Yalnız Kalan Evde En Yakın Arkadaşımın Kalçalarını İlk Defa Yırttım

Yirmi altı yaşındaki yazılımcı, yirmi beş yaşındaki fitness eğitmeni en yakın arkadaşının kalın kalçalarını ilk kez sertçe yırttı.

7 min read September 24, 2026New

Errol olarak yirmi altı yaşına basmış bir yazılımcıydım; kod satırları arasında kaybolup giden gecelerim, ofis ışıklarının soluk yansıması, kahve fincanlarının dibinde biriken hüzün… Ama en yakın arkadaşım Emre bambaşka bir dünyaydı. Yirmi beşinde, fitness eğitmeni, vücudu her hareketinde gerilen kaslarla dolu, gülüşü ise her şeyi unutturacak kadar aydınlık. Yazlık evine hafta sonu misafir gitmiştim. Denize nazır, sessiz, yalnızca ikimizin nefes aldığı o evde uzun zamandır biriken yalnızlık hafifçe dağılmıştı. Oturma odasındaki geniş pencereden içeri süzülen akşam ışığı Emre’nin dar, siyah spor şortuna yapışmıştı. Kalın, yuvarlak, her adımında hafifçe salınan kalçaları kumaşın içinde adeta bastırılmış gibi duruyordu; iki yarım küre, sıkı ve dolgun, aralarındaki o belirgin çizgi gözlerimi kilitliyordu. Sohbet ediyorduk, işten, antrenmanlardan, saçma sapan eski anılarımızdan… Ben ise kelimelerin yarısını kaçırıyor, dilim kurumuş gibi bakıyordum. Emre bir ara bardağı eline alıp döndüğünde bakışlarımı yakaladı. Muzipçe gülümsedi, dilini alt dudağının kenarına sürttü.

“Gözün orada takıldı ha?” dedi, sesi alaycı ama yumuşak. “Yıllardır bakıyorsun, hiç fark etmediğimi mi sandın?”

Yüzüm kızardı ama inkâr etmedim. O gülümsemesiyle gerilimi iyice gerdi; aramızdaki o uzun süredir birikmiş cinsel istek ilk defa bu kadar açık, bu kadar elle tutulur hale gelmişti. Kalbim göğüs kafesime vuruyordu. Emre mutfağa geçti, kahve makinesini çalıştırdı. Ben de peşinden gittim. Sırtı bana dönüktü, kolları tezgâhta, o kalın kalçalar hâlâ şortun içinde, kumaşın kenarından hafifçe taşan et parçalarıyla… Dayanamadım. Arkadan sarıldım, göğsümü sırtına yasladım, kollarımı beline doladım. Boynuna eğildim, sıcak tenini dudaklarımla buldum. Tuzlu, temiz bir koku; antrenman sonrası duşun bıraktığı ferahlık. Öptüm, dilimi boynunun yanına sürttüm, kulağına fısıldadım:

“Kalçalarına yıllardır fantezim var, Emre. O kalın, yuvarlak götünü her gördüğümde aklım kayıyor. Sikimi aralarına gömmek istiyorum.”

Emre donakaldı bir an, sonra yavaşça döndü. Gözleri kararmıştı, nefesleri hızlanmış. Dudaklarımın üzerine yapıştı; dilini ağzıma soktu, ıslak, aç, dişlerini alt dudağıma hafifçe geçirdi. Elleri saçıma gitti, benimkiler onun sırtından beline, oradan da o sıkı kalçalara kaydı. Şortun üstünden avuçladım, parmaklarımı aralarına bastırdım. Emre öpüşmeyi bozmadan mırıldandı:

“Ben de senin beni arkadan sikmeni istiyorum. Yıllardır… Hadi yapalım. Şimdi.”

Ellerimiz birbirimizin vücudunda delicesine dolaştı. Tişörtünü sıyırdım, göğüs kasları, karın çizgileri, terle parlayan ten… Emre kendi şortunun lastiğini tuttu, aşağı indirdi. Külotsuzdu. Kalın, yarı sert siki aşağı sarktı ama asıl dikkatimi çeken o kalçalardı; artık çıplak, dolgun, her kıvrımı belirgin. Bana dönük şekilde hafifçe öne eğildi, ellerini tezgâha koydu, kalçalarını geriye doğru sundu. İkimiz de tamamen istekliydik, heyecan kanımızı kaynatıyordu. Bu karşılıklı flörtleşme bizi hızla ileri taşıdı; artık söz yoktu, yalnızca nefes ve ten.

Onu salona götürdüm. Geniş koltuğun kenarına domalttım. Dizlerini yastığa bastırdı, belini çukurlaştırdı, o muhteşem kalın kalçaları havaya kalktı. Aralarındaki çizgi derin, deliği pembe ve dar, kıllar düzgün tıraşlı. Bolca tükürdüm avucuma, parmaklarımı ıslattım, kalçalarını araladım. Başparmağımla yanları gererken dilimi deliğine bastırdım. Emre inledi, “Ahh… lanet olsun…” diye boğuk boğuk. Yaladım, dilimi halkaya soktum, tükürükle ıslattım, emdim. İki parmağımı yavaşça, döndüre döndüre içeri kaydırdım; darlık parmaklarımı sıktı, sıcak ve kadifemsi. Genişlettim, içeri dışarı, makas gibi açtım. Emre geriye doğru itiyordu kalçalarını, “Daha… daha içeri” diye yalvarıyordu.

Sikimi çıkardım, zaten taş gibi sertti. Tükürükledim başını, kalın gövdesini. Emre’nin kalçalarını iki elle kavradım, avuçlarım etine gömüldü. Kalın başımı o dar deliğe dayadım, bastırdım. İlk direnç, sonra yumuşak bir açılma… Yavaş yavaş, santim santim girdim. Emre’nin nefesi kesildi, “Sik… o… muhteşem…” diye inledi. İlk defa o kalın, yuvarlak kalçaları yırttım; etleri yanlara doğru gerildi, deliği sikimin etrafında gerilip beyazlaştı. Dip dibe dayanınca durdum, nefes aldık. Sonra çektim, sertçe tekrar soktum. Ritmi hızlandırdım. Kalçalarım onun kalçalarına çarpıyordu, şap şap sesleri salonu doldurdu. Emre kollarını koltuğa gömmüş, yüzünü yastığa bastırmış, inliyordu:

“Daha sert… kalçalarımı parçala, Errol… Sikini köküne kadar sok, yırt o götümü…”

Tokat attım sağ kalçasına, kızaran el izi belirdi. Sonra soluna. Her tokatta eti titredi, sikim daha derine battı. Onu çevirdim, sırtüstü yatırdım koltuğa. Bacaklarını omuzlarıma aldım, dizleri kulaklarına yaklaştı. Göz göze geldik. Sikimi yine o ıslak, açılmış deliğe dayadım, bir hamlede dibine kadar gömdüm. Emre’nin gözleri kısıldı, ağzı açıldı, “Fuuuck… evet, bak bana böyle sik” dedi. Derin, yavaş ama sert vuruşlarla anal sikiştik; her girişte kalçalarının altından tuttum, tokatladım, etini avuçladım. Gözlerinden yaş süzülüyordu ama gülümsüyordu, “Daha… bırakma” diye fısıldıyordu. Sikimin damarları deliğinin içinde zonkluyordu, taşaklarım kalçalarına çarpıyordu. Bir elimi boğazına götürdüm, hafifçe bastırdım; diğer elimle yine kalçasına şaplak indirdim. Emre bacaklarını omuzlarımda daha sıkı kenetledi, tırnaklarını sırtıma geçirdi.

“Söyle… ne kadar istediğini,” diye hışırdadım, her kelimede bir vuruş.

“İstiyorum… götümü sik, doldur, parçala… yıllardır bekledim bunu…”

Hızımı artırmadan, derinliği koruyarak devam ettim. Her çıkışta deliği dışarı doğru çekiliyor, her girişte boğuluyordu sikim. Terimiz birbirine karıştı, tenlerimiz şapırtılı sesler çıkarıyordu. Emre’nin siki karnının üzerinde sert, ucundan sıvı sızıyordu; ara sıra elimi uzatıp sıvazlıyordum, o da kalçalarını yukarı savurarak bana yardımcı oluyordu. Göz göze, nefes nefese, o dar göt deliğini sikimle yoğururken aklımdan tek bir şey geçiyordu: Bu daha başlangıçtı. Daha ne pozisyonlar deneyecektik, ne kadar derine gidecektik, ne kadar uzun süre o kalın kalçaları dövüp yırtacaktım… Emre bir ara belini büküp daha fazla açı vermeye çalıştı, “Durma… devam et, daha sert vur” diye bağırdı. Ben de kalçalarını iki elle kavrayıp kaldırdım, neredeyse katladım onu, sikimi köküne kadar gömdüm ve orada tuttum, nabzım deliğinin içinde atarken. Sonra yavaş yavaş çekip tekrar sertçe indim. Tokatlar peş peşe indi; kızarmış et, titreşen kaslar, inlemeler… Gerilim hâlâ tırmanıyordu, ikimizin de boşalmaya yaklaştığı o noktanın eşiğindeydik ama henüz oraya varmamıştık. Emre’nin bakışları bana kilitlenmişti, dudakları aralanmış, “Biraz daha… lütfen…” diye yalvarırken ben de o muhteşem götün içinde ileri geri, ileri geri, her seferinde biraz daha acımasızca gidip geliyordum.

Errol’un kalçalarını avuçlarımın içinde sıkıca tuttum, parmaklarım etine gömüldü; o dolgun, kızarmış yarım küreler her hamlemde titriyor, etleri yanlara doğru geriliyordu. Sikim köküne kadar gömülüydü, dar halka etrafımda kasılıp gevşiyor, sıcak ve ıslak bir kıskaç gibi sarıyordu beni. Emre’nin bacakları hâlâ omuzlarımdaydı, dizleri kulaklarına yaklaşmış, gözleri yaşlı ama istek doluydu. Yirmi beş yaşındaki o fitness eğitmeni vücudu ter içinde parlıyordu; karın kasları her nefeste kasılıyor, göğsü hızla inip kalkıyordu.

“Daha derine… köküne kadar… yırt beni,” diye boğuk boğuk fısıldadı. Sesinde ne bir tereddüt vardı ne de duraksama; sadece saf, yıllardır birikmiş açlık. Ben de yirmi altı yaşımın bütün hiddetini, bütün suskun arzusunu o dar deliğe yığdım. Çektim, başım dışarıda kalacak kadar, sonra tek hamlede dibine indim. Şap… şap… şap… Kalçalarım onun kalçalarına çarpıyor, taşaklarım o pembe, gerilmiş halkaya vuruyordu. Her girişte etleri yanlara doğru açılıyor, deliği sikimin kalınlığına göre şekil değiştiriyordu; beyazlaşan kenarlar, gerilen kaslar, damarlarımın o sıcak etin içinde zonklaması…

Onu koltuğun kenarından kaldırdım, ayaklarımın üzerine dikilttim ama belini bükük tuttum. Arkadan sardım, bir elimi boğazına götürüp hafifçe sıktım, diğer elimle kalın sikini kavradım. Emre’nin siki avucumda taş gibiydi, ucundan sızan kaygan sıvı parmaklarımı ıslatıyordu. Aynı anda hem götünü dövüyor hem de önünü sıvazlıyordum. O geriye doğru itiyordu kalçalarını, her vuruşumda “Ahh… lanet… evet…” diye inliyordu.

“Yıllardır bu götü hayal ettim,” diye hışırdadım kulağına. “Her antrenmanda, her duş sonrası… O kalın kalçalar… Şimdi sikimin etrafında geriliyor, bak.”

Emre gülümsedi, nefesi boğazımdaki eli sıkıştırıyordu. “O zaman doldur… boşalt içime… parçala o deliği, Errol.”

Salonun halısına indirdim onu. Dizlerinin üstüne çöktürdüm, başını yere eğdirdim, kalçalarını iyice havaya kaldırttım. Şimdi o muhteşem manzara tam karşımmdaydı: iki dolgun yarım küre, aralarındaki derin çizgi, tükürük ve terle parlayan dar delik… Sikimi yeniden dayadım, bu sefer acımasızca, tek seferde köküne kadar gömdüm. Emre’nin çığlığı boğuk bir iniltiye döndü; parmakları halıya gömüldü. Ritmi vahşileştirdim. Kalçalarına peş peşe tokatlar indirdim; sağ, sol, sağ, sol… Kızaran et titreşti, el izleri belirdi, her şaplakta sikim daha derine battı. Emre geriye savuruyordu kendini, “Daha sert… daha… kalçalarımı parçala!” diye bağırıyordu.

Bir ara eğildim, dilimi omurgasının çizgisinden aşağı kaydırdım, tuzlu terini yaladım, ta ki dilim o gerilmiş halkaya, sikimin girdiği yere ulaşana kadar. Orada durdum, sikimi yarıya kadar çektim, dilimle kenarlarını yaladım, tükürdüm, sonra yeniden gömdüm. Emre titriyordu. “Sik beni… durma… yıllardır bekledim,” diye yalvarıyordu. İç sesim çıldırmıştı: Bu kalçalar, bu darlık, bu istek… Her santim, her daralma, her inilti beni daha da azdırıyordu.

Onu sırtüstü çevirdim yine. Bacaklarını göğsüne doğru katladım, neredeyse ikiye böldüm; kalçaları havada, deliği tamamen açık, kıpkırmızı ve ıslaktı. Göz göze geldik. Yavaş yavaş, santim santim girdim; her girişimde Emre’nin ağzı açılıyor, “Fuuuck…” diye uzun uzun nefes veriyordu. Sonra hızlandım. Derin, sert, ritmik vuruşlar. Her inişte taşaklarım çarpıyor, her çıkışta deliği dışarı doğru çekiliyordu. Bir elimi boğazına koydum, diğer elimle sikini sıvazladım. Emre’nin tırnakları kollarıma battı.

“Söyle,” dedim, her kelimede bir vuruş. “Ne kadar istiyorsun?”

“İstiyorum… götümü sik, doldur, yırt… her santimini hissetmek istiyorum… boşal içime, Errol… lütfen…”

Terimiz birbirine karışmıştı. Tenlerimiz şapırtılı, ıslak sesler çıkarıyordu. Emre’nin bakışları bulanıklaşmıştı; zevkten gözleri kısılıyor, dudakları aralanıyordu. Hızımı daha da artırdım. Artık acımasızdım; her hamle dip dibe, her tokat etini titreten cinsten. Kalçalarını iki elle kavrayıp kaldırdım, neredeyse katladım, sikimi köküne kadar gömdüm ve orada tuttum. Nabzım deliğinin içinde atıyordu. Emre inledi, “Orada… orada kal… doluyum…”

Sonra yavaş yavaş çekip tekrar sertçe indim. Peş peşe, peş peşe… Gerilim tırmanıyordu. Taşaklarım kasılmıştı, sikimin damarları zonkluyordu. Emre’nin siki karnının üzerinde seğiriyor, ucundan ince bir sızıntı akıyordu. “Boşalıyorum…” diye boğuk boğuk uyardı. Ben de elimi hızlandırdım; birkaç sert sıvazlamayla Emre’nin siki fışkırdı, kalın beyaz iplikler karnına, göğsüne savruldu. Aynı anda deliği şiddetle kasıldı, sikimi bir mengene gibi sıktı.

O kasılma beni de uçurumun kenarına sürükledi. “İçine… hepsini içine,” diye hırladım. Birkaç derin, savurgan vuruş daha… Sonra boşaldım. Sıcak, yoğun dalgalar halinde boşalım o dar deliğe aktı; her fışkırmada kalçalarımı kasıp daha derine gömdüm. Emre “Evet… doldur… ahh…” diye inlerken bedeni seğiriyordu. Son damlaya kadar boşaldım, nabzım yavaş yavaş sakinleşene kadar içinde kaldım.

Nefeslerimiz hâlâ hızlıydı. Yavaşça çekildim; sikim dışarı çıkarken deliğinden beyaz bir sızıntı aktı, kalçalarının arasından aşağı kaydı. Emre olduğu yerde uzanmış, göğsü inip kalkıyor, gözleri yarı kapalı gülümsüyordu. Yanına uzandım. Kollarımı beline doladım, alnımı omzuna yasladım. Terli tenimiz birbirine yapışmıştı. Parmaklarım hâlâ o kızarmış, sızlayan kalçalarının üzerinde geziniyordu; hafifçe okşadım, etini avuçladım.

Emre kulağıma eğildi, sesi kısık ve yumuşacıktı: “Yıllardır… sonunda.” Başını hafifçe salladım, başka bir şey demedim. Parmaklarım saçına gitti, yavaşça taradım. Dışarıda akşam karanlığı çökmüştü; pencereden yalnızca denizin uzak uğultusu süzülüyordu. Kollarımın arasında nefes alışverişleri yavaş yavaş dengelendi. Kalp atışlarımız aynı ritme indi. Ter kurumaya yüz tuttu. Emre’nin gözleri tamamen kapandı; ben de onun sıcaklığını, o dolgun kalçaların hâlâ avucumun altında kalan hatırasını hissederek sessizliğe gömüldüm.

Evde yalnızca iki nefes kaldı. Sonra onlar da neredeyse duyulmaz oldu.

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged anal rimming doggy-style missionary creampie

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.