Kar Fırtınasında En İyi Arkadaşımın Kalçalarına Teslim Oldum
23 yaşındaki yakın arkadaşları Yvonne ve Franklin, kar fırtınasında mahsur kalınca Fiona'nun kalçalarına anal olarak teslim oluyorlar.
Kar fırtınası dağ evinin camlarını dövmeye devam ederken Franklin, şöminenin önündeki geniş koltukta oturmuş, elindeki bardağı savuruyordu. İki gündür dışarı çıkamıyorlardı; yollar kapanmış, elektrik arada bir gidip geliyordu. Yirmi üç yaşındaki yakın arkadaşı Fiona ise incecik, dar pamuk pijamasının içinde salonun içinde bir aşağı bir yukarı geziyordu. Kumaş kalçalarına yapışmış, yuvarlak hatlarını gizleyecek hiçbir şey bırakmamıştı. Franklin bakmamaya çalışsa da gözleri her seferinde o sallanışa kayıyordu.
Fiona sonunda gelip doğrudan kucağına oturdu. “Üşüyorum,” diye mırıldandı, sırtını göğsüne yaslayarak. Kalçaları Franklin’in uyluklarına oturduğu an, ikisinin de nefesi kesildi. Fiona farkında olmadan kıpırdandı; yumuşak götü Franklin’in çoktan sertleşmeye başlamış sikinin üzerine sürtündü. Bir kez, iki kez… her hareket kumaşın altındaki ateşi körüklüyordu. Franklin’in eli refleksle Fiona’nın beline kaydı. “Fiona…” sesi boğuk çıktı. “Böyle oturma. Dayanamayacağım.”
Fiona başını omzuna çevirdi, dudakları gülümserken gözleri karanlıktı. “Ne dayanamayacaksın? Yıllardır en iyi arkadaşınsın. Sakın… bana mı bakıyorsun öyle?” Kalçasını bilinçli olarak bir kez daha ezip sürttü. Franklin’in sikinin tamamı pijama kumaşının altında sert bir hat çiziyordu artık. Fiona hissetti ve durdu. İkisi de nefes nefese kaldı.
“İstiyorum seni,” diye fısıldadı Franklin. “Uzun zamandır. O kalçalarını, o gülüşünü, her bokunu. Fırtına başlamadan önce de istiyordum. Şimdi… patlayacağım.”
Fiona’nın yanakları kızardı ama kaçmadı. “Ben de,” dedi açıkça. “Gece yatağa yattığımda parmaklarımı amıma sokup seni düşünüyorum. Götümü hayal ediyorum senin sikinle. Yeter artık saklamayalım.”
Bir an sessizlik oldu, sadece rüzgârın uluması duyuldu. Sonra Fiona kıkırdadı, o eski alaycı sesiyle: “Arkadaşım, o kalçalarıma bakmaktan bıktın mı artık? Yoksa hâlâ sadece bakmakla mı yetineceksin?”
Franklin cevap vermedi. Fiona’yı yavaşça koltuktan indirdi, kendisi dizlerinin üzerine çöktü. Parmakları Fiona’nın pijama altının lastiğine yapıştı, tayt gibi oturan kumaşı kalçalarından sıyırıp aşağı indirdi. Fiona’nın amı çoktan ıslanmıştı; pembe dudakları parlıyor, dar göt deliği hafifçe seğiriyordu. Franklin burnunu araya gömdü, dilini uzatıp önce ıslak yarıktan uzun uzun yaladı. Fiona’nın dizleri titredi. “Siktir… Franklin…”
Dili amının klitorisine baskı yaparken bir eliyle kalçalarını ayırdı, öteki elinin başparmağıyla o dar deliğe bastırdı. Sonra dilini aşağı kaydırdı, göt deliğinin kenarlarını yalayarak ıslattı, ucunu içeri sokmaya çalıştı. Fiona iki eliyle Franklin’in saçlarını kavradı, kalçalarını yüzüne doğru itti. “Daha… yala orayı, amını da unutma… ah fucking…” Franklin Fiona’nın amını ve götünü sırayla emip yalıyor, tükürüğünü bolca bırakıyordu. Fiona’nın bacakları arasından sular akıyordu artık. “İçime gir, lütfen,” diye yalvardı, sesi kırık. “Dayanamıyorum, sikini istiyorum. Götüme… amıma… nereye sokarsan sok, sadece gir.”
Franklin ayağa kalktı, pantolonunu ve boxer’ını tek hamlede indirdi. Kalın, damarlı siki zıplayarak dışarı fırladı; ucundan çoktan sızan sıvı parlıyordu. Fiona’yı koltuğun kenarına doğru çevirip domalttı. “Ellerini yasla,” diye emretti. Fiona itaat etti, sırtını kamburlaştırıp kalçalarını geriye doğru açtı. Franklin iki avucuyla o dolgun etleri ayırdı, kalın tükürüğünü doğrudan göt deliğine bıraktı, parmağıyla yaydı. Biraz daha tükürdü. Sonra sikinin başını o gergin deliğe dayadı.
“Nefes al,” dedi. Yavaşça, kararlı bir baskıyla içeri girdi. Fiona’nın götü önce direndi, sonra yavaş yavaş yutmaya başladı. Baş geçince ikisi de inledi. “Sıkıyor… çok dar,” diye homurdandı Franklin. Santim santim ilerledi; Fiona’nın iç duvarları sikini bir mengene gibi sıkıyordu. Dibine kadar gömülünce durdu, Fiona’nın belini okşadı. “Tamam mı?”
“Hareket et,” diye inledi Fiona. “Yavaş yavaş… sonra sik beni.”
Franklin geri çekilip tekrar soktu, nazik ritmle gidip geldi. Her girişte Fiona’nın götü şapırdayarak açılıyor, her çıkışta etleri sikine yapışıyordu. Birkaç dakika sonra tempo arttı. Kalçalarına sertçe çarpmaya başladı; ten şak diye ses çıkarıyordu. Fiona başını koltuğa gömmüş, “Daha derin, sik beni, götümü parçala!” diye bağırıyordu. Kalçalarını bilinçli olarak geri itiyor, her vuruşta sikin tamamını yutmaya çalışıyordu. “Sert… daha sert vur o götü, Franklin, doldur beni!”
Franklin bir elini öne uzattı, iki parmağını Fiona’nın sırılsıklam amına soktu. Parmaklarıyla amını sikmeye başlarken kalın sikiyle götünü dövüyordu. Fiona çift delikten aynı anda doldurulmanın şokuyla çığlık attı. “İkisini birden… ah siktir, amımı da parmakla, götümü sik, delirtiyorsun beni!” Franklin parmaklarını kıvırıp o tatlı noktaya bastırırken belini hızlandırdı; her darbede taşakları Fiona’nın ıslak amına çarpıyordu. Fiona’nın salyası koltuğa akıyor, “Daha… kır o götümü, boşal içime” diye saçmalıyordu.
Franklin’in taşakları kasıldı. “Geliyorum… götünün dibine boşalıyorum,” diye homurdandı ve son birkaç sert hamleyle derinlere gömüldü. Sıcak dölü Fiona’nın bağırsaklarına fışkırırken Fiona da parmaklarının arasında şiddetle boşaldı; berrak su fışkırarak Franklin’in elini, bileğini ve koltuğu ıslattı. Bacakları seğiriyor, göt deliği sikin etrafında ritmik kasılıp her damlayı sağlıyordu. “Boşalıyorum… squirting yapıyorum siktir…” diye hıçkırdı.
Franklin hâlâ sikini Fiona’nın götünden çıkarmadan onu yavaşça geriye doğru çekti, kucağına oturttu. Siki hâlâ sıcak ve yarı sert şekilde içlerindeyken Fiona’nın yüzünü iki eliyle tuttu, öptü; dilini ağzına soktu, tuzlu terini yaladı. “Bundan sonra her fırtınada bu kalçaları becereceğim,” diye fısıldadı dudaklarının arasında. “Götünü, amını, her yerini. Arkadaş kalmayacağız artık, Fiona. Bu boktan kar bitene kadar… ve bittikten sonra da.”
Fiona gülümsedi, hâlâ titreyen bedeniyle Franklin’in sikinin etrafında hafifçe kıpırdandı; içeri dolmuş dölün sızdığını hissetti. “O zaman bu gece bitmeyecek demektir,” diye mırıldandı, sesi hem tatmin hem de yeni bir açlıkla dolu. Dışarıda fırtına ulumaya devam ederken Fiona’nın parmakları Franklin’in ensesine kaydı, kalçası bilerek bir kez daha sıkıldı. “Henüz doymadım. Bir daha… ama bu sefer ben yöneteceğim. Ve belki… biraz daha kirli şeyler deneyeceğiz. Hazır mısın, en iyi arkadaşım?”
Franklin’in siki Fiona’nın içinde yeniden sertleşmeye başlamıştı bile. Kar taneleri camı kaplıyor, şöminedeki ateş çıtırtıyla yanıyordu. Fiona ayağa kalkmadan, hâlâ dolu götüyle kucağında otururken, Franklin’in kulağına eğilip bir sonraki isteğini fısıldamaya hazırlanıyordu—ve ikisi de biliyordu ki bu sadece başlangıçtı.
Fiona kulağına eğildi, dilinin ucu Franklin’in kulak memesine değdi. “Sikini hâlâ götümde tut,” diye fısıldadı, sesi boğuk ve istek dolu. “Ama bu sefer ben hareket edeceğim. Sen sadece otur. Bak, hisset… ve ağzını kapa ta ki ben söyleyene kadar.” Franklin’in nefesi kesildi; siki Fiona’nın hâlâ ıslak, dölle kaygan deliğinde yeniden dimdik olmuştu. Fiona yavaşça belini kaldırdı, kalın sapı neredeyse tamamen dışarı çıkardı, sadece başı gergin halkada kaldı. Sonra kendini sertçe aşağı bıraktı. İkisi de aynı anda inledi. “Siktir… ne kadar dolu hissettiriyorsun,” diye homurdandı Fiona, göt deliği Franklin’in damarlı etini yutarken. “Senin dölün hâlâ içimde, sızıyor bacaklarıma. Kirli hissediyorum ve bayılıyorum buna.”
Ayağa kalkmadan, sadece kalçalarını kullanarak zıplamaya başladı. Her inişte ten şap şap ses çıkarıyor, her çıkışta Franklin’in siki parlak ve kaygan görünüyordu. Fiona’nın dolgun kalçaları Franklin’in uyluklarına çarpıyor, etleri titriyordu. “Bak şu götüme,” diye inledi Fiona, ellerini Franklin’in dizlerine koyup daha da açıldı. “Yıllardır en iyi arkadaşın olarak bakıyordun, değil mi? Şimdi sikin götümün dibinde. Aşağı bak, izle nasıl yutuyorum seni.” Franklin bakıyordu; Fiona’nın pembe, şişmiş deliği her seferinde genişliyor, kenarları beyaz köpükle kaplanıyordu—kendi dölü ve Fiona’nın salyası karışımı. “Daha hızlı,” diye homurdandı Franklin, elleri Fiona’nın beline yapıştı. Fiona elini hemen uzaklaştırdı. “Hayır. Dokunma. Sadece izle ve sikinle dayanamayana kadar bekle.”
Tempo çılgınlaştı. Fiona kalçalarını vahşice savuruyor, her vuruşta götünü tamamen dolduruyordu. Amı da sırılsıklam olmuştu; berrak sular Franklin’in taşaklarına damlıyor, kaygan sesler salonu dolduruyordu. “Amım da akıyor,” diye inledi Fiona. “Parmakla bana… hayır, iki parmağını sok. Aynı anda hem götümü sikeyim hem amımı doldur.” Franklin itaat etti; iki kalın parmağını Fiona’nın ıslak yarıklarına soktu, kıvırarak o şişmiş noktaya bastırdı. Fiona çığlık attı, başını geriye attı. “İşte bu! Amımı parmakla, götümü sik, ikisini birden mahvet beni.” Vücudu sarsılıyordu. Her zıplayışında Franklin’in parmakları daha derine giriyor, sik ise bağırsaklarını geriyordu. “Daha sert… göt deliğimi genişlet, Franklin. Yarın yürüyemeyeceğim şekilde sik.”
Birkaç dakika sonra Fiona yavaşladı, nefes nefese. Sikini hâlâ içinde tutarak ayağa kalktı; kalın et yavaşça dışarı kaydı, peşinden kalın, beyaz döl sızıntısı geldi, Fiona’nın uyluklarından aşağı aktı. “Dizlerinin üstüne çök,” diye emretti. Franklin şöminenin önündeki halıya diz çöktü. Fiona arkasına geçti, bacaklarını açıp götünü Franklin’in yüzüne doğru itti. “Yala. Kendi dölünü yala götümden. Temizle beni dilinle, sonra tekrar kirleteceğiz.” Franklin iki eliyle o dolgun kalçaları ayırdı, dilini uzatıp açık, kıpkırmızı deliğe bastırdı. Tuzlu-tatlı dölü yaladı, dilini içeri soktu, Fiona’nın anüsünü dilleyerek temizledi. Fiona inliyor, kalçalarını yüzüne sürtüyordu. “Daha derin dil… amımı da unutma. Hepsi senin. Em o suları.” Franklin amına kaydı, klitorisi emdi, iki parmağını göt deliğine sokup scissoring hareketiyle açtı. Fiona’nın bacakları titredi. “Siktir, dilin… götümü yalıyorsun en iyi arkadaşım. Utanmaz piç. Daha fazla tükür, ıslat iyice.”
Fiona sonunda döndü, Franklin’i yere yatırdı. Üzerine çıktı, bu sefer tersine; yüzünü Franklin’in ayaklarına doğru çevirip kalçalarını yine indirdi. Sikini eline aldı, başını göt deliğine dayadı ve yavaş yavaş oturdu. “Böyle daha iyi görüyorsun, değil mi?” diye kıkırdadı. “Götümün nasıl açıldığını, sikinin nasıl kaybolduğunu… izle.” Santim santim yuttu. Dibine oturunca durdu, kalçalarını daireler çizerek oynattı. “Ne kadar derinde… mideme vuruyor neredeyse.” Ellerini Franklin’in bacaklarına koyup zıplamaya başladı. Bu pozisyonda her iniş daha sert, daha derindi. Franklin’in eli Fiona’nın amına uzandı, parmaklarını soktu, başparmağıyla klitorise bastırdı. Fiona çılgına döndü. “Evet! Parmakla amımı, sik götümü… iki deliğim de senin. Doldur, genişlet, kullan beni.”
Sesler kirliydi: şapırdama, inleme, ten çarpma sesi, Fiona’nın “daha sert sik o götü, dölünü boşalt içime yine” diye bağırışları. Franklin dayanamadı, kalçalarını yukarı savurarak Fiona’ya karşılık vermeye başladı. Alttan vuruyor, her hamlede Fiona’nın götünü dolduruyordu. “Sıkıyor hâlâ… o dar götün beni sağacak,” diye homurdandı. Fiona geriye bakmadan, “Boşalma henüz. Ben bitirmeden sen de bitmeyeceksin. Amımı yala bir şeyler… hayır, tükür parmaklarına, üç parmak sok amıma.” Franklin üç parmağını Fiona’nın sırılsıklam amına soktu; Fiona çift delikten gerilmenin acı-tatlı şokuyla bağırdı. “İşte bu! Parçala amımı da… götüm sikinle, amım parmaklarınla. Delirtiyorsun en iyi arkadaşını.”
Fiona birden ayağa kalktı, siki dışarı çıktı. Franklin’i koltuğa itti, kendi domaldı ama bu sefer ellerini ayırıp kalçalarını iyice açtı. “Tükür. Bol bol tükür götüme. Sonra gir, ama yavaş başlama. Direkt sert. İstiyorum hissetmeyi… o ilk baskıyı, o yanmayı.” Franklin kalktı, kalın tükürüğünü Fiona’nın deliğine bıraktı, parmağıyla yaydı, bir kez daha tükürdü. Sikini dayadı ve tek hamlede, yarı yarıya girdi. Fiona “Ah siktir!” diye bağırdı, parmakları koltuğu kavradı. Franklin geri çekilmeden daha derine bastırdı, dibine kadar gömüldü. Sonra vahşice sikişmeye başladı. Kalçalarına tutunup çekiyor, her vuruşta taşakları Fiona’nın amına çarpıyordu. “Al götüne… al bütün sikimi,” diye hırlıyordu. “Yıllardır bu kalçaları hayal ettim. Şimdi götün benim. Sık, sağ beni.”
Fiona geriye doğru itiyordu, her darbede “daha sert, kır beni, götümü sikik bir deliğe çevir” diye saçmalıyordu. Franklin bir elini uzatıp Fiona’nın saçlarını yakaladı, hafifçe çekti; Fiona’nın sırtı kavisleşti, götü daha da açıldı. “Böyle… saçımı çek, götümü döv.” Tempo insanlık dışıydı. Ten şak şak şak diye çarpıyor, Fiona’nın salyası koltuğa akıyor, amından sular damlıyordu. Franklin parmaklarını tekrar amına soktu, bu sefer dört parmak—Fiona’nın amı gerildi, inledi. “Dört… ah fuck, amımı da açıyorsun. İkisini birden mahvet. Boşalacağım… squirting yapacağım yine götüm sikilirken.”
Fiona’nın vücudu kilitlendi. Göt deliği Franklin’in siki etrafında şiddetle kasıldı, amından berrak su fışkırdı; Franklin’in elini, bileğini, yere kadar ıslattı. “Boşalıyorum! Götümde sikin varken squirt… siktir Franklin!” diye hıçkırdı. Franklin dayanamadı. “Geliyorum… götünün en dibine, bağırsaklarına boşalıyorum,” diye homurdandı ve son birkaç vahşi hamleyle derinlere gömüldü. Sıcak, koyu döl fışkırdı; Fiona her damlayı hissederek inledi, deliği ritmik kasılıp sağıyordu. Franklin titreyerek boşalmaya devam etti, taşakları boşalana kadar. Fiona hâlâ sarsılıyordu.
Yavaşça çekildi; siki dışarı çıkınca kalın döl damlacıkları Fiona’nın açık, kıpkırmızı, şişmiş deliğinden aktı, uyluklarına ve halıya bulaştı. Fiona hemen döndü, diz çöküp Franklin’in sikini ağzına aldı. Kirli, dölle kaplı eti yaladı, emdi, temizledi. “Kendi dölünü ve götümün tadını yutuyorum,” diye mırıldandı dudakları etrafında. “Tadı… senin ve benim karışımım. Daha istiyorum.” Franklin’i tekrar koltuğa itti, üzerine çıktı ama bu sefer amına oturdu. Islak, sıcak yarık siki yuttu; hâlâ yarı sert olan et yeniden sertleşmeye başladı. Fiona yavaşça sikişti, döl hâlâ götünden sızarken. “Amımla da alacağım seni. Sonra yine göt. Bu gece bitmeyecek. Fırtına bitene kadar… ve bittikten sonra da her gün bu kalçaları, bu götü, bu amı kullanacaksın.”
Franklin Fiona’nın memelerini sıyırdı, meme uçlarını emdi, ısırdı. Fiona belini savuruyor, “daha derin amıma, dölle beni buraya da” diye inliyordu. Franklin kalçalarını tutup alttan vurdu. “Sık o amını… götün gibi sık.” Fiona kasilip sağdı. İkinci tur hızlı ve kirliydi; Fiona amından boşalırken çığlık attı, Franklin de yeniden boşaldı, dölünü Fiona’nın rahmine doğru fışkırttı. Fiona inleyerek indirdi kendini, siki içinde tuttu. “Dolu… iki deliğim de dolu. Akıyor her yerimden. Bak,” dedi, kalktı; amından ve götünden beyaz sızıntılar bacaklarına aktı. Parmaklarıyla karıştırdı, Franklin’in ağzına götürdü. Franklin yaladı. “Tadına bak. Bizim bokumuz.”
Şömine hâlâ yanıyordu. Fiona Franklin’i yere indirdi, üzerine uzandı, siki yine götüne doğru kaydırdı—bu sefer yan yatmış, bacağını yukarı kaldırmış şekilde. “Son bir kez… yavaş. Hissetmek istiyorum her damarını.” Franklin girdi, bu sefer nazik ama derin. Fiona’nın gözlerinin içine bakarak sikişti. “Seni seviyorum… en iyi arkadaşım olarak değil artık. Bu götü, bu amı, bu vücudu senin. Ne zaman istersen domalırım. Ne zaman istersen götümü yala, sik, dölle.” Franklin öptü onu, dilini ağzına soktu, aynı anda belini savurdu. Tempo arttı yine. Fiona “daha… götümü again, boşal one more time” diye İngilizce-Türkçe karışık saçmaladı. Franklin saçlarını tuttu, kulaklarına “senin götün benim evim artık” diye fısıldadı ve üçüncü kez boşaldı—bu sefer daha az ama hâlâ sıcak, hâlâ derin.
İkisi de ter içinde, titreyerek yığıldı. Fiona’nın götü açık kalmıştı, döl sızıyordu; amı şişmiş, kızarmıştı. Franklin parmaklarını gezdirdi, deliklerini okşadı. “Yarın sabah da… kahvaltıdan önce götünü sikmek istiyorum.” Fiona gülümsedi, bacaklarını açıp sergiledi. “O zaman uyanır uyanmaz domalmış bulacaksın beni. Ağzımda, amımda ya da götümde—sen seç. Ama bil ki… ben de senin taşaklarını emeceğim, dölünü sağacağım her sabah.” Dışarıda kar hâlâ yağıyordu. Fiona Franklin’in göğsüne yaslandı, parmakları onun hâlâ yapışkan sikini okşadı. “Bir daha kalkana kadar dinlen. Çünkü kalktığında… bu sefer ellerimi bağlayacaksın ve götümü istediğin kadar kullanacaksın. Acıtana kadar. Ağlatana kadar. Sonra öpeceksin o ağlayan götü.”
Franklin’in siki yine seğirdi. Fiona kıkırdadı, “Gördün mü? Hâlâ doymadık.” Elini uzatıp kendi göt deliğine iki parmak soktu, Franklin’in dölünü çıkarıp sikine sürdü, kayganlaştırdı. Sonra tekrar üzerine oturdu—yavaş, kararlı, dibine kadar. “Son tur bu gece. Sonra uyuruz… belki. Ama uyanırsam, götüm yine senin yüzünde olacak. Yala diye.” Zıplamaya başladı yine, yorgun ama aç. Franklin kalçalarını kavradı, parmak izleri bırakarak çekti. Salon dölle, terle, inlemeyle doldu. Fiona “sıkıyor, hâlâ çok dar, senin siki için yaratılmış bu göt” diye bağırırken boşaldı bir kez daha; Franklin de peşinden, son damlaları da içine bıraktı.
Fiona yığıldı üzerine, siki hâlâ içinde. Nefesler yavaşladı. Kar fırtınası camları dövüyordu. Fiona fısıldadı: “Artık en iyi arkadaş değiliz. Sen benim götümün sahibi, ben de senin dölünün kasesiyim.” Franklin öptü onu, yavaşça çıktı; döl aktı. Fiona parmaklarıyla topladı, yuttu, sonra Franklin’e de yalattı. “Tadına bak yarının kahvaltısından.” Şömine çıtırdadı. Fiona domaldı bir kez daha, sadece sergilemek için—açık, kırmızı, dolu deliklerini. “İzle. Bu manzara senin artık. Her fırtınada, her gece, her sabah.”
Franklin elini uzatıp bir parmağını yavaşça o şişmiş göt deliğine soktu, dölü karıştırdı. Fiona inledi, geri itti. “Evet… parmağınla bile. Yarın sikinle daha beter olacak.” İkisi de gülümsedi, kirli ve tatmin ve hâlâ aç. Fiona döndü, dudaklarını Franklin’in dudaklarına bastırdı, dilini soktu; tadı döl ve ter ve Fiona’ydı. “Fırtına bitsin… yollar açılsın. Ben yine burada olacağım, bacaklarım açık, götüm hazır. Çünkü bir kere tattın ya…”
Fiona’nın hâlâ sızan götü, Franklin’in parmaklarının arasında kasılırken ikisi de biliyordu ki bu evden çıktıklarında bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories