Komşunun Boşanan Adamıyla Sıcak Sudaki İlk Dokunuş
22 yaşındaki komşu çocuğu, boşanan kaslı Emre'yle apartman jakuzisinde ilk kez öpüşüp sertçe sikişiyor.
Ben 22 yaşındayım, üniversiteden yeni mezun oldum. Yazın bu cehennemi sıcağında apartmanın çatı terasına çıkmak tek kurtuluşumdu. Yan dairedeki Emre’yi de orada gördüm; 35, karısından yeni boşanmış, omuzları geniş, göğsü kıllı ve sert, yalnız bir adam. Jakuzinin kenarında tek başına oturmuş, elinde bira, bacakları suya sarkmıştı. Ben de havluyla çıktım, “İzin var mı?” diye sordum. Gülümsedi, “Gel, otur,” dedi. Sesindeki o yorgun ama kaba çekim hemen içime işledi.
Suya girdim. Sıcaklık tenime yayıldı, kaslarımı gevşetti. Konuşmaya başladık; boşanmadan, işten, benim mezuniyetten. Emre’nin bakışları boynumda, göğsümde, suyun altında belli belirsiz duran sikimde geziniyordu. Ben de kaçırmadım: onun kalın kollarını, ıslak göğüs kıllarını, suyun yüzünde dalgalanan o sert hatlarını izledim. İçimde bir gerilim birikti, elektrik gibi. “Yalnızlıktan sıkıldın mı?” diye sordum, sesim biraz titrek. Emre birayı bıraktı, bana döndü. “Senin yaşında birinin yanında daha az sıkılıyorum,” dedi. Göz göze geldik. İkimiz de anladık; bu sadece komşuluk sohbeti değildi.
Jakuzinin sıcak suyu ikimizi de iyice yumuşattı. Emre’nin bacağı yavaşça benim bacağıma değdi. Kaçırmadım, hafifçe gülümsedim. Elimi suyun altında uzatıp dizine koydum, parmaklarım kalın kasına bastı. O da cesaret aldı; eli belime kaydı, parmakları ıslak tenimi kavradı, beni kendine doğru çekti. Birbirimize yaklaştıkça sertleşen siklerimizi suyun altında hissettik—onunki kalın, ağır, benimkiyse zaten dimdik. “İstiyor musun?” diye fısıldadı. “Evet,” dedim, nefes nefese. “Ben de.” O anda öpüşmeye başladık. Dudakları sertti, dili hemen ağzıma girdi, ıslak ve aç. Dilimiz birbirine dolandı, dişlerimiz hafifçe çarpıştı. Ellerim göğsünün kıllarına gömüldü, onun eli ise kalçama indi, sıktı. Suyun buharı yüzümüzü yakıyordu, ama öpüşmek daha sıcaktı. Sikimiz birbirine sürtündü, suyun direnciyle daha da azdırıcıydı. “Sikimi ne kadar sert tuttuğunu hissediyorum,” diye mırıldandı boynuma, dişi tenime battı.
Emre birden beni jakuzinin kenarına oturttu. Islak taşlara oturdum, bacaklarımı açtı. Dizlerimin arasına çöktü, su omuzlarına kadar geliyordu. “Bakayım şu güzel sike,” dedi, sonra ağzını açıp sikimi yutmaya başladı. Sıcak, ıslak dili başımı yaladı, sonra derinlere indi. Boğazının daralmasını hissettim, inledim, parmaklarımı ıslak saçlarına gömdüm. “Emre… amına koyayım, ne güzel emiyorsun,” diye homurdandım. O da gülümsedi sikimin etrafında, tükürüğü salyaları aksın diye daha da derin aldı. Bir eliyle taşaklarımı okşadı, diğer eliyle parmaklarını ağzına götürüp ıslattı. Sonra o ıslak parmakları göt deliğime doğru kaydı. İlk parmak yavaşça girdi, halkamı gerdi. “Gevşe,” dedi, sesi boğuk. İkinci parmağı da ekledi, kıvrarak içimi yokladı. Ben inleyerek bacaklarımı daha açtım. “İçime gir artık,” dedim, sesim yalvarır gibi. “Hazırladın yeter, sik beni.”
Emre ayağa kalktı, beni çevirdi. Köpek pozisyonunda jakuzinin kenarına yasladım; dirseklerim ıslak taşa dayandı, kalçam dışarıda. Suyun bir kısmı hâlâ bacaklarımı yalıyordu. Emre arkamda durdu, kalın sikinin başını deliğime dayadı. Yavaşça itti. O kalınlık içeri girerken yanma ve doluluk bir arada geldi; inledim, “Yavaş… ah siktir, ne kadar kalın.” O da nefes nefese, “Sıkıyorsun beni, deliğin yutuyor,” dedi ve ta köküne kadar gömüldü. Bir an durdu, sonra sert ve ritmik şekilde götümü sikmeye başladı. Her vuruşta kalçalarım sarsılıyordu, su sıçrıyordu. Bir eliyle belimi tuttu, diğer eliyle öne uzanıp benim sikimi kavradı, sıvazlamaya başladı. “Sikimi hissederken senin de sikini çekiyorum,” diye homurdandı. Ben de geriye doğru itiyordum, her girişte “Daha sert… evet, orası, amına koyayım” diye inliyordum. Göt deliğim onun kalınlığına alışmış, şapırtılı sesler çıkarıyordu. Zevkten gözlerim yaşardı, ter ve jakuzi suyu birbirine karıştı. Emre’nin taşakları her dalışta götüme çarpıyordu; o tempo arttıkça ikimiz de daha yüksek sesle inledik. “Götünü böyle sikmek… boşanmanın en iyi yanı bu,” dedi, nefesi boynuma değdi.
Emre boşalmak üzereyken tempoyu kesti, içimden yavaşça çıktı. “Dizlerinin üstüne çök,” diye emretti. Dönüp suyun içinde diz çöktüm, yüzüm onun kaslı karnına hizalandı. Kalın, damarlı, götümden ıslanmış sikini ağzıma verdik. Hemen yutmaya başladım, boğazımı açtım. Emre saçımı tuttu, birkaç kez boğazıma kadar itti, sonra inleyerek boşaldı. Sıcak, koyu dölleri dilime, boğazıma fışkırdı; yutkunmaya çalıştım, bir kısmı dudağımdan aktı. “Hepsi… yut,” diye homurdandı, titreyerek. Ben de kendi sikimi sıkıca kavradım, birkaç hızlı hareketle onun ıslak göğsüne, kıllarına doğru fışkırttım. Döllerim göğsünde aktı, suya karıştı. İkimiz de nefes nefese, hâlâ titriyorduk.
Sonra suyun içinde birbirimize sarıldık. Emre’nin kolları belime dolandı, alnı alnıma değdi. Öpüştük, bu sefer daha yavaş, döllerimin tadı hâlâ dilimde, onun dölü boğazımda. Suyun sıcaklığı bizi yumuşattı ama siklerimiz tamamen sönmemişti; onunki hâlâ yarı sert, benimkiyse yeniden kabarmaya başlamıştı bile. “Bu sadece başlangıç,” diye fısıldadı kulağıma, parmakları yine kalçama indi, deliğimi hafifçe yokladı. “Yukarı, daireme çık. Daha yeni ısındık.” Kalbim hâlâ hızla atıyordu. Terasın karanlığında, jakuzinin buharı içinde, onun ıslak göğsüne yaslanmışken bir sonraki dokunuşun, bir sonraki sikişin ne kadar sert ve uzun olacağını düşünmekten kendimi alamadım. Kapıya doğru yürürken bile bacağım titriyordu; gece daha bitmemişti.
Dairenin kapısını arkasından kapatır kapatmaz Emre beni duvara yapıştırdı. Hâlâ ıslak havlularımız belimizdeydi, terasta kalmış sandaletlerimiz yoktu, ayaklarımız çıplaktı. Koridorda kimse yoktu ama yine de fısıltıyla konuşuyorduk; sanki duvarlar bile duyacakmış gibi. “Yavaş… kapıyı kilitle,” dedim nefes nefese. Emre kilit sesini duyunca gülümsedi, o kaba, yorgun gülüşü yine yüzüme vurdu. “Kimse gelmez. Burada sadece biz varız.”
Öptü beni. Bu sefer jakuzideki gibi aceleci değildi; dilini yavaş yavaş ağzıma soktu, alt dudağımı emdi, dişleriyle hafifçe ısırdı. Elleri havlumu çözdü, kumaş ayaklarıma düştü. Ben de onunkini çektim. İkimiz de çıplaktık, ıslak tenlerimiz birbirine yapışıyordu. Onun göğüs kılları hâlâ ıslak, döllerimin kurumuş izleri orada kalmıştı; parmaklarım o yapışkanlığı hissedince midemde bir sıcaklık yayıldı. “Hâlâ üstündeyim,” diye fısıldadım. Emre aşağı baktı, parmağıyla kendi göğsündeki beyaz izi sıyırdı, sonra o parmağı dilime sürdü. “Tadına bak. Senin.” Yaladım. Tuzlu, tanıdık, az önce boşaldığım şeyin tadı dilimde eridi.
Siki yine dimdikti. Kalın damarları parmaklarımın altında zonkluyordu. Benimki de çoktan kalkmış, göbeğine sürtünüyordu. Emre belimi kavradı, kaldırdı neredeyse; ben bacaklarımı beline doladım, sırtım soğuk duvara dayandı. “Burada mı?” diye sordum, sesim titrek. “Önce burada,” dedi. “Sonra yatakta. Sonra mutfakta. Gece uzun.”
Parmaklarını yine götüme götürdü. Hâlâ gevşektim, jakuzideki sikisinden sonra deliğim açık ve ıslaktı. İki parmağını birden soktu, kıvırdı, prostatıma bastı. “Ah siktir… Emre…” Dizlerim titredi. O da gülümsedi, boynumu yaladı, küpeştemi ısırdı. “Sikimi tekrar istiyorsun değil mi? Az önce yuttuğun o kalınlığı.” “İstiyorum,” dedim. “Sok içime. Duvara yasla beni, sertçe gir.”
Emre beni indirdi, çevirdi. Avuç içlerim duvara dayandı, kalçam geriye çıktı. Sikinin başını deliğime sürttü, salyasıyla ıslattı biraz daha, sonra tek hamlede köküne kadar gömüldü. Bu sefer yanma daha azdı; bedenim onu tanıyordu artık. Ama doluluk aynıydı—o kalınlık bağırsaklarımı itiyor, nefesi boğazıma kadar çıkarıyordu. “Al… hepsini al,” diye homurdandı. Belimi sıkı tuttu, ritmi yakaladı. Her vuruşta taşakları götüme çarpıyordu, şap şap sesi koridorda yankılanmasın diye dişlerimi sıktım ama inlemelerim boğuk boğuk çıkıyordu.
“Daha derine… orası, evet, amına koyayım orası,” diye yalvardım. Emre bir elini omzuma koydu, beni duvara daha çok bastırdı, diğer eliyle sikimi yakaladı. Sıvazlarken tempo tutuyordu; her girişte avucu başımı sıvazlıyor, her çıkışta parmakları taşaklarımı eziyordu. Bacaklarım titriyordu. “Boşalma henüz,” dedi kulağıma. “İçinde tut. Yatakta boşalacaksın, anladın mı?” “Anladım… sik beni sadece, durma.”
Bir süre öyle sikti. Terimiz aktı, duvar nemlendi. Sonra birden çıktı içimden. Deliğim boşaldı, kıpırdadı, onu geri istedi. Emre elimi tuttu, peşinden sürükledi. Salon karanlıktı; sadece mutfaktan sızan bir ışık vardı. Kanepenin kenarına çarptık, öpüşerek devrildik. Ben üstüne oturdum, sikini tuttum, yavaşça kendimi indirdim. O kalınlık yine içime gömüldü; bu sefer yüz yüze, göz göze. Emre’nin elleri kalçalarımdaydı, beni kaldırıp indiriyordu. “Böyle… kendi tempo’nu bul,” dedi. “Sikimi yavaş yavaş ye.”
Kalçalarımı oynattım. Yukarı çıktım, neredeyse başı dışarıda kalana kadar, sonra sertçe oturdum. Her inişte ikimiz de inledik. Göğüs kıllarını yoluyordum neredeyse, o kadar sıkı tutuyordum. Emre başını kaldırıp mememi emdi, dişleri ucuma battı. “22 yaşındasın… götün nasıl bu kadar yutuyor beni,” diye mırıldandı. “Senin gibi boşanan bir adamın sikini ilk kez yutuyorum da ondan,” dedim, nefes nefese gülerek. “Alışıyorum. Daha da alışacağım.”
Hızımı arttırdım. Sikim kendi karnıma sürtünüyor, ucundan sızan sıvı onun göbeğine yapışıyordu. Emre birden belimi kavradı, beni ters çevirdi—sırtüstü kanepeye yığılınca o üstüme çıktı, bacaklarımı omuzlarına aldı. Dizlerim neredeyse kulaklarıma değiyordu. Bu açıyla daha derine girebiliyordu; her darbesi mideme vurur gibiydi. “Bak bana,” dedi. “Sikilirken yüzüme bak.” Gözlerimi açtım. Onun yorgun, azgın bakışları beni delip geçiyordu. “Götünü yiyorum resmen… sık beni. Daha sık.”
Kaslarımı sıktım. Emre’nin nefesi kesildi, tempo bozuldu bir an. Sonra daha vahşi başladı. Kanepe gıcırdıyordu, yastıklar yere düştü. Ellerim onun sırtına yapıştı, tırnaklarımı geçirdim. “Emre… boşa… içime boşal bu sefer,” diye yalvardım. Ama o başını salladı. “Yok. Ağzına. Ya da yüzüne. İstediğim yere.” Çıktı yine. Deliğim şapırdayarak onu bıraktı. Emre sikini yüzüme doğru tuttu, “Aç,” dedi. Dilimi uzattım, başını yaladım, damarlarını emdim. Bir eliyle saçımı tuttu, diğer eliyle kendi sikini sıvazladı. “Dilini dışarı çıkar. Döllerimi yutacaksın yine.”
Fışkırdığında sıcaklık dilime, damağıma, yanağıma vurdu. Kalın damlalar aktı; yutkunurken boğazım tıkandı, bir kısmı çeneme indi. Emre titreyerek son damlaları da dudağıma sürdü. “Güzel… böyle güzel yutuyorsun.” Ben de kendi sikimi tuttum ama o elimi çekti. “Hayır. Senin sıran yatakta. Kalk.”
Kalkarken bacaklarım hâlâ titrekti. Emre’nin dairesi terastan daha sıcaktı; klima çalışmıyordu, ter kokusu ve döl kokusu birbirine karışmıştı. Yatak odasına götürdü beni. Geniş bir yatak, dağınık çarşaflar, yastıklar. Beni yüzüstü yatırdı, bacaklarımı ayırdı. Bu sefer dilini götüme dayadı. Sıcak, ıslak dil deliğimin etrafını yaladı, içeri girmeye çalıştı. “Emre… amına koyayım, yalıyor musun?” “Sikimden sonra temizleyeyim diye,” dedi, sesi boğuk. Dilini soktu, kıvırdı, parmaklarını da ekledi. Üç parmak birden gerdi beni. Prostatıma basınca sikim çarşaflara sürtündü, ucundan damladı.
“Hazır mısın daha sertine?” diye sordu. “Hazırım,” dedim, yüzümü yastığa gömerek. “Sik beni ki yürüyemeyeyim yarin.” Emre arkasından geldi, sikini—hâlâ yarı sert, ama hızla sertleşen o kalınlığı—yine deliğime dayadı. Bu sefer yavaş girmedi. Tek seferde, ta köküne kadar. Çığlık gibi bir inleme koptu benden. “Siktir! Yavaş… hayır, yavaşlama, devam et.”
Başladı. Sert, derin, acımasız. Her vuruşta yatak sarsılıyordu. Bir eliyle ensemi tuttu, yüzümü yastığa bastırdı; diğer eliyle kalçamı kaldırdı ki daha iyi açılsın. “Komşu çocuğu… götünü böyle açıyorsun bana,” diye homurdandı. “Boşanan adamın sikini sevdin demek.” “Sevdim,” diye boğuk boğuk cevap verdim. “Daha da seveceğim. Boşalma… içimde tut, sonra yine sok.”
Tempo arttı. Taşaklarının çarpma sesi, tenimizin şapırtısı, ikimizin inlemeleri odayı doldurdu. Ben geriye doğru itiyordum, her seferinde “Daha… daha sert” diyordum. Emre eğildi, dişlerini sırtıma geçirdi, ısırdı. Acı ve zevk birbirine karıştı. Sikim sıkışmıştı çarşafların arasında; her sarsılışta sürtünüyordu, boşalmama ramak kalmıştı.
Tam o sırada Emre durdu. İçimdeydi, kıpırdamıyordu. “Dön,” dedi. “Sırtüstü yat. Gözlerime bakarak boşalmanı istiyorum.” Döndüm. O hâlâ içimdeyken bacaklarımı yeniden açtı, yavaş yavaş hareket etmeye başladı—bu sefer derin ama kontrollü. Eli sikime sarıldı. “Beraber,” fısıldadı. “Ama sen önce. Yüzüme bakarak boşal.”
Parmakları başımı sıvazlarken kalçaları da çalışıyordu. Göz göze geldik. O yorgun bakışlar, o kıllı göğüs, o kalın sikin içimde zonklaması… Dayanamadım. Belim kasıldı, “Emre… geliyorum, amına koyayım geliyorum” diye bağırdım. Döllerim fışkırdı; kendi göğsüme, çeneme, hatta dudağıma kadar sıçradı. Emre sikimi sıkmaya devam etti, son damlaları da sağıp aldı. İçimdeki sikiyse hâlâ sertti, hâlâ hareket ediyordu.
“Güzel,” dedi, nefesi kesik. “Şimdi ben. Ama bu sefer… biraz daha farklı bir yerde bitireceğiz.” Çıktı içimden. Deliğim açık kaldı, sızladı. Emre yatağın kenarına oturttu beni, kendi ayağa kalktı. Dolaba gitti, bir şeyler karıştırdı. Dönerken elinde bir şişe yağ ve… kalın, siyah bir plug vardı. Gözlerim büyüdü. “Ne…?” “Sadece ısındık dedim ya,” diye gülümsedi. “Bu gece bitmeden götün hem beni hem bunu alacak. Sonra sabah da belki bir tur daha. Hâlâ çıkmak istiyor musun, yoksa kalıyor musun?”
Kalbim boğazıma tıkanmıştı. Plug’un kalınlığına baktım, sonra onun hâlâ dimdik sikine. Bacaklarımın arasından sızan kendi dölüm çarşafa akıyordu. “Kalıyorum,” dedim, sesim kısıtık. “Ama yavaş yavaş göster. İlk kez… öyle bir şey alacağım.” Emre yatağa diz çöktü, yağ şişesini açtı. “O zaman gevşe. Gece daha yeni başlıyor, komşu. Ve ben boşanmanın tadını seninle çıkaracağım—ta ki yürüyemez hale gelene kadar.”
Parmakları yağlı yağlı deliğime değdiğinde, plug’un soğuk ucu tenime yaklaştığında, aklımdan tek bir şey geçiyordu: terasın jakuzisi sadece başlangıçmış. Bu adamın dairesinde, bu dağınık yatakta, daha neler olacağını düşünürken sikim bile yeniden kıpırdadı. Emre eğilip kulağıma fısıldadı: “Hazırsan söyle. İçeri yavaş yavaş sokacağım… sonra da tekrar sikimle değiştireceğim. Anlaştık mı?”
“Anlaştık,” diye fısıldadım. Ve gece, gerçekten de, daha bitmemişti.
Yağın soğuk damlaları göt deliğime değdiğinde ürperdim. Emre’nin parmakları yavaşça halkamı okşadı, yağın kayganlığını her kıvrıma yaydı. “Gevşe,” diye fısıldadı, sesi kalın ve boğuktu. “Plug’u sokarken bakacağım yüzüne. Acırsan söyle, dururum. Ama sen seveceksin, biliyorum.” Başımı salladım, yastığa yanağımı bastırdım. Kalbim boğazımda atıyordu; jakuzideki o ilk girişten, duvardaki sert sikişten, kanepe ve yataktaki turdan sonra bile bu farklıydı. Yabancı bir şey… kalın, siyah, soğuk.
Ucu deliğime dayandı. Emre yavaşça bastırdı. Halkam gerildi, yandı, sonra yağın yardımıyla açıldı. “Ahh… siktir, kalın,” diye homurdandım. İçeri kayıyordu santim santim. Dolu, baskın bir his. Parmaklarından daha kalın, onun sikinden biraz daha kısa ama o kadar da dolu ki mideme vurur gibiydi. “Al… hepsini al,” dedi Emre, bir eliyle kalçamı tutup açık tutarken. “Bak ne güzel yutuyor deliğin.” Plug köküne kadar girdiğinde nefesim kesildi. İçimde sabit, sert, kıpırdamayan bir ağırlık. Kaslarım onu sıkıyordu kendiliğinden.
Emre geri çekilip bana baktı. “Nasıl?” “Dolu… amına koyayım çok dolu,” dedim, sesim titrek. “Hareket ettir biraz.” Gülümsedi o kaba gülüşüyle, plug’un tabanını tutup yavaşça dışarı çekti, sonra tekrar itti. Her girişte prostatıma sürtünüyordu. Sikim yeniden dimdik kalkmıştı, çarşaflara sürtünüyor, ucundan sızıyordu. “Senin götün plug’u da sikimi de aynı açlıkla yutuyor,” diye mırıldandı. Bir süre sadece onunla oynadı; içeri, dışarı, kıvırarak. Ben inliyordum, kalçalarımı geriye itiyordum. “Yeter… çıkar, sikini sok. İstiyorum seni.”
Emre plug’u yavaşça çekti. Deliğim boşaldı, açık kaldı, kıpırdadı, sızladı. Yağlı ve gevşek. O hemen arkasından geldi, kalın sikinin başını dayadı ve tek hamlede köküne kadar gömüldü. “Siktirrr!” diye bağırdım. Plug’dan sonra o damarlı, sıcak et daha da yoğun geldi. Emre belimi kavradı, sert ve derin sikişmeye başladı. Her vuruşta taşakları götüme çarpıyor, yatak gıcırdıyordu. “Plug’u hissettin ya… şimdi benimki daha iyi değil mi?” “Daha iyi… daha sıcak, daha sert. Boşalma içime bu sefer, lütfen,” diye yalvardım.
Ama o yine dinlemedi. Bir süre vahşi siktikten sonra çıktı, beni sırtüstü çevirdi. Bacaklarımı omuzlarına aldı, yeniden girdi. Bu açıyla her darbe mideme vuruyordu. Eli sikime sarıldı, sıvazladı. “Beraber boşalmayacağız henüz. Sen yine önce. Sonra plug’u tekrar takacağım, sikimle birlikte tutacaksın ikisini de… hayır, sırayla. Gece uzun dedim.” Göz göze geldik. O yorgun, azgın bakışlar… dayanamadım. Belim kasıldı, döllerim fışkırdı göğsüme, boynuma. Emre sikimi sağıp son damlaları aldı, sonra kendi temposunu artırdı. “Ağzına,” dedi aniden, çıktı, yüzüme doğru diz çöktü. Dilimi uzattım. Sıcak dölleri dilime, damağıma, çeneme vurdu. Yutkunurken boğazım tıkandı, bir kısmı boynuma aktı.
Nefes nefese yatağa yığıldık. Ama Emre’nin siki tamamen sönmemişti. Birkaç dakika dinlenir gibi yaptı, sonra yağ şişesini tekrar eline aldı. “Kalk,” dedi. “Dizlerinin üstüne çök, göğsünü yatağa koy. Plug’u yeniden takacağım. Bu sefer daha uzun kalacak.” İtaat ettim. Yağlı parmakları yine deliğimi hazırladı, plug soğuk ucuyla girdi. Bu sefer daha kolay açıldım. Köküne kadar oturunca içimde zonkluyordu. Emre arkadan sarıldı, göğüs kılları sırtıma yapıştı, eli öne uzanıp benim yarı sönmüş sikimi okşadı. “Hissediyor musun? İçinde duruyor. Şimdi mutfağa gideceğiz. Plug takılıyken seni tezgaha yatıracağım.”
Kalkarken bacaklarım titriyordu. Plug her adımda prostatıma basıyor, sikimin yeniden kabarmasına yol açıyordu. Koridordan geçtik, mutfağa girdik. Emre ışığı yaktı, loş bir sarı aydınlık. Beni tezgaha sırtüstü yatırdı, bacaklarımı açtı. Plug hâlâ içimdeydi. O eğilip sikimi ağzına aldı, emerken bir eliyle plug’u yavaşça hareket ettirdi—içeri, dışarı. “Emre… amına koyayım, ikisini birden…” İnlemem mutfakta yankılandı. O gülümsedi sikimin etrafında, tükürüğü aksın diye daha derin yuttu. Sonra plug’u tamamen çıkardı, yerine kendi sikini dayadı. Tezgahın soğukluğu sırtıma işlerken o sıcacık, kalın et içime gömüldü.
“Burada da sikeceğim seni,” diye homurdandı. “Sonra salona, belki balkona bile. Komşular duyarsa duysun. Boşanan adamın yirmi iki yaşındaki komşu çocuğunu siktiğini bilsinler.” Ritmi yakaladı. Her girişte tezgah sarsılıyor, kalçalarım taşa çarpıyordu. Ben bacaklarımı beline doladım, onu daha derine çektim. “Daha sert… orası, evet, vur oraya.” Emre bir eliyle boğazımı hafifçe sıktı—nefesimi kesmeden, sadece kontrol için. Gözlerim yaşardı zevkten. “Sık beni,” dedi. Kaslarımı sıktım, o inledi. Tempo bozuldu, vahşileşti.
Bir anda çıktı yine. Deliğim şapırdayarak boşaldı. Emre plug’u kaptı, yağladı, tekrar soktu. “Tut bunu içinde. Şimdi sen beni em. Diz çök.” Tezgâhtan indim, dizlerimin üstüne çöktüm. Plug içimde ağır basarken onun yarım sert sikini ağzıma aldım. Tuzlu, kendi dölümün ve yağın tadı dilimde. Emre saçımı tuttu, yavaş yavaş boğazıma itti. “Güzel emiyorsun… götünde plug, ağzında sikim. Resmen benim oldun bu gece.” Boğazım daraldı, salyalar aktı. O birkaç kez derin peş peşe soktuktan sonra çekti, “Yeter. Kalk, salona.”
Plug takılı yürürken her adım işkence gibi zevkliydi. Sikim dimdik, ucu sızdırıyordu. Salonda Emre beni pencereye doğru götürdü. Perdeler aralıktı, gece karanlığı, karşı apartmanların ışıkları. “Burada,” dedi. “Ellerini cama koy.” Yaptım. Arkamda durdu, plug’u yavaşça çıkardı, sikini sürttü deliğime. “İstiyor musun hâlâ?” “İstiyorum,” dedim nefes nefese. “Sok, camı titret.” Girdi. Bu sefer yavaş, derin, kontrollü. Her vuruşta vücudum cama yaklaşıyor, nefesim buğulanıyordu. Dışarıda biri görür mü diye aklımdan geçti ama umrumda değildi. Emre’nin elleri belimde, siki içimde, plug’un az önce açtığı yerde o kalınlık kayıyordu.
“Yarın yürüyemeyeceksin,” diye fısıldadı kulağıma, dişi küpeştemi ısırırken. “İşe, okula, nereye gideceksen topallayacaksın. Ve her adımda beni hatırlayacaksın.” “Hatırlayacağım,” diye inledim. “Daha fazla… plug’u da istiyorum yine. İkisini de.” Emre durdu, çıktı. “Peki. O zaman yatağa dönüyoruz. Plug’u takacağım, üstüne de parmaklarımı, belki dilimi. Sonra sikimle değiştireceğim ta ki boşalana kadar—bu sefer içine. Anlaştık mı, komşu?”
Başımı salladım. Bacaklarım titriyor, göt deliğim açık ve yanıyor, sikim patlamaya hazırdı. Emre’nin kıllı göğsü ter içinde, siki parlıyordu yağ ve salyadan. Beni elinden tutup tekrar yatak odasına sürüklerken aklımdan tek şey geçiyordu: jakuzideki o ilk dokunuş gerçekten de sadece kıvılcımmış. Bu adam beni gece boyunca dolduracak, boşaltacak, yine dolduracaktı. Yatak odasının eşiğinden geçerken plug’u elinde salladı, yağ şişesini masaya bıraktı. “Yat. Yüzüstü. Bacaklarını iyice aç. Gece hâlâ bitmedi… ve ben daha yeni başlıyorum seninle.”
Çarşaflara yığıldım, kalçamı kaldırdım. Plug’un ucu yine tenime değdi, yavaş yavaş içeri kaymaya başladı. Emre’nin nefesi ensemde, eli sikimde. “Söyle,” dedi. “Hazır mısın daha fazlasına?” “Hazırım,” diye fısıldadım, sesim kısıtık. “Hepsini ver. Yürüyemeyecek hale getir beni.” İçeri gömüldüğünde inledim, gözlerimi yumdum. Onun parmakları da eklendi yanına, gerildim, zevkten titredim. Sikim çarşaflara sürtünüyor, yeniden boşalmama ramak kalmıştı ama o elini çekti. “Henüz yok. Biraz daha dayan. Şimdi dilim gelecek… sonra tekrar sikim. Sabaha kadar böyle gideceğiz.”
Dilinin sıcaklığı plug’un yanından deliğime değdiğinde ah çektim. Gece, gerçekten de, daha yeni kızışıyordu. Emre’nin dairesinde, bu dağınık yatakta, boşanmanın tadını çıkarırken ben de kendi açlığımı keşfediyordum—ve her saniye daha fazla istiyordum.
Plug köküne kadar oturduğunda nefesim boğazımda düğümlendi. İçerideki o sabit, soğuk ağırlık prostatıma basıyor, sikimi çarşaflara sürterek yeniden dimdik kaldırıyordu. Emre’nin dilinin sıcaklığı bir anda plug’un kenarından deliğime yapıştı. Yaladı, tükürüğünü yağın üstüne kattı, dilini içeri sokmaya çalışırken plug’u da yavaş yavaş oynattı—içeri itti, hafifçe çevirdi, geri çekti. “Amına koyayım… dilin… plug’la birlikte…” diye boğuk boğuk inledim. Yastığa yüzümü gömdüm, kalçalarımı daha da açtım. Her yalamada halkam seğiriyor, plug’un tabanı kıçımı geriyordu.
Emre bir eliyle plug’u tutup ritmik şekilde sokup çıkarmaya başladı, diğer eliyle sikimi kökünden tuttu, sıkı sıvazladı. “Götün ikisini birden istiyor resmen,” diye homurdandı, nefesi deliğime değiyordu. “Bak nasıl açılıyor… yağlı, gevşek, yutmaya hazır.” Dilini daha derin soktu, plug’un yanından kıvırdı, prostatıma bastı. Belim kasıldı, ucumdan sümüksü bir damla çarşafa aktı. “Emre… çıkar onu, sikini sok artık. Dayanamıyorum.”
O gülümsedi, plug’u yavaşça ama tamamen çekti. Deliğim şapırdayarak boşaldı, açık kaldı, kıpır kıpır sızladı. Hemen arkasından kalın, damarlı sikinin başını dayadı ve tek hamlede, ta taşaklarına kadar gömüldü. “Siktirrr! Kalın… daha kalın hissediyorum,” diye bağırdım. Plug’dan sonra o sıcak et mideme vurur gibiydi. Emre belimi kavradı, ensemi yastığa bastırdı ve vahşi bir tempoyla sikişmeye koyuldu. Her dalışta taşakları götüme çarpıyor, yatak gıcırdıyor, çarşaflar buruşuyordu. “Al… hepsini al komşu çocuğu. Boşanan adamın sikini götüne kadar yediriyorum sana.”
Geriye doğru ittim, her vuruşta “Daha sert… oraya vur, amına koyayım orası” diye inledim. Terimiz aktı, tenimiz şapırdıyordu. Emre bir elini öne uzatıp sikimi sıvazlamaya başladı; avucu başımı eziyor, parmakları taşaklarımı sıkıyordu. “Boşalma,” diye emretti. “İçinde tut. Plug’u tekrar takacağım, üstüne de sikimi sokacağım sandın mı? Sırayla dolduracağım seni ta ki dölün bitsin.” Tempo bozulmadan birkaç dakika daha derin ve acımasız sikti. Sonra aniden çıktı. Deliğim açık, yağlı, zonklayan bir delik gibi kaldı.
Yağ şişesini kaptı, bolca sıktı, parmaklarıyla halkamı yokladı. Plug’u yeniden dayadı, bu sefer daha hızlı soktu. Köküne kadar oturunca inledim; içerideki doluluk yeniden midemi buladı. Emre plug’u yerinde bırakıp arkama yaslandı, göğüs kılları sırlı sırtıma yapıştı. Eli önden sikimi kavradı, yavaş yavaş sıvazladı. “Hissediyor musun? İçinde duruyor, kımıldamıyor bile. Şimdi kalkıyoruz. Plug takılıyken seni tekrar tezgâha yatıracağım, orada emdireceğim, sonra salonda camda sikeceğim. Komşular görürse görsün—boşanan Emre’nin yirmi iki yaşındaki komşusunu götünden siktiğini bilsinler.”
Kalkmaya çalıştım; bacaklarım titriyordu, her adımda plug prostatıma basıyor, sikim sallanarak sızdırıyordu. Mutfağa sürükledi beni. Soğuk tezgâha yüzüstü yatırdı, bacaklarımı iyice ayırdı. Plug hâlâ içimdeyken eğilip sikimi ağzına aldı. Sıcak boğazı başımı yuttu, dilini damarlarıma doladı. Aynı anda bir eliyle plug’u yavaşça içeri-dışarı oynattı. “İkisini birden… Emre siktir, boğuluyorum zevkten,” diye inledim tezgâha. O gülümsedi sikimin etrafında, tükürükler aksın diye daha da derin yuttu, plug’u kıvırarak prostatıma sürttü. Boşalmama ramak kalmıştı ama o ağzını çekti, plug’u tamamen çıkardı ve kendi kalın sikini tek seferde köküne kadar soktu.
Tezgâh sarsıldı. Her vuruşta kalçalarım soğuk taşa çarpıyor, taşakları götüme şap şap vuruyordu. Bir eliyle boğazımı hafifçe sıktı—nefesimi kesmeden, sadece hâkimiyet için—diğer eliyle belimi çekti. “Sık beni. Götünü kas, yut sikimi.” Kaslarımı sıktım; o inledi, tempo vahşileşti. “Burada boşalmayacağım. Camda boşalacağım senin içine. Anladın mı?” “Anladım… daha sert sik, camı titret o zaman,” diye yalvardım.
Çıktı, plug’u yağlayıp tekrar taktı. “Tut bunu. Yürü.” Salona geçtik. Perdeler aralıktı, karşı binaların ışıkları loş loş sızıyordu. Emre beni cama doğru itti. “Ellerini cama koy, bacaklarını aç.” Yaptım. Nefesim buğulandı camda. Arkamda durdu, plug’u yavaşça çekti, sikinin kaygan başını deliğime sürttü. “İstiyor musun hâlâ, komşu? Götün yanıyor mu?” “İstiyorum. Sok içime, dölünü içime boşalt bu sefer. Yürüyemeyecek hale getir.”
Girdi. Yavaş, derin, kontrollü ilk birkaç vuruştan sonra tempo yükseldi. Her dalışta vücudum cama yapışıyor, sikim camın soğukluğuna sürtünüyor, ucundan sümük akıyordu. Emre bir eliyle saçımı tuttu, başımı hafifçe geri çekti, diğer eliyle kalçamı morartırcasına sıktı. “Yarın topallayacaksın. Her adımda götünde benim kalınlığımı hissedeceksin. Okula, işe, nereye gidersen götün sızlayacak.” “Hissedeceğim… daha fazla ver, plug’u da sok arada, ikisini de istiyorum,” diye inledim.
Durdu, çıktı. Plug’u kaptı, yarısına kadar soktu, sonra kendi sikini de yanından—hayır, peş peşe—plug’u çıkarıp anında sikini kökledi, birkaç sert vuruştan sonra yine plug’u takıp parmaklarını ekledi. Üç parmak ve plug birlikte gerdi beni; bağırdım, gözlerim yaşardı. “Amına koyayım açılıyor… dolu, çok dolu.” Emre plug’u yerinde bırakıp sikini ağzıma tıkadı. “Em. Götünde plug, boğazında sikim. Benim malım oldun bu gece.” Saçımı tuttu, boğazıma kadar itti, salyalar çeneme aktı. Birkaç derin pompadan sonra çekti, “Yatağa. Son turlar orada. İçine boşalacağım, sonra yüzüne, sonra yine içine.”
Yatak odasına yarı sürüklenerek girdik. Plug takılı, sikim patlamaya hazır, deliğim yanıp sızlarken çarşaflara yüzüstü yığıldım. Emre plug’u çıkardı, bol yağladı, sonra sikini ta köküne kadar gömdü ve acımasızca sikişmeye başladı. Ensemi tuttu, yüzümü yastığa bastırdı, kalçamı kaldırıp her açıyı yokladı. “Komşunun götü… boşanan adamın dölünü yutmaya bayılıyor.” Taşakları şapırdıyordu, yatak devrilir gibi sarsılıyordu. Ben geri tepiyordum, “İçime… bu sefer içime boşal, doldur beni” diye yalvarıyordum.
Emre tempoyu artırdı, nefesi kesik kesik. “Geliyorum… götünü aç, al dölümü.” Birkaç sert, derin darbeden sonra kasıldı ve sıcak, koyu dölleri içime fışkırttı. Her nabızda daha fazla basıyordu, taşakları götüme yapışık, sikim hâlâ içimde zonkluyordu. “Al… hepsini al, sızmasın.” Ben de dayanamadım; çarşaflara sürten sikim fışkırdı, döllerim karnıma, yatağa aktı. Ama Emre çıkmadı. İçimde yarı sert kalmışken plug’u kaptı, sikinin yanından—çıkarmadan—değil, yavaşça sikini çekip hemen plug’u soktu, dölünü içeri tıkadı.
“Tut bunu içinde. Dölüm plug’la dışarı akmasın.” Kalkmamı sağladı, sırtüstü yatırdı. Bacaklarımı omuzlarına aldı, plug’u oynatarak prostatıma bastı, aynı anda sikimi emdi. “Bir tur daha. Plug içindeki dölümü ezecek, sen yine boşalacaksın, ben de yüzüne kusacağım.” Dilini deliğimin kenarına gezdirdi, plug’u sokup çıkardı, parmak ekledi. Sikim yeniden kabardı. Emre ayağa kalktı, plug’u çıkarıp sikini—yeniden dimdik—kökledi ve yüz yüze, bacaklarım havada sikişmeye devam etti. Her vuruşta içimdeki döl şapırdıyor, taşarak çarşafa akıyordu. “Bak nasıl akıyor… götünden benim dölüm sızıyor, yine dolduracağım.”
Sert, ritmik, acımasız. Ter, döl, yağ kokusu odayı boğuyordu. Emre eğildi, mememi ısırdı, boynumu yaladı. “Boşal yüzüme bakarak.” Eli sikime sarıldı, hızla sıvazladı. Göz göze geldim; o yorgun, azgın bakışlarla dayanamadım, belim kavis aldı, döllerim fışkırdı—göğsüme, çeneme, dudağıma. Emre sikimi sağıp son damlayı alınca kendi temposunu bozdu, çıktı, göğsüme ve yüzüme doğru diz çöktü. “Aç ağzını.” Dilimi uzattım. Kalın, sıcak dölleri dilime, damağıma, gözlerime, saçıma vurdu. Bir kısmını yuttum, bir kısmı boynumdan göğsüme aktı, plug’un az önce tıkadığı deliğimden hâlâ onun önceki dölü sızıyordu.
Nefes nefese yatağa yığıldık ama Emre dinlenmedi. Yağ şişesini tekrar sıktı, plug’u döl ve yağ karışımıyla kayganlaştırıp deliğime yeniden dayadı. “Son kez. Sabaha kadar bu göt hem plug’u hem sikimi alacak. Yürümesi imkânsız hale gelene kadar dolduracağım seni.” Ucu girdi, yavaş yavaş kökledi. İçerideki ağırlık dölümü ezdi, sızlattı. Emre arkadan sarıldı, sikini plug’un yanına sürttü—hayır, plug’u biraz çekip kendi sikini yarım yamalak sokmaya çalıştı, halkam yırtılır gibi gerildi, ikisi birden olmasa da peş peşe, aralıksız değiştirdi: plug, sik, plug, sik. Her değişimde inliyordum, sikim yine sızdırıyordu.
“Daha… daha fazla, götümü yırt, doldur, boşalt, yine doldur,” diye bağırdım. Emre plug’u tam sokup bıraktı, sikini ağzıma tıkadı, boğazımı sikti. Salya, döl, yağ her yerdeydi. Sonra plug’u çıkarıp son bir kez köküne kadar gömüldü ve içeride boşaldı—yine, daha koyu, daha çok. “Al… götüne kusuyorum dölümü, sızdırma.” Taşakları seğirirken içimde nabız nabız basıyordu. Ben de kendi sikimi avuçlayıp son kez fışkırttım; döllerim göğüs kıllarına, karnına yapıştı.
Emre sikini içimde bırakıp bir süre öyle kaldı, sonra yavaşça çekti. Deliğim tamamen açık, kırmızı, döl sızdıran bir delikti. Plug’u son kez yağlayıp soktu, köküne kadar oturttu. “Bunu takılı bırak. Sabah çıkarmadan önce bir tur daha sokacağım. Şimdi uyu istersen—ama götün dolu uyuyacaksın.” Bacaklarım titriyor, her nefeste plug prostatıma basıyor, içimdeki döller şapırdayarak akıyordu. Emre’nin kıllı göğsü ter ve döl içinde yüzüme yaklaştı, sikini dudaklarıma sürttü. “Yala temizle. Sonra yine kalkacak, yine sokacağım.”
Dilimi uzattım, kendi dölümü ve onun artığını yaladım. Tuzlu, koyu, yapışkan. Emre saçımı tuttu, başımı sikine bastırdı. “Güzel… böyle. Bu gece götün benim çöplüğüm oldu. Yarın da olacak. Topallayarak çıkacaksın bu daireden, her adımda içindeki dölü ve plug’u hissedeceksin.”
Plug içimde zonklarken, deliğimden sızan döller çarşafa akarken, sikim hâlâ seğirirken Emre’nin kalın, yapışkan sikini boğazıma kadar indirdim ve son damlaları da yutkunarak emdim—götüm dolu, ağzım dolu, her deliğim onun dölü ve aletiyle tıka basa tıkanmışken sabaha kadar yine sikilmeye hazır, yürüyemeyecek kadar aç ve kullanılmış bir komşu çocuğu olarak orada yatıyordum.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories