Yalnız Geceyi Keşfeden Parmaklar
23 yaşındaki yorgun Ece, apartman dairesinde ıslak amını parmaklarıyla keşfedip yoğun bir orgazm yaşıyor.
Ece kapıyı arkasından kapatırken omuzları çöktü. Yirmi üç yaşındaydı ve bugün ofisteki son toplantı neredeyse belini kırmıştı; dosyalar, e-postalar, gülümsemesi gereken yüzler… Hepsi aynı yorgunluğa dönüşmüştü. Ayakkabılarını çıkardı, çorapları da peşinden geldi. Salonun loş ışığında durup derin bir nefes aldı. Apartman dairesi sessizdi. Çok sessiz. Buzdolabının ugultusu bile ona yalnızlığını hatırlatıyordu.
Mutfakta su içti. Musluğu kapatırken bileği titredi. Ne zamandır kimse dokunmamıştı ki ona? Aylar… belki daha fazla. Lorenzo’dan ayrıldığından beri yatağı soğuktu; o da zaten işten başka bir şey konuşmayan, dokunuşları aceleci bir adamdı. Şimdiyse sadece kendi nefesi vardı odada. Ece tişörtünün yakasını çekiştirip boynunu ovuşturdu. Teninin altında bir şey kıpırdıyordu; bastırılmış, inatçı bir sızı. Bacaklarının arasını sımsıkı kapalı tutsa da kumaşın sürtünmesi yeterdi. İç çamaşırının ortası çoktan nemlenmişti. Bunu fark ettiği an yanakları yandı.
“Siktir,” diye mırıldandı kendi kendine. Sesı mutfakta boğuk boğuk dağıldı. Elini karnının üzerinden indirdi, etekinin altına değil, önce uyluğuna koydu. Parmakları yavaşça içeri kaydı. Pamuklu külotun sıcacık, ıslak kumaşı parmak uçlarını selamladı. Ece gözlerini yumdu. Merak… Evet, buydu. Uzun zamandır sadece boşalmak için aceleyle sürter, işini bitirir, uykuya dalardı. Bu gece farklı hissettiriyordu. Kendi amını gerçekten tanımak, her kıvrımı, her damlayı merak etmek istiyordu.
Banyoya uğrayıp makyajını sildi. Aynada yorgun ama parlak gözler baktı ona. Saçını çözdü; koyu kahverengi tutamlar omuzlarına döküldü. Sütyenini çıkardı. Memeleri serbest kalınca hafifçe sarktı, uçları şimdiden sertleşmişti. Etek ve külot da yerde kaldı. Çıplak halde koridordan geçerken serin hava tenini ürpertiyle kapladı. Yatak odasının kapısını araladı, perdeleri çekti. Sokak lambasının sarı ışığı yatağın kenarına düşüyordu.
Yatağa uzandı. Çarşaf serindi. Dizlerini kırıp bacaklarını yavaşça açtı. Havaya doğru açılan uyluklarının iç yüzü gergindi. Bir an durdu, nefesini dinledi. Kalbi kulaklarında vuruyordu. Sağ elini göğsüne götürüp sol memesini kavradı; yumuşak eti parmaklarının arasında ezdi, başparmağıyla ucunu ezdi. Sol eli ise karnından aşağı indi. Kılların hemen altındaki şiş, nemli yarık… Parmak uçları dış dudaklara değdi. Islaklık parmaklarına bulaştı, sıcacıktı, kaygandı.
“Vay anasını…” fısıldadı. Sesı boğuk, neredeyse utangaçtı. Ama utanç çabuk eridi. İşaret parmağı yarığın ortasından yukarı kaydı, klitorisinin üzerine oturdu. Küçük, sert boncuk… Onu daireler çizerek okşamaya başladı. Yavaş. Çok yavaş. Tırnağını değdirmeden, sadece etin kayganlığıyla. Her turda kalçası hafifçe seğirdi. Diğer eliyle memesini sıkmaya devam etti; iki ucu birden ezerken nefesı hızlandı.
Islaklığın sesi odada belirginleşti. Yapış yapış, hafif şapırtılı bir ses. Parmakları her kayışında daha fazla sıvı çıkıyordu. Ece bacaklarını daha fazla açtı, dizleri yatağın kenarına doğru düştü. Klitorisini ovuştururken iç dudaklar kendiliğinden aralandı. “İçeri… biraz içeri,” diye düşündü. İşaret parmağını yarığın ağzına götürüp durdu. Bastırmadı henüz. Sadece çevresini okşadı, girişin sıcaklığını hissetti. Amı adeta emmeye hazır gibi seğiriyordu.
İkinci parmağını da ekledi; iki parmak birden dışarıda gezinirken başparmağı klitoristen ayrılmadı. Dairesel hareketler büyüdü. Ece’nin beli yavaş yavaş kalktı. “Fuck… ne kadar da ıslanmışım,” diye mırıldandı. Türkçesi bozulmuş, araya İngilizce küfürler karışmıştı; yalnızken hep böyle olurdu. Memesini bırakıp diğer memeye geçti, iki ucu birden çekiştirdi. Acı ile zevk karışımı bir sızı göğsünden amına aktı.
Daha derine inme isteği kasıklarında düğümlendi. Parmaklarını deliğin ağzına dayadı, yavaşça itti. İlk boğum… sonra ikinci. Sıcak, dar, etrafını saran et… Ece inledi. Sesı yastığa boğuldu. İçerisi yumuşacıktı; duvarlar parmaklarını emiyordu. Dışarı çıkardı, yine soktu. Her girişte şapırtı büyüdü. Üçüncü parmağı da denemek istedi ama önce iki parmakla ritmi tuttu. Başparmağı klitoriste daireler çizerken içteki parmaklar kıvrılıp o pürüzlü noktayı aradı.
Buldum… diye düşündü gözleri yarı açık. Orayı her bulduğunda kalçası seğiriyor, bacakları titriyordu. Nefesı kesik kesik çıkıyordu artık. “Ece… işte böyle… daha,” diye kendi adını fısıldadı. Bu onu daha da azdırdı. Yıllardır kimse onu bu kadar sabırla dinlememişti; şimdi kendi parmakları her tepkisini kaydediyordu. Islaklık uyluklarına aktı, çarşafa damladı. Yatağın ortası lekelenmişti bile.
Elini hızlandırdı. Parmaklar içeri girip çıkarken klitoris eziliyordu. Memelerini bırakıp iki elini birden amına götürdü; biri klitorisi ovalarken diğeri üç parmağa çıkmış, dolduruyordu. Gerilim karın kaslarında toplandı. Ayak parmakları kıvrıldı. “Ha… haa… siktir, daha derine…” diye inledi. Sesı odanın duvarlarında yankılandı. Kapı kilitliydi, komşular duysa da umrunda değildi; bu gece sadece kendi zevki vardı.
Bacağını daha da geniş açtı. Dizleri neredeyse yatağın iki yanına yapışmıştı. Parmakları şapır şupur çalışıyordu. İçerisi o kadar ıslaktı ki her çıkışta ince teller parmaklarının arasında uzuyordu. Ece başını geriye attı. Boynu gerildi. Göğsü hızlı hızlı kalkıp iniyordu. Zihni bulanıktı; Lorenzo’nun aceleci elleri, ofisteki yorgunluk, aylarca biriken yalnızlık… hepsi bu ıslak, sıcak, aç deliğe akıyordu. “Ben… ben kendimi… sikmek istiyorum,” diye fısıldadı. Kelimeler dilinden dökülürken utanç yoktu artık. Sadece açlık vardı.
Daha sert bastırdı. Üç parmak neredeyse avuç içine kadar giriyordu. Klitorisi şişmiş, hassaslaşmıştı; her sürtünüşte bıçak gibi bir zevk dilimi geçiyordu vücudundan. Beli ritmik kalkıyordu yataktan. Çarşaf buruşmuş, terlemişti. Alnında ter birikintileri parlıyordu. “Gel… gel bakayım,” diye kendi kendine seslendi. Ama henüz gelmiyordu. Gerilim zirveye tırmanıyor, sonra biraz geri çekiliyor, yine tırmanıyordu. Her dalgada amı daha da sıkı kavrıyordu parmaklarını.
Bir an durdu. Parmaklarını çıkardı. Islak, parlak, yapışkan… Onları kokladı. Keskin, tatlımsı, kendine ait koku. Sonra dilini uzatıp yaladı. Tadı dilinde patladı. İnledi. Tekrar amına götürdü elini; bu sefer dört parmak deneyecekmiş gibi araladı ama üçte kaldı, daha derin, daha kıvrık. Diğer eliyle klitorisini sıkı sıkı ovdu. Hız arttı. Yatak gıcırdadı. Baş ucundaki yastık yere düştü. Ece umursamadı.
Nefesı hırıltılı çıkıyordu. “Aah… ahh, orası… orası sikici…” diye homurdandı. Gözleri buğuluydu. Tavanı görmüyordu artık; sadece karın kaslarındaki düğümü, uyluklarındaki titremeyi, amındaki o doluluk hissini duyuyordu. Parmakları her girişte o noktaya çarpıyordu. Islaklık sesi artık utanç verici derecede yüksekti; şap şap şap… Odada başka hiçbir şey yoktu. Sadece o ses, kendi iniltisi ve kalbinin deli gibi atışı.
Bacakları titremeye başladı. Dizleri birbirine değmek istedi ama o direndi, açık tuttu. “Hayır… açık kal… bak kendini,” diye fısıldadı. Başını kaldırıp bacaklarının arasına baktı. Parmaklarının girip çıktığını, şişmiş klitorisini, ıslak kıllarını gördü. Manzara onu daha da delirtı. Elini hızlandırdı. Artık düşünmüyordu. Sadece hissediyordu. Bastırılmış arzu yılların tozunu silkip ortaya çıkmıştı; her sinir ucu ateş gibiydi.
Karın kasları kasıldı. Nefesı tutuldu. Bir saniye… iki saniye… Zevk dalgası yükseldi, yükseldi, neredeyse taşacak gibi oldu. Ece dişlerini sıktı. Parmakları amının içinde kıvrılıp kaldı, klitorisi ezilmeye devam etti. Gözleri kapanmış, ağzı açık, salyası yanaklarına akıyordu. Gerilim o kadar yüksekti ki vücudu bir yay gibi gerilmişti. Biraz daha… sadece biraz daha…
Ama tam o sınırda, zevkin patlamak üzere olduğu o ince çizgide, elini yavaşlattı. Bilinçli olarak. Titreyen parmaklarını biraz dışarı çekti, sadece uçları içeride bıraktı. Klitoristen de elini kaldırdı. İnledi; yarı acı, yarı istek. Kalçası boşluğa doğru savruldu, daha fazla sürtünme arıyordu. “Hayır… henüz değil…” diye soluk soluğa mırıldandı. Gözlerini açtı. Tavan yine oradaydı. Nefesı hâlâ düzensizdi. Amı açık, ıslak, seğirerek boşluğu protesto ediyordu.
Parmaklarını yeniden yaklaştırdı ama bu sefer sadece dışarıdan, yavaşça okşadı. Islaklık her yerdeydi; avuç içi, bilek, uyluklar. Ece gülümsedi; yorgun, azgın, meraklı bir gülümseme. Bu gece acele etmeyecekti. Kendi vücudunu ilk defa bu kadar derin keşfediyordu ve keşif bitmemişti. Parmakları yine klitorise değdi, hafifçe… çok hafifçe daireler çizmeye başladı. İçeri girme isteği yeniden kabardı. Beli kaldırdı. “Devam,” diye fısıldadı karanlığa. “Daha var…”
Parmaklarının ucu hâlâ amının ağzında titrerken Ece derin bir nefes aldı. Yirmi üç yaşındaki bedeni, ofisin yorgunluğunu çoktan unutmuştu; geriye sadece o ıslak, aç yarığın çağrısı kalmıştı. İki parmağını birden soktu. Sıcak et duvarları hemen sardığı gibi emdi onları. “Ah… siktir,” diye homurdandı, sesi boğuk boğuk. Parmaklarını hızlı hızlı pompalamaya başladı. İçeri-dışarı, şapır şupur. Her girişte daha derine, her çıkışta ince teller parmaklarının arasında uzayıp koptu. Başparmağı klitorisine bastırdı, daireler çizmeye koyuldu. Küçük sert boncuk şişmişti, her turda bıçak gibi bir sızı yayılıyordu kasıklarına.
Sırtını yay gibi gerdi. Bel kemikleri çarşafa gömüldü, kalçaları havaya kalktı. Dizleri yatağın iki yanına iyice açıldı; uyluklarının içi titreyerek gerildi. Tek kişilik, vahşi bir ritme girdi. Parmaklar amının içinde kıvrılıp o pürüzlü noktaya çarpıyordu, başparmak ise klitorisi eziyor, ovuyor, bastırıyordu. “Ha… haa… daha sert… Ece, kendini sik…” diye kendi adını fısıldadı. Kelimeler dilinden dökülürken utanç yoktu. Sadece açlık. Memeleri hafifçe sallanıyor, uçları havada sertleşmiş kalmıştı. Ter alnından şakaklarına aktı, boynuna indi.
Hız arttı. Yatak gıcırdadı, başucu tahtası duvara vurdu. Islaklık sesi odada yankılanıyordu; şap-şap-şap… her pompalamada daha yüksek. Ece’nin karın kasları kasıldı, nefesı kesik kesik çıktı. Orgazm dalgaları uzaktan gelmeye başladı. Önce hafif bir seğirme, sonra kasıklarında düğümlenen sıcak bir baskı. Parmaklarını daha sert bastırdı. İki parmak neredeyse avuç içine kadar giriyordu, duvarlar sıkı sıkı kavrıyordu onları. “Gel… gel bakayım… boşal… siktir boşal…” diye inledi. Sesı yükseliyordu. Kapı kilitliydi, komşular duysa da umrunda değildi artık.
Kalçaları havada ritim tuttu. Her yukarı itişte parmaklar daha derin, her inişte klitoris eziliyordu. Bacakları titremeye başladı ama açık tuttu. Gözleri yarı kapalı, tavanı bulanık görüyordu. Zihni tek bir noktaya kilitlenmişti: o doluluk, o sürtünme, o bastırılmış yılların patlaması. “Aahhh… orası… orası sikici… haa…” Yüksek sesle inledi. Sesı boğazından koptu, duvarlarda dağıldı. Kasıklarını sımsıkı kasarak parmaklarını daha da sert bastırdı. Başparmak klitorisi ezerken iki parmak kıvrılıp o noktaya kilitlendi.
Dalgalar geldi. Birinci dalga karın kaslarını yaktı, ikinci dalga uyluklarına yayıldı, üçüncü ise amının içinde patladı. Ece sırtını daha da gerdi, kalçaları havada kilitlendi. “Ahhh! Sikkktirrr… boşalıyorum… Ece boşalıyor…” diye bağırdı. Sesı çatladı. Amı parmaklarını ritmik sıkıp bıraktı, sıcak sıvı fışkırır gibi aktı, çarşafa, avucuna, bileğine. Bütün vücudu sarsıldı. Ayak parmakları kıvrıldı, dizleri seğirdi, boynu geriye düştü. Salyası dudağının kenarından yanaklarına süzüldü. Orgazm uzun sürdü; her kasılma yeni bir inilti kopardı boğazından. Parmakları hâlâ içeride pompalıyordu, yavaşlasa da durmuyordu. Son dalga geçene kadar bastırmaya devam etti.
Nihayet bedeni gevşedi. Kalçaları yatağa düştü, ama bacakları hâlâ açık ve titriyordu. Dizleri kontrolsüz seğiriyordu. Ece yatakta yayılmış halde kaldı; göğsü hızlı hızlı inip kalkıyor, terle parlıyordu. Parmaklarını yavaşça çekti. Çıkışta şapırtılı bir ses çıktı, ince ıslak teller koptu. Üç parmak parlak, yapışkan, kendi kokusuyla kaplıydı. Elini yüzüne götürdü. Önce kokladı; keskin, tatlımsı, ekşimsi… kendine ait. Sonra dudaklarına götürdü. Dilini uzatıp yaladı. Tadı dilinde patladı; tuzlu, sıcak, yoğun. İnledi, bu sefer yorgun bir inilti. Parmaklarını tek tek emdi, her damlayı yuttu. “Mmm… ne kadar da lezzetliymişim,” diye mırıldandı, sesı boğuk.
Gülümsedi. Yorgun, tatmin olmuş, biraz da şaşkın bir gülümseme. Bacakları hâlâ titriyordu; uyluklarının içi ıslak, kılları yapış yapış. Amı seğirerek kapanmaya çalışıyordu ama hâlâ aralıktı, sızıyordu. Ece parmaklarını dudağından çekti, yastığı bulup başına çekti. Gözleri yarı açıktı. “Bu gece yalnız değildim,” diye mırıldandı karanlığa. Sesı neredeyse duyulmazdı. Kendi parmaklarıyla, kendi amıyla, kendi iniltileriyle dolu bir geceydi. Lorenzo’nun aceleci elleri, ofisin soğuk bakışları, ayların birikmiş yalnızlığı… hepsi bu ıslak orgazmda eriyip gitmişti. Derin, tatmin olmuş bir uykuya dalmaya başladı. Nefesı yavaşladı, kirpikleri titredi, bedeni çarşafa gömüldü.
Uykunun eşiğindeyken aklına bir şey takıldı. Sabahleyin çöpü atmaya çıktığında merdivende gördüğü komşusunun—üst kattaki o sessiz adamın—kapısının aralığından sızan ışığı hatırladı. Orgazm sırasında yüksek sesle inlerken ayak seslerinin bir an durduğunu fark etmişti. Adam dışarıda beklemiş, dinlemiş olmalıydı. Ece bunu biliyordu. Gülümsemesi uykusunda genişledi. O ise bilmiyordu ki Ece fark etmişti; bilmiyordu ki bu gece onun da nefesini tutturan o sesler, bu dairede tek başına keşfedilen bir amın şapırtısıydı. Ece gözlerini tamamen kapadı. Sırrı göğsünde saklı, ıslak bacaklarıyla, tatmin olmuş bedeniyle derin uykuya yelken açtı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories