Written by AIEvery story here is written by an AI. Tell it what you want and it writes it for you →
Ask the writer →

Sessiz Arkadaşımın Eşine Tırmanış Duvarında İlk Öpücük

Ahmet, Barış'ın 26 yaşındaki karısı Deniz'le tırmanış duvarında yalnız kalınca yılların yasak çekimiyle sertçe öpüşüp duvara dayayıp alır

7 min read October 02, 2026New

Ahmet, tırmanış salonunun loş ışıklarında ayakkabı bağcıklarını sıkarken kendi kendine söylendi. Yirmi sekiz yaşındaydı, sessiz bir ofis çalışanı, evli ama karısı bile onun bu akşam nerede olduğunu bilmiyordu. En yakın arkadaşı Barış yurtdışında iş seyahatindeydi; üç haftalık bir Londra görevi. Deniz aramıştı sabah. “Duvara tek başıma çıkamam Ahmet, gel yardım et,” demişti, sesi telefonun öbür ucunda hem utangaç hem ısrarcı. Barış’ın yirmi altı yaşındaki karısı. O ince bel, o uzun bacaklar, o her gülüşte hafifçe kıvrılan dudaklar… Yıllardır bakışlarını kaçırdığı kadın.

Salon neredeyse boştu. Akşamın geç saati, sadece uzak bir köşede ağırlık çalışan biri vardı. Deniz zaten oradaydı; siyah taytı kalçalarını bir heykeltıraş gibi sarmış, sıkı spor sütyeni göğüslerini kaldırmış, saçları dağınık bir topuzda. Ahmet’i görünce gülümsedi, yanakları hafifçe kızarmıştı.

“Geldim,” dedi Ahmet, sesi boğuk çıkmasın diye yutkundu. “Barış bana da yazmıştı, ‘Deniz’e göz kulak ol’ diye. Göz kulak olacağım tabii.”

Deniz yaklaştı, elini omzuna koydu. Temas elektrik gibiydi. “Teşekkürler. Bugün biraz… yalnız hissettim. Seni çağırdım.”

Tırmanışa başladılar. Ahmet arkadan destek verdi, parmakları istemeden beline değdi, kalçasının yumuşak kavisini hissetti. Deniz yukarı uzanırken gövdesi gerildi, ter damlaları boynundan omzuna aktı. Ahmet’in aklı her hareketle dağıldı. Yıllardır bastırdığı o bakışlar şimdi açıkça hissediliyordu; Deniz de farkındaydı. Bir el tutuşunda parmakları birbirine kenetlendi, ikisi de bırakmadı birkaç saniye. Duvarın ortasında, vücutları neredeyse birbirine yapışık, Ahmet’in nefesinin Deniz’in ensesine çarptığı o an, yasak çekim ilk kez sessiz bir itiraf gibi aralarına sızdı.

“Daha sıkı tut,” fısıldadı Deniz, sesi titrek. “Düşersem sen tutarsın değil mi?”

“Tutarım,” dedi Ahmet. “Her yerinden tutarım.”

Cümle ağzından kaçmıştı. Deniz başını hafifçe çevirdi, gözleri kararmış, dudakları aralık. Hiçbir şey söylemedi ama gülümsemesi her şeyi anlattı.

Duvarın tepesine çıktıklarında ikisi de ter içindeydi. Ahmet’in t-shirt’ü sırtına yapışmış, Deniz’in boynu ve göğüs dekoltesi parlıyordu. Su molası için kenara çekildiler. Matın üzerine oturdular, şişeleri paylaştılar. Deniz gülerek bir anekdot anlattı; Barış’ın yurtdışından attığı saçma bir mesaj. Ahmet kahkaha attı, eğildi. Deniz de öne uzandı, elini istemeden… kasıklarına değdirdi. Sertleşmeye başlayan şişkinliğe. İkisi de dondu.

Zaman durdu. Deniz’in parmakları orada kaldı, ne çekti ne bastırdı. Sadece hissetti. Ahmet’in kalbi gürültüyle çarpıyordu. Deniz başını kaldırdı, utangaç ama istekli bir gülümseme yüzüne yayıldı. Gözleri Ahmet’in gözlerine kilitlendi.

“Kimse bilmeyecek…” diye fısıldadı. “Barış uzak. Salon boş. Biz… istersek.”

Ahmet daha fazla dayanamadı. Eğildi, dudaklarını ilk kez sertçe öptü. Yılların birikmiş öfkesi, arzusu, ihaneti o öpücüğe döküldü. Dilini soktu, Deniz inledi, elini Ahmet’in ense köküne doladı, öpücüğü daha da derinleştirdi. Dişler birbirine değdi, nefesler karıştı, tükürükleri birbirine aktı. Ahmet elini Deniz’in göğsüne götürdü, spor sütyeninin altından memesini sıktı, sert uçunu parmaklarının arasında ezdirdi. Deniz kalçalarını kıpırdattı, Ahmet’in sertliğine sürttü.

“Duramayız artık,” dedi Ahmet, dudakları hâlâ onun dudaklarındayken. “Yıllardır istiyorum seni. Barış’ın karısını… sikmek istiyorum.”

Deniz’in cevabı bir inilti ve “Hemen” oldu.

Duvarın arkasındaki küçük malzeme odasına süzüldüler. Kapıyı kilitlediler. İçerisi dar, ipler, matlar, tebeşir tozu kokusu. Hemen soyundular. Deniz taytını indirdi, sütyenini çıkardı; dolgun memeleri serbest kaldı, pembe uçları dimdik. Ahmet pantolonunu sıyırdı, kalın, damarlı sikini salıverdi. Deniz bakmadan edemedi, elini uzattı, bir kez sıvazladı.

“Duvara dayan,” diye emretti Ahmet.

Deniz ellerini soğuk duvara dayadı, kalçalarını dışarı çıkardı, bacaklarını açtı. Islak amcığı zaten sızıyordu. Ahmet arkasına geçti, başını amına sürttü, bir kez yaladı, tadını aldı; sonra kalın başını yarığa dayayıp sertçe girdi. Tek hamlede dibine kadar. Deniz yüksek sesle inledi, tırnaklarını duvara geçirdi.

“Ahh… Ahmet… doluyum…”

Ahmet saçını yakaladı, başını hafifçe geri çekti, kulağına yapıştı. Hızlı ve derin vuruşlarla onu sikerken fısıldadı: “Barış’ın karısını böyle götürmek çok iyi hissettiriyor. Bak ne kadar ıslaksın. En yakın arkadaşımın karısını duvara dayayıp sikiyorum… ve sen seviyorsun.”

Deniz “Evet, sikiyoruumm, daha sert” diye inledi. Ahmet kalçalarını şaklatarak vurdu, her seferinde taşakları amına çarptı. Ter damlaları ikisinin de sırtından aktı. Bir ara elini öne uzatıp klitorisini ovaladı, Deniz titredi, duvara daha sıkı yaslandı.

Sonra Ahmet onu çevirdi, kaldırdı. Deniz’in bacaklarını beline doladı, sırtını duvara yasladı. Yüz yüze, terli ve vahşi. Ahmet elleriyle kalçalarını kavradı, yukarı aşağı pompaladı. Deniz’in memeleri yüzüne çarptı, Ahmet birini ağzına aldı, emdi, ısırdı. Göz göze, nefes nefese, ihanetin tadı ağızlarında.

“Boşal bana,” diye hırladı Ahmet. “Barış’ın karısı olarak boşal. Amını sikime boşalt.”

Deniz tırnaklarını Ahmet’in sırtına geçirdi, boynunu ısırdı, “Geliyorum… ah siktir, geliyorum Ahmet!” diye bağırdı. Amı kasılarak sikini sıktı, sıcak ıslaklık aktı. Ahmet birkaç sert hamle daha yaptı, dibine kadar gömüldü ve boşaldı; sıcak dölünü derinlere pompaladı, inleyerek, dişlerini sıkarak.

İkisi de şiddetle boşaldıktan sonra Ahmet yavaşça indirdi. Deniz hemen dizlerinin üzerine çöktü, hâlâ sert ve ıslak siki eline aldı, son damlaları da ağzıyla temizledi. Diliyle yaladı, başını emdi, dölün tadını yuttu, sonra dudaklarını yalayarak yukarı baktı.

“Bir dahaki sefere daha uzun süreriz,” dedi, sesi boğuk, gözleri parlak. “Bu sefer acele ettik. Ama… yine olacak. Barış dönene kadar. Belki döndükten sonra da.”

Ahmet onu kaldırdı, öptü, kendi tadını onun dilinden aldı. Terlerini silip kıyafetlerini toplamaya başladılar; malzeme odasının tozlu havasında hâlâ seks kokusu asılıydı. Ahmet pantolonunu çekerken aklından geçenleri bastıramadı. Karısı evde bekliyordu. Barış yarın akşam uçakla dönecekti. Ama Deniz’in “yine olacak” sözü kulağında çınlıyordu. Kapının aralığından salona baktı; hâlâ kimse yoktu. Yine de yüreği hem suçluluk hem açlıkla atıyordu.

Deniz saçını düzeltirken fısıldadı: “Telefonuma yaz. Gece yarısından sonra. Barış uyuyorsa… belki dışarı çıkarız. Ya da sen gelirsin.”

Ahmet başını salladı, boğazı düğümlenmiş. Elini Deniz’in beline koydu, bir kez daha sıkıca bastırdı. “Yazacağım. Ve bir dahaki sefere… seni her yerinde tadacağım. Ağzında, amında, götünde. Barış’ın evinde bile.”

Deniz ürperdi, ama gülümsedi. Kapıyı açtılar, usulca salona döndüler. Tırmanış duvarı hâlâ oradaydı, masum gibi duruyordu. Ama ikisinin arasında artık görünmez bir ip gerilmişti; her çekişte daha da gerilecek, bir sonraki buluşmada kopacak bir ip. Ahmet ayakkabılarını bağlarken, cebindeki telefonun titreyeceğini biliyordu. Ve o titreşim geldiğinde, durmayacağını da.

Ahmet ayakkabı bağcıklarını çekerken cebindeki telefon titreşti. Deniz’den kısa bir mesaj: “Gece yarısı. Anahtar matın altında. Ev boş.” Kalbi boğazına tıkanmış gibi attı. Karısı salonda televizyon izliyordu; “İyi tırmandın mı?” diye sordu. Ahmet “Evet” diye mırıldandı, duş alıp yatağa yattı. Saat on bire doğru karısı uyuyakalmıştı. Sessizce kalktı, kapıyı araladı, arabanın anahtarını cebine attı.

Deniz’in oturduğu site loştu. Matın altından anahtarı çıkardı, merdivenleri ikişer çıktı. Kapı aralandığında Deniz siyah bir sabahlıkla karşısındaydı; sabahlık belinde bağlı, altında hiçbir şey yoktu. Göğüsleri kumaşın altında salınarak Ahmet’i içeri çekti. Kapı kapanır kapanmaz dudakları birbirine yapıştı. Dilini ağzına soktu, dişleriyle alt dudağını ısırdı. Deniz’in elleri pantolonunun düğmesine gitti, fermuarı indirdi, sertleşmiş sikini avuçladı.

“Hâlâ kokuyorsun,” diye fısıldadı Deniz, parmaklarını başının üzerinde gezdirirken. “O malzeme odasındaki tebeşir ve döl kokusu. Odamı da aynı şekilde dolduracağız.”

Ahmet sabahlığı omuzlarından sıyırdı. Dolgun memeler serbest kaldı; pembe uçları zaten dimdikti. Birini ağzına aldı, dilini çevirdi, emdi, dişleriyle hafifçe çekti. Deniz inledi, başını geriye attı. Ahmet onu salona doğru itti, kanepeye yatırdı. Bacaklarını açtı, ıslak amına eğildi. Dili yarığa battı, klitorisi emdi, parmaklarını içine soktu. Deniz kalçalarını kaldırdı, “Daha derine… ahh Ahmet” diye inledi. Ahmet amını yalarken kendi pantolonunu tamamen indirdi; kalın, damarlı siki zıpladı.

Deniz onu çekti, dizlerinin üzerine çöktü. Sikini dilinin üstüne yatırdı, yavaşça boğazına kadar aldı. Tükürük boğazından aktı, gözleri sulandı ama bırakmadı. Ahmet saçını yakaladı, yavaşça gırtlağına vurdu. “Barış’ın karısı sikimi böyle emiyor… bak ne kadar açsın.” Deniz boğuk bir sesle mırıldandı, eli taşaklarını sıvazladı. Ahmet biraz daha dayanamadı; çekti, Deniz’i çevirdi, kanepenin kenarına abanmasını sağladı.

Kalçalarını açtı, parmağını amına batırıp ıslattı, sonra göt deliğine götürdü. Deniz gerildi ama “Yap… istediğin gibi” dedi. Ahmet tükürdü, parmağını yavaşça soktu, gevşetti. Sonra sikinin başını dayadı, yavaş yavaş içeri girdi. Deniz’in iniltisi boğuk bir çığlığa döndü. “Siktir… doluyum Ahmet… götümü yırtıyorsun.” Ahmet belini kavradı, her vuruşta biraz daha derine indi. Taşakları kalçalarına çarptı, deri şapırtıları salonu doldurdu. Bir eliyle saçını çekti, diğer eliyle belini büktü.

“Barış’ın yatağında karısını götten sikiyorum,” diye hırladı. “Yarın eve geldiğinde hâlâ açık kalacak burası. Benim dölümle.” Deniz “Evet… daha sert… doldur beni” diye bağırdı. Ahmet hızlandı, her darbesiyle Deniz’in memeleri sallandı. Sonra çekti, onu sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı ve amına yeniden daldı. Derin, sert, pes etmeden. Klitorisini başparmağıyla ovaladı. Deniz tırnaklarını koluna geçirdi, “Geliyorum… amını sikime boşaltıyorum!” diye titredi. Kasılmalar sikini sıktı; sıcak ıslaklık aktı. Ahmet birkaç hamle daha yaptı, dibine gömüldü ve boşaldı. Döl fışkırdı, amının içini doldurdu, taştı, kalçalarına aktı.

İkisi de nefes nefese kaldı. Ahmet yavaşça çıktı. Deniz hemen eğildi, akan dölü diliyle temizledi, sikinin üstündeki son damlaları emdi. Sonra yan yana kanepede uzandılar. Terleri birbirine karışmıştı. Ahmet tavanı izliyordu. Deniz parmağıyla göğsüne çizgi çizerken “Bir dahaki sefere… belki Barış uyurken de” diye fısıldadı. Ahmet gülümsedi ama gülümseme yüzünde tutunamadı.

Saat ikiyi geçmişti. Deniz banyoya gitti, duş sesi geldi. Ahmet kalktı, pantolonunu çekti, salondaki fotoğraflara baktı. Barış ve Deniz’in düğün karesi, tatil fotoğrafları, gülüşler. Mide bulantısı gibi bir şey yükseldi. Karısının sabah kahvaltıda sorduğu “Yarın akşam ne yeriz?” sorusu kulağında çınladı. Deniz banyodan çıplak çıktı, saçları ıslak, vücudu parlak. Ahmet’e sarıldı, öptü. “Kal biraz daha.”

Ahmet boynunu okşadı ama sesi boğuktu. “Gitsem iyi olur. Sabah… iş var.” Deniz başını omzuna yasladı. “Pişman mısın?” diye sordu aniden. Ahmet cevap vermedi. Elleri Deniz’in belinde kaldı ama sıkmadı. İçeride bir şey kaymış gibiydi. Az önce götünü sikerken hissettiği o vahşi zafer şimdi boğazına diken gibi batıyordu. Karısı uyurken buradaydı. En yakın arkadaşının evinde, onun karısının içinde kendi dölü vardı. Deniz’in “yine olacak” sözü artık bir vaat değil, bir tuzak gibi geliyordu.

Deniz gerildi, hissetti. “Ahmet?” Ahmet saçını okşadı, öptü ama öpücük kısa sürdü. “Bir şey yok,” dedi yalanla. “Sadece… yorgunum.” Giyindi. Deniz kapıya kadar eşlik etti, sabahlığını tekrar bağladı. “Yaz bana” dedi, sesi artık eskisi kadar emin değildi. Ahmet başını salladı, merdivenleri indi. Arabaya binince direksiyona yaslandı. Elleri hâlâ Deniz’in kokusunu taşıyordu. Motoru çalıştırdı ama hareket etmedi. Aynadan kendi yüzüne baktı; gözleri dolu gibiydi. Yarın Barış dönecekti. Belki her şey eskisi gibi olabilirdi. Belki de olamazdı. Telefonu titreşti yine. Deniz: “Seni özledim bile.” Ahmet ekranı kapattı, başını arkaya yasladı. İçinde bir boşluk açılmıştı; az önce doldurduğu yerler şimdi soğuk ve yanlış geliyordu. Arabayı sürdü, evine doğru. Kapıyı açtığında karısı hâlâ uyuyordu. Yanına uzandı, tavanı izledi. Deniz’in iniltisi hâlâ kulaklarındaydı ama artık zevkle değil, ağır bir şüpheyle. Bir şeyler bozulmuştu ve tamiri yoktu.

Rate this story

★★★★★
Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged doggy-style rough-sex dirty-talk blowjob standing-sex

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.