Yavaşça Teslim Olurken Üçü Birlikte

Ece, üvey abisinin iki arkadaşıyla sahil evinde yavaşça ikisini de içine alarak grup sikişiyor.

8 min read September 06, 2026New

Ece, üniversiteyi bitirdiğinin ertesi haftası sahil evinin ahşap kapısından adımını attığında burnuna tuz ve çam kokusu doldu. Yirmi iki yaşındaydı; bedeni hâlâ yeni mezun heyecanıyla gergindi, teni güneşe açılmaya can atıyordu. Üvey abisi o hafta şehirde kalmış, evi “iki arkadaşımla kal, rahat et” diye Emre’ye ve Can’a bırakmıştı. İkisi de yirmi sekizinde, uzun zamandır Ece’nin etrafında dolanan, bakışlarıyla onu soyuyan adamlardı.

Emre mutfaktan çıktı; geniş omuzları, kısa sakalı, gülümserken ortaya çıkan o bilmiş çizgisi… “Hoş geldin küçük şey,” dedi, elini beline koyup yanağından öptü. Öpücük bir saniye fazla sürdü. Can terastan içeri girdi, ıslak saçları omzuna yapışmış, mayo peştemalı belinde. “Büyümüşsün ha,” diye mırıldandı, parmak uçlarıyla koluna sürtünerek. Ece’nin karnında sıcak bir düğüm atıldı. Onları istediğini inkâr etmek artık saçmaydı; geceleri yorganın altında parmaklarını ıslatırken aklına gelen yüzler tam da bunlardı.

Gündüz plajda gerilim yavaş yavaş tırmandı. Emre güneş kremasını Ece’nin sırtına sürerken avuçlarını kalçalarına indirdi, “Burayı da mi süreyim?” diye fısıldadı. Can denize girip çıkınca yanına uzandı, bacağını Ece’nin bacağına dayadı; parmakları bileğine, sonra dizine gezindi. Ece gözlerini kapattı, nefesini tuttu. “İkiniz de çok açıksınız,” dedi kısık sesle. Emre güldü. “Sen de hoşlanıyorsun bizi izlemekten.” Ece cevap vermedi ama memeleri sertleşmiş, bikini altı nemlenmişti. İçinden kabul etti: Evet, istiyorum. İkinizi birden istiyorum.

Akşam terasta rakı sofrası kuruldu. Üzüm yaprağı, beyaz peynir, karides; kadehlerin buzları şıngırdadı. Deniz kararırken sohbet alevlendi. Emre Ece’nin arkasındaki hasır koltuğa geçti, geniş avuçlarını omzuna koydu. “Kasların taş gibi olmuş, masaj yapayım.” Parmakları boynuna, kürek kemiklerine battı; başparmakları omurlarına bastırırken Ece’nin boğazından istemsiz bir inilti koptu. Can karşısında oturuyordu; ayağını uzatıp Ece’nin çıplak baldırına sürttü, sonra avucuyla dizininnerisine, eteğinin altına doğru okşadı. “Titriyorsun,” dedi Can, sesi kalın. Ece baktı: İkisinin de şortunda belirgin şişkinlik vardı. Emre’nin eli omzundan kayıp meme ucuna yaklaşmış, Can’ın parmakları iç bacağında ıslaklığı hissetmişti.

Ece kadehini indirdi. Kalbi güm güm atıyordu ama karar vermişti. “Ben hazırım,” dedi net bir sesle. “İkinizi de istiyorum. Saklamayın artık.”

O cümle bittiği an üçü de kendilerini tutamadı. Emre eğilip ağzını Ece’nin ağzına yapıştırdı; dili içeri daldı, rakı ve anason tadı karıştı. Can ayağa kalkıp öbür yandan boynunu emdi, eli eteğini sıyırıp külotsuz amına ulaştı—parmakları yarıkta kaydı, zaten sırılsıklam olduğunu hissedince homurdandı. “Siktir, ne kadar ıslakmışsın.” Ece iki erkeğin arasında ezilirken öpüşmeleri çoğaldı; Emre dilini emiyor, Can alt dudağını ısırıyor, dört el birden vücudunu yokluyordu. Bluz omuzlarından kaydı, memeleri serbest kaldı; Emre bir ucu ağzına alırken Can ötekini parmaklarıyla burdu.

Ece ortada diz çöktü. Tahta zemin dizlerini yaksa da umurunda değildi. Emre şortunu indirdi; kalın, damarlı siki Ece’nin yüzüne çarptı. Ece dilini çıkarup başını yaladı, sonra ağzını açıp mümkün olduğunca derine aldı. Boğazı kasılırken Emre saçlarını tuttu. “Aynen öyle… yut.” Arkadan Can Ece’yi belinden kavrayıp kalçalarını kaldırdı, dilini amının yarığına yapıştırdı. Islak, sesli yalamalar; klitorisini emişler, dilini deliğine sokuşlar. Ece Emre’nin sikini emerken inliyor, tükürükleri çenesinden akıyor, Can’ın dili her geçişte bacaklarını titretiyordu. “Daha… daha yala,” diye mırıldandı dolu ağızla.

Emre Ece’yi ayağa kaldırıp ters çevirdi, korkuluğa doğru domalttı. “Şimdi seni sikeceğim.” Başı amına sürtündü, bir hamlede köküne kadar girdi. Ece çığlık attı; duvarı dolduran sertlik içini geriyordu. Emre kalçalarını tutup sert, düzenli vuruşlarla sokup çıkardı; her seferinde taşa değen et sesi geceye karıştı. Can öne geçti, sikini Ece’nin ağzına verdi. Ece iki yandan doldurulmuş halde sallanıyordu—arkadan Emre’nin darbeleri onu Can’ın sikine doğru itiyor, o da boğazına kadar yutmaya çalışıyordu. Tükürük, am suyu, iniltiler… “Sik beni, boşaltma henüz,” diye yalvardı ara ara. Emre hızını artırdı, taşakları kalçalarına şap şap çarpıyordu.

Sonra pozisyon değişti. Can sırtüstü şezlonga uzandı, sikini dik tuttu. Ece ters oturuşla üzerine bindi; amını yavaşça Can’ın sikine geçirirken ikisi de homurdandı. “İçimde… kocaman,” dedi Ece, kalçalarını eze eze aşağı inerek. Emre arkaya geçti, diz çöküp Ece’nin göt deliğini yaladı—dilini halkaya bastırıp ıslattı, parmağıyla yavaşça açtı. “Daracık burası. Gevşe, yavaş yavaş alacağız.” Ece öne eğildi, Can’ın göğsüne tutunarak. Emre sikinin başını göt deliğine dayadı, salyasıyla yağlayıp milim milim içeri bastırdı. Ece’nin nefesi kesildi; yanma ve doluluk bir arada… “Ahhh… yavaş, doluyorum.” Emre yarıya kadar girince durdu, sonra daha derine. İkisi de içindeyken Ece kımıldayamadı; amı ve götü gerilmiş, iki kalın sik yan yana basıyordu.

Ritim yavaş başladı. Can alttan yukarı itiyor, Emre arkadan kısa hareketlerle sokuyordu. Ece’nin klitorisi Can’ın kasığına sürtünüyor, her çift vuruşta zevk kıvılcımı sıçrıyordu. “Daha hızlı… ikinizi birden hissediyorum,” diye inledi. Adamlar hızlandı; Emre götünü doldururken Can amını dövüyor, Ece iki ateş arasında savruluyordu. İlk orgazm geldiğinde amı kasılarak Can’ı sıktı, çığlığı denize karıştı. “Boşalıyorum—siktir!” Bacakları titrerken Emre durmadı, göt deliğini daha da açarak vurmaya devam etti. İkinci dalga peş peşe geldi; Ece’nin gözleri yaşardı, tükürüğü Can’ın göğsüne aktı. “Yine… yine geliyorum…” Üçüncüde neredeyse bayılacaktı; kasıkları kramplarla seğiriyor, iki deliği de nabız gibi atıyordu.

Emre ve Can da sınırdaydı. “Yüzüne mi?” diye sordu Emre nefes nefese. Ece ikisinden de çıktı, hemen diz çöktü, dilini dışarı çıkarıp memelerini avuçladı. “İkinizin de dölünü yüzüme ve göğüslerime boşaltın. Hepsinini istiyorum.” Can önce geldi; kalın siki Ece’nin diline doğru seğirerek kalın, sıcak damlalar fışkırttı—çenesine, yanağına, boynuna. Emre hemen ardından; dölü Ece’nin açık ağzına, üst dudağına ve memelerinin arasına yapıştı. Ece parmaklarıyla yaydı, birazını yalayıp yuttu, geri kalanı teninde parladı. “Sizin… tadınız,” diye fısıldadı, gözleri yarı kapalı.

Üçü terasta yere yığıldı. Deniz karanlıkta usul usul ses çıkarıyordu; rüzgâr terlerini serinletirken birbirlerine sarıldılar. Ece ortada, iki erkek iki yanında, bacaklar birbirine dolanmış. Emre saçını okşuyor, Can elini göbeğinde gezdiriyordu. Kimse hemen konuşmadı; sadece nefesler ve uzakta bir martı.

Ece gülümsedi, sesi hâlâ titrek ama netti. “Yaz daha yeni başladı… bunu her gece tekrarlayacağız.” Emre’nin eli kalçasına indi, sıkıca tuttu. Can boynuna doğru eğilip ısırık gibi bir öpücük bıraktı. “Her gece az gelir,” dedi Can alçak sesle. “Sabahları da, öğlenleri de.” Ece’nin içinde yeniden bir kıpırtı uyandı; bacaklarının arasını düşündü, hâlâ sızlayan götünü, amındaki ıslaklığı. Emre kulağına fısıldadı: “Yarın abin aramayacak. Bütün gün seninleyiz. Hazır mısın daha sertine?” Ece gözlerini açmadan “Hazırım,” dedi ve denize baktı. Gecenin geri kalanı henüz bitmemişti; terasta yarım kalan şişe, yerdeki ıslak izler ve üç bedenin birbirine kenetlenmiş hali, sabaha kadar sürecek ikinci bir turu bekliyordu.

Emre’nin fısıltısı kulağında hâlâ titreşirken Ece gözlerini açtı. Denizin karanlık yüzü, terasta kalan rakı şişesinin damlayan teri, Can’ın göbeğinde gezinen eli… Hepsi birden onu yeniden gerdi. “Hemen,” dedi boğuk bir sesle. “İkinci turu bekletmeyin. İçimde hâlâ sizin boşluklarınız var, doldurun.”

Can gülümseyerek doğruldu, Ece’yi kucağına çekti. Dudakları boynuna yapıştı, dilini tuzlu teninde gezdirirken Emre de arkadan yaklaştı. Üçü ayağa kalktı; tahta zemin çıplak ayaklarının altında gıcırdadı. Emre Ece’nin belini kavradı, korkuluğa doğru yürüttü ama bu kez daha sert. “Ayakta alacak mısın bizi?” diye sordu, sikini zaten sertleşmiş halde kalçalarına sürterek. Ece başını salladı, bacaklarını açtı. “Ayakta, yerde, her yerde. Sadece girin.”

Can öne geçti, Ece’nin bir bacağını kaldırıp kalçasına doladı. Amı hâlâ kaygan ve şişkti; Can’ın başı yarığa değdiği an Ece’nin nefesi kesildi. “Bak ne kadar açık kalmış,” diye homurdandı Can ve bir hamlede köküne kadar soktu. Ece’nin sırtı Emre’nin göğsüne yaslandı; Emre aynı anda parmaklarını göt deliğine bastırdı, iki parmağı birden içeri kaydırdı. “Hâlâ dar ama ıslak… dölüm bile kalmış içinde.” Ece iki deliği birden doldurulurken inledi, sesi geceye yayıldı. “Daha… parmak yetmez, sikini ver.”

Emre parmaklarını çekti, sikinin başını göt deliğine dayadı. Can amında derin dururken Emre yavaş yavaş, milim milim bastırdı. Ece’nin tırnakları Can’ın omzuna battı. “Ahhh siktir… ikiniz yan yana… kocaman…” İçerisi yanıyor, geriliyor, ama zevk acıdan daha baskındı. Emre tam girdiğinde üçü de bir an kımıldamadı; Ece’nin bedeni iki kalın sikle dolup taşmış, kasıkları seğiriyordu. “Hareket edin,” diye yalvardı. “Sikin beni.”

Ritim bu kez daha vahşi başladı. Can alttan sert vuruşlarla amını döverken Emre arkadan kısa, derin darbelerle götünü dolduruyordu. Her çift itişte Ece’nin memeleri zıplıyor, tükürük ağzından akıyordu. “Daha sert… abinizin arkadaşları gibi değil, sahiplenmiş gibi sikin.” Emre saçını yakaladı, başını geri çekti, boynunu ısırarak hızlandı. “Sen bizimsin bu yaz. Her deliğin bizim.” Can da meme ucunu ağzına alıp emerken kalçalarını savurdu; taşakları şap şap Ece’nin tenine çarpıyordu.

Ece’nin ilk orgazmı ayaktayken geldi. Amı Can’ı kasarak sıktı, göt deliği Emre’nin siki etrafında nabız gibi attı. “Geliyorum—boşalıyorum ikinizin üzerinde!” Bacakları titredi, Can onu tutmasaydı yere yığılacaktı. Ama adamlar durmadı. Emre Ece’yi Can’ın siki üzerinden kaldırdı, yere, peştemalların üzerine yatırdı. “Şimdi yüzüstü. Kalçanı kaldır.” Ece itaat etti; dizlerini çekti, götünü havaya dikti. Emre arkadan amına girdi bu kez, Can ise önüne diz çöküp sikini ağzına verdi. Ece hem emiyor hem sikiyor, tükürükleri Can’ın taşaklarına akıyordu. “Yut, boğazına kadar,” diye fısıldadı Can, saçlarını tutarak. Emre arkadan amını döverken bir eliyle göt deliğini parmaklıyor, “Burayı da unutma, sonra yine dolduracağım” diyordu.

Pozisyon yine değişti. Can sırtüstü yere uzandı, Ece üzerine bindi—bu sefer önden, yüz yüze. Amını yavaşça Can’ın sikine geçirirken Emre dizlerinin üstünde arkaya geldi. Göt deliğini salyasıyla ıslattı, başını dayayıp bir nefeste yarıya kadar soktu. Ece Can’ın göğsüne yığıldı, “Dolu… çok doluyum, kıpırdayamıyorum neredeyse.” Ama kıpırdadılar. Can alttan yukarı vuruyor, Emre arkadan aynı tempoda sokuyordu; iki sik Ece’nin içinde birbirine sürtünüyor gibiydi, ince duvar titreşiyordu. “Hissediyor musun bizi?” diye sordu Emre. “Amın ve götün aynı anda geriliyor, ikimizi de yutuyorsun.” Ece sadece inleyebildi. “Evet… sikinler… daha derine.”

Hız arttı. Terleri birbirine karıştı, et sesleri geceye karıştı, Ece’nin çığlıkları boğuklaştı. İkinci orgazm peş peşe geldi; amı sıvı fışkırtır gibi kasıldı, Can’ın karnını ıslattı. “Siktirrr—yine… bayılacağım!” Emre götünü daha da açarak vurmaya devam etti, “Boşalmaya devam et, biz bitirmeden durma.” Üçüncü dalga geldiğinde Ece’nin gözlerinden yaş süzüldü, ama zevkten; bacakları krampla seğiriyor, iki deliği de nabız nabız atıyordu. “Döllerinizi… içime boşaltın bu sefer. İkisini de.”

Emre önce dayanamadı. Göt deliğinin derinliklerine doğru sert bir son vuruşla boşaldı; sıcak döl fışkırırken Ece’nin içini yaktı. “Al hepsini… götüne dolduruyorum.” Can da hemen peşinden; amını yukarı iterek kalın damlalar halinde boşaldı, Ece’nin rahmine doğru. Ece ikisini de içinde tuttu, kasılarak sıktı, “Akmasın… kalsın içimde.” Bir süre öyle kaldılar; iki sik yumuşayana kadar Ece’nin bedeninde, döller yavaş yavaş sızarken.

Sonunda yavaşça çıktılar. Ece yan yattı, bacakları açık, amından ve götünden beyaz sular süzülüyordu. Emre ve Can iki yanına uzandı, elleri hâlâ teninde geziyordu—bir meme ucu, bir kalça, ıslak yarık. Ece nefes nefese gülümsedi. “Yaz… daha yeni başladı dedim ya. Ama bu gece bitmesin istiyorum.”

Can parmağını amına sokup kendi dölünü karıştırdı, sonra parmağını Ece’nin dudaklarına götürdü. Ece emdi. Emre de götünden sızan dölü parmağıyla alıp Ece’nin diline sürdü. “Tadına bak, ikimizin karışımı.” Ece yuttu, gözleri parladı. “Her gece bunu istiyorum. Sabah uyandığımda amımda biriniz, götümde öbürünüz olsun. Öğlen plajdan gelince terasta yine ikinizi birden alayım. Akşam yemeğinden sonra salonda, mutfakta, duşta… her yerde.”

Emre saçını okşarken kulağına eğildi. “Abin dönene kadar buradayız. Sonra da fırsat buldukça. Ama sen planı kur, söyle ne zaman, nasıl.” Ece gözlerini kapadı, bedeni hâlâ sızlıyor, ama aklı çoktan ileriye kaymıştı. İçinde kıpırdayan şey sadece zevk artığı değildi; bir plan filizleniyordu. Yarın sabah erkenden uyanacak, ikisini de sert sikleriyle uyandıracak, kahvaltıdan önce yüzüne boşalmalarını isteyecekti. Öğleden sonra denize girip çıkınca ıslak bikiniyle terasa uzanacak, “Güneş kreması sürün, ama her yere” diyecek, sonra ikisini birden ayakta alacak. Akşam ise yatak odasına çekecekti onları—üvey abisinin odasına değil, kendi odasına—ve kapıyı kilitleyip saatlerce domalacaktı. Belki bir gün daha fazla; başka arkadaşlarını da çağırıp dörtlü, beşli… ama önce bu ikisi. Her gün, her saat, her delik.

Ece doğruldu biraz, iki erkeğin sikine birden elini götürdü; yumuşak olmalarına rağmen avucunda ağırdılar. “Yarın sabah altıda uyanın. Ben sizi ağzımla kaldıracağım, sonra amıma ve götüme sırayla boşaltacaksınız. Öğlen plajda, havlu altında parmaklayacaksınız beni, kimse görmeden. Akşam ise… akşam sizi bağlayacağım, ben yöneteceğim bir tur. Sonra yine siz. Yaz bitene kadar her gün program böyle. Abim arasa bile ‘meşgulüz’ diyeceksiniz. Anlaştık mı?”

Emre ve Can aynı anda “Anlaştık” dedi, sesleri kalın ve istekli. Ece gülümsedi, başını yine yastık gibi Emre’nin koluna yasladı, Can’ın elini bacaklarının arasına koydu. İçinde dölleri hâlâ sızarken, aklında yarının saat saat planı dönüyordu—nerede, nasıl, kaç kez, hangi pozisyonda. Deniz usul usul vururken Ece çoktan bir sonraki sabahı kuruyordu: Güneş doğmadan önce iki siki birden yutmak, sonra bütün gün teslim olmak, gece yine dolup taşmak. Yaz uzun olacaktı ve o, her saniyesini ikisiyle dolduracaktı.

Rate this story

Thanks for rating
Tagged threesome fingering dirty-talk massage leg-rubbing

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.