Yasaklı Bir Gece İçin Hall Pass Alan Arkadaşım
Barış, 32 yaşındaki evli arkadaşına hall pass'ini verince 28 yaşındaki Emre'yle aralarında yıllardır bastırılan tutkulu gay seks patlıyor.
Emre yirmi sekiz yaşında, kurumsal bir şirkette pazarlama bölümünde çalışan, her sabah aynı metro hattıyla gelen ve kravatını düzeltirken aynada kendine “bugün de sıradan geçsin” diyen bir adamdı. Aynı açık ofisin muhasebe tarafında ise otuz iki yaşındaki Barış otururdu. Barış evliydi, karısıyla yıllardır devam eden sakin bir evliliği vardı ama esprileriyle herkesi güldüren, geniş omuzlu, kalın kolları ve o kendinden emin gülüşüyle ofisin en dikkat çeken adamıydı. İkisi yıllardır yakın arkadaştı; kahve molalarında birbirlerinin dertlerini dinler, hafta sonu mesajlaşır, bazen de maç izlerlerdi. Emre uzun zamandır Barış’a karşı bastırdığı o derin, yasak çekimi kimseye belli etmiyordu. Ta ki o güne kadar.
Öğleden sonra kahve makinesinin başında Barış fincanını doldururken Emre’ye yaklaştı, sesini alçaltarak konuştu. “Dün gece karımla uzun uzun konuştuk. Bana bir hall pass verdi. Tam bir gece, tamamen serbestim. Kiminle istersem, nerede istersem… yargılamayacak.” Barış bunu söylerken o meşhur esprili gülümsemesi yüzündeydi ama gözlerinde farklı bir parıltı vardı. Emre fincanı elinden neredeyse düşürüyordu. Kalbi güm güm atıyor, boğazı kuruyordu. “Şaka mı yapıyorsun lan?” diyebildi sadece. İçinden ise “Yıllardır bu adamın kokusunu içime çekmek, o kalın sikini hayal etmek… şimdi bu mu?” diye geçiriyordu. Utançla karışık bir heyecan kasıklarını sızlatmıştı. Pantolonunun içinde hafifçe sertleştiğini hissetti, hemen masasına dönmek istedi ama Barış’ın bakışları onu orada tutuyordu.
O günden sonra Emre kendini tutamadı. Gerilimi artırmak için ince espriler yapmaya başladı. Toplantı aralarında Barış’ın kulağına eğilip “O hall pass’le kimi seçeceksin acaba? Belki de tanıdık birini… mesela ofisten birini?” diyordu, göz kırparak. Barış kahkaha atıyor, “Dikkat et Emre, yoksa seni seçerim. Karım da ‘eğlen’ dedi, senin götün de fena değil gibi duruyor” diye karşılık veriyordu. Bu laflar ikisinin arasında elektrikli bir hava yaratmıştı. Emre’nin iç sesi durmuyordu: “O bunu şaka yapıyor ama ben ciddiyim. Yıllardır bastırdığım her şeyi şimdi bir espriyle mi açığa vuracağım?” Barış da farkındaydı. Bakışları Emre’nin dudaklarında, boynunda daha uzun kalıyordu. Ofisin klima sesi bile daha ağır gelmeye başlamıştı.
Akşam Barış mesaj attı: “Sıkıldım evde, uğrayayım mı?” Emre titreyen parmaklarla “Gel” yazdı. Kapı çaldığında Barış elinde hiçbir şey yoktu. “Bira da içmeyelim bu akşam, sadece konuşalım” dedi kapıda ayakkabılarını çıkarırken. Salona geçtiler, koltuğa yan yana oturdular. Konu doğal olarak hall pass’e geldi. Barış bacağını Emre’ninkine hafifçe değdirdi, sesi kalınlaşmıştı. “Bu gece kimi sikmemi istersin Emre? Doğru dürüst söyle bana.”
Emre’nin yanakları yandı. Utangaç ama içindeki arzu taşmıştı. “Seni… seni istiyorum Barış. Yıllardır seni istiyorum. O yakışıklı suratını, o kalın sikini içimde hissetmeyi her gece hayal ediyorum. Lütfen… bu gece beni seç.” İtiraf ederken sesi kısık çıkmıştı ama gözleri Barış’ın gözlerindeydi. Barış bir an durdu, sonra yavaşça gülümsedi. “Seni uzun zamandır merak ediyorum ben de. O esprili, sessiz Emre’nin altında ne kadar azgın bir oğlan olduğunu biliyordum sanki.” Elini Emre’nin dizine koydu, parmakları yavaşça yukarı kaydı. Bakışları kilitlendi. İkisi de aynı anda eğildi. Öpüşmeleri önce yumuşak, meraklıydı. Dudaklar birbirine değdi, diller temkinli dokundu. Sonra Barış’ın eli Emre’nin ensesine gitti, öpücük derinleşti. Islak, aç, yılların bastırılmışlığıyla dolu bir öpücüktü. Emre inledi, Barış’ın göğsüne yapıştı. Elleri Barış’ın gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Gerilim kontrolden çıkmıştı; nefesler hızlandı, dişler dudaklara değdi, salonun sessizliğinde sadece ıslak öpüşme sesleri ve inlemeler vardı. “Tamam mı?” diye sordu Barış bir ara, sesi boğuktu. Emre “Evet, istiyorum… tamamen rızamla” dedi ve tekrar saldırdı.
Emre dizlerinin üzerine çöktü. Barış’ın kemerini çözdü, pantolonunu ve boxer’ını aşağı sıyırdı. Karşısına çıkan kalın, damarlı, hafif kıvrımlı yarak onu bir an nefessiz bıraktı. “Ne kadar güzelmiş…” diye mırıldandı. Ağzını açtı, başını dudaklarının arasına aldı. Yavaşça derinlere indirdi, dili etrafında dolaştırdı. Islak, gürültülü sesler çıkıyordu; “gluk gluk gluk” diye boğazına kadar sokup çıkarıyordu. Tükürüğü Barış’ın taşaklarına kadar akıyordu. Barış saçlarını sıkıca kavradı, kalçalarını ileri itti. “Evet öyle… yüzüme sik beni” diye inledi Emre. Barış güldü, o esprili hali seksin içinde bile kaybolmamıştı: “Muhasebe eğitimi mi alıyorsun? Bu kadar derinlere inmek yetenek işi.” Sonra ritmini artırdı, Emre’nin ağzını sikti. Gözyaşları Emre’nin yanaklarından süzülüyordu ama zevkten inliyordu. Boğazı doluyor, nefesi kesiliyor, yine de daha fazlasını istiyordu.
Barış onu kaldırıp koltuğa domalttı. Emre’nin pantolonunu tamamen çıkardı, kıçını iki eliyle araladı. “Ne güzel pembe bir delik” dedi ve tükürüğünü sürdü. Önce bir parmağını soktu, yavaşça açtı. Emre “Ahh… daha” diye yalvardı. İkinci parmak girdi, makas hareketiyle hazırladı. Barış “Hazır mısın seni azgın orospu?” diye sordu, sesinde hem hakimiyet hem de gülme vardı. Emre başını salladı: “Sik beni Barış, lütfen… sertçe.” Barış sikinin başını dayadı ve tek hamlede girdi. Emre’nin götü onu sımsıkı sardı. “Siktir… ne kadar dar” diye homurdandı Barış ve hızlı hızlı vurmaya başladı. Her darbede koltuk gıcırdıyor, ten tene çarpma sesleri salonu dolduruyordu. “Daha sert sik beni! Parçala götümü, hall pass’ini hak ediyorum” diye bağırıyordu Emre. Barış saçını çekti, “Al bakalım ibne, bu yarak seni dolduruyor mu? Karım bana izin verdi, sen de al hepsini.” Konuşmalar küfürlü, aşağılayıcı ama tamamen istekli ve gülmeliydi. Arada Barış “Faturaları da sikiyorum şu an” diye espri yapınca ikisi de kısa bir kahkaha attı ama ritim düşmedi.
Pozisyon değiştirdiler. Barış Emre’yi sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı. Göz göze geldiler. Sikini tekrar soktu, bu sefer daha derin, daha kontrollü ama hızlı darbelerle. Misyonerde her vuruş Emre’nin prostatına çarpıyor, Emre’nin sikinden sular akıyordu. “Bak bana… sikilirken gözlerime bak” dedi Barış. Emre “Daha sert… lütfen daha sert sik, içimi parçala” diye yalvardı. Barış hızlandı, terleri Emre’nin göğsüne damlıyordu. “Geliyorum… al hepsini içine seni pis oğlan” diye homurdandı ve son darbelerle boşaldı. Sıcak, kalın fışkırtmalar Emre’nin derinlerine doldu. Emre de aynı anda, Barış’ın karnına boşaldı; spermleri ikisinin arasına yayıldı.
İkisi de nefes nefese, ter içinde kaldılar. Barış Emre’nin içinde hâlâ hafifçe kıpırdıyordu. Emre’nin götünden taşan sıcaklık bacaklarından aşağı sızıyordu. Barış alnını Emre’ninkine dayadı, gülümsedi ama gözlerinde yeni bir soru vardı. “Bu… sadece bir gece için miydi gerçekten?” diye fısıldadı. Emre’nin kalbi hâlâ deli gibi atıyordu. İçinde Barış’ın spermini hissediyor, yıllardır bastırdığı duyguların şimdi bir sel gibi aktığını anlıyordu. “Bilmiyorum… ama bitmesini istemiyorum” dedi yavaşça. Barış hafifçe kıpırdandı, hâlâ yarı sert siki Emre’nin içindeydi. İkisi de susup birbirlerinin gözlerine baktılar. Gece daha yeni başlıyordu ama ikisi de bunun artık sadece bir “hall pass” olmadığını hissediyordu. Salonun loş ışığında, terli vücutları birbirine yapışmış halde, yarım kalan bir gülümsemeyle sessizce yattılar. Dışarıda şehrin sesleri devam ediyordu ama ikisinin arasında yeni, daha büyük bir gerilim doğmuştu.
Barış’ın siki Emre’nin içinde hâlâ hafifçe zonklarken birden sertleşti ve kalın damarları tekrar nabız gibi atmaya başladı. Emre koltukta sırtüstü yatarken bacaklarını iki yana açtı, 28 yaşındaki pazarlama uzmanı adamın kalbi deli gibi çarpıyordu. “Daha bitmedi mi lan?” diye mırıldandı ama sesi yalvarır gibi çıkmıştı. Barış, 32 yaşındaki evli muhasebeci, o geniş omuzlarını gererek güldü. “Hall pass bir gecelik dedik ama senin daracık götün beni ikinci tura zorluyor. Karım ‘eğlen’ dedi, ben de eğleniyorum işte.” Kalçalarını yavaşça ileri itti, kendi dölleriyle kayganlaşmış sikini Emre’nin derinlerine kadar gömdü. Islak, şapırtılı bir ses çıktı. Emre’nin bağırsakları o kalın başı hissedince kasılmaya başladı, prostatına her değdiğinde karnından yukarıya elektrik akımı gidiyordu.
Emre dişlerini sıktı, içinden “Yıllardır ofiste kravat düzeltirken bunu hayal ederdim, şimdi gerçekten içimde zonkluyor” diye geçirdi. Barış saçlarını kavradı, koltuktan kaldırıp dizlerinin üzerine koydu. “Önce temizle bakalım muhasebe memuru. Kendi göt kokunu yala da göreyim.” Emre hiç tereddüt etmeden o kalın, damarlı yarağı ağzına aldı. Tadı kendi kıçının, Barış’ın sperminin ve terin karışımıydı; tuzlu, ağır, yasak. Boğazına kadar soktu, “gluk gluk gluk” sesleri salonu doldurdu. Tükürüğü çenesinden süzülüyordu. Barış kahkaha attı, sesi hem zevk hem alay doluydu. “Ofiste ‘rapor hazır’ diyen adam şimdi sik raporu alıyor. Derinlere in, faturayı kapat.” Emre’nin gözlerinden yaşlar aktı ama sikini daha da sert emdi, dili yarığın altındaki damarları yaladı, taşaklarını avuçlayıp sıktı. Barış’ın kalın bacakları titriyordu, kalçalarını ileri geri oynatıp Emre’nin ağzını sikti. “Yüzüme sik, hadi, boğazıma kadar” diye inledi Emre boğuk bir sesle, kelimeler yarrağın etrafında eziliyordu.
Barış onu kaldırdı, bu sefer salondaki yemek masasına domalttı. Emre’nin göğsü soğuk ahşaba yapıştı, kalçaları havada kaldı. Barış tükürüğünü avucuna doldurup Emre’nin pembe deliğine sürdü, iki parmağını birden sokup makas gibi açtı. “Bak şu haline, 28 yaşında kurumsal bir ibne ama götü sanki ilk defa sikiliyor gibi sıkıyor.” Parmaklarını çıkarıp yerine sikinin başını dayadı ve tek hamlede köküne kadar gömdü. Emre “Ahh siktir!” diye bağırdı, masanın kenarlarını kavradı. Barış ritmi hemen sertleştirdi; her darbede kalçaları Emre’ninkine çarpıyor, şak şak şak sesleri duvarlarda yankılanıyordu. Terleri Emre’nin sırtına damlıyordu. “Daha sert… parçala götümü, hall pass’ini hak et” diye yalvardı Emre. Barış güldü, “Hak etmek ne lan? Senin götün zaten benim ofis eğlencem oldu. Bilanço sikiyorum şu an, dengeyi bozuyorum.” Elini Emre’nin beline koyup daha hızlı vurmaya başladı. Her seferinde sikinin kıvrımı Emre’nin prostatına vuruyor, Emre’nin kendi yarağı masaya sürtünüp sızdırıyordu.
İçerisi inanılmaz sıcaktı. Emre’nin delikleri Barış’ın yarrağını süt gibi sıkıyordu, çıkan sesler ıslak ve edepsizdi. Barış bir ara yavaşladı, sikini tamamen çıkarıp deliğin açıldığını izledi, sonra tekrar kökledi. “Görüyor musun? Götün ağzı açık kaldı, dölümü istiyor.” Emre’nin kafası dönüyordu, “Bu adamın evli olması, karısının izin vermesi… hepsi beni daha azgın yapıyor” diye düşündü. Barış saçını çekti, başını geriye yatırdı. “Konuş lan, ne istiyorsun söyle. Karıma mesaj atayım mı ‘arkadaşımın götünü yırtıyorum’ diye?” Emre nefes nefese güldü, “At, ama önce beni boşalt. Sik beni patron, muhasebe şefi.” Barış hızlandı, masayı yerinden oynatacak kadar sert vuruyordu. Eli Emre’nin kalçasına indi, tokat sesi patladı. “Al bunu da, azgın orospu. Ofiste kahve içerken bana göz kırpanın götü şimdi benim malım.”
Pozisyon değiştirdiler. Barış koltuğa oturdu, Emre’yi kucağına aldı, sırtı kendisine dönük şekilde. Emre yavaşça oturdu, o kalın yarak yine sonuna kadar içine girdi. “Ooooh… çok derin” diye inledi. Barış iki eliyle Emre’nin kalçalarını kavradı, onu yukarı aşağı pompalamaya başladı. Emre’nin bacakları titriyordu, kendi sikinden sular damlıyordu. “Kendin sik kendini hadi, göster yeteneğini” dedi Barış, sesinde o eski esprili ton hâlâ vardı. Emre kalçalarını daireler çizerek hareket ettirdi, yarrağın her santimini hissediyordu. Terleri ikisinin de vücudunu kayganlaştırmıştı. Barış bir ara elini Emre’nin boğazına koydu, hafifçe sıktı. “Daha hızlı in, ibne. Karım bana ‘kiminle istersen’ dedi, ben de en yakın arkadaşı seçtim. Şimdi de seni batırıyorum.” Emre hızlandı, kalçaları Barış’ın kasıklarına çarpıyor, “çat çat çat” sesleri yükseliyordu. İçinden “Bu kadar yıl bastırdığım her fantezi şu an gerçek, götüm yanıyor ama bırakmak istemiyorum” diye geçiriyordu.
Barış birden onu kaldırıp yatak odasına taşıdı. Kapıyı tekmeleyerek açtı, Emre’yi yatağın kenarına yüzüstü yatırdı. Bacaklarını omuzlarına aldı, misyoner gibi ama daha vahşi. Sikini tekrar soktu, bu sefer amansızdı. Her vuruşta yatak gıcırdıyor, Emre’nin inlemeleri odayı dolduruyordu. “Bak gözlerime, sikilirken nereye bakıyorsun lan?” Barış homurdandı. Emre gözlerini onunkilere kilitledi, “İçimi doldur, döllerinle şişir beni. Yarın ofiste yürürken hatırlayayım.” Barış ter içindeydi, kalın kollarındaki damarlar şişmişti. Ritmi çıldırmış gibiydi; hızlı, derin, acı verici zevk dolu. “Geliyorum yine… al hepsini seni pis, hall pass’li göt orospusu!” diye homurdandı. Emre de aynı anda boşaldı, karnına ve göğsüne kalın ipler halinde fışkırdı. Barış son birkaç darbeyi indirdi, sonra sikini hızla çekip Emre’nin yüzünün üstüne çıktı.
Sıcak, kalın fışkırtmalar Emre’nin dudaklarına, burnuna, kapalı gözlerine yapıştı. Barış sikini sıkarak son damlaları da kustu, sesi zafer ve alayla doluydu. “Yala hepsini lan, karımın izniyle doldurduğum o azgın suratını temizle, yarın ofiste kravatını düzeltirken hâlâ tadımı alırsın diye.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories