… henüz tam görmedin. Biraz daha. Gerilim bitsin istemiyorum. Anlatacak çok şey var.”
Mert dişlerini sıktı, Ece’nin memelerini avuçlayıp sıktı, uçlarını çimdikledi. Kalçaları titriyor ama dayandı. Ece yavaşça kalktı, sikini amından çıkardı—kalın, parlak, damarlı, sızan sularla kaplı. Elini uzatıp onu sıvazladı, başını ovuşturdu, suyun altında kaygan kaygan.
“Gel,” dedi sesi boğuk, gözleri parlak. “Yere yatır beni. Bacaklarımı omuzlarına al. Orada devam et… ve tut. Daha bitmedi. Can her kelimeyi, her inlemeyi, her damlayı duyacak. Henüz doruğa çıkmadık. Tırmanıyoruz sadece.”
Mert Ece’yi ıslak fayanslara yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı, dizlerini bastırdı. Sikini o açık, sırılsıklam deliğe dayadı, yavaş yavaş içeri sürdü—bu açı rahmine kadar ulaşıyordu. Ece’nin sırtı kavisledi, çığlığı boğuk çıktı. Mert kalçalarını çekip sertçe indirdi; su şapırtıya karıştı, Ece’nin memeleri zıpladı. Gerilim doruktaydı, ikisi de sınırda, ama henüz bırakmıyorlardı. Sadece daha derine, daha ateşli, onaylı bir yükselişte devam ediyorlardı—her detayı Can’a anlatılacak, bitmemiş bir açlıkla.
Mert’in kalçaları ıslak fayanslarda şapırdayarak indirdikçe Ece’nin bacakları omuzlarında titredi. Su hâlâ ikisinin üzerine aktı, saçları yapışık, tenleri parlak. O kalın sik her seferinde rahmine kadar dayandı, uç o derin noktayı eziyor, Ece’nin amı onu kasılarak yutuyordu. Ece parmaklarını fayanslara geçirdi, sırtını kavisletti, boğuk bir inilti döküldü dudaklarından.
“Daha… köküne kadar bas,” diye fısıldadı, sesi su sesine karışık. “Can’ın banyosunda… arkadaşının sikiyle böyle açılıyorum. Hisset nasıl sıkıyorum seni. Damarların… her biri duvarlarımı yokluyor.”
Mert dişlerini sıktı, bir elini Ece’nin boynuna götürüp hafifçe bastırdı, diğer eliyle klitorisini ovuşturdu—hızlı, ısrarlı daireler. Parmakları kaygan kıvrımlarda kayıyor, her dokunuşta Ece’nin bacakları daha çok titriyordu. Aynanın buğulu yansımasında ikisini de gördü: Ece’nin memeleri her darbede zıplıyor, uçları koyu ve sert, Mert’in kalçaları ritmik savruluyor. Gerilim kemiğe işlemişti artık. Ece kendini tutmaya çalışsa da amı dalga dalga kasılmaya başlamıştı.
“Geliyorum… tutamıyorum,” diye inledi Ece, kalçalarını yukarı savurarak. “İçime boşal… Can’a anlatacağım, ‘Mert beni fayanslara yatırıp bacaklarımı omuzlarına aldı, köküne kadar gömdü, sonra…’ ah lanet, orası! Daha sert!”
Mert hızlandı. Her itişte taşakları ıslak amına çarptı, su şapırtıya karıştı. Ece’nin amı birden şiddetle kasıldı—sıcak, sıkı, nabız gibi atan dalgalar. Çığlığı banyoyu doldurdu, bacakları Mert’in omuzlarında kilitlendi, tırnakları onun kollarına battı. Orgazm onu sarsarken Mert hâlâ vuruyordu, o sıkı etin içinde kayıp gidiyor, damarları şişiyordu.
“Boşalıyorum… Ece, amın beni sağıyor,” diye homurdandı Mert. Birkaç sert hamle daha, sonra köküne kadar gömüldü ve boşaldı. Sıcak boşalma Ece’nin içine fışkırdı, damla damla, yoğun. Ece her nabzı hissetti, amı onu daha da sıkarak her damlayı aldı. Mert’in kalçaları titredi, iniltisi boğuktu; alnını Ece’nin göğsüne dayadı, su ikisinin üzerine akmaya devam etti.
Bir süre öyle kaldılar. Mert yavaşça çıktı—sikı hâlâ yarı sert, parlak, karışık sularla kaplı. Ece’nin amından sızan beyazlık baldırlarına aktı, suyla karışıp fayanslara indı. Ece bacaklarını indirdi, nefes nefese. Mert onu kucağına çekti, sırtını duvara yasladı, ikisi duşun altında oturur gibi kaldı. Su ılık ılık aktı, nefesleri yavaş yavaş düzenlendi.
Ece başını Mert’in omzuna yasladı, parmaklarıyla onun göğsündeki su damlalarını sildi. “Can… her şeyi anlatacağım,” diye fısıldadı, sesi yumuşak ama hâlâ titrek. “Nasıl aynanın karşısında domalttığını, duşta dilini nasıl soktuğunu, en son bacaklarımı omuzlarına alıp içime nasıl boşaldığını. Islaklığımı, inlemelerimi, senin sikinin nasıl şiştiğini… hepsini.”
Mert’in eli Ece’nin ıslak saçlarında gezindi, boynundaki morartıyı parmak uçlarıyla yokladı. “O da ister,” dedi boğuk. “Biliyorum. Güvenilirim dedi ya. Şimdi… dinlen.”
Musluğu kapattılar. Havlu yoktu yakında; Mert Ece’yi kucağında taşıyarak yatak odasına götürdü. Islak çarşaflara bıraktı onu. Ece yan döndü, bacaklarını hafifçe araladı—amı hâlâ şiş, kırmızı, Mert’in tohumu yavaş yavaş sızıyordu. Mert yanına uzandı, gövdesini onun sırtına yasladı, kolunu beline doladı. Tenleri hâlâ nemli, nefesleri birbirine karışık.
Ece telefonunu uzanıp aldı. Ekranın ışığı loş odada parladı. Can’ın son mesajı hâlâ oradaydı. Parmakları titreyerek yazmaya başladı, ama sesli değil—sadece kısa bir not: “Mert buradaydı. Her şeyi yaptık. Detaylar yarın. Islakım hâlâ. Seni seviyorum.” Gönderdi. Telefonu kenara bıraktı.
Mert’in nefesi ensesinde sıcacıktı. Eli Ece’nin karnında durdu, hareket etmedi. Ece gözlerini kapadı. Amındaki doluluk, boynundaki iz, bacaklarındaki titreme… hepsi yavaş yavaş dinmeye başladı. Salonun loşluğu, banyonun buğusu, yatağın gıcırtısı geride kaldı.
Bir süre hiçbir şey demediler. Sadece nefesler. Mert’in parmakları Ece’nin belinde hafifçe kıpırdadı, sonra durdu. Ece’nin eli onun elinin üzerine kapandı. Dışarıda gece sessizdi. Odada sadece uzaktan bir araba sesi, sonra o da yok.
Ece’nin göz kapakları ağırlaştı. İçindeki son dalga da çekildi. Mert’in kalp atışını sırtında hissetti—yavaş, düzenli. Hiçbir inleme, hiçbir şapırtı, hiçbir fısıltı kalmamıştı. Sadece iki beden, ıslak çarşaflar ve paylaşılmış bir gecenin ardından çöken mutlak sessizlik.
Rate this story
Popular Collections
Browse Categories