Üzüm Hasadında Kaybettiğim Bahse Teslim Oldum
Grant ve 28 yaşındaki bağ işçisi, üzüm hasadında kaybettikleri bahse uyup kulübede sertçe sikiştiler.
Ben yirmi sekiz yaşında bir bağ işçisiydim. Her sabah erkenden kalkıp üzüm bağlarında ter dökerdim; hasat mevsimi gelince kaslarım ağrır, sırtım yanar ama o ağır işin içinde bir de gizli heyecan taşırdım. Otuz iki yaşındaki kaslı ve dominant komşumuz Grant ise tam karşı bağda çalışıyordu. Geniş omuzları, kalın kolları, terlediğinde tişörtüne yapışan göğüs kasları... Uzun zamandır aramızda süren o flört hiç bitmiyordu. Sabahları traktörün yanında karşılaşınca bakışlarımız kenetleniyor, öğlen molasında su içerken dudakları şişmiş gibi görünüyordu. Birkaç kez parmaklarımız bilerek birbirine değmiş, o an ikimiz de susmuştuk. Bu yıl hasat sırasında gerilim artık dayanılmaz hale geldi.
O gün güneş tepemizde yakıyordu. Üzüm salkımları ağırdı, ellerimiz mor lekelerle kaplıydı. Grant yanıma yaklaştığında ter kokusu burnuma doldu; erkeksi, sıcak, biraz da toprağın ve olgun üzümün karışımı bir koku. Kolum onun ıslak koluna sürtündü, o anda ikimizin de nefesi kesildi. İçimden geçiriyordum, “Bu bakışlar artık lafa dökülmeli, yoksa patlayacağım.” Hasat sepetini doldururken bir ara arkamdan uzandı, göğsü sırtıma değdi. Kalın sesi kulağıma fısıldadı: “Kaybettiğin bahse teslim olacaksın.” Bahis basitti; kim daha fazla salkım doldurursa kazanacaktı. Ben kaybetmiştim. Ama o cümle sadece bahisten ibaret değildi. Göz göze geldiğimizde anladık ki ikimiz de bunu istiyoruz. Bedenim titredi, götümde hafif bir kasılma hissettim. Utangaç ama kararlı bir heyecan sardı içimi. “Evet,” diye düşündüm, “artık saklanmayacağız.”
Terli vücuduna her değdiğimde elektrik daha da büyüdü. Güneş altında çalışırken omuzlarımız, kollarımız, hatta kalçalarımız bile birbirine sürtünüyordu. Teri damla damla boynundan süzülüyor, tişörtünün yakasından içeri giriyordu. Ben utangaçça gülümsedim, yanaklarım kızarmıştı. Sesim titreyerek ama net çıktı: “Tamam, bahsi kaybettim. Ne istersen yap.” Grant güldü, o dominant gülüşüyle beni bileğimden tutup kendine çekti. Dudaklarımız anında birleşti. İlk öpücük sertti, açtı. Dili ağzımın içine girer girmez inledim. Elleri belimi sıkıca kavradı, parmakları etimi ezer gibiydi. Ben de ellerimi onun kalın kollarına koydum, terden kayganlaşmış kaslarını sıktım, sonra göğsüne indim. Göğüs uçları sertleşmişti, avuçlarımın içinde hissediyordum. Öpüşürken siklerimizin pantolonların içinde zonkladığını ikimiz de fark ettik. İçimden “Uzun zamandır bunu hayal ediyordum, onun tadını, ağırlığını, sesini... Hepsi şimdi oluyor,” diye geçiriyordum. Bu flörtasyon ikimizi de tamamen ateşlemişti; nefeslerimiz hızlandı, öpücüklerimiz daha ıslak, daha derin hale geldi.
Grant elimden tutup beni bağın kenarındaki eski kulübeye sürükledi. Kapıyı arkamızdan kapattı, tozlu hava ve eski tahta kokusu sardı etrafımızı. Beni sertçe duvara yasladı. Dudakları yine benimkilerin üstündeydi, bu kez boynuma indi. Dişlerini geçirip emdi, moraracak izler bırakıyordu. İnlemem kulübede yankılandı. “Grant... evet,” diye mırıldandım. O da homurdandı, “Çok bekledim seni.” Sonra omuzlarımdan aşağı bastırdı, dizlerimin üzerine çöktüm. Pantolonunu indirdi; kalın, damarlı siki dışarı fırladı. Baş kısmı morumsu, uzun ve ağırdı. Ter ve erkek kokusu yüzüme çarptı. “Aç ağzını,” dedi dominant sesiyle. Ben hevesle dudaklarımı araladım, dilimle önce başını yaladım, sonra hepsini ağzıma aldım. Boğazıma kadar soktu, gözlerim sulandı ama durmadım. Emiyor, yalıyor, dilimi şaftında gezdiriyordum. Tadı tuzluydu, sertti. Saçımı tutup ritim verdiğinde içimden “Evet, kullan beni, ağzımı sik,” diye düşünüyordum. Salyam çeneme akıyordu, o da zevkten küfrediyordu.
Bir süre sonra beni kaldırdı, eski masaya domalttı. Pantolonumu indirdi, götümü ortaya çıkardı. Tükürdü, parmaklarını ıslattı. İlk parmağı yavaşça girdiğinde inledim; sıcak, kalın. İkinci parmağı ekledi, içimi açıyor, kıvırıyor, prostatımı buluyordu. Bacaklarım titriyordu. “Hazır mısın?” diye sordu. “Evet, sik beni,” dedim. Kalın sikinin başı deliğime dayandı, yavaşça bastırdı. Acı ilk anda keskindi ama zevk hemen sardı. Santim santim içime girdi, ta dibine kadar. “Ahh... çok kalın,” diye inledim. Sonra ritim başladı. Sert, derin darbelerle sikmeye başladı. Her vuruşta masaya çarpıyordum. Sonra beni çevirdi, sırtüstü yatırdı; misyoner pozisyonda bacaklarımı omuzlarına aldı. Göz göze bakıyordu, alnından ter damlıyordu göğsüme. “Benim orospum ol,” diye homurdandı. “Bak nasıl alıyorsun hepsini, tam bir erkek orospusu gibi inliyorsun.” Sözleri beni delirtiyordu; sikim karnıma yapışmıştı, zonkluyordu. Sonra tekrar domalttı, köpek pozisyonunda daha sert vuruyordu. Kalçalarım kıpkırmızı olmuştu, tok sesler kulübeyi dolduruyordu. “Daha sert,” diye yalvardım. O da “Al işte, orospum, götün benim şimdi,” diye cevap verdi. İkimiz de zevkten delirmiştik; ter içindeydik, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. İçimden her darbede “Evet, daha fazla, beni parçala,” diye geçiyordu.
Boşalma anı yaklaştığında Grant hızını artırdı. “İçine boşalıyorum,” diye homurdandı. Sıcak, kalın fışkırtmalarını derinlerimde hissettim. O anda ben de elimle sikimi sıvazladım, karnıma ve göğsüme fışkırttım. Bedenim sarsılıyordu. Sonra ikimiz de yorulmuş halde birbirimize sarıldık. Terli göğüslerimiz yapışmıştı. Uzun uzun öpüştük; bu kez öpücükler yumuşak, derin, neredeyse şefkatliydi. Dilleri yavaşça birbirini tadıyordu. Kolları sırtımı sarıyordu, ben de onun ensesini okşuyordum. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. O an mutluluk ve rahatlama hissediyordum ama aynı zamanda daha fazlasını istiyordum. Grant dudaklarını çekmeden kulağıma fısıldadı: “Bu sadece ilk seferdi. Gece yine gel buraya. Seni tekrar domaltacağım, bu kez daha uzun süre. Kaçışın yok artık.” Dışarıdan işçilerin sesleri gelmeye başladı, sepetleri taşıyorlardı. Hızla giyindik ama bakışlarımız hâlâ birbirini bırakmıyordu. Götüm hâlâ onun sikiyle dolu gibi hissediyordu, bacaklarım titriyordu. Hasat bitmemişti, gün bitmemişti ve ben bu teslimiyetin daha nereye gideceğini merak ederek kulübeden çıktım. İçimde yeni bir bahis, yeni bir arzu büyümeye başlamıştı bile.
Kulübeden çıktıktan sonra o günün kalan kısmı benim için bir işkenceye dönüştü. Ellerimin mor üzüm lekeleriyle kaplı halde sepetleri taşırken, her adımda götümün içinde hâlâ onun kalın sikinin bıraktığı o yanma ve doluluk hissini duyuyordum. 28 yaşındaydım, yıllardır bu bağlarda ter döküyordum ama hiç bu kadar dağılmamıştım. Grant’in 32 yaşındaki o ağır, dominant vücudunun ağırlığı hâlâ üzerimde gibiydi. İşçiler yanımızdan geçerken bakışlarımı yere indiriyordum; biri fark etse, biri o kulübeden gelen inlemeleri duymuş olsa ne olurdu diye düşünmeden edemiyordum. Ama aklımın bir köşesi de geceyi iple çekiyordu. “Daha sert, daha uzun, daha derin,” diye içimden geçiriyordum. Bahsi kaybetmiştim ve o bahis artık sadece üzüm salkımı saymakla ilgili değildi. Bedenim ona teslim olmuştu, götüm hâlâ onun spermiyle ıslak gibi hissediyordu.
Gece nihayet çöktü. Evdekiler uyuduktan sonra sessizce giyindim, ay ışığında bağ yolunu yürüyerek kulübeye geldim. Kapıyı yavaşça ittim. İçeride eski fener yanıyordu. Grant sandalyede oturuyordu, sadece kot pantolonu vardı üzerinde. Geniş göğsü, kalın kolları terden parlıyordu. Beni görür görmez kalktı, kapıyı arkamdan kilitledi. “Geldin demek, benim 28 yaşındaki bağ orospum,” dedi o kalın, buyurgan sesiyle. Cevap veremedim. Sadece başımı salladım. İçimden “Evet, yine istiyorum, beni yine kullan,” diye geçiyordu. Ellerini belime koydu, beni sertçe kendine çekti. Bu sefer öpüşü ilk seferkinden daha açtı. Dili ağzımın içine girer girmez boğazımdan bir inilti kaçtı. Dişlerimiz birbirine çarpıyordu. Elleri tişörtümü yukarı sıyırdı, avuçları göğüslerimi ezerken başparmakları uçlarımı sertçe sıktı. Ben de onun kalın boynunu öpüyor, terinin tuzlu tadını dilimle alıyordum. Kokusu ağırdı; toprak, üzüm, erkek teri karışımı. Siklerimiz pantolonların içinde birbirine sürtünüyor, zonkluyordu.
Beni duvara yasladı. Dizlerimin üzerine çökertti. Pantolonunu indirdi, o damarlı, mor başlı kalın sik yüzüme doğru fırladı. “Ağzını aç, bugün daha derin alacaksın,” dedi. Dudaklarımı araladım. Önce sadece başını emdim, dilimi o geniş yarıkta gezdirdim. Sonra saçımı sıkıca kavradı ve kalçasını ileri itti. Sikinin yarısı boğazıma girdi, gözlerim sulandı, öğürme refleksim geldi ama bırakmadım. “İşte böyle… boğazını sikiyorum, bak nasıl ıslanıyorsun,” diye homurdandı. Salyam çeneme, boynuma akıyordu. Burnum onun kasık kıllarına değiyordu. Gözlerimi kaldırıp ona baktım; o dominant bakış beni daha da azdırıyordu. İçimden “Kullan beni, ağzımı, boğazımı, ne istiyorsan yap,” diye yalvarıyordum. Bir süre öyle devam etti, ritmini hızlandırdı, taşakları çenemle tok tok çarpıyordu. Sonunda beni bıraktı, nefes nefese kaldım. Sikinden sızan ön sıvıyı dudaklarımla temizledim.
Grant beni ayağa kaldırdı, bu kez masayı kenara çekip eski bir battaniyeyi yere serdi. Beni dört ayak üzerine yatırdı. Pantolonumu tamamen sıyırdı, götümü iki eliyle araladı. “Bak şu güzel deliğe… bugün dilimi de tadacaksın,” dedi. Utandım ama karşı koymadım. Sıcak, ıslak dili göt deliğimin etrafında daireler çizdi. Sonra sertçe içeri daldı. “Ahh Grant… lanet olsun, bu…” diye inledim. Dilinin içimde kıvrılması, emmesi, yalaması aklımı başımdan aldı. Bacaklarım titriyordu, sikim sertçe aşağı sarkmış, damla damla akıtıyordu. Parmaklarını da kattı; önce iki, sonra üç. Kıvırıyor, açıyor, prostatımı sertçe bastırıyordu. Zevkten gözlerim kaydı. “Daha fazla istiyorum… sik artık beni, lütfen,” diye yalvardım. Sesim titrekti ama kararlıydı. O da “Tamam orospum, şimdi gerçekten sahip olacağım sana,” diye cevap verdi.
Tükürüğünü sikine sürdü, başını deliğime dayadı. Bu sefer hiç yavaşlamadı. Tek hamlede yarısına kadar girdi. Acı keskin bir bıçak gibiydi ama hemen arkasından o muazzam doluluk hissi geldi. “Çok kalın… götümü yırtıyorsun,” diye homurdandım. O da kalçalarımı sıkıca tutup kendini tamamen içime gömdü. Ta dibine kadar. Sonra ritim başladı. Sert, hızlı, hayvani darbeler. Her vuruşta tok sesler kulübede yankılanıyordu. Kalçalarımı tokatlıyordu; önce hafif, sonra daha sert. Tenim kıpkırmızı olmuştu. “Al, al hepsini… bu göt artık benim malım,” diye küfrediyordu. Ben de “Evet, senin orospunum… daha sert vur, parçala beni,” diye inliyordum. Terimiz yere damlıyordu. Saçımı arkadan çekti, sırtımı kavis yaptırdı. Bu açıdan sikinin her santimi prostatıma çarpıyordu. Sikim hiç dokunulmadan zonkluyor, boşalmak üzereydi.
Pozisyon değiştirdi. Beni sırtüstü yatırdı, bacaklarımı omuzlarına aldı. Göz göze geldik. Alnından ter damlaları göğsüme düşüyordu. Sikini yine içime soktu, bu sefer daha yavaş ama daha derin. “Bak bana,” dedi. “Bak nasıl içime alıyorum seni,” diye cevap verdim. Öpüştük. Bu öpücük sertti ama içinde bir açlık vardı. Kalçalarını daireler çizerek hareket ettiriyordu; içimdeki her noktayı uyarıyordu. Sonra hızlandı. Masanın kenarına tutundum, bedenim sarsılıyordu. “Boşalmak üzereyim… içime boşal,” diye yalvardım. Grant homurdandı, “Henüz değil. Önce seni iyice kullanacağım.”
Beni yine domalttı, bu sefer yerde. Dizlerim battaniyeye gömülmüştü. Arkamdan girerken bir eli boğazıma gitti, hafifçe bastırdı. Nefesim kesilir gibi oldu ama bu yeni baskı inanılmaz zevk verdi. “İyi bir erkek orospusu gibi inle,” dedi. İnledim. Sesim kulübeyi doldurdu. Tokatlar, çekmeler, derin darbeler… Her şey birbirine karıştı. Ter kokusu, tahta kokusu, erkek kokusu… Hepsi başımı döndürüyordu. Sonunda ritmi çıldırttı. “Şimdi… boşalıyorum içine!” diye bağırdı. Kalın, sıcak fışkırtmalarını derinlerimde hissettim. Dalga dalga doluyordu. Ben de aynı anda kendimi sıvazladım, güçlü, uzun fışkırtmalarla karnıma, battaniyeye boşaldım. Bedenim kasılıyor, götüm onun sikinin etrafında ritmik şekilde sıkılıyordu. Uzun süre öyle kaldı içimde, son damlalarına kadar.
Nihayet çıktı. Sıcak spermi götümden dışarı sızmaya başladı, bacaklarımın içinden aşağı aktı. Yanyana uzandık. Bir süre nefeslerimizden başka ses yoktu. Kolunu belime atmıştı. Öptü boynumu, bu sefer yavaşça. Kalbim yavaş yavaş normale dönüyordu. Ama o sessizlik uzadıkça içime garip bir ağırlık çöktü. Grant doğruldu, pantolonunu giydi. Yüzünde o dominant gülümseme hâlâ vardı ama gözleri biraz uzak bakıyordu. “Bu gece de bahsi ödedin,” dedi sessizce. “Ama yarın sabah herkes gibi davranacağız. Kimse bilmemeli. Bu sadece… hasat eğlencesiydi.”
O cümleyle birlikte her şey değişti. Bedenim hâlâ zevk dalgalarıyla sarsılırken, ruhumda ani bir soğukluk hissettim. Götüm yanıyor, bacaklarım titriyordu ama asıl içimde bir şey kırılmıştı. “Sadece bahis miydi gerçekten?” diye düşündüm. 28 yıllık hayatımda ilk defa kendimi bu kadar açmış, bu kadar teslim olmuştum. Oysa Grant için belki de sadece güçlü bir adamın kazandığı bir oyundu. Ya bağda biri görseydi? Ya bu ilişki yayılırsa işimi, saygımı kaybedersem? O sıcak boşalmaların yerini şimdi soğuk bir pişmanlık alıyordu. Kendimi kirli, kullanılmış ve aptal gibi hissediyordum. Arzunun yerini kuşku ve pişmanlık almıştı. Kulübeden çıkarken arkama bakmadım. Dışarıda yıldızlar aynıydı ama ben artık aynı adam değildim. Bu teslimiyetin bedelini daha yeni ödemeye başlamıştım ve içimde büyüyen şey artık arzu değil, derin bir şüphe ve pişmanlıktı. Hasat devam edecekti ama ben… ben ne yapacağımı bilemiyordum.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories