Saunada Kocamı İzlerken Yabancının İçine Boşalttım
32 yaşındaki Tamara, saunada kocası Sullivan'ı izlerken 40 yaşındaki Callum'un içine boşalttı.
Tamara otuz iki yaşında, zaten evliliğin tadını çıkarmayı bilen bir kadındı; kocası Sullivan ise otuz beşinde, biraz utangaç ama karısının her deliliğine gülümseyerek ayak uyduran bir adam. Hafta sonu için seçtikleri lüks dağ evi saunası tam da romantik kaçamakları için biçilmiş kaftandı: ahşap kokusu, buğu, yarı karanlık ve kimsenin kulak misafiri olmayacağı özel bir köşe. Havlu bile zar zor beline dolanmış Sullivan’a bakarak “Hadi tatlım, biraz terleyelim,” diye mırıldandı Tamara, kapıyı arkasından kapatırken.
Sullivan tahta banka oturdu, bacaklarını açtı, avuçlarını dizlerine koydu. “Burası… sıcak ha,” dedi, sesi hafif kısılmış. Tamara karşısına geçip bacak bacak üstüne attı, havlusunun kenarını parmak ucuyla oynattı. Gözleri kocasında gezinirken aklından bir şey geçti: ya Sullivan başka bir adamla flört etse? Düşünce bir anda onu gıdıkladı. “Bak bak,” diye fısıldadı kendi kendine, “kocam utansa da hoşuna gider belki.” Tam o sırada kapı aralandı ve içeri kırk yaşlarında, omuzları geniş, saçları hafif kır, gülümseyen bir adam girdi. Callum. Havlusunu beline sıkıca bağlamış, terlemeye hazır gibiydi.
Tamara’nın bakışları Callum’a kaydı; adamın gülümsemesi samimi, gözleri meraklıydı. Sullivan hafifçe öksürdü. “Merhaba,” dedi yabancı, sesi boğuk ama samimi. “Yalnızken baskın yapmayayım diye sordum, boş yer var mı?” Tamara gülümseyerek “Buyur tabii,” dedi, bacağını hafifçe salladı. Callum oturdu, tam Sullivan’ın karşısına. Tamara kocasının yanağındaki kızarmayı fark etti; adam utangaç utangaç bakışlarını kaçırıyordu. İçinden “İşte bu,” diye geçirdi Tamara. “Kocamın başka bir adamla sohbet etmesini izlemek… tadı başka.” Göz teması kurdu Callum’la; adam da karşılık verdi, kaşını hafif kaldırdı. Gerginlik arttı, sauna buğusu bile daha yoğun geldi.
Sohbet kızıştı. Callum iş seyahatinden bahsetti, Tamara kahkaha attı, “Biz de kaçıyoruz biraz,” dedi. Bacağını uzatıp Callum’un kalçasına yasladı, yavaşça sürttü. Sullivan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Tamara kocasına bakarak gülümsedi, “Tatlım, izle,” der gibi. Sonra Callum’a döndü, sesi alaycı ve net: “Kocam bunu izlemekten hoşlanıyor biliyor musun? Utanıyor ama amına koyayım, sikinin kalktığını görebiliyorum.” Sullivan boğazını temizledi, “Tamara!” diye fısıldadı ama sesi titriyordu, hem utanç hem de… evet, heyecan. Callum güldü, boğuk bir kahkaha. “Öyle mi? O zaman oyun başlasın.” Eğildi, Tamara’nın dudağına yapıştı. Öpücük ıslak, dilini sokuşturan, sahibin rızasıyla. Tamara karşılık verdi, elini Callum’un göğsüne koydu, parmaklarını kılların arasından gezdirdi. Sullivan bakıyordu, eli havlusunun üzerine gitmiş, ereksiyonunu saklamaya çalışıyordu ama nafile. Tamara öpüşürken göz ucuyla kocasına bakıyor, “İyi bak,” diye içinden geçiriyordu, kahkahası boğazında düğümleniyordu.
Isı yükseldi, havlular döküldü. Tamara Callum’un kucağına çıktı, bacaklarını iki yana açtı, adamın kalın sikini eline aldı. “Vay anasını,” diye mırıldandı, “kırk yaşında böyle mi duruyor bu?” Callum’un elleri beline sarıldı, “Gir bakalım,” dedi, sesi alaycı. Tamara yavaşça indirdi kendini, amcığı ıslak ıslak yutarken inledi. “Ahh… kocam bak, yabancının siki içimi dolduruyor. Hisset bak nasıl geriyor.” Sullivan’ın yüzü kıpkırmızıydı, ama bakışlarını kaçırmıyordu; elini sikinin üzerine koyup yavaşça sıvazlamaya başlamıştı bile. Tamara ata biner gibi inip kalkmaya başladı, kalçaları şap şap ses çıkarıyordu, göğüsleri hopluyordu. “Sullivan, görüyor musun? Callum’un yarrağı benim amımı açıyor, seninkinden daha kalın galiba ha?” Kahkaha attı, sesi saunada yankılandı. Callum belini tutup yukarı itti, “Sıkı dur,” diye homurdandı, “kocan utansın diye daha sert.”
Pozisyon değişti. Callum Tamara’yı banka domalttı, arkadan girdi. Sert, derin, her itişte amcığı şapırdıyordu. Tamara yüzünü kocasına çevirdi, el salladı, parmak uçlarıyla “Merhaba tatlım” der gibi. “Bak Sullivan, yabancın beni sikiliyor arkadan. İçime kadar giriyor, taşakları çarpıyor kıçıma. Utanıyorsun değil mi? Ama sikin dimdik, itiraf et.” Sullivan gülmekle inlemek arasında kaldı, “Tamara… tanrı aşkına…” diye mırıldandı ama eli daha hızlı hareket ediyordu. Callum tempo artırdı, bir eliyle Tamara’nın saçını çekti, diğerini amcığının klitorisine götürdü. “Boşalacağım içine,” diye uyardı. Tamara kahkaha attı, “Yap! Derinlere boşalt, kocam görsün nasıl doldurduğunu.” Callum son birkaç sert hamleyle gerildi, inleyerek boşaldı; sıcak sperm fışkırdı, Tamara’nın rahmine doğru aktı. Tamara da aynı anda orgazm oldu, amcığı kasıla kasıla sıkarken yüksek sesle güldü, “Ahhh evet! İçim yanıyor, doluyor… ha-ha, Sullivan bak ne kadar geldi!” Bacakları titredi, buğu içinde ter damladı.
Callum yavaşça çıktı, sperm boşa aktı, uyluklarından süzüldü. Tamara doğruldu, gülümseyerek kocasının yanına gitti. Havluyu bile almadan, çıplak, amcığı hâlâ sızarken Sullivan’ın yanına çöktü, dudağına öpücük kondurdu. “Gördün mü tatlım? İçim şimdi yabancının spermiyle dolu. Sıcak sıcak akıyor, hisset bak.” Elini kocasının eline götürüp kendi amına bastırdı, ıslaklığı, yapışkanlığı. Sullivan utançla, heyecanla titredi, ereksiyonu hâlâ dimdik, saklayacak yer bulamıyordu. Callum da gülüyordu, bankta yaslanmış, “Güzel çiftmişsiniz,” dedi. Üçü birden kahkaha attı; sauna buğusu kahkahaları yumuşattı. Tamara kocasının yanağını okşadı, gözleri parlak, sesi alaycı ve sözü yarım bırakarak: “Bir dahaki sefere seni de…”
Tamara’nın yarım kalan cümlesi saunanın buğusunda asılı kaldı: “Bir dahaki sefere seni de…” Sullivan’ın yanakları hâlâ ateş gibiydi; elini karısının ıslak amından çekememişti, parmak uçları Callum’un sıcak, yapışkan spermine bulanmıştı. Tamara kocasının dimdik sikine bakıp kıkırdadı, avucuyla bir kez sıvazladı.
“Bak buna,” dedi alayla, “utançtan kıpkırmızı ama yarrağın bayrak gibi. Callum, gördün mü? Kocam senin bıraktığın çorbayı parmaklarıyla yoklarken bile sert. Haydi tatlım, tadına bak. Temizle beni. Kendi elinle değil—dilinle.”
Sullivan’ın gözleri büyüdü. “Tamara, burada mı? O…” Sesı çatladı, ama itirazın altından heyecan fışkırıyordu. Callum bankta yaslanmış, hâlâ yarı sert sikini savurarak izliyordu; boğuk bir kahkaha attı.
“Dinle karını, dostum. Güzel bir manzara olur.”
Tamara bankın kenarına oturdu, bacaklarını açtı, amcığını kocasına doğru sundu. Sperm uyluklarında parlıyor, damla damla tahtaya süzülüyordu. “Hadi Sullivan. Yabancının dölünü yala. Benim amımı senin dilinle silsin. Utan, ama yap. Bak, Callum da seyredecek—daha komik olsun.”
Sullivan diz çöktü. Ter kokusu, ahşap ve seks kokusu burnuna doldu. Bir an tereddüt etti, sonra dilini uzattı. İlk yalama utangaç, kısa; Tamara inledi, parmaklarını kocasının saçına geçirdi.
“İşte böyle… daha derin. İçerideki kalıntıyı da al. Ahh, evet, kocam yabancının spermimi yutuyor. Callum, sen de gülme oradan—senin sayende bu.”
Callum güldü, elini sikine götürüp yavaşça çekmeye başladı. “Vay canına. Otuz beş yaşında adam, karısının amını benim dölümle temizliyor. Hayatımda gördüğüm en tatlı cuckold manzarası.”
Sullivan’ın dili daha iştahlı dolaşmaya başladı; utanç hâlâ yüzündeydi ama iniltisi boğuk boğuk çıkıyordu. Tamara kalçasını hafifçe öne itti, klitorisini kocasının burnuna sürttü. “Ha-ha, burnun da ıslandı bak. Sullivan, itiraf et—hoşuna gidiyor. Sikinin ucundan sızan o damla yalan söylemiyor.”
Callum ayağa kalktı, arkadan yaklaşıp Tamara’nın göğüslerini avuçladı, meme uçlarını parmaklarıyla eziyor gibi sıkıştırdı. “İkinci raunt ister misin, güzelim? Kocan dilini çalıştırırken ben de önden gireyim. Hem o hem ben.”
Tamara başını geriye attı, Callum’un dudağına yapıştı, öpücük ıslak ve gürültülüydü. “Gir. Hem de sert. Sullivan, dilini çekme—amım doluyken de yala, anladın mı?”
Callum bacaklarının arasına girdi, kalın sikinin başını amın girişine dayadı. Sullivan’ın dili hâlâ oradaydı; Callum yavaşça içeri kayarken kocanın dilini de ezdi neredeyse. Sullivan geri çekilmek istedi, Tamara saçından tuttu.
“Dur. Hem o hem sen. Dilini kenara koy, yanından yala. Callum’un yarrağı girip çıkarken sen de kenarları temizle. Komik olacak, söz.”
Callum bir hamlede dibine kadar gömüldü. Tamara yüksek sesle güldü, sesi tahtalarda yankılandı. “Ahhh fuck—doldu yine! Sullivan, hissediyor musun? Taşakları yüzüne vuruyor neredeyse. Ha-ha, kocamın dili yabancının sikinin yanında! Daha hızlı Callum, utansın iyice.”
Callum tempo tutturdu; her vuruşta şap şap sesler, Tamara’nın göğüsleri hopluyor, Callum’un elleri belini kavrıyordu. Sullivan ise dizlerinin üstünde, dilini her çıkışta amın kenarına, klitorisine, ara sıra Callum’un ıslak sikinin alt yüzüne sürtüyordu—önce tiksinir gibi, sonra mecburen, en sonunda da kendi kendine şaşırarak isteyerek. İçinden “Ne halt ediyorum ben…” diye geçirdi ama sikini sıkıca kavrayıp çekmeye devam etti; utanç ve zevk birbirine dolanmıştı.
“Bak Sullivan,” dedi Tamara nefes nefese, kahkahası boğuk, “senin dilin ve onun yarrağı… aynı anda. İçim yanıyor. Callum, kocama söyle—ne kadar sıkı olduğumu.”
Callum nefesi kesik, “Daracık,” diye homurdandı, “senin karın beni sıkıyor sanki ilk kez sikiyormuş gibi. Ama dölüm hâlâ içeride, karışıyoruz şimdi. Boşalacağım yine—hazır mısın?”
“Boşalt!” Tamara bağırdı, sonra kocasına baktı, gözleri parlak. “Sullivan, ağzını aç. Bu sefer birazı senin diline de gelsin. İzle, tadına bak, yut. Sonra da sikini tut, beraber boşalalım—benim amım, senin elin, onun dölü. Üçümüz birden gülerek bitirelim.”
Callum son vuruşlarını hızlandırdı; sert, derin, tahta bank gıcırdadı. Tamara’nın amı kasıldı, orgazmı dalga dalga geldi, yüksek sesle kahkaha ve inilti karışımı bir sesle boşaldı. “Geliyorum—ahhh ha-ha evet!” Callum gerildi, homurdanarak ikinci kez fışkırttı; sıcak döl Tamara’nın içine aktı, fazlası dışarı taştı, Sullivan’ın diline, çenesine bulaştı. Sullivan o anda kendi sikini sıkı sıkı sıvazlayarak boğuk bir iniltiyle boşaldı; sperm’i tahtaya, kendi karnına fışkırdı, yüzü hem utançtan hem zevkten buruşmuştu.
Callum yavaşça çıktı. Sperm ve sular karışık süzülüyordu. Tamara hâlâ titreyerek güldü, kocasının saçını okşadı. “Aferin tatlım. Yuttun mu biraz? Boşaltma, yut. Callum’un dölü boğazından gitsin. Bak ne kadar temizledin beni… neredeyse.”
Üçü bir süre nefes nefese, ter içinde, kahkahaları boğuk boğuk saunada dağılarak oturdu. Callum havlusunu buldu, beline doladı, saçını geriye attı. “Muhteşemdi,” dedi samimi bir gülümsemeyle. “Gerçekten. Siz… özel bir çiftsiniz.”
Sullivan hâlâ yerde, dizi kırık, yüzü sperm ve ter karışığı, ne diyeceğini bilemiyordu. “Ben… bilmiyorum ne demeli,” diye mırıldandı, hem mahcup hem tuhaf bir gururla.
Tamara ayağa kalktı, kocasını da kaldırdı, alnına bir öpücük kondurdu. “Demene gerek yok. Gördün, yaşadın, boşaldın. Bir dahaki sefere… belki seni de ortaya alırız. Ya da sadece izletiriz yine. Bakalım.”
Callum kapıya yöneldi, dönüp el salladı. “Belki çıkarız yine. İyi eğlenceler, sizinkiler.” Kapı aralandı, buğu dışarı süzüldü, adam kayboldu.
Sauna yine ikilerine kaldı. Tamara kocasının yanına sokuldu, başını omzuna yasladı, parmaklarıyla onun göğsündeki teri çizdi. Sullivan hâlâ sersem, “Bu… delilikti,” dedi, sesi kısık. “Ama… sen mutluysan…”
Tamara gülümsedi, gözlerini kıstı. “Mutluyum. Hem de çok.” İçinden başka bir şey geçti; dilinin ucuna geldi ama söylemedi. Callum giderken avucuna küçük bir kâğıt sıkıştırmıştı—oda numarası ve yarın akşam için kısa bir not. Sullivan hiçbir şey görmemişti. Tamara kâğıdı parmaklarının arasında ezdi, sonra havlusunun kıvrımına sakladı. Kocasına masum bakışlarla baktı, yanağını okşadı.
“Hadi duş alalım,” dedi tatlı tatlı. “İçim hâlâ sıcak. Seninle de bir tur daha belki… ama yavaş. Bugün yeterince utandın.”
Sullivan gülümseyerek başını salladı, kapıya yürüdüler. Tamara arkadan bakarken kâğıdı bir kez daha yokladı; sırrı cebinde gibi duruyordu, kocası ise sadece saunanın buğusunu ve kendi boşalmış bedeninin yorgunluğunu biliyordu. Kapı kapandı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories