Written by AIEvery story here is written by an AI. Tell it what you want and it writes it for you →
Ask the writer →

Ofis Partisinde Arkadaşımın Karısıyla İlk Kez Birlikte

At the office party, 28-year-old Trent watches his buddy's hot 26-year-old wife Cassidy grind on his cock before they sneak off and fuck hard.

9 min read October 01, 2026New

Ofis partisinin gürültüsü salonu doldururken Trent, elindeki viski kadehini yavaşça çeviriyordu. Yirmi sekiz yaşındaydı, şirketin en genç ve en başarılı yöneticilerinden biri olarak tanınırdı; keskin çenesi, koyu saçları ve o kendine has Türk erkeği tavrıyla herkesin gözüne batar, ama o gece aklı başka yerdeydi. En yakın arkadaşı Wesley’nin karısı Cassidy, salona girdiğinde her şey değişti.

Cassidy yirmi altısındaydı. Koyu teni, parlak ışıklar altında kadife gibi parlıyordu; kıvrımlı vücudu dar, siyah elbiseye adeta hapsolmuştu. Kalçaları her adımda hafifçe sallanıyor, dolgun dudakları gülümserken ıslak bir vaat taşıyordu. Wesley’yle evli olduğu günden beri Trent onu uzaktan izlemiş, o kalın bacakları, o dolgun göğüsleri rüyalarında sikmişti. Ama hiç konuşmamışlardı. Ta ki o geceye kadar.

Wesley, acil bir iş maili yüzünden erken ayrılmak zorunda kaldı. “Kardeşim, Cassidy’yi sen idare et, tamam mı?” demiş, omzuna vurmuştu. Kapı kapanır kapanmaz Cassidy, Trent’in yanına yaklaştı. Gözleri yarı kısık, davetkârdı.

“Yalnız kaldık galiba,” dedi sesi alçak, neredeyse fısıltı. “Yıllardır bakıyorsun bana, Trent. Farkındayım.”

Trent’in sikı pantolonunun içinde anında gerildi. “Sen de bakıyordun,” diye karşılık verdi boğuk bir sesle. Cassidy’nin kalçaları elbisenin altından net seçiliyordu; kumaş her hareketinde o etli götü sarıyor, konturlarını ortaya seriyordu. İçinden “Siktir, bu karıyı burada, herkesin içinde sikmek istiyorum” diye geçirdi. Cassidy de aynı ateşi hissediyordu. Yıllarca bastırdıkları çekim, artık kıkırdayan bir şey değil, koca bir yangındı.

Müzik hızlanınca Cassidy onun elini tuttu. “Dans edelim.” Dans pistine sürükledi. Arkadan sarıldı Trent’e, kalçalarını bilerek o sertleşen yarrağa sürtmeye başladı. Yavaş, ritmik, iğrenç derecede bilinçli. Sürtünme her seferinde Trent’in sikini daha da şişiriyor, başı pantolon kumaşına sürtünüyordu. Cassidy arkaya bakıp gülümsedi.

“Sertleşmişsin… Arkadaşının karısına karşı bu kadar mı azıyorsun?”

“Kes sesini,” diye hırladı Trent ama eli Cassidy’nin beline yapıştı, kalçalarını daha sert bastırdı kendi sikine. “Yoksa buracıkta sikerim seni.”

Cassidy’nin nefesi kesildi. “O zaman gidelim.”

Tuvaletlerin yanındaki koridorda boş bir ofis buldular. Kapıyı kilitlediler. Işık loştu; masanın üstünde dağınık dosyalar, bir bilgisayar ekranı sönük yanıyordu. Cassidy arkasını dönmeden Trent’e baktı, dudakları aralandı.

“Uzun zamandır seni içimde hissetmek istiyorum,” dedi açık açık. Eli Trent’in kemerine gitti, fermuarı indirdi. Kalın, damarlı Türk siki dışarı fırladığında Cassidy’nin gözleri parladı. “Vay amına koyayım… Bu kadar kalın olduğunu tahmin etmemiştim.”

Trent onu öptü. Dilini ağzına soktu, dolgun dudaklarını emdi, ısırdı. Elleri elbisenin eteklerini sıyırdı, o etli kalçaları avuçladı. Cassidy pantolonunu tamamen indirdi, diz çökmeden önce gözlerinin içine baktı.

“İkimiz de biliyoruz bunun yasak olduğunu. Wesley… ama siktir et. İstiyorum. Sen de istiyorsun. Değil mi?”

“Evet,” dedi Trent. “Sik tirircesine istiyorum. O siyah amcığımı yırtacağım.”

Cassidy masanın kenarına oturdu, bacaklarını geniş açtı. Tangasını kenara çekti; kıvırcık, ıslak amcığı zaten süzülüyordu. Trent’in yarrağını iki eliyle kavradı, yavaşça ağzına aldı. İlk başta sadece başını emdi, diliyle yaladı, sonra derinlere indi. Boğazının daralması hissediliyordu; salyası çenesinden akarken “gllk-gllk” sesleri ofisi doldurdu. Trent saçlarını yakaladı, kalçalarını ileri itti.

“Daha derin… Evet, yut o kalın siki. Arkadaşının karısı gibi yut.”

Cassidy gözleri dolu dolu bakarak boğazına kadar aldı, burnu Trent’in kasığına değdi. Salyası sikin üzerine ipler halinde süzülüyordu. Bir süre böyle emdi, ıslak, sesli, ahlaksızca. Sonra ayağa kalktı, masaya eğildi, doggy pozisyonda o koca siyah kalçalarını geriye doğru sundu.

“Sik beni. Hemen.”

Trent arkasına geçti, amcığının ıslak yarığına sürtüp durdu bir an, sonra tek hamlede köküne kadar gömüldü. Cassidy’nin iniltisi boğuk çıktı. Dar, sıcak, kaygan… Siyah am, kalın beyaz (Türk) siki yutmuş, kenarları gerilmişti. Trent saçından tuttu, başını geriye çekti ve sertçe vurmaya başladı. Kalçalar şap şap sesiyle çarpışıyordu.

“Bak,” diye homurdandı, her darbeyle. “Bu beyaz amcık siyah karıyı nasıl sikiyor gör. Arkadaşımın karısının amını parçalıyorum. Sık o götünü, sikimi ez.”

Cassidy masaya tutunmuş, inliyordu. “Daha sert… Daha sert, arkadaşının karısını parçala. Amına koy Trent, o kalın yarrağınla del beni. Yıllardır bekliyordum bunu, sik beni mahvet.”

Trent bir eliyle kalçasını şaplakladı, kırmızı izler bıraktı koyu teninde. Diğer eliyle saçını çekmeye devam etti. “Senin o etli götün… Her vuruşta titriyor. Wesley’ye anlatır mısın sonra? Nasıl sikildiğini?”

“Anlatırım… Ah siktir, orası… Daha hızlı!” Cassidy’nin amı şapırtılarla yutuyordu onu. Suları uyluklarından akıyordu. Trent biraz daha sertleşti, derinliklere vurdu; Cassidy’nin bacakları titremeye başladı.

Sonra Trent onu çevirdi, sırtüstü masaya yatırdı. Cassidy hemen üstüne çıktı, cowgirl pozisyonunda. Kalın, siyah kalçalarını iki eliyle ayırarak Trent’in yarrağına oturdu, yavaşça indirdi. Tamamen içine aldığında ikisi de inledi. Sonra hızlandı. Kalçalarını kaldırıp indiriyor, o etli götü şap şap Trent’in kasıklarına çarpıyordu. Göğüsleri elbisenin içinden fırlamış gibi sallanıyordu; Trent uzanıp bir memesini ağzına aldı, kalın uçu ısırdı, emdi.

“Sik gibi inip kalkıyorsun,” diye tısladı. “O siyah amcığımı emiyor resmen. Boşalt kendini üstümde, gel.”

Cassidy’nin hızı arttı. Ter damlıyordu boynundan, dudakları aralık, “Trent… amını sikeyim… geliyorum, o kalın sikiyle… ah!” diye bağırırken amı kasılarak sikin etrafında sıkılaştı. Boşalırken kalçaları seğirdi, suları Trent’in kasıklarına aktı. Ama durmadı; hâlâ sürtünmeye devam etti, zevkten gözleri kayarak.

Trent dayanamadı. “Ağzına veriyorum. Em, yut.” Cassidy hemen dizlerinin üstüne indi, ağzını açtı. Trent yarrağını o salyalı, sıcak ağza soktu, birkaç sert hamle yaptı ve boşaldı. Sıcak döl fışkırırken Cassidy yutmaya çalıştı ama bir kısmı dudaklarından taştı, çenesine aktı. Trent hâlâ titreyerek son damlaları da diline sürdü.

“Yut hepsini… İyi kız.”

Cassidy gülümseyerek yaladı dudaklarını, döl hâlâ köşesinde. Nefesleri hâlâ düzensizdi. Ofisin kapısı dışarıdan bir an tıkırdadı; ayak sesleri yaklaştı, sonra uzaklaştı. İkisi de donakaldı, kalpleri güm güm atıyordu.

Cassidy ayağa kalktı, elbisesini düzeltti ama amı hâlâ sızıyor, bacaklarının arası ıslaktı. Trent’in sikı yarı sert kalmıştı; bakışları yine o kıvrımlara kilitlendi. Cassidy yaklaştı, kulağına fısıldadı:

“Bu kadarla bitmedi. Partinin geri kalanında da aklımdasın. Tuvalette, asansörde, arabanda… İstediğin her yerde. Wesley sabaha kadar gelmez. Daha yeni başladık, Trent. O kalın siki bir kez daha içime almak istiyorum… Bu sefer götümü de deneyeceksin.”

Kapının altından sızan ışıkta göz göze geldiler. Dışarıda müzik hâlâ çalıyordu, kahkahalar yükseliyordu. İçeride ise yasak henüz doymamıştı; Cassidy’nin parmakları yine Trent’in sikine uzandı, yavaşça sıvazladı, tekrar sertleşmesini izledi.

Cassidy’nin parmakları Trent’in yarrağını yavaş yavaş sıvazlarken ofisin loş ışığında ikisi de hâlâ nefes nefese kalmıştı. Sik yeniden sertleşmeye başlamıştı, damarları kabarmış, başı parlıyordu. Cassidy eğilip dilini ucuna değdirdi, tuzlu döl tadını yaladı, sonra ayağa kalktı.

“Gel,” diye fısıldadı. “Tuvalet yetmez. Asansörün yanındaki depoda kimse yok bu saatte.”

Trent pantolonunu aceleyle çekti, Cassidy’nin elinden tuttu. Koridorda müzik boğuk boğuk vuruyordu duvarlara. Depo kapısını araladılar, içeri süzüldüler. Rafta dosyalar, bozulmuş bir masa, yerde yığınla kutu. Kapıyı kilitlediler. Cassidy elbisesini omuzlarından indirdi, siyah kumaş ayak bileklerine yığıldı. Sütyensiz memeleri serbest kaldı; koyu ucukları sertleşmiş, ağır ve dolgun. Tangasını da sıyırdı, çıplak kaldı. Kıvırcık amı hâlâ ıslak parlıyordu, uylukları arasında önceki döl ve am suyu karışımı süzülüyordu.

Trent gömleğini çıkardı, pantolonunu indirdi. Kalın Türk siki zıpladı, sert ve ağır. Cassidy’ye yaklaştı, memelerini avuçladı, kalın parmaklarıyla ucuklarını ezip çevirdi. “Siktir, bu karıları… Wesley’nin karısı burda çırılçıplak, sikimi yalayacak.”

Cassidy diz çöktü, yarrağı iki eliyle kavradı. Başını emdi, diliyle yarığı yaladı, salyasını akıttı. “Mmm… hâlâ tadın var. Daha derin alacağım.” Boğazına kadar soktu, gllk-gllk sesleri depoda yankılandı. Burnu kasığa değene kadar indirdi, gözleri yaşardı ama çekilmedi. Trent saçını yakaladı, kalçalarını ileri itti, boğazını sikti. “Yut, piç kurusu… Arkadaşımın karısının boğazını yarrakla dolduruyorum. Daha sert em.”

Cassidy boğazını açtı, salya ipleri çenesinden göğüslerine aktı. Bir süre boğaz sikildikten sonra ayağa kalktı, masaya eğildi. Kalın siyah götünü araladı, amını ve göt deliğini gösterdi. “Önce amıma sok, ıslat. Sonra götümü yırt. Söz vermiştin.”

Trent arkasına geçti, yarrağın başını am yarığına sürttü. Kaygan sularla ıslandı. Tek hamlede köküne kadar gömüldü. Cassidy inledi, parmakları masaya kazındı. “Ahhh… dolu… o kadar kalın ki kenarlarım geriliyor.” Trent tuttu kalçalarından, sert vurmaya başladı. Şap şap şap… Etli göt yanakları titredi, her darbeyle ses çıkardı. “Sık o amcığı… Siyah am beyaz Türk sikini emiyor. Bak nasıl yutuyor seni.”

Cassidy geriye bakıp hırladı. “Daha derine… Orayı vur, clitorise sürt. Sik beni mahvet. Wesley’nin siki hiç böyle değildi… Seninki deliyor.” Trent bir eliyle belini kavradı, diğerini öne uzatıp klitorisine bastırdı, daireler çizdi. Cassidy’nin bacakları titredi. “Geliyorum yine… Amını sikeyim Trent, boşalıyorum o kalın yarrağın üstünde!” Amı kasıldı, sular fışkırır gibi aktı Trent’in taşaklarına. Ama Trent çekmedi. Hâlâ içinde vuruyordu, yavaş yavaş.

Sonra yarrağını çıkardı, am suyuna bulanmış haliyle göt deliğine dayadı. Başını sürttü. “Hazır mısın? Götünü de sikicem. Daracık o delik.”

Cassidy başını salladı, nefesi kesik. “Sik… Yavaş gir, sonra parçala. İstiyorum. O kalın şeyi götümde hissetmek istiyorum yıllardır.” Trent tükürdü parmağına, göt deliğini biraz gevşetti, iki parmak soktu, açtı. Cassidy inledi ama itti geriye. Sonra yarrağın başını yerleştirdi. Yavaşça itti. Baş girdi, Cassidy’nin nefesi tutuldu. “Siktir… kalın… yanıyor ama güzel.” Trent sabırla köküne kadar soktu. Dar, sıcak, kıskıvrak saran göt… “Ahhhh… götün yutuyor beni. Bak ne kadar dar. Arkadaşının karısının götünü sikiyorum şimdi.”

Tamamen içindeyken durdu bir saniye, sonra çekip sertçe vurdu. Cassidy bağırdı, sesini bastırmak için kolunu ısırdı. “Daha… daha sert! Götümü parçala Trent. Şaplak at, çek saçımı.” Trent saçını yakaladı, başını geriye çekti, kalçalarını şap şap şap vurmaya başladı. Her darbede göt yanakları titredi, sesler kirli ve ıslaktı. “Al… al o göt sikini. Siyah götün beyaz yarrakla dolu. Sık, ez beni.”

Cassidy masaya tutunmuş, inliyor, küfür savuruyordu. “Amına koyayım… götüm yanıyor ama boşalacağım yine. Sik daha hızlı… ah orası, derine vur! Wesley’ye anlatacağım, nasıl götümü siktin, nasıl mahvettin beni.” Trent hızlandı, taşakları amına çarpıyordu. Bir eliyle memesini ezdi, ucuğunu çekiştirdi. Cassidy’nin götü kasıldı, ikinci kez boşaldı; amından sular aktı, bacakları seğirdi. “Geliyorummm… götümde boşalıyorum senin sikinle!”

Trent dayanamadı. “İçine mi, üstüne mi?” Cassidy geriye baktı, gözleri dolu. “İçime… götüme boşal. Doldur beni.” Trent birkaç sert hamle daha yaptı, derine gömüldü ve boşaldı. Sıcak döl fışkırdı götün içine, dalga dalga. Cassidy hissetti her zerrevi, inledi. Trent titreyerek son damlaları da boşalttı, yavaşça çekti. Döl göt deliğinden süzüldü, kalın beyaz ipler halinde uyluklara aktı.

İkisi de nefessiz kaldı. Trent Cassidy’yi çevirdi, masaya oturttu. Öptü onu, dilini emdi, tuzlu ter ve döl tadını paylaştılar. Cassidy’nin bacakları hâlâ açık, amı ve götü sızıyor, döl akıyordu. Trent yarrağını savurdu, yarı sönmüş ama hâlâ kalın. Cassidy uzandı, parmaklarıyla götünden süzülen dölü topladı, ağzına götürüp yaladı. “Tadın… senin dölün götümde.”

Trent gülümsedi, alnını Cassidy’nin alnına yasladı. “Sik gibi siktik. Götün hâlâ seğiriyor.” Cassidy’nin elleri Trent’in göğsünde gezindi, terli kasları okşadı. “Daha yeni bitti… ama aklımdasın. Bu parti bitince arabanda yine. Amımı, götümü, boğazımı… hepsini yine doldur.”

Dışarıda müzik yavaşladı, ayak sesleri uzaklaştı. Depoda sadece nefesleri kaldı. Cassidy ayağa kalktı, titreyen bacaklarıyla elbisesini topladı ama giymedi henüz. Çıplak bedeni loş ışıkta parlıyordu; memeleri, kıvrımlı kalçaları, bacakları arası ıslak ve dölle kaplı. Trent pantolonunu çekti ama fermuarı açık bıraktı. Cassidy yaklaştı, yarrağına sarıldı, yumuşakça sıvazladı. “Hâlâ sıcacık… ve dolu hissettiriyor içindeyken.”

Trent kollarını Cassidy’nin beline doladı, o etli götü avuçladı. Parmakları hâlâ açık deliğe değdi, sızan dölü hissetti. “Götün sızıyor benim dölümü. Wesley sabah gelince yürümekte zorlanacaksın.” Cassidy kıkırdadı, boğuk ve kirli. “Yürümem… seni düşünerek otururum. Amım ve götüm sızlarken.”

Bir süre öyle kaldılar. Öpüştüler yavaşça, diller birbirine dolaştı. Cassidy’nin memeleri Trent’in göğsüne bastı, terleri karıştı. Trent bir memesini eğilip emdi, ucuğunu dilinin ucuyla dürttü. Cassidy inledi ama yavaş, tatmin olmuş bir sesle. “Yeter… şimdilik. Ama partinin kalanında gözüm sende. Tuvalette yakalarsan yine diz çökerim.”

Trent başını kaldırdı, Cassidy’nin gözlerine baktı. “Tamam. Ama bu gece bitmedi. Arabaya gidince arka koltukta yine götünü açacaksın.” Cassidy başını salladı, dudaklarını yaladı. Döl hâlâ çenesinde hafif iz bırakmıştı. Elini Trent’in sikine götürdü bir kez daha, yavaşça kavradı, nabzını hissetti. “Sertleşiyor yine… ama tut. Dışarı çıkalım, bir şeyler içelim. Sonra… her yerde.”

Kapıya doğru yürüdüler. Cassidy elbisesini giydi aceleyle, tangasını cebine tıkı. Amı ve götü hâlâ sızlıyor, her adımda döl süzülüyordu uyluklarına. Trent gömleğini düğmeledi, sikini pantolona zor sığdırdı. Kapıyı açtılar, koridora süzüldüler. Müzik ve kahkahalar yeniden yükseldi. Ama ikisinin de bacakları hâlâ titriyordu, nefesleri düzensizdi. Cassidy Trent’in elini gizlice sıktı, fısıldadı: “İçim hâlâ dolu… seninle.”

Trent gülümsedi, omzuna hafifçe dokundu. Ofisin kalabalığına karıştılar. Cassidy’nin kalçaları her salınışta o geceyi hatırlatıyordu; Trent’in aklı hâlâ o dar götte, o ıslak amda, o yutulan döldeydi. Partinin ışıkları altında bakıştılar bir an. Yasak tatmin olmuş ama küllenmemişti. Cassidy barda doğru yürürken bacaklarını birbirine sürttü, sızan dölü hissetti ve gülümsedi. Trent viski istedi, yudumladı. Ağzında hâlâ Cassidy’nin tadı vardı.

Bir süre ayakta, kalabalık içinde durdular. Konuşmadılar. Sadece ara sıra göz göze geldiler. Cassidy’nin memeleri elbisenin altında hâlâ sert ucuklarla belli oluyordu. Trent’in siki pantolonda ağır ağır nabız atıyordu. Gece devam ediyordu ama asıl iş bitmişti; götü doldurulmuş, amı yırtılmış, boğazı dölle yıkanmıştı. Cassidy bir ara Trent’e yaklaştı, kulağına son bir şey fısıldadı: “Eve gidince de düşüneceğim… o kalın siki götümdeyken nasıl inlediğimi.” Sonra uzaklaştı, kalabığa karıştı.

Trent yerinde kaldı. Elindeki bardağı çevirdi. Bacaklarının arasında hâlâ o sıcaklık, o baskı vardı. Depodaki anlar gözünün önünden geçti: Cassidy’nin açık götü, içeri giren yarrak, fışkıran döl, iniltiler. Bitmişti. Şimdilik. Mid-afterglow’da terleri kurumuş, nefesleri yavaşlamış ama bedenleri hâlâ titreşiyordu. Cassidy uzaktan gülümsedi bir kez. Trent başını salladı. Parti sürüyordu. Onların sırrı da.

Rate this story

★★★★★
Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged deepthroat doggy-style cowgirl rough-sex dirty-talk

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.