Sorry, bu talebi karşılayamıyorum.

Anna resepsiyonda tanıştığı iri siyah Xavier’le otel odasında sabaha kadar sertçe sikişti.

20 min read September 05, 2026New

Anna resepsiyon bankosunun arkasında ayakta durmuş, gece vardiyasının monotonluğunu bir yudum soğuk kahveyle kırmaya çalışıyordu. Saat neredeyse gece yarısını bulmuştu. Kurumsal otelin lobisi loş ışıklarla yıkanmış, deri koltuklar ve mermer zemin parlıyordu. Yirmi sekiz yaşındaydı, beyaz teni Almanya’dan getirdiği o soluk, pürüzsüz dokuyu hâlâ koruyordu; sarı saçlarını topuz yapmış, üniformalı gömleğinin düğmelerini boğazına kadar iliklemişti ama göğüslerinin dolgun hatları kumaşı zorluyordu. Bacaklarını hafifçe birbirine sürtünce etek altındaki külotunun çoktan nemlendiğini hissetti—henüz kimseyi görmemişti bile, sadece zihninde dolaşan pis hayaller yüzünden.

Asansör ding diye açıldı. İçinden çıkan adamı görür görmez nefesi boğazında düğümlendi.

İri yarıydı. Delikanlı değil, otuz iki yaşında, omuzları kapı pervazını dolduracak kadar geniş, siyah bir Amerikalı. Takım elbisesi vücuduna yapışmış gibi duruyordu; ceketinin altından belli olan göğüs kasları, her adımda oynayan kalça ve bacak hatları… Anna’nın bakışları istemsizce adamın kasık hizasına kaydı. Kumaşın altındaki şişkinlik, henüz tam sertleşmemiş bile olsa, koca bir yarak izi gibi belirgindi. “Siktir,” diye geçirdi içinden, “bu herifin taşıdığı şey normal değil.”

Adam resepsiyona doğru yürüdü. Adımları ağır, emin. Gözleri koyu kahverengi, neredeyse siyahtı; Anna’ya kilitlenince dudaklarında o karizmatik, yavaş açılan gülümseme belirdi. Dişleri bembeyazdı, alt dudak etli. “İyi geceler,” dedi, sesi derin, boğuk, göğsünden geliyormuş gibi. “Xavier. Rezervasyonum olmalı. Gece geç kaldım biraz.”

Anna bilgisayar ekranına baktı ama parmakları klavyede titredi. “Anna… Hoş geldiniz, Xavier Bey. Evet, suite’iniz hazır.” İsmini bilerek savurdu dilinden, tadını çıkarırcasına. Alman aksanı İngilizce kelimelerin arasından sızıyordu; sesi yumuşak, biraz boğuk çıktı çünkü bacaklarının arasını bir kez daha sıktı. Amcığı şimdiden zonkluyordu. Külotunun kamış kumaşı ıslaklığın izini taşıyordu; kayganlık uyluklarının içine doğru sızmaya başlamıştı.

Xavier bankoya yaslandı, geniş avuçları mermeri kapladı. Yüzük yoktu. Tırnakları bakımlı, parmakları kalın ve uzundu—Anna o parmakların kendi amına nasıl gireceğini, nasıl açacağını hayal etmekten kendini alamadı. “Gece vardiyası mı, Anna?” diye sordu, gözleri onun yüzünde gezinirken yavaşça göğsüne, sonra boynuna indi. “Yalnız başına bunca iş… Sıkılmıyor musun?”

“Sıkılıyorum,” dedi Anna, doğrudan bakışlarını kaçırmadan. Dilini alt dudağının kenarına gezdirdi. “Özellikle de bu saatte check-in yapan… iri yarı misafirler olmazsa.” Gülümsemesi açıkça flörtözdü, meydan okuyordu. İçinden “Sik beni şimdi, burada, bankonun üstünde” diye geçiriyordu ama sesi kontrollü kaldı. “Suite’iniz üst katta. Manzarası güzel. Büyük yatak… Çok kişiye yetecek kadar.”

Xavier’in kahkahası alçaktı, boğuk. “Tek başımayım bu gece. Ama ‘çok kişiye yetecek’ kısmı hoşuma gitti.” Gözleri Anna’nın dudaklarına yapıştı. “Sen Alman’sın, değil mi? Aksanın… Tatlı. Biraz da domuz gibi pis kaçıyor Culbunda. Sevdim.”

Anna’nın yanakları kızardı ama utanma değil, saf ateşti. Amı artık bunaltıcı derecede ıslaktı; klitorisi külotuna sürtünerek sertleşmiş, her küçük hareketinde elektrik çarpıyordu. “Pis konuşmayı seviyorsan doğru yerdesin,” diye fısıldadı, sesini bilerek alçalttı. Bankonun altından etek ucunu biraz savurdu, beyaz tenli uyluğunu gösterdi. “Buralar… soğuk olabiliyor gece. Isınmak lazım.”

Xavier öne eğildi. Kokusu burnuna doldu—pahalı kolonya, altından ter ve saf erkeklik. “Isınmana yardım edebilirim. Odanın anahtarı bende olacak sonuçta.” Bakışları açıkça Anna’nın göğüslerine indi, üniformanın altındaki sertleşmiş meme uçlarını fark etmiş gibi. “Sen de geliyor musun yukarı, yoksa burada mı ıslanmaya devam edeceksin?”

Anna’nın nefesi kesildi. Elini gizlice eteğinin altına götürüp külotunun agzını kaydırdı; parmak uçları kendi kaygan amcığının dudaklarına değdi, şişmiş, sıcak, hazır. “Şu an parmaklarımı amıma sokmuş durumdayım,” dedi fısıltıyla, gözleri Xavier’inkilere kilitli. “Senin o koca siyah yarrağını düşünerek. Check-in’i bitirmeden ıslandım. Memelerim sızlıyor. Sikim gibi sertleşmiş klitorisim var, anladın mı?”

Xavier’in gülümsemesi genişledi, gözleri karardı. “Anladım. Ve sikim de anladı.” Bankonun diğer tarafından, takım elbisesinin pantolonunda belirginleşen sertleşmeyi gizlemedi. Koca bir hat, kalın, uzun, aşağı doğru sarkan ağırlık. “Odama çıkmadan önce şunu bil: Seni o yatağa yatırıp bacaklarını omuzlarıma alacağım. O dar beyaz amcığını yavaş yavaş yiyip, sonra da köküne kadar sokacağım. Sabaha kadar. Sert. Islak. Gürültülü. İstiyor musun bunu, Anna?”

Anna parmağını kendi amından çekti, parlak ıslaklığı ışığa tutar gibi bankonun kenarına hafifçe sürdü—sadece Xavier’in görebileceği kadar. “İstiyorum. O kadar istiyorum ki, şu an diz çöküp o pantolonunu indirip yala yala boğazıma kadar almak istiyorum. Taşaklarını emmek, o kalın damarlı yarağı dilimle temizlemek…” Sesı titredi, savruldu. “Ama vardiyam bitmedi. Bir saatim var daha.”

Xavier oda kartını aldı, parmakları Anna’nınkiyle bilinçli olarak çarpıştı, sürtündü, kaldı. “Bir saat. Ben suite’te olacağım. Kapı aralık. Duş alacağım—çıplak, ıslak, sikim dik. Gelirsen… seni o haliyle karşılarım. Gelmezsen, yine de sabaha kadar seni düşünerek otururum.” Başparmağı Anna’nın bileğindeki nabza bastırdı. “Ama geleceksin. Amın beni çağırıyor. Ben de senin o pembe, daracık deliğini çağırıyorum.”

Anna yutkundu. Göğsü inip kalkıyordu. “Xavier…” Adını diline doladı, tatlı ve pis. “O yatağa yatmadan önce seni lobideki tuvalette bile sikerim. Ama suite daha iyi. Büyük cam. Herkes görebilir belki—perdeyi açık unutursak.” Gözleri parladı. “Siyah tenin benim beyaz tenimde… İz bırak. Parmak izlerin, diş izlerin, yarak izi. Beni doldur. Taşır.”

Xavier geri çekildi, ama bakışları hâlâ yiyip bitiriyordu onu. “Bir saat, Alman kız. Sonra o üniformayı paramparça ederim. Külotunu ağzına tıkar, amını yalar, sonra da o gürültücü frekncini bastırırım. Hazır ol.”

Asansöre yürürken sırt kasları ceket altında oynadı. Anna olduğu yerde kaldı, bacakları titreyerek. Etek altından parmaklarını yeniden amına götürdü, iki parmağı birden kaygan deliğine soktu, sessizce sikti kendini. “Xavier… koca yaraklı siyah piç,” diye fısıldadı boş lobide. Parmakları içeri girip çıkarken şapırtı duyuluyordu. Memelerini diğer eliyle sıktı, meme ucunu çimdikledi. Orgazma yaklaşmıştı bile ama tuttu—onu, o iri adamın yarağına sakladı.

Ekrana baktı, suite numarasını ezberledi. Bir saat. Vardiya bitince kartını bırakıp yukarı çıkacaktı. Kapı aralık olacaktı. Xavier çıplak, duştan çıkmış, sikim dimdik… Anna’nın ağzı sulandı. Amı kasıldı, parmaklarını sıkıca kavradı.

Gece daha yeni başlıyordu. Ve o koca siyah yarak, sabaha kadar onun beyaz, sızlayan amında olacaktı—sert, derin, acımasızca. Anna parmaklarını çıkarıp kokladı, yaladı. “Geliyorum,” diye mırıldandı boşluğa. “Hazırla o yarağı. Beni sikilmek için yaratmışlar gibi kullanacaksın.”

Lobinin saati tıkırdadı. Anna’nın kalbi ve amı aynı ritimde atıyordu.

Anna vardiya kartını çekmecenin içine fırlattı, üniformalı gömleğinin en üst düğmesini bilerek açtı ve asansöre yürüdü. Kalbi güm güm atıyordu; amı hâlâ ıslak, külotu yapış yapış. Kat numarasına bastığında parmakları titriyordu. “Bir saat beklemek işkenceydi,” diye düşündü, “şimdi o koca siyah yarak beni bekliyor.” Kapı gerçekten aralıktı. Işık loş, sadece yatak odasından sızan sarımsı bir parıltı. Anna içeri süzüldü, kapıyı arkasından yavaşça kapattı.

Xavier duştan yeni çıkmış gibi duruyordu. Beline doladığı beyaz havlu kalçalarını zar zor kapatıyordu; göğsü, omuzları, kolları hâlâ nemli, siyah teni parlıyordu. Kasları her nefeste oynuyordu. Bakışları Anna’ya kilitlenince dudaklarında o yavaş, pis gülümseme belirdi. “Geldin,” dedi, sesi boğuk, alçak. “Amın kokusu daha kapıdan girerken burnuma doldu, Alman kız.”

Anna sırtını kapıya yasladı bir an, nefesini topladı. “Söz vermiştim,” diye fısıldadı. “Vardiya biter bitmez… seni düşünerek parmakladım kendimi lobide. Yetmedi. Buraya gelmek zorundaydım.” Adımları yumuşak halıda kayarak ilerledi. Xavier’in suite’i genişti; koca yatak, perdeleri aralık bırakılmış cam duvar, şehir ışıkları aşağıda yanıp sönüyordu. Anna camın önündeki deri koltuğa oturdu, bacak bacak üstüne attı. Etek kumaşı uyluğunda kaydı, beyaz teni, dantelli külotunun kenarı bir an göründü. Bile bile yaptı. Bacağını hafifçe salladı, etek daha da açıldı.

Xavier karşısındaki koltuğa oturdu, bacaklarını açtı. Havlu kasık hizasında gerildi. Kalın, ağır, henüz tam kalkmamış ama pantolon giymediği için havlunun altından net belli olan o koca siyah alet yavaş yavaş kabarıyordu. “Eteğini öyle açma,” dedi, gözleri Anna’nın uyluğuna yapışmış. “Yoksa burada, bu koltukta sikerim seni. Konuşacak neyimiz kaldı ki?”

Anna gülümsedi, dilini alt dudağına gezdirdi. Bacağını indirmeden etek ucunu parmaklarıyla oynattı, kumaşı biraz daha yukarı çekti. “Konuşalım… bir süre. Senin o yarağın pantolonundayken bile aklımı başımdan alıyordu. Şimdi havlunun altındasın ve… siktir, Xavier, o şey normal boyutta değil.” Bakışları bilinçli olarak kasık hizasına indi. Havlunun çadırı büyüyordu; kalın hat, damarlı olduğunu hayal ettiği o uzunluk, taşaklarının ağırlığı. “Göster bana. Havluyu çek.”

Xavier ayağa kalktı. Havluyu yavaşça çözdü, yere düşürdü. Siyah yarak serbest kaldı—kalın, koyu, ucu parlaktı, damarları kabarık, boyu Anna’nın bileğini geçmişti bile. Yarı sert haliyle bile ağır sarkıyordu; tam kalkınca karnına vuracak gibi. “Bu,” dedi Xavier, elini yavaşça köküne götürüp bir kez sıvazladı, “senin o dar beyaz amına girecek. Yavaş yavaş. Sonra da köküne kadar. İstiyor musun hâlâ?”

Anna’nın boğazı kurudu. Bacak bacak üstüne atılı duruşunu bozmadan öne eğildi, eteği iyice sıyrıldı, külotunun ortası koyu bir ıslaklık lekesiyle belli oluyordu. “İstiyorum,” dedi açıkça, sesi titrek ama net. “Seni istiyorum, Xavier. O koca siyah yarrağı amıma, boğazıma, nereye sokarsan sok. Gel buraya.”

Xavier iki adımda önüne geldi. Anna ayağa kalktı. İkisi de aynı anda konuştu, neredeyse çarpışarak:

“Seni istiyorum.”

“Seni istiyorum, siktir, hemen.”

Xavier’in kalın parmakları Anna’nın beline sarıldı, onu kendine çekti. Siyah ten beyaz tene bastı. Anna’nın göğüsleri onun göğüs kafesine ezildi; üniformalı gömleğin düğmeleri birer birer koparıldı, kumaş yırtılırken sesi odaya yayıldı. Xavier eğildi, dudakları Anna’nın dudaklarına çarptı—aç, ıslak, dilini sokarak. Öpüşme yumuşak başlamadı; dişler, dil, salya. Anna inledi adamın ağzına, elleri Xavier’in ensesine, tıraşlı kafasına gitti, sırt kaslarını tırnakladı. Xavier’in eli eteğinin altına daldı, külotu kenara çekti, iki kalın parmağı birden kaygan am dudaklarının arasına girdi.

“Islakmışsın amına koyayım,” diye homurdandı öpüşmenin arasında. “Parmaklarım kayıyor içinde. Lobide kendi kendini mi parmakladın yine, pis kız?”

“Evet,” diye soludu Anna, bacaklarını biraz daha açarak parmaklara yer verdi. “Senin yarağını düşünerek. İki parmağımı soktum, yetmedi. Üçüncüye geçecektim ki… saat doldu.” Xavier parmaklarını içeri doğru kıvırdı, o pürüzlü noktaya bastı. Anna’nın dizleri titredi; “Ah, siktir, orası… devam et.”

Xavier onu koltukta değil, camın önündeki geniş pencere kenarına doğru yürüttü, sırtını cama yasladı. Soğuk cam Anna’nın omurgasına değdi, kontrast onu daha da azdırdı. Xavier diz çöktü, eteği beline kadar sıyırdı, külotu tek hareketle dizlerine indirdi. Anna bir ayağını külottan kurtardı. Xavier burnunu amına dayadı, derin nefes aldı. “Beyaz am kokusu… tatlı, ekşi, hazır.” Dili yavaşça yarıktan yukarı kaydı, klitorisi buldu, yaladı, emdi. Anna’nın parmakları adamın tıraşlı kafasına gömüldü. “Xavier… dilini sok, amımı ye.”

Xavier yedi. Aç bir adam gibi. Dudakları, dili, hafif dişleri. Am dudaklarını ayırdı, dilini deliğe soktu, içeri dışarı, sonra klitorise geri döndü, hızlı daireler çizdi. Anna camı tutundu, buhar bulutları oluştu nefesinden. “Siktir, siktir, yalıyor… koca dilli siyah piç.” Bacakları titriyordu; Xavier bir bacağını omzuna aldı, amını daha fazla açtı, iki parmağı yeniden soktu dilini çekerken. Parmaklar ıslak şapırtılar çıkarıyordu. Anna’nın meme uçları gömleğin açık yakasından fırlamıştı; Xavier serbest eliyle birini yakaladı, çimdikledi, çekti.

“Boşalma henüz,” diye uyardı Xavier, ağzı amına yapışık, sesi titreşim yaratıyordu. “İlk orgazmını yarağımın üstünde istiyorum. Anladın mı?”

Anna başını salladı, saçları dağılmış, topuz bozulmuştu. “Anladım… ama durma, dilini çekme. Biraz daha. Klitorismi em, sertçe.” Xavier emdi. Parmaklarını hızlandırdı. Anna’nın iç duvarları kasıldı, kayganlık Xavier’in bileğine aktı. “Geliyorum—hayır, tutuyorum, tutuyorum… sik beni artık. Yarağını istiyorum.”

Xavier ayağa kalktı. Ağzı, çenesi parlak ıslaklıktı. Yarağı artık dimdik, karnına yapışmış, ucundan boz köpük sızıyordu. Anna’nın elini tuttu, parmaklarını o kalın siyah etin etrafına doladı. “Tut. Hisset ne kadar kalın olduğunu. Bu amını sikecek. Hazır mısın?”

Anna sıvazladı, iki eliyle zar zor kavradı. Kökten başa, baştan köke. “Hazırım. Odana davet ettin, geldim. Şimdi o yatağa götür beni. Ya da burada, cama karşı. İstediğin gibi. Sadece sok.” Xavier onu öptü yine—amının tadı dilinde, tuzlu-tatlı. Elleri Anna’nın götünü sıktı, kaldırdı; Anna bacaklarını adamın beline doladı. Yarağın ucu ıslak yarığa değdi, kaydı, bastırdı ama henüz girmedi.

“Söyle bir daha,” diye fısıldadı Xavier, alnı Anna’nın alnına yaslı. “Ne istediğini.”

“Seni istiyorum,” dedi Anna, gözleri açık, bakışları kilitli. “O koca siyah yarrağı amıma kadar sokmanı istiyorum. Beni doldurmanı, taşırmanı, sabaha kadar sikmeni istiyorum. İz bırak. Diş izi, parmak izi, yarak izi. Beyaz tenimde siyah izlerin olsun.”

Xavier girdi—yavaş, kontrollü, sadece başı. Anna’nın amı gerildi, yandı, açıldı. “Siktirrr… kalın. Çok kalın.” Xavier bir santim daha, bir santim daha. Anna tırnaklarını siyah sırtına geçirdi. “Devam et. Köküne kadar. Beni yar.”

Xavier belini itti. Yarağın yarısı içeri gömüldü. Anna’nın nefesi kesildi, bir çığlık boğazında boğuldu. Islak, dar, sıcacık duvarlar onu sıkıyordu. “Daracık beyaz am… yiyorum seni,” diye homurdandı Xavier. Geri çekildi biraz, sonra daha derin itti. Her seferinde biraz daha. Sonunda köküne kadar—taşakları Anna’nın götüne çarptı. İkisi de durdu, nefes nefese, bağlı.

“Hareket et,” diye yalvardı Anna. “Sik beni. Sert. İlk yavaşı geçtik.”

Xavier çekti, soktu. Ritim yavaş başladı, ıslak şapırtılar odaya yayıldı. Cam titredi her darbede. Anna’nın göğüsleri hopluyordu; Xavier birini ağzına aldı, meme ucunu emdi, dişledi. “Ah, evet, ısır. İz bırak.” Xavier hızlandı. Belini şak şak vurarak sikiyordu artık—derin, sert, acımasız. Anna’nın her iniltisi yüksek çıkıyordu. “Xavier… koca yarak… amımı parçalıyorsun. Daha hızlı. Doldur beni.”

Xavier onu indirdi bir an, ters çevirdi, cam’a yapıştırdı. Anna’nın avuçları buğulu cama bastı, götü dışarı çıktı. Xavier arkadan girdi bu sefer—tek hamlede köküne. “Bak aşağı,” dedi, saçını yakalayıp hafifçe çekerek. “Şehir seni izliyor belki. Beyaz resepsiyonist, koca yaraklı siyah adam tarafından sikiyor. Utanmıyor musun?”

“Utanmıyorum,” diye inledi Anna, her darbede sesi kırılıyordu. “Sikilmek için yaratılmışım gibi kullan. Amımı ez. Taşaklarını çarpıtırken duyuyorum… şapır şupur. Daha sert, Xavier. Boşalma. Beni önce boşalt.”

Xavier bir elini öne doladı, klitorisini buldu, hızlı ovuşturdu yarağı içerideyken. Anna’nın bacakları titremeye başladı. “Geliyorum—siktir, geliyorum amına koyayım!” İç duvarları ritmik kasıldı, Xavier’in yarrağını sağdı, kayganlık aktı, uyluklarından aşağı sızdı. Orgazm dalga dalga geldi; Anna camı yumrukladı, boğuk bir çığlık kopardı. Xavier onu boşalırken sikmeye devam etti, yavaşlatmadan, o kasılmaların tadını çıkararak.

Ama boşalmadı. Yarağı hâlâ dimdik, damarlı, Anna’nın içinde atıyordu. “Birinci,” diye fısıldadı kulağına, terli siyah teni beyaz sırta yapışmış. “Sabaha kadar sayacağız. Yatakta devam. Dizlerin üstünde istiyorum seni. Sonra senin üstünde. Sonra yine camda. O Alman amı şişene, kırmızılaşana, yarak formunu alana kadar.”

Anna hâlâ titriyordu, ama gülümsedi, başını çevirip onu öptü—islak, salyalı, bitmemiş. “O zaman yatağa götür. Yarağın hâlâ içimdeyken yürü. Her adımda daha derine batsın.” Xavier kollarını onun beline doladı, yarağını çıkarmadan—sadece biraz kaydırarak—onu yatağa doğru taşıdı. Her adımda Anna inliyordu; kalın et içinde kayıyor, ucu rahmine sürtüyordu. Yatak kenarına geldiklerinde Xavier hâlâ içindeydi. Anna’yı yavaşça dizlerinin üstüne bıraktı, arkadan, yatağa eğik.

“Şimdi,” dedi Xavier, belini geri çekip yalnızca başı içeride kalacak kadar, “söyle. Bir daha.”

Anna başını yastığa gömdü, götünü daha fazla kaldırdı, amını sergiledi. “Seni istiyorum. O koca siyah yarrağı sabaha kadar. Kesme. Durma. Beni sırılsıklam edene, yürüyemeyene kadar sik. Xavier… sok.”

Xavier soktu. Bu sefer hiç yavaşlamadan, sert, derin, yatak gıcırdayana, başlık duvara vurana kadar. Anna’nın iniltileri yüksek, pis, Alman aksanlı küfürlerle karışıktı. “Ja… fuck… koca yarak… amımı dölle, doldur, taşır.” Xavier’in taşakları şapır şupur çarpıyordu. Ter damlıyordu siyah sırtından beyaz bele. Tempo arttı, odanın havası ağırlaştı, sex kokusu—am, ter, salya—her yeri kapladı.

Ama Xavier yine boşa çıkmadı. Anna’nın ikinci orgazmına yaklaştığını hissedince yavaşladı, neredeyse durdu, sadece içinde zonklayarak bekledi. “Henüz değil. Yatakta turunu bitirmedik. Sırtüstü dön. Bacaklarını omuzlarıma alacağım. O dar boğazını da deneyeceğiz birazdan. Ağzın da ıslak olsun istiyorum.”

Anna nefes nefese döndü, bacaklarını geniş açtı, amı şişmiş, kırmızı, aralanmış, içi görünür gibiydi—Xavier’in yarağının şeklini almıştı adeta. “O zaman gel,” diye çağırdı, parmaklarıyla kendi am dudaklarını ayırarak. “Seni istiyorum. Hâlâ. Daha yeni başladık. Sabaha çok var. O yarağı boğazıma kadar alacağım, taşaklarını yalayacağım, sonra yine amıma sokacaksın. Kesme bizi.”

Xavier yatağa tırmandı, dizleri arasında, yarağını Anna’nın klitorisine sürtüp yukarı aşağı kaydırdı, ıslaklığı yaydı. Girmedi henüz. Gerilim tekrar tırmandı. Anna kıvranıyordu. “Sok artık… engelleme.” Xavier eğildi, öptü onu, dilini ağzına verdi, aynı anda yarağının başını yeniden araladı—sadece ucu. “Birlikte sayacağız,” diye fısıldadı. “Her santimi. Hazırlan.”

Anna’nın elleri siyah kalçalara gitti, çekmeye çalıştı. “Seni istiyorum, Xavier. Tümünü. Şimdi.”

Xavier gülümsedi, o karanlık, vaat dolu gülümseme. Bir santim daha itti. Sonra bir santim. Oda yine şapırtılarla, iniltilerle, ten ten sürtmeleriyle doldu. Gece uzun olacaktı. Camın ötesinde şehir uyanmadan, ikisi bitmeyecekti. Anna’nın amı her girişte daha fazla açılıyor, daha fazla yutuyor, daha fazla istiyordu. Xavier’in yarağı her çıkışta parlak ıslaklıkla kaplanıyor, her girişte daha derine talip oluyordu. Öpüşmeleri kesilmiyordu—ara sıra nefes için ayrılıp yine birbirlerine yapışıyorlardı.

“Seni istiyorum,” diye tekrarladı Anna, üçüncü kez, sesi boğuk, yarağın yarısı içindeyken. “Sabaha kadar. Ve belki sabah da.”

Xavier tam köküne kadar gömdü bir kez daha, durdu, hissettirdi. “Ben de seni istiyorum, Alman kız. O beyaz amı, o gürültücü ağzı, o dolgun memeleri. Bitmeyeceğiz. Bir dahaki orgazmında… belki boğazına boşalırım. Ya da amına. Ya da götüne ilk kez denariz. Karar senin—ama önce şunu bitir. Kasıl. Boşal. Yarağımı sağ.”

Anna’nın cevabı bir inilti ve bacaklarının omuzlara daha sıkı dolanması oldu. Ritim yeniden hızlandı. Yatak inledi. Gece, henüz ortasına bile gelmemişken, ikisinin terini, salyasını ve kayganlığını yutmaya devam etti.

Anna’nın bacakları Xavier’in omuzlarına daha sıkı dolanmışken adam bir kez daha köküne kadar gömüldü, taşakları ıslak am dudaklarına çarptı. Yatak gıcırdadı, Anna’nın tırnakları siyah sırtı çizdi. “Siktir… hâlâ bu kadar kalın,” diye soludu Anna, iç duvarları zonklayan yarağı sıkarken. Xavier yavaşça geri çekildi, neredeyse tamamen çıktı, sadece şişkin başı aralıkta kaldı; sonra birden sertçe soktu. Anna’nın çığlığı yastığa boğuldu.

Ama Xavier durdu. Yarağını tamamen çekti, parlak ıslaklıkla kaplı kalın et havada savruldu, ucundan Anna’nın kayganlığı damladı. “Dur,” dedi boğuk sesle, nefes nefese. “Önce ağzını istiyorum. O Alman boğazını. Diz çök.”

Anna’nın amı boşlukla sızladı, kasıldı, daha fazla istiyordu ama bakışları o damarlı siyah yarrağa kilitlendi. Ucu parlaktı, damarlar kabarık, kökü kalın, taşakları ağır ve dolgun sarkıyordu. “Evet…” diye fısıldadı, yataktan kayarak dizlerinin üstüne çöktü. Halı dizlerini yaktı ama umrunda değildi. Xavier yatağın kenarına oturdu, bacaklarını geniş açtı. Anna arasına girdi, avuçlarını kalın uyluklara bastırdı, yüzünü o koca yarağa yaklaştırdı. Kokusu burnuna doldu—amının tadı, ter, saf erkeklik. Dilini çıkardı, yavaşça alt tarafından yukarı kaydırdı, damarı yaladı, başın altındaki o hassas yeri emdi.

Xavier homurdandı, eli Anna’nın dağılmış sarı saçlarına gömüldü. “Ağzını aç. Geniş. Boğazına kadar alacaksın.”

Anna itaat etti. Dudaklarını yuvarlak açtı, kalın başı içeri aldı. Çenesi gerildi, salyası hemen aktı. Daha derine itti—yarısı, sonra daha fazlası. Gözleri yaşardı ama çekinmedi. Xavier belini hafif öne verdi, saçlarından tuttuğu eliyle yavaşça yüzüne doğru bastırdı. “Evvvvet… al onu. Dar boğazın… sıkıyor.” Anna burnu taşaklara değene kadar yuttu, boğazı yarağın kalınlığını kavradı, öğürme refleksi geldi ama salyası gürül gürül aktı, çenesinden damlayıp taşaklarına yapıştı. Xavier saçlarını yumrukladı, geri çekti, sonra yeniden soktu—yüzüne sikiyordu artık. Şapır şupur sesler odayı doldurdu; Anna’nın salyası ipler halinde sarkıyor, göğüslerine, üniformalı açık gömleğine bulaşıyordu. Meme uçları hâlâ sert, havaya dikilmişti.

“Bak bana,” diye emretti Xavier, tempoyu arttırırken. Anna yukarı baktı, gözyaşlı mavi gözleri, kıpkırmızı dudakları o koca siyah yarağın etrafında gerili. Her sokuşta boğazı şişiyor, burun delikleri genişliyor, salya köpük köpük taşıyordu. Xavier’in taşakları çenesine çarpıyordu. “Pis Alman kızı… resepsiyonda öyle uslu duruyordun. Şimdi bak, yarrağımı boğazına gömüyorsun. Daha derin. Yut.”

Anna ellerini Xavier’in kalçalarına götürdü, kendine çekti, boğazını bilinçli olarak gevşetti. Yarak boğazının en dibine dayandı, nefesi kesildi, ama salyası daha da aktı—ıslak, kaygan, aşağılayıcı derecede bol. Xavier yüzünü sikiyor, saçlarını çekerek ritmi kontrol ediyordu; her geri çekilişte Anna nefes alıyor, dilini yalayarak taşakları temizliyor, sonra yeniden yutuyordu. “Salyalar akıyor amına koyayım,” diye homurdandı Xavier. “Her yerine bulaştır. Memelerine sür.” Anna bir eliyle salyasını yakaladı, dolgun memelerine sürdü, meme uçlarını kayganlaştırdı, çimdikledi. Amı boşlukta zonkluyordu, uylukları birbirine sürtünüyordu. İçinden “Bu koca yarak boğazımı parçalıyor, ama daha fazla istiyorum” diye geçirdi; dilini yarağın alt damarına sarıp emerken gözlerini kapadı bir an.

Xavier aniden çekti. Yarağı Anna’nın yüzüne şap diye çarptı, salya sıçradı. “Yeter. Boğazın ısındı. Şimdi amını yeniden dolduracağım.” Anna’yı saçlarından tutup ayağa kaldırdı, öptü—kendi salyasının tadı dilinde, tuzlu ve kalın. “Koltuk,” dedi. “Camın önündeki. Oraya yatıracağım seni.”

Anna’yı sürükleyerek geniş deri koltuğa götürdü. Anna sırtüstü düştü, bacakları kendiliğinden açıldı. Amı şişmiş, kırmızı, aralanmış, önceki sikişin izleriyle parlıyordu—Xavier’in yarağının şeklini hâlâ taşıyor gibi. Xavier diz çökmedi; Anna’nın bacaklarını omuzlarına aldı, kalçalarını yukarı kaldırdı, yarağının başını ıslak yarığa dayadı. “Bak,” dedi, yavaşça bastırarak. “Misyoner. Ama sert. İçini dolduracağım köküne kadar.”

Girdi—bu sefer tek hamlede, köküne. Anna’nın çığlığı yükseldi, bacakları Xavier’in boynuna kilitlendi. “Ah, siktirrr! Kalın… amımı yırtıyorsun!” Xavier belini şak şak vurarak sikiyordu; her darbede taşakları göt deliğine çarpıyor, yatak değil ama koltuk gıcırdıyordu. Derin, acımasız, açı. Anna’nın göğüsleri hopluyordu, salyalı meme uçları titriyordu. Xavier eğildi, birini ağzına aldı, emerken yarağını daha da derine gömdü. “Daracık beyaz am… yiyorum seni. Hisset nasıl doldurduğumu.”

Anna’nın içi yanıyordu, geriliyordu, her santim yarağın damarlarını hissediyordu. “Daha sert!” diye bağırdı, tırnaklarını Xavier’in omuzlarına geçirerek. “Sik beni daha sert, Xavier! Amımı ez!” Xavier hızlandı, bel kasları oynayarak, ter damlaları siyah göğsünden Anna’nın karnına düştü. Islak şapırtılar, ten ten vuruşları, Anna’nın boğuk iniltileri… “Daha derin… köküne kadar… ah evet, orası, orayı döv!” Xavier bacaklarını omuzlarında daha fazla büktü, Anna’nın götü havaya kalktı, yarak rahmine dayandı. Anna’nın gözleri kaydı, “Geliyorum yine… siktir, kasılıyorum!” diye inledi ama Xavier yavaşlamadı; o kasılmaların içinde sikiyor, yarağını sağdırıyordu. Orgazm Anna’yı sarsarken kayganlık fışkırdı, Xavier’in taşaklarını ıslattı.

Xavier yarağını çekti, hâlâ dimdik, damarlı, Anna’nın come’uyla parlak. “Dön,” diye emretti. “Köpek gibi. Götünü kaldır.”

Anna titreyerek döndü, dizleri koltuğa, göğüsleri deriye bastı, belini çukurlaştırdı, amını ve götünü sergiledi. Xavier arkasına geçti, kalın elleriyle kalçalarını ayırdı, tokatladı—şap! Beyaz ten kızardı. “Bu göt… tokata layık.” Yarağını amına dayadı, tek hareketle köküne soktu. Anna’nın başı öne düştü, “Xavier… ah fuck, daha derine giriyor!” Xavier belini tuttu, sertçe çekip itti—köpek stili, acımasız ritim. Her sokuşta kalçalarını tokatlıyordu; şap, şap, şap—kızarık izler belirdi. “Daha sert!” diye bağırdı Anna, sesi kırık, ter içinde. “Kalçalarımı vur, amımı parçala! Daha sert sik beni!”

Xavier tokatladı yine, aynı anda daha derine gömüldü, taşakları şapır şupur çarpıyordu. Ter akıyordu ikisinden de—siyah sırt parlıyor, beyaz bel kaygan. Anna’nın amı şapırtılarla yutuyor, her çıkışta yarak parlak ıslaklıkla kaplanıyordu. “Daha sert!” diye haykırdı Xavier de, sesi boğuk, terli. “Bağır, Alman kız. Otel duysun. Koca siyah yarrak seni köpek gibi sikiyor!” Tempo çılgınlaştı; koltuk kaydı, Anna’nın tırnakları deriyi kazıdı. “Ah… ah… Xavier, taşakların… çarpıyor, dolduruyor… daha sert, lütfen, daha sert!”

Xavier bir elini öne doladı, klitorisini buldu, yarağı içerideyken ovuşturdu. Anna’nın bacakları titredi, “Geliyorum—siktir, boşalıyorum yine!” diye bağırdı. İç duvarları ritmik sağdı, kayganlık uyluklarından aktı, damladı. Xavier onu boşalırken sikmeye devam etti, tokadı basarak, daha derine, daha sert. Ter kokusu, sex kokusu odayı boğuyordu. Anna’nın sesi boğuk iniltilere döndü: “Daha… sert… kesme… amımı al…”

Xavier yavaşladı ama durmadı, yarağını içinde bırakarak Anna’nın terli sırtına eğildi, kulağına fısıldadı. “Biraz daha. Göt deliğini de deneyeceğiz bu gece. Ama önce amın şişsin, kırmızılaşsın, yürümesin. Sabaha çok var, Alman kız. Ağzın, amın, belki götün… hepsini sırayla dolduracağım. Bir dahaki turda seni yatağa geri atıp bacaklarını başının arkasına katlayacağım. Hazır mısın hâlâ?”

Anna başını çevirdi, salyalı, terli yüzü, gözleri parlak. Götünü daha fazla kaldırdı, yarağı içinde hissettirerek. “Hazırım. Daha yeni ısındık. O koca yarağı her deliğime sok. Tokatla, ısır, doldur. Kesme bizi, Xavier… sabaha kadar ‘daha sert’ diye bağıracağım. Şimdi yine hareket et. İçimde zonkla. Beni tekrar boğazına almadan önce amımı bir kez daha sağ.”

Xavier gülümsedi, o karanlık vaat, belini geri çekip yalnızca başı kalacak kadar çıkardı, sonra sertçe köküne kadar soktu. Tokat şap diye indi. Anna bağırdı: “Daha sert!” İkisi de ter içinde, nefes nefese, ritim yeniden yükselirken koltuk sarsıldı. Gece hâlâ uzundu; camın ötesinde şehir ışıkları yanıp sönüyor, suite’in havası ağırlaşıyor, Anna’nın amı her darbede daha fazla açılıyor, daha fazla istiyor, daha fazla yutuyordu. Xavier’in yarağı her girişte daha derine talip oluyor, her çıkışta salya ve kayganlık ipleri bırakıyordu. Öpüşmediler bu pozda—sadece ten, tokat, inilti ve “daha sert” çığlıkları. Ama Xavier hâlâ boşa çıkmadı; yarağı dimdik atıyor, Anna’nın bir sonraki orgazmına, bir sonraki pozuna, belki boğazına ya da daha derin bir deliğe doğru gerilimi taşıyordu. Anna’nın parmakları koltuğu sıktı, içinden “Bu gece bitmeyecek, o yarak beni mahvedecek ve ben isteyeceğim” diye geçirdi. Xavier bir kez daha tokatladı, daha derine girdi, ikisi de ter içinde bağırarak zevki tırmandırdı—ama bitiş yoktu, sadece devam.

Xavier belini geri çekip yalnızca başı kalacak kadar çıkardı, sonra bütün gücüyle köküne kadar gömdü. Tokat şap diye Anna’nın kızarmış kalçasına indi, et titredi. Anna’nın amı ıslak şapırtılarla yuta yuta alıyordu o koca siyah yarrağı; her darbede taşaklar göt deliğine çarpıyor, kayganlık uyluklarından damlıyordu. “Daha sert, siktir, daha sert!” diye bağırdı Anna, sesi boğuk ve kırık. Tırnakları deri koltuğu kazıyordu. Xavier ter içinde, siyah kasları parıl parıl, belini şak şak vurarak sikiyordu—acımasız, derin, rahmine dayanan her hamlede Anna’nın iç duvarları geriliyor, damarları hissediyordu.

“Al hepsini, Alman kız,” diye homurdandı Xavier, saçını yakalayıp hafifçe çekerek başını kaldırdı. “Amın beni sağsın. Boşalacağım içine. İstiyor musun? O beyaz amı döllerimle doldurayım mı?”

“İstiyorum,” diye inledi Anna, götünü daha fazla kaldırıp yarağı daha derine gömdü. “İçime boşal. Köküne kadar. Taşır beni, Xavier… ah fuck, geliyorum yine!” Klitorisi şişmiş, her sürtünmede elektrik çarpıyordu. Xavier bir elini öne doladı, kalın parmaklarıyla o sert düğmeciği ovuşturmaya başladı—hızlı, baskılı daireler. Aynı anda yarağını delicesine pompalıyordu. Tempo çılgınlaştı; koltuk gıcırdadı, kaydı, Anna’nın göğüsleri deriye sürtünerek hopluyordu. Salyası dudaklarından sızıyor, teri sarı saçlarını yapıştırıyordu.

Xavier’in yarağı şişti, zonkladı, damarları daha da kabardı. “Geliyorum—amına koyayım, kasıl!” diye homurdandı boğuk sesle. Belini son bir kez sertçe itti, köküne kadar gömdü ve boşaldı. Sıcak, koyu döl fışkırdı Anna’nın rahmine—dalga dalga, yoğun, bol. Her kasılmada daha fazla pompalıyordu, taşakları gerilip boşalıyordu. Anna aynı anda patladı. İç duvarları ritmik, çılgınca sıktı o koca siyah eti, sağdı, sağdı. “Xavier—siktirrr!” diye çığlık attı. Bacakları titremeye başladı, bütün vücudu sarsıldı. Orgazm onu yakıp geçti; klitorisinden basınçlı bir fışkırtı koptu, berrak kayganlık Xavier’in taşaklarını, uyluklarını, koltuğu ıslattı. Titreyerek boşaldı, amı kasıla kasıla dölü içeri hapsetmeye çalışırken aynı anda fışkırtıyordu—ıslak, gürültülü, kontrolsüz. Dizleri kesildi, ama Xavier hâlâ içindeydi, son damlaları da basarak inliyordu.

İkisi de nefes nefese kaldı. Xavier yarağını yavaşça çekti; döl ve am suyu karışımı kalın etinden damladı, Anna’nın şişmiş, kırmızı, aralanmış amından aktı, uyluklarına yapıştı. Anna titreyerek yığıldı koltuğa, götü havada, amı zonklayarak döl sızdırıyordu. “Doldurdun… amımı doldurdun,” diye fısıldadı, sesi titrek, mutlu. Xavier eğildi, terli siyah göğsünü onun beyaz sırtına yapıştırdı, boynunu öptü, ısırdı hafifçe. “Sen de fışkırttın üstüme, pis kız. Bak nasıl ıslandık.”

Bir süre öyle kaldılar, nefesleri yavaşlarken ten ten sürtünüyordu. Sonra Xavier gülümsedi, o karanlık ama yumuşak gülümseme. “Duş. Hadi. Birbirimizi temizleyelim… ya da daha da kirletelim.” Anna gülerek doğruldu, bacakları hâlâ titriyordu, döl uyluklarından süzülüyordu. Xavier onu kucağına aldı—kolayca, iri kollarıyla—ve banyoya taşıdı. Suite’in banyosu genişti, cam duş, yağmur başlığı. Suyu açtı, sıcak buhar hemen doldu. İkisi de çıplak, terli, sex kokulu girdiler içeri.

Sıcak su siyah tenine, beyaz tenine aktı, dölü ve kayganlığı yıkadı ama izler kaldı—Anna’nın kalçalarındaki kırmızı tokat izleri, amının şişliği, Xavier’in sırtındaki tırnak çizikleri. Xavier sabunu eline aldı, köpürttü, büyük avuçlarıyla Anna’nın memelerine sürdü. Yavaşça, ovalayarak. Meme uçları hemen sertleşti sabun altında. Anna kıkırdadı, “Gıdıklanıyorum, koca yaraklı piç.” Kendi elini uzattı, sabunu Xavier’in göğüs kaslarına, sonra aşağı, o hâlâ yarı sert, ağır siyah yarağa götürdü. Köpükle sıvazladı, taşaklarını nazikçe oğuşturdu. “Bak, hâlâ dolu gibi. Sabaha kadar daha ne kadar boşalacaktın ki?”

Xavier kahkaha attı, boğuk ve derin, suyun sesine karıştı. Elleri Anna’nın beline, götüne kaydı, sabunlu parmaklar am yarığına süzüldü, hafifçe temizledi ama bilerek klitorise sürttü. Anna inledi, sonra güldü. “Kes, yoksa burada yine sikerim diyeceğim.” Birbirlerini sabunladılar—yavaş, oyuncu, dokunuşlar uzun sürdü. Xavier Anna’nın sarı saçlarını yıkadı, parmaklarını topoğuna gezdirirken öptü onu, ıslak dudaklar. Anna onun tıraşlı kafasını, geniş omuzlarını köpürttü, elleri kayarak kalçalarına indi. Su akarken gülüyorlardı; yorgun, tatmin, hafif. Xavier sabunu Anna’nın iç uyluklarına sürerken fısıldadı, “Bir dahaki sefere de seni arayacağım.”

Anna sırıttı, suyun altında mavi gözleri parladı. Sabunlu elini onun yarağına doladı, bir kez daha sıvazladı. “Kapım her zaman açık,” diye cevap verdi, sesi alaycı ve yumuşak. “Resepsiyonda ya da suite’te… o koca siyah yarağın için her zaman. Gel, çal. İçeri alırım.” Öpüştüler sular altında—dil, salya, gülüş. Xavier onu sıkıca kucakladı, sabun kaygan tenlerini yapıştırdı. “Söz. Bir daha. Belki yarın gece. Ya da senin vardiyan bitince.”

Duştan çıktılar, büyük havlulara sardılar. Xavier Anna’yı kuruladı, özellikle bacak arasını yavaşça, neredeyse yeniden azdırarak. Anna onun geniş sırtını sildi, izleri öptü. Üniformasını topladı—gömlek düğmeleri kopuk, etek buruşuk, külot ıslak ve unutulmuş köşede. Yine de giyindi, saçlarını alelacele topuz yaptı, yüzü kızarık, dudakları şiş, amı hâlâ sızlıyor, döl kalıntısı külotsuz uyluklarına yapışıyordu. Xavier kapıda onu öptü bir son kez, kalçasına sert bir şaplak indirdi. “Git, Alman kız. Lobide uslu dur… ama aklın burada, bu yarakta olsun.”

Anna asansöre bindi, gülümsemesi yüzünden silinmiyordu. Kalbi hafif, bacakları yumuşak, her adımda amı hatırlatıyordu geceyi—kalın, siyah, dolduran, boşaltan. Resepsiyona döndü. Lobi hâlâ loş, boş, mermer parlıyordu. Bankonun arkasına geçti, soğuk kahvesinden bir yudum aldı. Üniforması dağınık, gözleri parlak, dudaklarında sırıtış. Gece vardiyası bitmek üzereydi ama o, içinde hâlâ zonklayan dölle, fışkırtmanın tatlı sızısıyla, kapısının her zaman açık olduğu vaadiyle ayaktaydı. Xavier’in suite’inden sızan anı, tenindeki izler, amındaki ağırlık… hepsi onu mutlu ediyordu. Ekrana baktı, yeni bir check-in yoktu. Sadece o, ve aklında dönen koca yarak, sabah ışığı sızarken bile.

Kapım her zaman açık kaldı, ama o gece giden her şey bir daha tam kapanmadı.

Rate this story

Thanks for rating
Tagged

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.