Yasak Geceye Teslim Olan Koca
42 yaşındaki evli Ahmet, kaslı komşusu 28 yaşındaki Mert'le mutfakta dayanamayıp sertçe sikişiyor.
O gece karım Talia uzun bir iş seyahatindeydi. Ev bomboştu, sessizlik kulaklarımda uğulduyordu. Kırk iki yaşıma basmış, evli bir adam olarak yalnızlık bazen insanı delirtirdi. Televizyonu açmıştım ama izlemiyordum; aklım başka yerdeydi. Kapı çaldığında saate baktım, neredeyse gece yarısı. Kim olabilirdi ki?
Kapıyı açınca karşımda Mert duruyordu. Yirmi sekiz yaşındaki kaslı komşum. Dar tişörtü omuzlarını, göğsünü sarıyordu, kolları damarlı ve sertti. Saçları dağınık, gülümsemesi o tanıdık, biraz fazla samimi haliyle. “Ahmet abi, iyi misin? Karın evde mi? Bir şey soracaktım da...” dedi. Ses tonu masum gibiydi ama gözleri değildi. Beni baştan aşağı süzdü, ben de onu. Yıllardır bu bakışmaları bastırıyordum. Bahçede, asansörde, koridorda… Onun vücuduna bakıp içim kıpırdanıyordu, o da benimkine. Evli adamın gizli günahı gibi. “Talia yok, seyahatte. Gir içeri,” dedim. Kapıyı kapattım arkasından. İçeride hava aniden ısındı.
Salona geçtik, konuşmaya başladık. Karımı sordu, ne zaman döneceğini. Ben de onun yalnız yaşadığını, bazen komşuluk yapalım diye şaka yollu laflar ettim. Ama laflar flörtöz oldu. “Senin gibi genç, bu kadar bakımlı bir adamın kimsesi yok mu hâlâ?” dedim, gülerek. O da bana yaklaştı biraz. “Abi sen de formdasın hâlâ. Kırk iki diyorsun ama vücudun yalan söylüyor.” Eli omzuma değdi, kısa. Elektrik çarptı. İkimiz de fark ettik. Göz göze geldik. Uzun zamandır bastırılan o arzu, o yasak çekim birden yüzeye çıktı. Onun erkek bedenine duyduğum gizli istek, onunki de bana. Ne diyeceğimi bilmiyordum ama içimde bir şey kıpırdadı, sertleşmeye başladı pantolonumun içinde.
Mutfağa geçtik. Çay koyayım dedim, bahaneyle. Tezgâhın kenarına yaslandı Mert, kollarını kavuşturdu. Kasları şişti. “Bazen karın yokken yalnızlık çekmiyor musun abi?” diye sordu, sesi alçak. O soru içimdeki ateşi bir anda yükseltti. Yutkundum. “Çekiyorum,” dedim dürüstçe. “Bazen... başka şeyler de düşünüyorum.” Karşılıklı itiraflar peş peşe geldi. “Ben de,” dedi Mert, bana doğru bir adım attı. “Yıllardır aynı cinsiyetten birine dokunmayı hayal ediyorum. Senin gibi bir adama. Sert, olgun...” Ben de fısıldadım: “Ben de senin kaslarına, o kalın şeyine bakıp uyanıyorum geceleri. İstemeden.” Birbirimize yaklaştık. Dudaklarımız buluştuğunda her ikimiz de tamamen isteyerek, heyecanla o anı kucakladık. Öpüşme yavaş başladı, sonra derinleşti, dilimiz birbirine dolandı. Ellerim onun göğsüne kaydı, tişörtünün altından sert karın kaslarına. Onunkiler belime, popoma indi, sıktı. “Siktir, ne kadar istiyormuşum seni,” diye mırıldandı boğuk boğuk. Ben de pantolonundaki şişkinliği avuçladım. Kalın, sıcak, damarlı...
Dayanamadım. Diz çöktüm mutfak fayanslarının üzerine. Mert’in kemerini çözdüm, fermuarını indirdim. Kalın ve damarlı siki fırladı dışarı, dimdik, ucundan şimdiden sızmış. Ağzıma aldım. İlk başta başını emdim, dilimi gezdirdim, sonra derin boğazlayarak yuttum. Boğazım şişti, gözlerim sulandı ama durmadım. Mert saçlarımı sıkıca tuttu, kalçalarını ileri itti. “Aferin koca, yala şu aleti. Daha derin, evli adam gibi yut,” diye dominant ve kirli konuştu. Sesindeki o emir tonu beni daha da sertleştirdi. Kendi sikimi pantolonumun içinden ovuştururken onun aletini tükürük içinde parlatıyordum. “Mmm, güzel emiyorsun abi. Karın bilse ne derdi, ha? Komşunun sikini boğazına kadar alıyorsun.” İnledim ağzım doluyken. Tadı tuzlu, ethli, yasaktı. Daha fazla aldım, burnum kasık kıllarına değene kadar.
Sonra beni kaldırdı. Güçlü elleriyle tezgâhın üzerine yatırdı. Pantolonumu indirdi, boxer’ımı sıyırdı. Bacaklarımı omzuna aldı, bir eliyle sikini sürtünürken diğer eliyle parmağını tükürüklü göt deliğime soktu, hazırladı. “Hazır mısın? İçine gireceğim şimdi,” dedi. “Gir, sik beni,” diye yalvardım. Tamamen isteyerek. Sertçe içine girdi. Kalınlığı beni yardırdı, ama acı zevke döndü anında. Ritmik ve güçlü şekilde sikmeye başladı. Her itişte tezgâh sarsılıyordu, bacaklarım omuzlarında titriyordu. “Ohhh siktir Mert, daha sert... Doldur beni,” diye inledim. O da ter içinde, “Sıkıyorsun koca, götün yutuyor sikimi. Bak nasıl domalıyorsun karın yokken.” Ellerim tezgâha tutundum, o kalçalarımı kavrayıp çekiyordu her seferinde. Zevkten inliyoruz ikimiz de, mutfak inliyor adeta. Ter damlaları göğsümden akıyor, onun kaslı gövdesi parlıyordu ışıkta.
Pozisyon değiştirdik. Ben üstte ata biner şekilde oldum. Mert tezgâha oturdu, ben de yüzü dönük sırtım ona, sikini kendi götüme hizaladım ve yavaşça bindirdim. Sonra hızlı hızlı kalkıp inmeye başladım. Kalçalarım şap şap sesiyle vuruyordu onun kasıklarına. Ellerim onun kalın uyluklarına dayandı, o da önden sikimi yakalayıp sıvazladı, aynı ritimde. “İşte böyle bin abi, kendi götünü siktir. Daha hızlı, boşalacağım içine neredeyse.” Ben de zıplıyordum adeta, her inişte o kalınlık bağırsaklarıma kadar giriyor, prostatıma vuruyordu. “Mert... ah Mert, sik benimkini de, birlikte...” Dişlerimi sıktım, ter gözlerime aktı. Doruk noktasına yaklaşıyorduk. Bedenlerimiz yapış yapış, nefesler kesik, inlemeler yüksek. Ben daha da hızlandım, götümü sertçe savurarak onun aletini yuttum defalarca. O da belimi kavradı, yukarı itti beni her seferinde.
İkimiz de şiddetli orgazmlarımızı yaşadık neredeyse aynı anda. Ben sikimden fışkırtarak tezgâha, kendi karnıma boşaldım, kasılarak. Mert de götümün içinde son bir-iki sert itişle kükredi, sonra çekti ve Ahmet’in göğsüne boşalan Mert, parmaklarıyla kendi spermini toplayıp Ahmet
O an her şey patladı. Mert götümün içinden son iki sert, acımasız itişle kükredi, damarlı siki basbas şişerek boşaldı ama hemen çekti. Sıcak, yoğun spermi fışkırarak göğsüme, köprücük kemiklerime, boynuma aktı. Kalın ipler halinde dökülüyordu tenime, kaygan ve sıcak. “Al koca... al hepsini,” diye hırladı, nefes nefese. Ben de aynı anda sikimden fışkırtıyordum; tezgâhın soğuk mermerine, kendi karnıma, kasık kıllarıma. Kasılmalar peş peşe geliyordu, bacaklarım titriyordu, götüm hâlâ onun şeklini arıyordu boşlukta. Mert parmaklarını göğsümdeki kendi döllerine bastırdı, kalın, beyaz süzüleni toplayıp iki parmağını ağzıma götürdü. “Yala,” dedi, sesi boğuk. Diliyle de benim boynumdaki damlaları yaladı. Ben de o parmakları emdim, tuzlu, acımsı tadı dilimde dağıldı. “Mmm... senin döllerin abi,” diye mırıldandı, gülümseyerek. “Karın bilse... komşunun siki götünde, dölleri göğsünde.”
Nefeslerimiz hâlâ düzensizdi. Ter göğüslerimizden, karın kaslarımızdan akıyordu. Mert beni tezgâhtan indirmeden kollarıma sarıldı, alnını alnıma dayadı. Dudaklarımız yine buluştu, bu sefer yavaş, tatlı, ama hâlâ aç. Dilimiz birbirine dolandı, onun tükürüğü benimkine karıştı, döllerimizin tadı hâlâ ağızlardaydı. Ellerim onun geniş sırtına kaydı, kaslar hâlâ gergindi altımda. “Siktir... ne kadar derine girdin,” diye fısıldadım, sesim kısıldı. “Hâlâ hissediyorum içimde.” Mert gülümsedi, eli götüme indi, parmakları nazikçe kenarımı okşadı. Hâlâ açık, ıslak, sızıyordum. “İyi sikildin koca. Bak nasıl şişmiş deliğin.” Bir parmağını yavaşça soktu, dairesel hareketlerle. Ben inledim, belim kavis yaptı. “Daha... biraz daha oyna,” dedim. İstedim. O da ikinci parmağını ekledi, yavaş yavaş bastırdı. “Hâlâ istiyorsun ha? Evli adamın götü doymamış.”
O parmaklar içeri girip çıkarken kendi yarım sertleşmiş sikim yine kıpırdadı. Mert diğer eliyle onu kavradı, yavaş yavaş sıvazladı. Başparmağı uçtaki hassas yeri ovuyordu. “Bak, yine kalkıyor. Senin karın yokken bu mutfak senin günah yerin olacak.” Öpüşmeye devam ettik. Ben onun memelerini, sert uçlarını ısırdım, dilimi gezdirdim. Mert başını geriye attı, “Aferin... em abi.” Sonra beni çevirdi, yüzümü tezgâha doğru bastırdı ama bu sefer yumuşak. “Bir daha... son bir tur. Hazır mısın?” “Evet, sok,” diye yalvardım hemen. İsteyerek, tamamen. Mert sikini yeniden hizaladı, hâlâ yarım sert ama hızla dimdikleşiyordu. Ucu ıslak deliğime dayandı, bir itişle yarısına kadar girdi. “Ohhh evet...” diye homurdandı ikimiz birden. Bu sefer daha yavaş, daha derin, her santimi hissederek. Elleri belimi kavradı, kalçalarımı ayırdı. “Sık götünü... yut beni.” Ben de sıktım, kaslarım onun aletini kavradı. Ritmi bulduk yine. Şap şap sesleri mutfakta yankılandı, ten tenine vuruş, ıslak sürtünme.
Her girişte prostatıma vuruyordu, zevk dalgaları karınıma yayılıyordu. “Mert... ah siktir, orası... orası tam yerin.” O da hızlandı biraz. “Konuş koca. Söyle ne istiyorsun.” “Daha sert... götümü doldur, dölünü bırak içimde bu sefer.” Mert inledi, “İstediğin gibi.” Kollarını göğsüme doladı, beni dik tuttu, alttan yukarı doğru sertçe sokmaya başladı. Bacaklarım titriyordu, ayakta durmak zordu ama o tutuyordu. Bir eli boğazıma hafifçe sarıldı, baskı uygulamadan, sahiplenerek. “Seninim bu gece. Karın dönene kadar bu göt bana ait.” Kirli lafları beni delirtiyordu. Kendi sikimi ovuşturuyordum çılgınca, damarlarım şişmiş, ucu sızıyordu. “Boşalacağım yine... Mert, gel birlikte.”
O da son vuruşlara geçti. Kalın siki içeri sonuna kadar gömülüyor, yumurtaları popoma çarpıyordu. Ter kokumuz karışmıştı, mutfak sıcak ve ağırdı. “Al... al koca, içine akıtıyorum!” diye kükredi. Sıcak fışkırmayı hissettim, derinlerde, nabız nabız boşalıyordu. Ben de aynı anda sikimden fışkırttım, duvara, yere, kendi bacaklarıma. Kasılmalar o kadar şiddetliydi ki dizlerim kesildi. Mert beni tuttu, siki hâlâ içimde zonklarken ikimiz yavaşça yere, mutfak fayanslarına çöktük. O arkadan sarıldı, siki yumuşayarak dışarı kaydı, dölleri sızarak bacaklarımdan aktı. “Siktir... ne kadar doldurdun,” diye mırıldandım, gülerek, bitkin. Ellerim onun kollarına sarıldı. Mert boynumu öptü, yaladı, ısırdı hafifçe. “Sen de beni... yıllardır bekletiyordun abi. Bu göt, bu ağız...”
Bir süre öyle kaldık. Nefesler yavaş yavaş düzeliyordu. Onun göğsü sırtıma yapışık, kalp atışlarını hissediyordum. Eli karnımda geziyordu, kendi döllerimi ve onunkileri karıştırarak. Parmaklarını ağzıma götürdü yine, ben emdim usulca. “Tadı güzel mi?” diye sordu, sesi yumuşak ama hâlâ o dominant tınıyla. “Evet... senin döllerin, benimkiler, karışık. Yasak tadı.” Güldü, alçak sesle. “Bir daha yapacağız. Karın her seyahate çıktığında kapını çalacağım. Sen de açacaksın.” “Açarım,” dedim duraksamadan. “Her gece. İstediğin gibi sik, istediğin yerde boşal. Bu evli göt senin.” Mert beni çevirdi, yüz yüze yere yattık, bacaklarımız birbirine dolandı. Öpüştük uzun uzun, yavaş, dil dalışlarıyla. Ellerimiz tembel tembel geziniyordu; onun kaslı göğsü, benim olgun ama hâlâ sıkı vücudum, birbirimizin siklerini nazikçe tutup okşuyorduk. Yarım sert, ıslak, tatmin olmuş ama hâlâ meraklı.
“İlk başta kapıyı açtığımda... ne kadar sertleştiğimi fark ettin mi?” diye sordum confessional bir tonda, sanki itiraf ediyormuşum gibi. Mert başını salladı, gülümsedi. “Gözlerin yalan söylemiyordu abi. Ben de pantolonumda şişmiştim. Yıllardır bahçede seni izlerken hayal ediyordum bunu. Tezgâha yatırıp domaltmayı, o olgun götü yarmayı.” Eli götüme indi yine, parmakları nazikçe kenarı okşadı, hâlâ hassas ve açık. Bir parmağını soktu yavaşça, döllerini içeri itti biraz daha. Ben inledim, “Mmm... bırak içimde kalsın. Sabaha kadar sızsın.” “Bırakırım,” dedi. “Yarın yürürken hissedeceksin beni. Her adımda.” Öpücükleri boynuma, göğsüme indi. Dilini meme ucumda gezdirdi, emdi. Ben de onun saçlarını okşadım, kasıklarına indim, yumuşak ama ağır sikini avuçladım. “Birazdan yine kalkar bu,” dedim. “O zaman ağzıma alırım yine. Yavaş yavaş, ta boğazıma kadar.”
Mert gözlerini kapadı, zevkle homurdandı. “Aferin koca. Ağzın da götün kadar aç. Karın bilse... komşunun sikini nasıl yuttuğunu, nasıl boğazladığını.” Kirli konuşması hâlâ ateşimi körüklüyordu ama bedenlerimiz yavaş yavaş sakinleşiyordu. Ter kurumaya başlamıştı, fayanslar serin geliyordu tenimize. O beni kucakladı sıkıca, bacaklarımı beline doladı. Siki hâlâ bacaklarımın arasında, ıslak ve sıcaktı. “Bu gece kal,” dedim fısıltıyla. “Sabaha kadar. Bir daha sik beni yavaşça, sonra uyu. Uyanınca yine...” “Kalırım,” dedi, alnını alnıma dayayarak. “Seninle. Bu yasak geceye teslim olduk ya... artık geri dönüş yok.” Dudaklarımız bir kez daha buluştu, bu sefer yumuşak, tatmin olmuş, ama vaat dolu. Ellerimiz tembelce geziniyordu hâlâ; onun damarlı kolları, benim popom, onun kalın uylukları. İçimde hâlâ onun dölleri sızıyor, götüm zonkluyordu tatlı tatlı. Mutfak ışığı loş, sadece nefeslerimiz ve ara sıra düşük inlemeler. O parmağını yavaşça çıkarıp sokuyordu bir kez daha, derin, nazik. “Son bir kere hissedeceksin,” dedi. Ben de bacaklarımı açtım daha fazla, tamamen isteyerek. “Sok... parmağını da, her şeyini.” O da iki parmağını içeri kaydırdı, dairesel, prostatıma baskı yaparak. Ben sikimi ovuşturdum yavaşça, yarım sert. Zevk dalgaları küçük küçük geliyordu, orgazm sonrası hassasiyetle. “Mert... ah... böyle devam et.”
Bir süre öyle kaldık, parmakları içinde, öpüşerek, mırıldanarak. “Senin gibi bir koca... evli, olgun, ama bu kadar aç,” diye fısıldadı. “Her seferinde daha derine gideceğim. Daha sert. Seni bağımlı edeceğim.” “Zaten oldum,” dedim. “Bu gece yeter. Götüm senin şeklini aldı. Aklım sende kalacak.” Mert parmaklarını yavaşça çekti, döllü parmaklarını kendi ağzına götürüp yaladı, sonra bana öptürdü. Tadını paylaştık. Sonra beni göğsüne çekti, kollarıma sardı. Kalp atışlarımız yavaş yavaş uyumlandı. Ter kokusu, döl kokusu, seks kokusu her yerdeydi. Gözlerim yarı kapalı, onun kaslı gövdesine yaslanmış, hâlâ hafifçe sızan götümle, tatmin olmuş sikimle... o anın ortasında kaldık.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories