Komşumun İlk Dokunuşu Fırtınalı Kulede
Anna’nın beyaz amını Karadeniz kulesinde 32 yaşındaki iri siyah komşusu Mehmet sertçe siker.
Anna, 28 yaşındaki evli beyaz Alman turist, Karadeniz’in rüzgârlı kıyısındaki o eski fırtınalı kuleye vardığında rüzgâr saçlarını deli gibi savuruyordu. Sarı bukleleri ıslak dudaklarına yapışmış, mavi gözleri heyecanla parlıyordu. Eşi iş yüzünden gelememişti; Anna da bu yalnız tatili özellikle istemişti. Beyaz teni, narin beli ve uzun bacaklarıyla buranın gri taşlarına tam bir tezat oluşturuyordu. Kuleye çıkan patikada iri yapılı bir adam belirdi. 32 yaşındaki Mehmet’ti bu. Türk inşaat işçisi, kasları tişörtünün altında kabarmış, koyu siyah teni ter ve güneşle parlıyordu. Kolları kalın, omuzları geniş, elleri iriydi. Komşu sayılırlardı; Anna kuleye bitişik eski taş evi kiralamıştı.
Mehmet gülümsedi, derin sesiyle “Hoş geldin komşu. Ben Mehmet. Kuleyi gezdireyim mi sana? Yalnız başına dolaşmak tehlikeli olabilir, fırtına patlayabilir” dedi. Anna bir an duraksadı. Adamın siyah teni, onun beyaz kolunun yanında öyle çarpıcı duruyordu ki nefesi kesildi. “Olur… teşekkürler” diye cevap verdi, sesi biraz titrek çıkmıştı. Birlikte dar taş merdivenlere girdiler. Mehmet önden yürüyor, ara sıra elini uzatıp Anna’nın beline hafifçe dokunuyordu. O dokunuşlar masum gibiydi ama ikisinin de teninde elektrik bırakıyordu. Anna içinden geçiriyordu: “Tanrım, bu adamın parmakları ne kadar sıcak ve sert. Siyah teni benim beyaz tenime değince içimde yasak bir ateş yanıyor. Evliyim ama bu çekimi durduramıyorum. Onun kalın kollarını, o iri göğsünü hissetmek istiyorum.”
Mehmet de aynı şeyi düşünüyordu. Anna’nın beyaz bacakları merdivenlerde her adımda sallanıyor, dar şortu kıçının yuvarlak hatlarını ortaya çıkarıyordu. “Bu beyaz Alman karısı… teni süt gibi. Amı da herhalde pembemsi ve dar. Benim siyah yarağımı alsa nasıl bir görüntü olurdu acaba?” Göz göze geldiklerinde bakışları uzuyordu. Bir ara Anna sendeleyince Mehmet onu belinden yakaladı. Avucu neredeyse tamamen ince belini sarıyordu. Bir saniye fazla tuttular. Tenlerinin teması, siyah ve beyazın bu ilk buluşması ikisini de susturdu.
Kule tepesine çıktıklarında deniz gri ve öfkeliydi. Tam o anda gökyüzü patladı. Şiddetli bir Karadeniz fırtınası boşandı. Yağmur iğne gibi iniyor, rüzgâr uğulduyordu. İkisi de ıslanmıştı. Anna’nın beyaz bluzu tenine yapıştı, sutyeni ve sertleşmiş meme uçları belirginleşti. Mehmet’in ıslak tişörtü kaslarını ikinci bir deri gibi sardı; siyah teni parlıyor, damarları kabarıyordu. “Hadi aşağı inelim, eski taş odaya sığınalım” dedi Mehmet ve Anna’nın elini tuttu. Bu sefer parmakları birbirine kenetlendi. Koşarlarken elleri ayrılmadı.
Taş oda loş ve nemliydi. Duvarlarda eski zincir izleri, yerde kalın halı parçaları vardı. Yağmur ikisini de sırılsıklam etmişti. Anna titreyerek duvara yaslandı. Göğsü inip kalkıyordu. Mehmet karşısına geçti, iri bedeniyle odayı dolduruyordu. Anna cesaretini topladı, sesi arzuyla kalınlaşmıştı: “Mehmet… itiraf ediyorum. Senin şu siyah tenine dokunmak istiyorum. Kalın kollarına, o kaslı göğsüne… Teninin rengi beni deli ediyor. Bu interracial çekim, bu yasak arzu… Duramıyorum.”
Mehmet bir adım daha attı. Gözleri aç bir hayvan gibi parlıyordu. “Ben de senin o beyaz, narin vücudunu istiyorum Anna. O ince belin, o süt gibi tenin, bacaklarının arası… Beyaz amının benim kalın siyah yarağımı nasıl sardığını hayal etmekten uyuyamıyorum. İkimiz de bunu istiyoruz. Saklamayalım.”
Sözler biter bitmez dudakları buluştu. Öpücük sert, ıslak ve açtı. Mehmet Anna’yı duvara yapıştırdı, büyük elleri sırtında, kalçasında dolaşıyordu. Anna kollarını onun kalın boynuna doladı, dilini Mehmet’in ağzına soktu. İnliyordu. “Beni şimdi al” diye fısıldadı dudaklarının arasından. “Beni sertçe sik. Bu interracial karşılaşmayı ikimiz de istiyoruz. Karadeniz fırtınası gibi istiyorum seni.” Mehmet homurdandı: “Alacağım seni beyaz karım. Hem de nasıl alacağım.”
Mehmet Anna’nın ıslak bluzunu yırtarcasına çekti. Kumaş yırtıldı, düğmeler etrafa saçıldı. Beyaz sutyeni ortaya çıktı. Onu da kopardı. Anna’nın dolgun, beyaz memeleri dışarı fırladı, pembe uçları sertti. Mehmet eğilip birini ağzına aldı, emerken diğerini iri eliyle yoğurdu. Anna başını arkaya attı, inlemeleri odada yankılandı. Mehmet bir yandan da şortunu ve külodunu aşağı sıyırdı. Anna şimdi tamamen çıplaktı. Beyaz teni loş ışıkta parlıyor, amının ıslaklığı bacak içlerine akıyordu.
Mehmet parmaklarını ıslak amına götürdü. İki kalın parmağını birden soktu. Anna zevkten bağırdı: “Ahh… parmakların çok kalın… amımı dolduruyor.” Mehmet ileri geri hareket ettiriyor, başparmağıyla klitorisini ezerken diğer eliyle saçını tutuyordu. “Islak amın benim için yanıyor beyaz karım. Bak nasıl su akıyor.” Anna kalçalarını parmaklara doğru itiyordu, bacakları titriyordu.
Sonra Mehmet pantolonunu indirdi. Kalın, damarlı, simsiyah yarağı dışarı fırladı. Damarları kabarmış, başı morumsu ve iriydi. Anna diz çöktü, iki eliyle kavradı. “Ne kadar büyük…” diye mırıldandı ve ağzını açtı. Mehmet yarağını boğazına kadar soktu. Anna’nın gözleri sulandı ama emmeye devam etti. Mehmet saçından tutup yüzünü sikiyor, “Em beyaz karım, siyah yarrağımı boğazına kadar al. Güzel emiyor sun” diye konuşuyordu. Salyaları çenesinden akıyor, Anna’nın mavi gözleri yukarı bakıyordu.
Mehmet onu ayağa kaldırdı, duvara çevirdi ve köpek pozisyonuna soktu. Kalın yarağının başını ıslak amına dayadı ve tek hamlede köküne kadar soktu. Anna haykırdı. “Çok büyük… içimi yırtıyor…” Mehmet saçını arkadan çekti, kalçalarına sertçe çarpıyordu. Ten çarpışma sesleri, ıslak şapırtılar odayı dolduruyordu. “Al beyaz karım! Benim siyah yarrağımı al! Beyaz amın siyah yarak için yaratılmış” diye homurdanıyordu. Anna kalçalarını geriye doğru itiyor, “Sik beni Mehmet… daha sert… karını sik!” diye inliyordu. Zevkten ilk orgazmı geldiğinde bacakları titredi, amı Mehmet’in yarağını sıkıca sardı.
Mehmet çekmeden pozisyon değiştirdi. Kendini yere attı, Anna’yı üstüne oturttu. Ata biner pozisyonda Anna inip kalkmaya başladı. Beyaz memeleri Mehmet’in yüzünde sallanıyordu. Mehmet iki eliyle memeleri sıkıyor, meme uçlarını sertçe çekiştiriyordu. “Memelerin ne kadar beyaz ve yumuşak… sıkarken içim gidiyor.” Anna hızlandı, kalçalarını daireler çizdirerek oturup kalkıyordu. “İçimi tamamen dolduruyorsun… siyah yarağın amımın dibine vuruyor” diye haykırıyordu. İkinci orgazmı gelirken tırnaklarını Mehmet’in siyah göğsüne geçirdi.
Sonra Mehmet onu sırtüstü yatırdı, missioner pozisyonda üstüne çıktı. Göz göze bakıyorlardı. Terleri karışmıştı; siyah ve beyaz tenler birbirine yapışmıştı. Mehmet yavaşladı, sonra yine sertleşti. Her vuruşta Anna’nın bacakları havaya kalkıyor, topukları Mehmet’in kalçalarına çarpıyordu. “Boşalıyorum… içime boşal” diye yalvardı Anna. Mehmet hızlandı, ter damlaları Anna’nın beyaz memelerine düşüyordu. İkisi aynı anda haykırdılar. Mehmet derinlere boşalırken Anna’nın amı ritmik şekilde kasılıyor, zevk suları karışıyordu.
Nefes nefese, ter içinde kaldılar. Mehmet hâlâ içinde, yavaş yavaş inip kalkıyordu. Anna parmaklarını onun siyah sırtında gezdiriyordu. Fırtına dışarıda hâlâ uğulduyordu. Tam o anda, kule merdivenlerinden aşağı doğru boğuk bir ses geldi. Kapı gıcırtısı gibi bir şey… ya da ayak sesi. İkisi de dondu. Anna gözlerini kocaman açtı, Mehmet’in omzunun üzerinden karanlık merdivenlere baktı. Kalbi hâlâ zevkten çarpıyordu ama şimdi başka bir heyecan, başka bir gerilim eklendi. Mehmet yarağını yavaşça çekti, ikisi de sessizce giyinmeye başladılar. Henüz bitmemişti. Fırtına dinmemişti. Bu ilk dokunuş, bu interracial ateş sadece başlangıçtı ve kule hâlâ sırlarını saklıyordu. Yağmur devam ediyordu.
Mehmet yarağını Anna’nın amından yavaşça çıkardı, kalın mor başı ıslak bir şapırtıyla ayrıldı ve ikisinin karışmış suları beyaz bacaklarından aşağı iplik iplik süzüldü. Anna’nın bedeni hâlâ titriyordu, pembe uçlu memeleri hızlı hızlı inip kalkıyordu. Tam o sırada merdivenlerden gelen o boğuk gıcırtı yeniden duyuldu; bu sefer daha yakından, sanki eski bir zincir sürükleniyormuş ya da ağır bir ayak yere basmış gibi. İkisi de donup kaldı. Anna’nın mavi gözleri kocaman açıldı, kalbi zevkten mi korkudan mı attığını bilemiyordu. Mehmet’in siyah göğsü ter içinde parlıyordu, damarları kabarmış kolları hâlâ onun ince belini sarıyordu.
“Şşş… ses çıkarma,” diye fısıldadı Mehmet derin, boğuk sesiyle. Otuz iki yaşındaki iri yapılı inşaat işçisi doğrulurken kasları gerildi, koyu teni loş ışıkta ıslak bir heykel gibi duruyordu. “Ben bakacağım. Sen burada kal, çıplak halinle titreme. Kimse yok herhalde ama emin olayım.”
Anna, yirmi sekiz yaşındaki evli Alman kadın, başını sessizce salladı. Boğazı kurumuştu. “Çabuk dön… lütfen.” İçinden geçiriyordu: Tanrım, az önce bu adamın siyah yarağı içimi nasıl da yırtarcasına doldurdu. Eşim hiçbir zaman böyle bir ağırlık, böyle bir sıcaklık hissettirmedi. Tenimizin bu kadar farklı olması… onun siyah parmakları beyaz memelerimde gezerken içimde yasak bir yangın çıkıyor. Ama bu ses… biri bizi mi izliyor? Neden korktuğum kadar ıslanıyorum hâlâ?
Mehmet pantolonunu beline çekti, tişörtünü almakla uğraşmadı. İri omuzları merdiven boşluğunda kaybolurken ayak sesleri taş duvarlarda yankılandı. Anna yalnız kalınca eski halının üzerine çöktü, sırtını nemli duvara yasladı. Parmakları istemsizce bacak arasına gitti; amı hâlâ zonkluyor, Mehmet’in bıraktığı sıcak spermi dışarı sızıyordu. Klitorisini hafifçe daireler çizerek okşadı, dudaklarını ısırdı. Bu dokunuş bile yeni bir ürperti gönderdi omurgasından aşağı. Fırtınanın uğultusu dışarıda devam ediyordu ama oda şimdi sadece onun hızlı soluklarıyla doluydu. Yasak bir komşuyla burada, Karadeniz’in bu eski kulesinde sırılsıklam sikilmek… aklına bile getiremezdi bunu İstanbul'dan ayrılırken. Ama şimdi vazgeçemiyordu.
Dakikalar uzadı. Anna’nın aklından binbir düşünce geçti: ya biri geldiyse? Ya eşi ararsa? Ama hepsinden güçlü olan, Mehmet’in siyah teninin beyaz tenine değdiği o ilk anın bıraktığı elektrikti. O iri ellerinin belini kavraması, kalın yarağının amının dibine vurması… yeniden ıslanmasına yetiyordu. Sonunda ayak sesleri yaklaştı. Mehmet geri geldi, geniş göğsü inip kalkıyordu ama yüzünde rahat bir gülümseme belirmişti.
“Hiçbir şey yok güzelim,” dedi alçak sesle. “Rüzgar eski bir kapı menteşesini oynatıyormuş. Zincirler de sallanıyor. Kule boş, sadece biz varız. Fırtına da yavaş yavaş dinmeye başladı.”
Anna derin bir nefes aldı. Rahatlama bedenine yayılırken gözleri Mehmet’in yarı sert siyah yarağına kaydı. Korku yerini anında aç bir arzuya bıraktı. Ayağa kalktı, terli beyaz vücudunu onun iri bedenine bastırdı. Memeleri siyah göğsüne yapıştı, sert uçları tenine değince ikisi de inledi. “O zaman bırakma beni Mehmet. Bu daha yeni başladı. Senin o kalın siyah yarağın yetmedi bana. Amımı yine sik… sonra da götümü. Her deliğimi doldur. Sertçe, fırtına gibi istiyorum seni.”
Mehmet’in gözleri vahşileşti. Büyük elleri Anna’nın kalçalarını avuçladı, parmakları etine gömüldü. “Sen ne kadar aç bir beyaz karısın. Tamam… alacağım. Önce şu güzel ağzını ver bana.”
Anna hemen diz çöktü, soğuk taş zemine. İki eliyle o damarlı, ağır yarağı kavradı, damarlarını dilinin ucuyla takip etti. “Ne kadar sıcak… siyah teninin kokusu bile azdırıyor beni.” Ağzını sonuna kadar açtı, başını içine aldı. Mehmet saçlarını sıkıca tuttu, kalçasını yavaş yavaş ileri iterek boğazına kadar soktu. Anna’nın gözleri sulandı, salyaları çenesinden boynuna aktı ama emmeye devam etti. Mehmet homurdandı: “İyi emiyorsun beyaz karım. Boğazın siyah yarrağımı sarıyor… devam et, köküne kadar al.”
Bir süre yüzünü sikmesine izin verdi Anna. Sonra Mehmet onu ayağa kaldırdı, duvara çevirdi. Kalın parmaklarını önce amına daldırdı, sırılsıklam suları göt deliğine sürdü. “Hazır mısın? Yavaş gireceğim ama sonra seni gerçekten parçalayacağım.”
“Evet… gir içime,” diye inledi Anna, kalçalarını geriye doğru iterek. “Götümü de senin yap. Kimse beni oradan sikmedi. Senin siyah yarağınla ilk defa olmak istiyorum.”
Mehmet yarağının başını dayadı, ağır ağır bastırdı. Anna’nın nefesi kesildi, tırnaklarını taş duvara geçirdi. “Ahh… çok kalın… yırtıyor ama… devam et.” Santim santim girdi, sonunda kalın köküne kadar gömüldü. İkisinin de tenleri terden kayganlaşmıştı; siyah kasıklar beyaz kalçalara yapışıyor, her harekette şapırtılı sesler çıkıyordu. Mehmet ritmini artırdı, bir eliyle Anna’nın sarı buklelerini çekiyor, diğer eliyle klitorisini sertçe ovuyordu. “Al beyaz götünü… siyah komşunun yarrağı götünde. Ne kadar dar, nasıl da sıkıyor beni.”
Anna’nın inlemeleri gittikçe yükseldi. “Daha sert sik… götümü parçala Mehmet! Beyaz karını istediğin gibi kullan!” Bacakları titremeye başladı, ilk anal orgazmı gelirken amından fışkıran sular halıya aktı. Vücudu sarsılırken Mehmet durmadı, hızını artırdı.
Sonra onu halının üzerine çekti. Kendini sırtüstü uzattı, Anna’yı üstüne oturttu ama bu sefer yarağı götündeydi. Anna inip kalkmaya başladı, beyaz memeleri Mehmet’in yüzünde ağır ağır sallanıyordu. Mehmet iki eliyle memeleri avuçladı, pembe uçlarını sertçe çekiştirip emdi. “Memelerin ne kadar beyaz ve dolgun… sıkarken içim gidiyor. Kalçalarını daire çizdir, daha derinine al.”
Anna hızlandı, kalçalarını daireler çizerek bastırıyordu. “İçimi tamamen dolduruyorsun… dibime vuruyorsun. Siyah yarağın götümde zonkluyor.” İkinci orgazmı gelirken tırnaklarını Mehmet’in siyah göğsüne geçirdi, izler bıraktı. Mehmet homurdanarak onu domalttı, bu sefer amına geçti. Sertçe çarpıyordu kalçalarına, tokat sesleri odayı dolduruyordu. “Bak nasıl beyaz amın siyah yarrağımı yutuyor. Senin için yaratılmış bu am… sadece benim için.”
Anna çığlık atıyordu: “Sik! Daha sert vur! Karını sik, beyaz Alman karını siyah yarakla doldur!” Üçüncü orgazmı gelirken amı Mehmet’in yarağını ritmik şekilde sıktı, suları bacaklarından aktı.
Mehmet onu son kez sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı. Göz göze geldiler. Terleri, salyaları, suları karışmıştı. Siyah ve beyaz tenler yapış yapıştı. Her vuruşta Anna’nın topukları Mehmet’in kalçalarına çarpıyordu. “Boşal içime… hepsini ver,” diye yalvardı Anna, sesi kısılmıştı.
Mehmet hızlandı, kasları gerildi. “Al… beyaz karım… al hepsini!” Derinlere, en dibine boşaldı. Sıcak fışkırmalar Anna’nın amını doldururken onun da son orgazmı patladı. İkisi aynı anda inledi, sesleri birleşti, sonra kesildi.
Bitkin halde birbirlerine sarıldılar. Mehmet Anna’nın beyaz bedenini siyah kollarının arasına aldı, çenesini sarı buklelerinin arasına gömdü. Parmakları yavaşça sırtında geziniyordu. Dışarıda fırtına tamamen dinmişti. Yağmurun son damlaları da sustu. Rüzgarın uğultusu kayboldu. Taş odada sadece ikisinin yavaşlayan solukları duyuluyordu. Kalp atışları aynı ritme girdi, sonra onlar da yavaşladı. Hiç konuşmadılar. Gözleri kapalı, bedenleri birbirine yapışmış halde kaldılar. Kule sessizliğe gömüldü. Tamamen sessiz.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories