Çatı Barında Eski Sevgilimin İçine İlk Defa Boşalırken Kocam İzledi
Ece kocasıyla çatı barında eski sevgilisi Mert'i görünce, kocasının gözleri önünde ilk defa içini Mert'in dölüyle doldurttu.
Ece yirmi sekiz yaşındaydı ve kocası Sergio’nun kolunda çatı barının basamaklarını çıkarken kalbi boğazına tıkanmış gibi atıyordu. Rüzgâr saçlarını savuruyor, İstanbul’un ışıkları altlarındaki terasta titreşiyordu. Sergio kırkına merdiven dayamış, sakin ve her zamanki gibi Ece’nin peşinden giden bir adamdı; ama bu gece onun da avuçları nemliydi. Çünkü ikisi de biliyordu: Mert orada olabilirdi. Mert, Ece’nin yıllar önce ilk kez bacaklarını ayırdığı, ilk kez inlediği, ilk kez “daha derine” diye fısıldadığı otuz yaşındaki adam. Sergio bunu her fantezi gecesinde hatırlatır, “Onu izlemek isterdim” der, Ece de utanarak gülümserdi. Şimdi ise fantezi somut bir gerilim olup omuzlarına çökmüştü.
Bar kalabalıktı. Müzik low ve ıslaktı. Ece siparişlerini verirken Sergio’nun elini sıkı tuttu; sonra kalabalığın arasından tanıdık bir omuz, tanıdık bir çene hattı belirdi. Mert. Daha da irileşmiş, daha da özgüvenli. Gözleri Ece’ye takıldı ve o an her şey durdu. Mert’in bakışı doğrudan Ece’nin dekoltesine, sonra dudağına, sonra da Sergio’ya kaydı. Tanıdı. Gülümsedi; yavaş, bilen bir gülümseme.
“Ece,” dedi yaklaşırken, sesi boğuk. “Hâlâ aynı güzelliktesin.”
Ece’nin boğazı kurudu. “Mert… Bu Sergio. Kocam.”
Sergio elini uzattı, sıkı ama kısa bir tokalaşma. Mert’in avucu sıcaktı. Ece ikisinin de kasıklarının gerildiğini, havadaki elektrik yükünü hissetti. Mert Ece’ye bir kadeh uzattı; parmakları kasıtlı olarak Ece’nin parmaklarına sürtündü. Sergio bunu gördü. Utanç boğazını yaktı ama pantolonunun içi bir anda ağırlaştı, sertleşti. Ece kocasına baktı; gözlerinde “İstiyor musun bunu?” sorusu vardı. Sergio çenesini hafifçe eğdi. O küçük hareket yetti.
Dans pistine kaydılar. Mert Ece’yi belinden tuttu, kalçalarını kendine yapıştırdı. Ece arkadan Sergio’yu hissediyordu; kocasının bakışları sırtında ateş gibiydi. Mert’in nefesi kulağına değdi.
“Seni yine içime almak istiyorum,” fısıldadı Mert, kelimeleri Ece’nin tenine yapışarak. “O gece unutmadım. Nasıl sıktığını, nasıl ıslandığını… Kocan izlesin istiyorsan izlesin. Ama bu gece dölümü derinlere bırakacağım.”
Ece inledi, sesi müziğe karıştı. Kocasına baktı; Sergio’nun gözleri karanlıktı, utanç ve arzu karışımı. Ece o bakışın içinden onay çekti. Sonra Mert’in boynuna eğildi, dilini damarına sürdü, emdi, ısırdı. Eli aşağı indi, Mert’in pantolonunun üzerinden kalın, sert, zonklayan sikini kavradı. Sergio’nun nefesi kesildi. Ece kocasının gözlerinin içine bakarak Mert’i okşadı; parmakları hatları ezbere biliyordu.
“Odaya geçelim,” dedi Mert, sesi kalın. “Barın arkasında küçük bir oda var. Anahtar bende.”
Üçü birlikte dar koridordan geçti. Oda sade, loş, tek bir kanepe ve geniş bir koltuk. Mert kapıyı kilitledi. Sergio otomatik olarak köşedeki koltuğa oturdu; yerini biliyordu. Ece titreyen sesiyle dönüp kocasına baktı, sonra Mert’e.
“İstiyorum,” dedi, kelimeler boğazından zor çıktı. “İçime boşalmanı istiyorum. İlk defa… kocam izlerken. Lütfen.”
Sergio’nun eli pantolonunun üzerinden kendi sertliğine bastı; utanç yanaklarını yakıyordu ama sikinin ucu çoktan ıslanmıştı. Mert Ece’yi öptü, dilini ağzına soktu, Ece karşılık verdi. Elbiseyi sıyırdılar. Ece’nin sütyeni yere düştü, memeleri ağır ve dolu, uçları sert. Mert birini ağzına aldı, emdi; Ece başını geriye attı.
Sonra Ece dizlerinin üzerine çöktü. Mert’in fermuarını indirdi, kalın sikini dışarı çıkardı; damarlı, koyu pembe başı parlıyordu, ucundan şeffaf bir damla sızmıştı. Ece kocasına bir kez daha baktı — Sergio nefesini tutmuş, izliyordu — ve ağzını açtı. Dili başın altındaki o hassas yere sürttü, sonra yavaşça derinlere indirdi. Mert’in eli saçlarına girdi. Ece boğazını gevşetti, ıslak sesler odayı doldurdu; salyası çenesinden aktı, sik Mert’in kasık kıllarına kadar kayboldu. Mert homurdandı.
“Aynen… boğazına kadar al. Kocan görsün nasıl yuttuğunu.”
Ece çekildi, tükürüğünü sikin üzerine yaydı, iki eliyle sıvazladı, tekrar yuttu. Sergio koltukta kıpırdamadan oturuyordu ama pantolonu gerilmiş, yüzü kızarmıştı. Ece ayağa kalktı, yatağa — aslında odadaki alçak sedire — sırtüstü uzandı, bacaklarını açtı. Amı çoktan sırılsıklam, dudakları şişmiş, klitorisi belirgindi.
“Sik beni,” dedi net. “Misyoner. Sert. Ve kocam izlerken içime ilk defa boşal. Lütfen Mert… doldur beni.”
Mert dizlerinin arasına girdi, kalın başını Ece’nin ıslak deliğine dayadı, bir hamlede dibine kadar gömüldü. Ece çığlık attı; sesi hem acı hem zevkti. Mert kalçalarını kavradı, parmakları etine battı ve hızlandı. Her vuruşta taşaklar Ece’nin götüne çarpıyor, amcık ıslak şapırtılar çıkarıyordu. Ece tırnaklarını Mert’in sırtına geçirdi.
“Daha sert… ah siktir… kocam görüyor… içimde nasıl şiştiğini görüyor…”
Sergio’nun gözleri Ece’nin yüzüne, sonra birleşen tenlerine kilitlenmişti. Ece’nin memeleri her itişte sallanıyor, Mert’in sikinin girip çıktığı yer köpükleniyordu. Ece bir anda gerildi, bacakları Mert’in beline kilitlendi, orgazm onu savurdu; amı ritmik kasılmalarla Mert’i sıktı. “Geliyorum… geliyorum kocamın önünde…” diye inledi. Mert yavaşlamadı. İkinci orgazm peşi sıra geldi; Ece’nin sesi boğuk bir hıçkırığa döndü, suları Mert’in kasıklarına sıçradı.
Mert eğildi, Ece’nin kulağına yapıştı. “Şimdi dölümü alacaksın. Kocanın izlediği yerde. İlk defa içine… hazır ol.”
Ece başını iki yana salladı, yalvardı: “Boşal. İçime boşal. Hepsini… ah Mert, doldur beni, kocam görsün nasıl aktığını…”
Mert kalçalarını kavrayıp son birkaç derin, vahşi vuruşu indirdi. Sonra gömüldü, tüm vücudu kilitlendi ve boğuk bir inlemeyle boşaldı. Sıcak, koyu, bol döl Ece’nin rahminin ağzına çarptı; Mert her seferinde daha derine basarak pompaladı, taşakları kasılarak boşalmayı uzattı. Ece hissetti; o yakıcı doluluk, taşma hissi, Mert’in nabız gibi atan sikinin her fışkırışı. “İçimde… çok sıcak… ah siktir doluyorum…” diye inledi, kendi küçük artçıl orgazmı da o anda gelip geçti.
Mert bir süre Ece’nin içinde kaldı, nefes nefese, alnı Ece’nin alnına yaslı. Sonra yavaşça çekildi. Kalın sik hâlâ yarı sert, parlaktı; peşinden Ece’nin amından koyu beyaz bir sızıntı aktı, kalın damlalar apış arasına, çarşafa düştü. Ece bacaklarını kapatmadı. Kasten açık tuttu ki Sergio her damlayı görsün. Oda cinsel koku, ter ve taze döl kokuyordu.
Sergio koltuğun kenarını o kadar sıkmıştı ki parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. Yüzü utançtan ve azgından kıpkırmızıydı; pantolonunun önü ıslak bir leke bırakmıştı ama henüz kendi elini tam olarak basmamıştı. Ece başını yana çevirdi, kocasına baktı. Gözlerinde doyumsuzluk, minnet ve hâlâ yanmakta olan bir ateş vardı. Mert ise Ece’nin bacağını okşayarak gülümsedi, parmağını Ece’nin amına sürdü, karışık döl ve suları toplayıp Ece’nin dudağına götürdü. Ece yaladı.
“Daha bitmedi,” fısıldadı Mert, sesi hem Ece’ye hem de köşedeki Sergio’ya. “Bu sadece ilk boşalıştı. Kocan hâlâ orada oturuyor… ve sen hâlâ açık, hâlâ sızıyorsun.”
Ece’nin bakışları Sergio’nun pantolonundaki gerginliğe, sonra Mert’in yeniden sertleşmeye başlayan sikine kaydı. Kalbi yeniden hızlandı. Odanın loş ışığında üçlü gerilim henüz zirveye tırmanmaya devam ediyordu; Ece’nin içinde Mert’in dölü ılık ılık dururken, kocasının gözlerindeki o kırılgan, utanç dolu arzu bir sonraki hamleyi bekliyordu.
Ece bacaklarını hâlâ açık tutuyordu; Mert’in dölü amından yavaş yavaş sızarken Sergio’nun bakışları o ıslak, şişmiş dudaklara çakılı kalmıştı. Mert parmağını bir kez daha Ece’nin içine soktu, koyu beyaz karışımı çıkarıp kendi sikine sürdü, yeniden sertleşen kalınlığı parlattı. Ece’nin nefesi kesildi; kocasına baktı, sesi boğuk ve netti.
“İzle Sergio… Bak nasıl hâlâ açık duruyor. Mert’in dölü içimde kayıyor, ama yetmiyor. Daha istiyorum.”
Sergio pantolonunun düğmesini çözdü, fermuarı indirdi; kendi sertliği dışarı fırladı, ucu zaten ıslak, morarmış. Utanç yanaklarını yakıyordu ama eli sikinin etrafına sarıldı, yavaşça sıvazlamaya başladı. Mert gülümsedi, Ece’yi kollarından tutup çevirdi, yüzüstü sedire bastırdı. Kalçalarını yukarı kaldırdı, amı hâlâ damlıyordu; önceki boşalmanın izleri uyluklarına sürüklendi.
“Kocan sikini tutuyor,” dedi Mert, kalın başını Ece’nin ıslak deliğine dayarken. “Ama senin amın bana ait bu gece. İlk dölü aldın… şimdi ikincisini de alacaksın. Daha derine.”
Bir hamlede gömüldü. Ece’nin çığlığı boğuk çıktı; yastığa gömüldü yüzü, parmakları çarşafı sıktı. Mert belini kavradı, sert ve ritmik vurdu. Her itişte taşaklar Ece’nin klitorisine çarpıyor, ıslak şapırtılar odayı dolduruyordu. Ece geriye bakıp kocasına seslendi:
“Görüyor musun… nasıl dolduruyor beni? Senin asla dokunamadığın yerlere kadar… ah siktir Mert, daha sert!”
Sergio elini hızlandırdı, kendi sikini avuçlarken gözlerini Ece’nin sarsılan kalçalarına dikmişti. Yüzü kıpkırmızı, nefes nefese. Mert bir elini uzatıp Ece’nin saçlarını yakaladı, başını geriye çekti, boğazını açtı. Diğer eliyle kalçasına bir tokat indirdi; et titredi, kırmızı iz belirdi.
“Söyle kocana,” diye hırıldadı Mert. “Söyle ne istediğini.”
“İçime boşal… yine boşal,” diye inledi Ece. “Kocamın önünde… amımı dölle doldur. İlk defa değil artık, ama her damlasını hissetmek istiyorum. Sergio… bak, izle… ah… geliyorum yine—”
Orgazm Ece’yi büktü; amı Mert’in sikini ritmik kasılmalarla sıktı, suları fışkırdı, Mert’in kasıklarını ıslattı. Mert yavaşlamadı, aksine daha derine indi, kalçaları şak şak sesler çıkardı. Ece’nin memeleri sedire sürtünüyordu, uçları sert, acı ve zevk karışımı. Mert eğildi, kulağına yapıştı:
“Şimdi ikinci yükü alacaksın. Rahminin ağzına basacağım. Kocan görsün nasıl şiştiğini, nasıl aktığını.”
Ece başını salladı, yalvardı: “Ver… hepsini ver. Doldur beni. Sergio’nun izlediği yerde… dölünü içimde tutacağım, sızdıracağım… ah siktir geliyor—”
Mert son birkaç vahşi vuruşu indirdi, gömüldü ve kilitlendi. Boğuk bir homurtuyla boşaldı; sıcak, koyu fışkırışlar Ece’nin derinliklerine çarptı. Her nabızda daha fazla pompaladı, taşakları kasılarak boşalmayı uzattı. Ece hissetti; doluluk, basınç, yakıcı sıcaklık. Kendi artçıl orgazmı da peşi sıra geldi, bacakları titredi, amı her damlayı emmeye çalıştı.
Mert çekildiğinde kalın bir sızıntı peşinden aktı; beyaz, yapışkan, bol. Ece kalçalarını indirmeden açık tuttu, döl uyluklarından sedire damladı. Sergio’nun eli hızlanmıştı, sikinin ucundan kendi pre-cum’u akıyordu ama henüz boşalmamıştı. Mert Ece’yi çevirdi, sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı. Sik hâlâ yarı sert, parlaktı; Ece’nin sızan amına sürttü, dölü daha da dağıttı.
“Daha bitmedi,” dedi Mert. “Kocan hâlâ tutuyor kendini. Sen de hâlâ açıksın. Üçüncü kez… bu sefer yüzüne bakarak. Misyoner. Gözlerinin içine bakıp boşalacağım.”
Ece kocasının gözlerine kilitlendi. “İstiyorum Sergio… izle. Mert’in sikini içimde gör… nasıl şiştiğini, nasıl fışkırdığını. Beni döllemesini izle. Utan… ama sikini de tut. Boşal kocam, ama ben Mert’in dölüyle doluyken boşal.”
Mert yeniden girdi; bu sefer yavaş, derin, her santimi bilerek. Ece’nin bacakları omuzlarındaydı, amı tamamen açıktı, önceki döller köpüklenerek dışarı taşıyordu. Her vuruşta Ece’nin memeleri sallanıyor, Mert’in eli birini sıkıyor, ucunu çekiştiriyordu. Ece tırnaklarını Mert’in kollarına geçirdi.
“Daha… ah… kocam görüyor… içimde nasıl attığını görüyor. Boşal Mert… üçüncü kez… doldur… ah siktir doluyorum yine—”
Mert hızlandı, taşaklar şap şap çarpıyordu. Ece bir anda gerildi, üçüncü orgazmı savurdu; amı kasılarak Mert’i sağdı, suları fışkırdı. Mert o anda boğuk bir haykırışla boşaldı; sıcak fışkırışlar Ece’nin rahmine çarptı, o kadar boldu ki fazlası anında dışarı taştı, Ece’nin kıllarına, Mert’in taşaklarına bulaştı. Mert her seferinde daha derine basarak pompaladı, Ece’nin iniltileri boğuk hıçkırıklara döndü.
“İçimde… çok sıcak… akıyor… Sergio bak… bak nasıl sızıyor… Mert’in dölü amımdan taşıyor…”
Mert çekildi, kalın sik hâlâ zonkluyordu; peşinden koyu, yoğun bir sel aktı. Ece bacaklarını kapatmadı, iki eliyle amını açtı, dölün aktığını kocasına gösterdi. Sergio o anda kendi sikini sıvazlarken boşaldı; kalın fışkırışlar kendi karnına, pantolonuna sıçradı, yüzü utanç ve zevkten buruştu, iniltisi boğuk çıktı. Ama Ece gülümsemedi, yumuşamadı.
Mert Ece’nin yanına diz çöktü, hâlâ sızan amına parmaklarını soktu, karışık döl ve suları toplayıp Ece’nin ağzına götürdü. Ece yaladı, emdi, dilini uzattı. Sonra Mert parmaklarını Sergio’ya doğru uzattı, ama Ece elini tuttu.
“Hayır,” dedi Ece, sesi kirli ve net. “O döl benim içimde kalacak. Sen sadece izle. Mert… bir kez daha. Hâlâ sertsin. Dört… bu sefer götüme de sür, ama amıma boşal. Kocamın dölü karnında kururken seninkini taze taze alacağım.”
Mert sikini Ece’nin göt deliğine sürttü, kaygan dölle ıslattı, sonra yeniden amına gömdü. Sert, derin, acımasız. Ece çığlık attı, bacaklarını daha da açtı. Sergio kendi boşalmış sikini tutuyordu hâlâ, yumuşak ama titreyen, izliyordu. Mert Ece’nin boğazını hafifçe sıktı, kalçalarını şak şak vurdu.
“Söyle,” diye hırıldadı. “Kocana söyle.”
“Mert içime boşalıyor… dördüncü kez… amım onun dölüyle dolu… senin dölün bile yok bende… ah siktir… geliyor… doldur… hepsini boşalt… kocamın yüzüne baka baka… amımı döl deposu yap—”
Mert gömüldü, kilitlendi, boğuk bir inlemeyle son yükünü pompaladı. Sıcak, koyu, bol; Ece’nin içi taştı, döl anında dışarı fışkırdı, uyluklarını, sediri, Mert’in taşaklarını kapladı. Ece’nin orgazmı da peşi sıra geldi, bacakları Mert’in beline kilitlendi, amı her damlayı sağdı. Mert yavaşça çekildiğinde kalın bir ip gibi sızdı döl; Ece iki eliyle amını iyice açtı, kocasına doğru tuttu.
Sergio’nun yüzü bembeyazdı utançtan, sikı yine seğiriyordu. Ece parmağını amına soktu, koyu beyaz karışımı çıkarıp dudağına sürdü, yaladı, sonra kalanı kocasına doğru fiskeledi.
“Bak Sergio… amım Mert’in dölüyle taşmış… damlıyor… hâlâ sıcak… hâlâ açık… ve sen sadece izledin. Bir daha sikini çıkar, tut… ama bu gece benim içim onunla dolu kalacak. Sızdıracağım… yatağa, donuna, her yere… senin dölün değil, Mert’in dölü… amımdan akacak.”
Mert sikini Ece’nin yüzüne sürttü, kalan dölü dudağına bulaştırdı; Ece dilini uzatıp yaladı, emdi, kalın başı ağzına aldı bir an. Sonra bacaklarını daha da ayırdı, amını sergiledi; döl hâlâ kalın damlalar halinde sızıyor, klitorisi şiş, dudakları kıpkırmızı ve ıslaktı.
Sergio eli titreyerek kendi sikini yeniden kavradı, Ece’nin sızan amına bakarak. Ece gülümsemedi, sadece bacaklarını açık tuttu ve fısıldadı, sesi odayı kirleterek:
“Boşal kocam… ama bil ki amım hâlâ Mert’in dölünü emiyor… bak nasıl akıyor… kalın kalın… sıcak… ve ben kapatmıyorum… sen izlerken sızmaya devam edecek… amımdan Mert’in dölü damlıyor, damlıyor, damlıyor…”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories