Kaybettiğim Bahis Yüzünden Onunla Feribotta Çırılçıplak
28 yaşındaki iş kadını Colette, feribotta iri siyah basketbolcu Silas’a kaybettiği bahis yüzünden tamamen çırılçıplak soyunup sertçe sikiliyor
Colette feribotun rüzgârlı güvertesine çıktığında saati gece yarısını biraz geçmişti. Yirmi sekiz yaşındaki iş kadını, üç günlük tatilden dönüyordu; takım elbisesinin ceketini omzuna atmış, bluzunun düğmelerini gevşetmişti ama hâlâ kendine hâkim görünmeye çalışıyordu. Karşısındaki adam ise tam tersine rahattı. Otuz beş yaşındaki Silas, iri yarı siyah basketbolcu, kollarını korkuluğa dayamış, denizle gökyüzünün birleştiği o karanlık çizgiye bakıyordu. Omuzları neredeyse korkuluğun genişliği kadar genişti, koyu teni güverte lambalarının soluk ışığında parlıyordu.
İkisi de yalnızdı. Dün gece barda birbirlerine takılmışlar, kadeh tokuşturmuşlar, sonra da o lanet bahse girmişlerdi. Colette gülerek demişti: “Kaybedersem üstümdekileri çıkarırım. Hepsi.” Silas da omuz silkip kabul etmişti. Oyun bitince Colette’in elinde kalan kartlar rezaletti; Silas kazanmıştı. Şimdi feribotta, tenhada, o bahsin hesabı görülüyordu.
“Hâlâ vaadinde duruyor musun, beyaz kız?” Silas’ın sesi kalındı, alaycı bir titremesi vardı. Colette yanaklarının kızardığını hissetti ama geri adım atmadı. Parmakları ceketinin yakasına gitti, yavaşça omuzlarından kaydırdı. Ceket güverteye düştü. Bluzunun ilk düğmesini açtı, ikincisini, üçüncüsünü. Her düğmede Silas’ın bakışları göğsüne daha sert iniyordu.
“Utanıyorum,” diye fısıldadı Colette, ama sesinde utanç kadar da iştah vardı. “Senin gibi koca bir siyahın önünde soyunmak… aklım almıyor ama amım zaten ıslandı.” Bluz da indi. Siyah dantelli sutyeni göğüslerini sıkıca kavramıştı; meme uçları kumaşın altından sertleşmişti. Silas dilini dudağının kenarına gezdirdi.
“Devam et. Bahsi sen koydun. Şimdi her şeyi çıkar.”
Colette eteğinin fermuarını indirdi, kalçalarından aşağı kaydırdı. Külotu da peşinden geldi. Çırılçıplak kaldığında rüzgâr tenine değdi, tüyleri diken diken oldu. Bacaklarını hafif araladı; pembe amcığı zaten parlıyordu, kaygan sular iç yanaklarından süzülüyordu. Silas pantolonunun önünde belirgin bir kabarıklık oluştuğunu saklamadı. Kalın siyah yarrağı kumaşı geriyordu.
“Bak,” dedi Colette utangaç bir kahkahayla, parmaklarını amına götürüp dudaklarını araladı. “Ne kadar ıslanmış. Senin o devasa siyah sikini düşününce… iğrenç, değil mi? Beyaz bir karının böyle sergilenmesi.”
Silas yaklaştı. İri avuçları Colette’in memelerine kapandı; kalın parmakları uçları sıkıp çevirdi. Colette inledi, belini öne doğru itti. “Evet, iğrenç,” diye kükredi Silas. “Ama tahrik edici de. Senin o dar beyaz amın benim kalın zenci yarrağımı bekliyor. Irklar arası bu oyun… pis ve mükemmel.”
Colette kendi isteğiyle Silas’ın kemerine uzandı. Fermuarı indirdi, boxerını aşağı çekti. Ortaya fırlayan sik nefesini kesti: kalın, damarlı, koyu renk, başı parlaktı ve zaten damlıyordu. İki eliyle zar zor kavradı, ağırlığını hissetti. “Tanrım… bu sığmaz ama deneyeceğim.”
Dizlerinin üstüne çöktü. Rüzgâr saçlarını savururken ağzını açtı, o kalın siyah yarağı dudaklarının arasına aldı. Başını öne itti; etin sıcaklığı diline yayıldı. Boğazının girişine kadar bastırdı, salyaları aktı, gözleri sulandı. Silas’ın eli saçlarına gömüldü, “Daha derin, beyaz sürtük. Boğazını sikime aç,” diye homurdandı. Colette öğürme refleksine rağmen inatla devam etti; salya çenesinden damlıyor, yarak boğazını doldurdukça burun delikleri genişliyordu. Her geri çekilişte dilini alt damara gezdirdi, her ileri gidişte biraz daha yuttu.
Nefes nefese ayrıldığında dudakları şişmiş, çenesi ıslaktı. “Sik beni,” diye yalvardı. “Korkuluğa yaslanayım. Köpek gibi… sert.”
Silas onu döndürdü. Colette feribotun metal korkuluklarına eğildi, kalçalarını geriye doğru çıkardı. Deniz aşağıda köpürüyordu; rüzgâr amcığının ıslaklığını serinletiyordu. Silas kalın başını araladığı dudaklara dayadı, bir hamlede girdi. Colette’in çığlığı rüzgâra karıştı. O koca siyah yarak onu yavaş yavaş ama amansızca doldurdu; duvarları gerildi, rahmine doğru bastırdı.
“Siktir… ne kadar kalın,” diye inledi Colette. Silas kalçalarını avuçladı, iri avuç içleriyle tokatladı. Şaplak sesleri güvertede yankılandı. “Dinle beni, beyaz karı,” diye homurdandı her dürtüşte. “Amını siyah yarrakla dolduruyorum. Senin o daracık deliğin benim zenci sikime yapışıyor. Bahsi kaybettin ve şimdi böyle sikiliyorsun.”
Colette geriye doğru itti, daha sert istedi. “Evet… daha sert vur. Amımı parçala. Senin o iri siyah taşakların kalçalarıma çarpıyor, hissediyorum.” Silas temposunu yükseltti; her girişte Colette’in memeleri sallanıyor, korkuluk soğuk metalini göğsüne bastırıyordu. Parmakları kıvrıldı, tırnakları metale sürtündü. Irk farkı, beden farkı, bahsin getirdiği o utanç… hepsi amını daha da sıkıştırıyordu. Silas bir eliyle saçlarını yakaladı, diğer eliyle kalçasına tekrar şaplak indirdi.
“Söyle,” dedi Silas. “Ne istiyorsun?”
“Senin siyah yarrağını… ta rahmime kadar. Doldur beni. Beyaz amımı senin yap.”
Silas onu bir anlığına çekti, çevirdi. Colette sırtüstü güverte zeminine yattı; soğuk tahta tenine yapıştı ama umursamadı. Bacaklarını yukarı kaldırdı, Silas’ın geniş omuzlarına yerleştirdi. Silas yeniden üzerine eğildi, kalın yarağını tekrar o ıslak deliğe dayadı. Başını içeri soktuğu anda Colette’in bakışları buluştu; ikisinin de gözünde aynı kirli ateş vardı. Silas kalçalarını geri çekip bir kez daha sertçe saplandı; Colette’in bacakları omuzlarında gerildi, topukları sırtına battı.
Henüz bitmemişti. Silas’ın yarağı içinde zonkluyor, Colette’in amı kasılarak onu daha derine çekiyordu. Feribot hafifçe sallandıkça her hareket yarağı duvarlara sürtüyordu. Colette’in parmakları kendi meme uçlarını sıkıştırdı, “Boşalma… henüz çıkarma,” diye nefes nefese fısıldadı. “Beni böyle katlamışken daha fazla sik. Omuzlarına astığım bacaklarımla… ta ki ben de titreyene kadar.”
Silas gülümsedi, damarlı sikini yavaşça geri çekip yeniden köküne kadar gömdü. Colette’in iniltisi uzadı; zevk dalgası karnından yukarı tırmanıyor ama doruğa henüz ulaşmamıştı. Güvertede yalnızdılar, rüzgâr iniltilerini alıp götürüyordu. Silas’ın kalın parmakları Colette’in bileklerini başının üzerine sabitledi, ağırlığını üzerine verdi. Her dürtüşte taşakları ıslak amcığına çarpıyor, “Bu bahsi sevdin değil mi, iş kadını? Çırılçıplak, siyah bir adamın altında, feribotta…” diye kışkırtıyordu.
Colette başını salladı, saçları tahtaya yayıldı. “Sevdim… kaybettiğim için bile mutluyum. Amım senin şeklini aldı. Devam et, Silas. Daha derine. Bacaklarım omuzlarında kalsın… beni böyle açık tut.”
Silas temposunu tekrar yükseltti. Colette’in iç duvarları her darbede titriyor, kaygan sesler geceye karışıyordu. Henüz boşalmamışlardı; gerilim kıvrılıp büyüyordu. Colette’in tırnakları Silas’ın koyu tenine battı, “Sert… evet, orası… siyah yarrağın ucu rahmime vuruyor,” diye inledi. Silas eğilip onun dudağını ısırdı, sonra kalçalarını kaldırıp bir kez daha amansızca indi.
Feribotun motoru uzaktan uğulduyordu. Colette’in bacakları Silas’ın omuzlarında gerili kaldı, topukları her seferinde daha sıkı kenetlendi. İçindeki o koca et onu her an biraz daha açıyor, utançla karışık arzu karnında düğümleniyordu. Silas bir elini aralarına soktu, kalın başparmağıyla klitorisine bastırdı; Colette’in beli kemer gibi kabardı ama boşalma hâlâ erteleniyordu. İkisi de biliyordu ki bu daha bitmemişti—bahsin asıl hesabı, o iri siyah yarağın beyaz amı tamamen ele geçirmesi, henüz tamamlanmamıştı.
Silas’ın başparmağı klitorisine baskı yaptıkça Colette’in belini daha da yukarı kıvırdı; soğuk güverte tahtası sırtına yapışmıştı ama o ıslak, gerilmiş amcığının içini dolduran o koca siyah yarak her şeyden daha sıcaktı. Yirmi sekiz yaşındaki iş kadını, bacaklarını adamın geniş omuzlarında sıkı tuttu, topuklarını sırtına gömdü. “Daha sert… sik beni o kalın zenci yarrağınla ta ki amım senin şeklini alana kadar,” diye nefes nefese fısıldadı. Silas gülümsedi, damarlı sikini yavaşça geri çekti; başı dışarı çıktığında pembe dudaklar onu bırakmak istemez gibi yapıştı, kaygan iplikler gerildi. Sonra bir hamlede köküne kadar gömdü. Colette’in çığlığı boğuk çıktı, feribotun motor uğultusuna karıştı.
“Bak şu beyaz sürtüğe,” diye homurdandı Silas, her dürtüşte taşaklarını ıslak amcığa çarparken. “Bahsi kaybettin diye çırılçıplak feribotta, iri bir siyahın altında, amını bu kadar açmış. Daracık deliğin benim yarrama yapışıyor, hissediyor musun?” Colette başını salladı, saçları tahtaya yayıldı. İç duvarları her saplanışta geriliyor, o kalın et rahim ağzına vurdukça karnında elektrik çakıyordu. Silas bileklerini hâlâ başının üzerinde tutuyordu; ağırlığı üzerine biniyor, koyu teni beyaz göğüslerine sürtünüyordu. Meme uçları sertleşmiş, her sarsıntıda titriyordu.
Colette bacaklarını daha da açtı, omuzlardan kaymasın diye topuklarını kenetledi. “Evet… amımı parçala. O iri siyah taşakların kalçalarıma vursun. Beni doldur, Silas. Senin zenci siki benim beyaz amımı ele geçirsin.” İçinden geçen düşünceler utançla karışıktı ama arzu baskındı: Bu kadar kalın bir yarakla, rüzgârın tenini yaladığı bir feribot güvertesinde, bahis yüzünden soyunmuş olmak… pis, aşağılayıcı ve tam da istediği şeydi. Silas temposunu yükseltti; ıslak şapırtılar geceye yayıldı, her girişte Colette’in memeleri savruldu, korkuluk tarafına doğru kaymasın diye kalçalarını sıktı.
Silas bir elini bırakıp Colette’in boğazına götürdü, hafifçe bastırdı; diğer eliyle kalçasına şaplak indirdi. “Söyle, iş kadını. Ne oldu bahse? Kaybettin ve şimdi siyah yarrak amını dövüyor. Daha derin mi istiyorsun?” Colette’in sesi kısıldı, gözleri sulandı ama boğazındaki baskı zevki katladı. “Daha derin… rahmime vur. Boşalma henüz, beni böyle katlamışken sikmeye devam et. Omuzlarındaki bacaklarım… açık tut beni.” Silas boğazını saldı, eğilip meme ucunu ağzına aldı, dilini gezdirdi, dişleriyle hafifçe ısırdı. Colette inledi, tırnaklarını adamın koyu omzuna batırdı; ter ve tuz kokusu burnuna doldu.
Feribot hafifçe yalpaladıkça yarak duvarlara farklı açıyla sürttü. Colette hissetti: o damarlı, kalın et her salınımda içini kaşıyor, klitorisi şişmiş, zonkluyordu. Silas başparmağını tekrar klitorisine bastırdı, daireler çizdi. “Boşal bana, beyaz karı. Amını sık benim sikime. Bak nasıl yapışıyor… senin o pembe deliğin benim zenci yarrağımı emiyor.” Colette’in karnındaki düğüm sıkılaştı. “Siktir… geliyorum… Silas, daha sert vur, amımı kır.” Silas kalçalarını kaldırıp amansızca indi; her darbede taşaklar şapırdadı, Colette’in bacakları titredi. İç duvarlar kasıldı, o koca yarağı bir mengene gibi sıktı.
Orgazm onu yakaladığında Colette’in beli kemer gibi kabardı, çığlığı rüzgâra karıştı. Amı ritmik kasılmalarla Silas’ın sikini sağdı, kaygan sular dışarı fışkırdı, taşaklara aktı. “Ahhhh… evet, siyah yarrak… dolduruyor… amım senin,” diye inledi, gözleri kısılmış, aklı bulutlanmış. Zevk dalgaları karnından uyluklarına, meme uçlarına yayıldı; tırnakları tahtaya sürtündü. Silas onun kasılmalarını hissettikçe gülümsedi, yavaşlamadı. “İyi kız… bak nasıl sıkıyorsun. Bahsi sevdin ha? Çırılçıplak, feribotta, iri siyah bir adamın altında titriyorsun.”
Colette hâlâ titrerken Silas bacaklarını omuzlarından indirdi, onu çevirdi. “Diz çök, korkuluğa yaslan. Köpek gibi sikileceksin şimdi. Bahsin son kısmı.” Colette isteyerek döndü, metal korkuluğa tutundu, kalçalarını geriye çıkardı. Rüzgâr ıslak amcığını serinletti, sular iç yanaklarından süzüldü. Silas kalın başını tekrar araladı, bir hamlede köküne kadar gömdü. Colette’in iniltisi boğuk çıktı; o pozisyonda yarak daha da derine gidiyor, rahim ağzına sertçe vuruyordu. Silas kalçalarını avuçladı, iri elleriyle ezdi, şaplak üstüne şaplak indirdi. Beyaz et kızardı, iz bıraktı.
“Dinle sesini,” diye kükredi Silas her dürtüşte. “Amın şapırdıyor. Senin o dar beyaz deliğin benim kalın zenci sikime milim milim açılıyor. Kaybettin ve şimdi böyle kullanılıyorsun.” Colette geriye doğru itti, daha fazla istedi. “Evet… kullan beni. Amımı senin yap. Taşaklarını kalçalarıma çarp, boşalt içime. İstiyorum… senin siyah döllerinle dolmak.” İçinden geçenler netti: Utanç, arzu, ırklar arası o kirli oyun… hepsi birleşmiş, amını daha da ıslatmıştı. Silas bir eliyle saçlarını yakaladı, geriye çekti; diğer eliyle belini kavradı, temposunu vahşileştirdi. Her girişte Colette’in memeleri sallanıyor, korkuluk soğuk metalini avuçlarına bastırıyordu.
Silas eğildi, kulağına fısıldadı: “Boşalacağım. Amına boşalayım mı, yoksa yüzüne mi? Söyle, sürtük.” Colette nefes nefese yanıtladı: “İçime… rahmime. Doldur beni. Bahsi böyle bitir. Sonra yüzüme de sür, istiyorum.” Silas homurdandı, kalçalarını daha sert savurdu. Taşaklar şapırdadı, yarak zonkladı. Colette ikinci bir orgazmın eşiğindeydi; klitorisi her sürtünüşte ateş alıyordu. “Geliyorum yine… siktir, Silas, amımı parçala…” Kasılmalar başladığında Silas da boşaldı. Kalın siyah yarak içinde seğirdi, sıcak döller fışkırdı; boğuk iniltilerle rahmine doğru püskürttü. Colette hissetti: sıcak, yoğun, bol… amını dolduruyor, taşarak dışarı sızıyordu. Adam hâlâ titreyerek birkaç kez daha yavaşça sokuldu, son damlaları da içine boşalttı.
İkisi de nefes nefese kaldı. Silas yavaşça geri çekildi; kalın yarak dışarı çıktığında döllü, şişmiş amcık açık kaldı, beyaz-krem karışımı sular iç yanaklarından süzülüp uyluklara aktı. Colette korkuluğa yaslanmış, bacakları titriyordu. Silas onu nazikçe çevirdi, güverte zeminine oturttu. Colette sırtüstü yattı, bacaklarını araladı; ıslak, döllü amı rüzgârda parlıyordu. Silas diz çöktü, damarlı sikini hâlâ yarı sert, ıslak tuttu. “Yüzüne de süreyim demiştin,” diye kıkırdadı, başını Colette’in dudaklarına, yanaklarına, diline sürttü. Colette dilini çıkardı, kalan dölleri yaladı, tuzlu-acı tadı yuttu. “Lezzetli… senin siyah döllerin. Amım hâlâ zonkluyor. Bak nasıl akıyor.” Parmaklarını amına götürüp araladı, döllü suların aktığını gösterdi.
Silas yanında yere oturdu, iri elini Colette’in memesine koydu, ucunu okşadı. “Bahsi sevdin mi, iş kadını? Çırılçıplak, feribotta, benim gibi koca bir siyahın sikini yiyip amına aldın. Bir daha oynar mıyız?” Colette gülümsedi, utangaç ama tok bir sesle: “Sevdim. Kaybettiğim için bile mutluyum. Amım senin şeklini aldı, hâlâ açık. Yarın… belki başka bir bahis.” Rüzgâr terlerini kurutuyordu; deniz köpürüyor, feribot monot on uğulduyordu. Colette’in aklında hâlâ o kalın yarak vardı, içindeki doluluk, şaplak izleri, boğazındaki baskı… hepsi taze. Silas eğilip dudağını öptü, dilini soktu; tuz ve döl tadı karıştı.
Colette pantolonunu, bluzunu toplamaya yeltenmeden önce biraz daha uzandı, bacaklarını kapatmadan Silas’ın koyu tenine sürtündü. “Biraz daha kal… amım hâlâ sızıyor. Parmaklarını sok, döllerini karıştır.” Silas kalın parmaklarını ıslak deliğe soktu, iki parmakla yavaşça oynadı; Colette inledi, belini kaldırdı. “Böyle… evet. Bahsin tadı çıkarılsın.” Birkaç dakika daha öyle kaldılar; parmaklar, dil, hafif öpücükler. Sonra Silas parmaklarını çıkarıp Colette’in ağzına götürdü; kadın emdi, temizledi. “Pis kız,” diye fısıldadı adam. “Ama benim pis kızım bu gece.”
Colette gülerek doğrulmaya çalıştı, sutyenini, külotunu aradı. Ceket hâlâ yerdeydi, etek bir kenarda. Silas boxerını çekti, pantolonunu giymeye başladı ama fermuarı henüz çekmemişti. Colette bluzunun düğmelerini iliklerken, “İskele’ye ne kadar kaldı?” diye sordu. Silas omuz silkti, “Yarım saat belki. Kimse gelmez buraya, gece yarısı.” Colette eteğini giydi, külotsuz; döller uyluğuna sızmaya devam ediyordu, her adımda hissedecekti. “İyi oldu… böyle ineceğim. Senin döllerinle ıslak.” Silas ceketini omzuna attı, gülümsedi.
Tam o sırada güvertenin diğer ucundan ayak sesleri ve boğuk bir erkek sesi duyuldu. “Hey! Orada kim var? Güverte bu saatte kapalı, yolcu mahalli değil!” Fener ışığı karanlıkta gezindi, metal basamaklardan çıkıyordu. Colette’in kanı dondu; bluzu henüz tam düğmeli değildi, saçları dağınık, dudakları şiş, bacaklarının arası ıslaktı. Silas pantolonunun fermuarını aceleyle çekti ama yarak hâlâ belirgindi. Ayak sesleri yaklaşıyordu, fener demeti neredeyse onların köşesine değmek üzereydi. Colette korkuluğa tutundu, fısıltıyla “Siktir… biri geliyor—” dedi; kalbi boğazına tıkanmış, amındaki döller hâlâ sızarken, kapı gibi iri bir gölge fenerle birlikte köşeyi döndü.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories