Bağ Bozumu Gecesi, En İyi Arkadaşımın Babasıyla
24 yaşındaki Talia, en yakın arkadaşının 48 yaşındaki babası Xavier’la bağ evi mahzeninde kocasını aldatıyor.
Yirmi dört yaşındaydım ve kocamı aldatmak üzereydim. Bunu o gece, bağ bozumu şenliğinin ortasında, en yakın arkadaşım Petra’nın ailesinin bağ evinde anladım. Xavier kırk sekizindeydi; Petra’nın babası. Yıllardır aramızda bir şey birikiyordu ama hiç kimse adını koymamıştı. Ben de koymamıştım. Ta ki o mahzene inene kadar.
Bağ evi, Ege’nin o boğucu Eylül akşamında ışıl ışıl yanıyordu. Avluda fıçılar, masalar, kadeh kadeh şarap. Petra annesiyle salatalık dilimliyordu; ben de elimde buzlu bir kadeh, terasın kenarına yaslanmış, Xavier’ı izliyordum. Kalın bilekleri, gömleğinin kollarını dirseklerine sıvadığında beliren damarları, boynundaki ter parıltısı… Kocam Malik’in yanında bile aklıma o eller giriyordu bazen. Malik yurtdışındaydı, iş toplantısı. Ben de “bağ bozumu, aile gibi, gelmem ayıp olur” diye gelmiştim. Yalanın en temiz hali.
Xavier bana bakınca gülümsedi. O gülüüşte bir şey vardı; tanıdık, tehlikeli. Yanıma geldi, omzuma hafifçe dokundu. “Talia, şu fıçıları mahzene indirmeme yardım eder misin? Petra’yla annesi meşgul, gençler de dans ediyor.” Sesindeki o düşük, boğuk ton… İçim ısındı. “Tabii,” dedim. Gözlerim onunkilere çarptı. İkimiz de biliyorduk. Kimse kimseyi zorlamıyordu.
Mahzen serindi, nemli, şarap kokuyordu. Taş duvarlar, ahşap raflar, uzun bir tezgâh. Xavier fıçıları yerleştirirken ben rafları kontrol ediyormuş gibi yaptım. Aslında onun sırt kaslarının gömleğin altında nasıl oynadığını seyrediyordum. Yıllardır bu adamı izliyordum; Petra’nın liseyi bitirdiği yazdan beri, ben yirmiye basmışken. O zaman da bakışları vardı ama sustuk. Şimdi sustuklarımız birikmişti.
“Burada yalnızız,” dedim usulca. Sesim titremedi. Xavier döndü, alnındaki teri eliyle sildi. “Talia…” Bir adım yaklaştı. “Bunu yapmamalıyız. Karım yukarıda. Petra… senin en yakın arkadaşın.”
“Biliyorum.” Göğsüm yükselip iniyordu. Elbise inceydi, askıları omzuma düşmeye hazır. “Ama istiyorum. Sen de istiyorsun. Bakışların yalan söylemiyor, Xavier. Yıllardır söylemiyor.”
Tereddüdü gözlerinde gördüm. Karısını düşünüyordu; evliliğini, kızıyla aramın bozulmasını. Ben de Malik’i düşünmeliydim. Düşünmedim. “Beni istiyorsan al,” dedim net. “Kimse bilmeyecek. İkimiz de gizli tutacağız. İkimiz de bunu istiyoruz.”
Bir saniye durdu. Sonra eli enseme gitti, parmakları saçıma gömüldü ve beni duvara yaslayıp öptü. Sert, aç, yılların bastırılmış hali. Dilim onun diline değdi, inledim ağzına. Tadı şarap ve tuzdu. Ellerim göğsüne yapıştı, düğmeleri açtım; tüylü, olgun, sıcak derisini hissettim. “Siktir,” diye fısıldadı boynuma, “ne kadar olgunlaştın… vücudun…” Elbisemin askısını indirdi, memelerim dışarı çıktı. Avuçladı, başparmağı meme ucumu sıvazladı, sonra eğilip emdi. Dişleri hafifçe değdi; sarsıldım. “Xavier… ah…”
Parmakları eteğimi yukarı çekti, külotumun kenarından içeri süzüldü. Islaktım, utanç verici derecede. “Bak bak,” diye homurdandı, iki parmağını yavaşça içeri sokarken, “ne kadar hazırsın. En iyi arkadaşının babasına böyle mi açılıyorsun, ha?” Kirli konuşması ateşimi körükledi. “Evet,” dedim nefes nefese. “Ona ihanet ediyorum. Kocama da. İstiyorum bunu.”
Parmakları daha hızlı hareket etti, başparmağı klitorisime baskı yaptı. Dizlerim titredi. Duvara yaslanmış, bacaklarımı açmış, onun parmaklarında eriyordum. “Daha… lütfen…”
Sonra diz çöktüm. Kemerini açtım, fermuarını indirdim. Kalın, sert siki elime düştü; damarlı, sıcak, ağır. Kokusu beni sarhoş etti. Dilimi ucuna götürdüm, yaladım, sonra ağzıma aldım. Derin. Boğazıma kadar. Xavier’ın eli saçıma gitti, kalçası hafifçe öne doğru itildi. “Aynen öyle… yut… Talia, ağzın… siktir.” Tükürüğüm aktı, gözlerim yaşardı ama bırakmadım. Emdim, yaladım, elle tutup sıvazladım. Onun inlemesi mahzenin taşlarında yankılandı. “Karımı aldatıyorum seninle,” dedi dişlerinin arasından. “Kızımın en yakın arkadaşıyla… ve sikimi ağzına gömüyorsun.”
Ayağa kaldırdı beni, öptü, kendi tadımı dilimde taşıdı. Sonra tezgâha yatırdı. Elbiseyi tamamen sıyırdı, külotu ayak bileğime düştü. Bacaklarımı omuzlarına aldı. Sikinin ucu amıma değdi, ıslaklığımı hissetti. “Söyle yine,” dedi. “İstiyorsun.”
“İstiyorum. Sok içime. Arkadaşıma ihanet ederken sik beni.”
Bir hamlede girdi. Doldu. Kalınlığı içimi gerdi, inledim; sesim boğuk çıktı. Xavier duraksamadan hareket etti; derin, sert, ritmik. Tezgâh gıcırdadı. Memelerim her darbeyle sarsıldı. “Sıkı… ne kadar sıkısın,” diye homurdandı. “Malik böyle mi sikiyor seni? Yoksa babanın eli mi aranıyor?” Kirli laflar, ihanetin tadı… Daha sert ittim kalçalarımı. “Xavier… daha derin… ah, orası…”
Parmaklarım tezgâhın kenarını kavradı. Her saplanışta kocamı, Petra’yı, yukarıdaki gülüşmeleri unuttum. Sadece onun siki, onun nefesinin boynumda oluşu, taş duvarın serinliği vardı. Bir eliyle klitorisimi ovdu; titredim, orgazm yaklaştı. “Boşal bana,” dedi. “Amını sıktır bana.” Patladım. Kaslarım kilitlendi, inleyerek geldiğimde o da hızını kesti, içimde durdu, nabzını hissettim.
Ama bitmemişti. “Doma,” dedim titreyen sesle. “Arkadan istiyorum. Götümü de al. Hepsini al.” Xavier’ın gözleri karardı. Beni çevirdi, göğsümü tezgâha yasladım, kalçalarımı kaldırdım. Tükürüğünü siktinin ucuna, sonra parmağıyla göt deliğime sürdü; yavaş yavaş bir parmak, iki… “Rahatla,” diye fısıldadı. “İstiyorsan vereceğim.”
“İstiyorum. Saçımı çek. Hızlı sok.”
Sikini yavaşça götüme dayadı, bastırdı. Yanma, doluluk, sonra o doluluğun zevke dönmesi… İçeri girdiğinde inledim, alnımı tahta tezgâha koydum. Xavier saçımı yakaladı, geriye çekti; boynum gerildi. Derin ve hızlı darbelere başladı. “Bak,” dedi nefes nefese, “en iyi arkadaşının babası götünü sikiyor. Kocan bilmiyor. Petra bilmiyor. Ve sen ıslanıyorsun yine.” Gerçekten de amım damlıyordu. Bir eliyle belimi tuttu, öteki saçımda; götümü sert sert yokladı. “İhanet… ne güzel tadı var, Talia.”
“Daha… daha sert… ah, Xavier, götümü doldur…” Her kelime beni daha da azdırıyordu. O da. Kalçaları şapırdayarak çarpıyordu bana. Mahzenin serin havası terimizi kurutamıyordu. “İçine boşalacağım,” diye uyardı. “Amına mı, götüne mi?”
“İçime. Amıma. Doldur beni.” Geri çekildi, bir anda amıma sapladı; birkaç sert vuruş ve boşaldı. Sıcak, kesik kesik, derin. Hissettim her damlasını. O da inledi, alnını sırtıma dayadı. Bir süre öyle kaldık; siki içimde hafif hafif seğirirken, nefeslerimiz birbirine karışırken.
Sonra yavaşça çıktı. Ter içinde, tatmin olmuş, titreyen bacaklarla birbirimize sarıldık. Xavier’ın göğsü kıllı ve sıcaktı; yanağımı yasladım. Dudaklarımı onun boynuna götürdüm, tuzlu derisini öptüm. “Bu… sadece bu gece mi?” diye fısıldadım. Sesim hem doygun hem açtı.
Xavier saçımı okşadı, ama parmakları ensemde biraz daha sıkı tuttu. “Karım yukarıda uyuyacak. Petra da. Malik yurtdışında.” Duraksadı. Nefesi kulağımdaydı. “Mahzenin arkasında bir oda var. Eski yatak… kilitli kapı.” Parmakları belimden kalçama kaydı, hâlâ ıslak olan yerime hafifçe bastırdı. “Bir kez yetmez gibi bakıyorsun bana, Talia.”
İçimde yeniden bir kıpırtı. Utanç ve arzu aynı anda. Petra’nın kahkahası uzaktan, çok uzaktan geliyordu hâlâ; avludaki müzik. Bense babanın tohumunu bacaklarımın arasından süzülürken hissediyordum. Xavier elimi tuttu, öptü; sonra o eli kendi hâlâ yarı sert sikine götürdü. “Söyle,” dedi alçak sesle. “Kalacak mısın bir tur daha? Yoksa çıkıp masummuş gibi şarap mı dağıtacaksın?”
Cevabım boğazımda düğümlendi. Dudaklarımı onun dudaklarına yaklaştırdım, değdirecekken — merdivenden ayak sesleri geldi. Hafif, aceleci. Xavier’ın gözleri büyüdü. Ben elbisemi yerden kaptım.
“Talia?” Petra’nın sesi mahzen kapısına yaklaşıyordu. “Baba? Fıçıları buldunuz mu? Anne daha fazla kadeh istiyor…”
Merdivenlerden gelen ayak sesleri ikimizi de dondurdu. Xavier’ın hâlâ yarı sert siki bacaklarımın arasından kaydı, sıcak tohumu uyluğumdan aşağı süzülüyordu. Elbisemi üstüme geçirirken parmaklarım titriyordu; askılar omzuma oturmuyordu bile. Xavier fermuarını çekti, gömleğinin düğmelerini rastgele ilikledi. “Sakin ol,” diye fısıldadı, sesi boğuk. “Ben konuşurum.”
Kapı tokmağı döndü. Petra’nın sesi yakındı, merdiven sahanlığında. “Baba? Talia? Orada mısınız?”
Xavier öksürdü, fıçılardan birini kasten gürültüyle yerinden kaydırdı. “Buradayız kızım. Talia rafları düzenliyor, ben de şu son fıçıyı oturtuyorum. Anne ne istiyordu?”
“Kadeh… daha fazla kadeh. Yukarıda herkes içiyor.” Petra’nın adımları yavaşladı. Kapı aralandı; ince bir ışık dilimi mahzene süzüldü. Ben raflara dönmüş gibi yaptım, saçımı düzeltmeye çalıştım. Göğsüm hâlâ hızla inip kalkıyordu, amımın arasında onun dölü ıslak ıslak kayıyordu. Külotum bileğimde buruşuk duruyordu; ayağımla ittim, görünmesin diye.
Xavier fıçıya yaslandı, gülümser gibi yaptı. “Hemen geliyoruz. Sen götür bir kutu. Üst rafta temiz olanlar var.”
Petra bir an durdu. Bakışlarının sırtıma battığını hissettim. “Talia, iyi misin? Yüzün… kızarık.”
“Şarap,” dedim, sesimi mümkün olduğunca düz tutarak. “Mahzen serin, yukarı sıcak. Biraz başım döndü.” Yalan. Yalanın en kirli hali. İçimde hâlâ Xavier’ın kalınlığı varmış gibi sızlıyordu; göt deliğim yanıyor, amım sızıyordu.
Petra omuz silkti. “Tamam… acele edin. Anne sizi arıyor.” Kapı kapandı. Ayak sesleri uzaklaştı. Bir süre nefes bile almadık.
Xavier bana döndü. Gözleri hâlâ karanlıktı. “Gitti.” Eli belime sarıldı, sert. “Ama bu yetmez. Odayı kilitleriz. Şimdi.”
Elimi tuttu. Mahzenin arkasındaki dar koridora çektı beni. Taş duvarlar daha nemliydi orada; eski bir demir kapı, paslı kilit. Xavier cebinden anahtarı çıkardı, çevirdi. İçerisi küçüktü: demir çerçeveli eski bir yatak, yün battaniye, raflarda tozlu şişeler. Tek bir loş ampul. Kapıyı kilitledi, anahtarı cebine attı.
Elbisemi yine sıyırdı. Bu sefer acele yoktu; yavaş yavaş, kumaşı tenimden kaydırırken parmak uçlarıyla süzüldü. “Petra neredeyse yakalayacaktı bizi,” diye homurdandı. “Kızımın en yakın arkadaşı… kocasını aldatırken babasının sikini yutuyordun.” Memelerimi avuçladı, sıkı. Uçlarını parmaklarının arasında eziyor, çekiyordu. “Bunu istiyorsun hâlâ. Söyle.”
“İstiyorum,” dedim. Confessional gibi, içimden dökülürcesine. “Yukarıda herkes gülerken senin dölün bacaklarımdan akıyor. Malik bilmiyor. Petra bilmiyor sandım. Ve ben… sikilmek istiyorum yine. Daha derin. Daha kirli.”
Xavier beni yatağa itti. Sırtüstü düştüm; yaylar gıcırdadı. O gömleğini çıkardı, pantolonunu indirdi. Sikı yine dimdikti, damarları zonkluyordu, ucu parlaktı. “Aç bacaklarını. Göster bana o ihanet amını.”
Açtım. Dizlerimi kırdım, topuklarımı yatağa bastırdım. Islaklı specik gibi parlıyordu; onun menisi ve benim sularım karışmıştı. Xavier diz çöktü, dilini amıma yapıştırdı. Yaladı, emdi, klitorisimi dudaklarının arasına alıp emdi. “Siktir… tadın… kendi dölümle karışmış. En iyi arkadaşının babasının dölünü yalıyorum senden.” İki parmağını soktu, büktü, o noktaya bastırdı. Belim kavis çizdi. “Xavier… dilini… daha… ah, yut beni.”
Parmakları ve dili ritmik çalışıyordu. İçimde gerilim birikiyordu yine. “Boşalacağım… dilinde…” Patladım; kalçalarım titredi, uyluklarım onun kafasını sıkıştırdı. İnlemem boğuk çıktı, yastığa gömdüm yüzümü. Xavier kalkmadı; dilini yavaşça gezdirdi, her damlayı süzdü. Sonra ayağa kalktı, sikini avuçladı, ucunu amıma sürttü.
“Bak bana,” dedi. Göz göze geldik. “Kocan yurtdışında. Karım avluda dans ediyor. Kızım bilmiyor. Ve ben şimdi seni sikeceğim, Talia. Yirmi dört yaşındaki, evli, en yakın arkadaşımın kızı—”
“Petra’nın arkadaşıyım,” diye kestim, nefes nefese. “Ve istiyorum. Sok. Doldur. İhanet et benimle.”
Bir hamlede girdi. Bu sefer daha derindi; yatağın gıcırtısı, tenlerimizin şapırtısı mahzenin loşluğunda yankılandı. Xavier kollarımı başımın üstüne sabitledi, kalçalarıyla sert sert vurdu. Her darbede memelerim sarsıldı, nefesim kesildi. “Sıkı… hâlâ o kadar sıkısın. Malik’in siki böyle mi dolduruyor seni? Yoksa babanın kalınlığı mı aranıyor?”
“Seninki… seninki aranıyor,” diye inledim. “Daha sert. Saçımı çek. Söv bana.”
Eli saçıma gitti, kökünden yakaladı, başımı geriye çekti. Boynum gerildi; dudakları boynuma, kulak mememe yapıştı. “Kocanı aldatan küçük fahişe… en iyi arkadaşının babasına götünü açan… amını, götünü, ağzını veren. Bunu mu istiyordun yıllardır? Bakışlarınla sikimi yutuyordun her yaz.”
“Evet… evet, sik beni… ah, orası, daha derine…” Kalçalarımı kaldırdım, her saplanışı karşıladım. Tezgâhtaki gibi değil; bu sefer yatakta, ten tene, ter içinde, nefes nefese. Xavier bir eliyle bacağımı omzuna aldı, açıyı değiştirdi; sikinin ucu o noktaya her seferinde çarptı. Gözlerim yaşardı. “Boşalacağım yine… Xavier, içimde… lütfen içime boşal.”
“Önce sen,” diye tısladı. Başparmağı klitorisime bastı, ovdu. Kaslarım kilitlendi; ikinci orgazm dalga dalga geldi, amım onun sikini sıkıp bıraktı. O hızını kesmedi. “Güzel… sıktır… şimdi götünü istiyorum yine. Döndür.”
Çevirdi beni. Dizlerim ve ellerim yatağa bastı; kalçalarımı kaldırdım. Xavier tükürüğünü sikine, sonra parmağına sürdü, göt deliğimi yokladı. Bir parmak, iki… yavaş yavaş esnetti. “Rahatla. İstiyorsun. Vereceğim.”
“İstiyorum. Hepsini al. Götümü de sik. Kocamın bilmediği yerimi doldur.”
Sikini dayadı, bastırdı. Yanma, gerilme, sonra o doluluğun yayılması… İçeri gömüldüğünde inledim, yüzümü yastığa gömdüm. Xavier belimi kavradı, yavaş yavaş hareket etmeye başladı. Derin, ritmik. Her geri çekilişte boşluk, her itişte doluluk. “Bak,” diye homurdandı, “en iyi arkadaşının babası götünü sikiyor yine. Petra yukarıda salata dilimliyor. Sen burada inliyorsun. Ve amın damlıyor hâlâ… ihanetin tadı bu, Talia.”
“Daha hızlı… saçımı çek… söndür beni…” Saçımı yakaladı, geriye çekti. Kalçaları şapırdayarak çarpıyordu bana. Mahzenin serin havası terimizi soğutmuyordu; tenimiz yapış yapıştı. Bir eliyle belimi tuttu, ötekiyle önden amımı okşadı. “İçine mi, üzerine mi?”
“İçime… amıma boşal. Doldur beni. Yanımda götür diyorum.” Geri çekildi, bir anda amıma sapladı. Birkaç sert, derin vuruş; sonra boğuk bir inlemeyle boşaldı. Sıcak fışkırışlar, kesik kesik, nabız nabız. Her damlayı hissettim. O da titredi, alnını sırtıma dayadı, nefes nefese.
Bir süre öyle kaldık. Siki içimde yavaş yavaş yumuşarken, tohumu bacaklarımın arasından süzülürken. Xavier yavaşça çıktı, yanıma uzandı. Kolları sardı beni; kıllı göğsü sırtıma yapıştı. Dudakları omzuma değdi. “Bu gece… bu mahzen… kimse bilmeyecek,” diye fısıldadı. “Karım uyuyacak. Petra bir şey fark etmedi. Malik uzakta. Biz… gizli tutacağız. Belki bir daha olmaz. Belki olur. Ama şu an seninim.”
Başımı çevirdim, dudaklarını öptüm; yavaş, tuzlu, doygun. “Gizli,” dedim. Sesim boğuktu. “Kimse bilmeyecek.”
Xavier saçımı okşadı, gözleri kapanıyordu neredeyse. Tatmin, yorgunluk, o tehlikeli gülümseme. “Anahtarı alıyorum. Sen üstünü giy. Yukarı çıkınca masummuş gibi kadeh dağıt. Ben fıçı bahanesiyle biraz daha kalırım.”
Giyindik. Elbisem buruşuktu, saçım dağınıktı; parmaklarımla düzeltmeye çalıştım. Xavier kapının kilidini açtı, koridora baktı. Sessizlik. Elini belime koydu bir an, sıkı. “Git. Ben arkadan gelirim.”
Mahzenin ana kısmına çıktım. Fıçıların yanından geçerken ayağım bir şeye takıldı—hayır, takılmadı; yerde, tezgâhın dibinde bir şey parlıyordu. Eğildim. Kendi alyansım. Az önce sıyırırken düşürmüştüm; parmaklarımda yoktu, fark etmemiştim. Kaptım, hızla yüzüğümü taktim.
Ama tezgâhın kenarında başka bir şey daha vardı. Küçük, katlanmış bir peçete. Petra’nın el yazısı. Yukarı çıkmadan önce mi bırakmıştı, yoksa kapıyı araladığında mı uzanmıştı bilmiyordum. Açtım.
Tek satır: “Biliyorum. Söylemeyeceğim. Anahtarı bende de var. İyi eğlenceler.”
Peçeteyi avucumda ezdim. Kalbim boğazıma sıçradı. Xavier arkadan geliyordu; kemerini bağlıyor, masum bir yüz takınıyordu. Bana gülümsedi. “Hazır mısın? Yukarıda bizi bekliyorlardır.”
“Hazırım,” dedim. Sesim titremedi bu sefer. Peçeteyi elbise cebime tıktım. Xavier bilmiyordu. Kızı biliyordu. Ve ben… bacağını birbirine sürterek, onun dölünü hâlâ içimde hissederek, o sırrı tek başıma taşıyordum.
Merdivenleri çıktık. Avludaki müzik, kahkahalar, şarap kokusu bizi yuttu. Petra uzaktan baktı; bakışlarımız çarpıştı bir an. Gülümsedi. Ben de gülümsedim. Xavier karısının omzuna elini koydu, masum. Ben kadeh aldım, buzlu şarabı yudumladım.
İçimde hâlâ o doluluk, o yanma, o ihanetin tatlı acısı vardı. Ve cebimde katlı peçete. Xavier’ın bilmediği tek şey: Bu gece bitmemişti. Petra’nın anahtarı vardı. Ve ben, yirmi dört yaşında, kocasını aldatmış, en yakın arkadaşının babasının tohumunu taşırken, bir dahaki bağ bozumunu çoktan saymaya başlamıştım.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories