Gece Pazarı Sıcağında Yaşlı Adamın Bakışlarına Teslim Oldum
28 yaşındaki fit ofis çalışanı, Gece Pazarı’nda 62 yaşındaki göbekli adamın bakışlarına kapılıp loş sokakta sertçe siktiriyor.
Sıcak bir yaz gecesiydi, İstanbul’un Gece Pazarı kalabalık ve boğucu bir ateş çukuruna dönmüştü. Ben, Marco, yirmi sekiz yaşında fit bir ofis çalışanı olarak o kalabalığın içinde kendimi kaybetmiştim. Gün boyu klimalı ofiste bilgisayar başında oturmanın verdiği gerginlikten kurtulmak için dışarı çıkmıştım ama burası bambaşka bir cehennemdi. Ter sırtımdan aşağı sel gibi akıyor, ince tişörtüm kaslı göğsüme ve karnıma yapışıyordu. Baharat, kızarmış et ve insan teri kokusu burnumu doldururken tezgahların arasında yavaş yavaş yürüyordum. Bir elma tezgahının önünde durdum, tam o sırada bakışlarım karşıya kaydı ve onu gördüm. Altmış iki yaşındaki Grant’ti. Göbekli karnı gömleğinin düğmeleri arasından taşacak gibi duruyor, gri sakalları yüzünü kalın ve erkeksi bir çerçeve yapıyordu. Gözleri ise tecrübeli, ağır ve çok dominanttı. Bakışlarımız kesişti. O uzun, şehvet dolu bakışları beni olduğu yere mıhladı. Normalde böyle bir adamın beni süzmesi midemi bulandırırdı ama bu sefer tam tersi oldu. İçimde tuhaf, yasak bir heyecan yükseldi. Karnımın alt kısmı ısındı, aletim pantolonumun içinde hafifçe kıpırdandı. “Bu nasıl bir şey?” diye düşündüm. “Bu göbekli, yaşlı adamın bakışları neden beni bu kadar sertleştiriyor? Onun kalın ellerinin belimi kavramasını, gri sakallarının boynuma sürtünmesini hayal ediyorum ve utanıyorum ama duramıyorum.” Aramızda anlık, çıplak bir elektrik çaktı. O da fark etmişti. Dudaklarının kenarında hafif, kendinden emin bir gülümseme belirdi. İkimiz de birbirimizin ne istediğini o anda anladık. Ne bir kelime ne bir hareket, sadece o bakışlar yetmişti.
Kalabalığın içinde yoluma devam etmeye çalıştım ama sanki görünmez bir ip bizi birbirimize bağlıyordu. Beş dakika geçmeden tekrar çarpıştık. Omuzlarımız değdi, eli “kazara” belime dokundu. Parmakları bir anlığına tişörtümün altına kaydı, terli tenime bastı. O dokunuş elektrik gibiydi. Gözleri tekrar üzerimdeydi; beni baştan ayağa soyuyor, aklından geçiriyor gibi bakıyordu. Bacaklarımın arası zonkluyordu. “Rahatsız olmam lazım, bu adam benden otuz dört yaş büyük, göbekli ve gri sakallı… ama sikim neden bu kadar sert?” diye içimden geçirdim. Kalabalık bizi ayırdı. Üçüncü çarpışmada ise iş tamamen kontrolden çıktı. Bu sefer eli daha cesurca belimden aşağı indi, kalçalarımın üst kısmını avuçladı, parmakları hafifçe sıktı. Nefesim kesildi, boğazım kurudu. Yüzüm alev alev yanıyordu ama karar vermiştim. Başımı hafifçe salladım. O da anladı. Hiç konuşmadan tezgahların arkasındaki dar, loş ara sokağa doğru yürüdük. Pazarın gürültüsü arkamızda kaldı, sesler giderek uzaklaştı. Sokak gerçekten dardı, iki kişinin yan yana zor sığdığı, duvarları eski taşlarla kaplı, tek bir cılız ampulün aydınlattığı bir yerdi. Orada durduk. Karşılıklı baktık ve aynı anda gülümsedik.
Grant kalın, tok sesiyle konuştu: “Gel buraya oğlum.” O iki kelime içimdeki barajı yıktı. Bacaklarım titreyerek ona yaklaştım. Vücutlarımız değdiği anda dudaklarımız sertçe birleşti. Öpüşme hemen vahşileşti. Dili ağzımın içine girdi, benim dilimi emdi, ısırdı. Elleri sırtımdan aşağı kaydı, kalçalarımı iki avucuyla kavradı, parmakları etimi ayıracak gibi sıktı. Ben de onun göbekli karnına dokundum; gömleğini yukarı sıyırdım, terli, kıllı tenini hissettim. Göğüs kıllarının arasından ter damlaları süzülüyordu. Kokusu ağır, erkeksi ve bağımlılık yapıcıydı. “Seni istiyorum Grant,” diye fısıldadım dudaklarının arasından. “Bakışların beni pazarın ortasında deliye çevirdi. 62 yaşında olman umurumda değil, o göbeğinin altında ne kadar kalın bir yarak olduğunu hissetmek istiyorum.” O da homurdandı, sesi derin ve emrediciydi: “Sen de çok iyi bir oğlansın Marco. Yirmi sekiz yaşında, fit vücudunla, o sıkı götünle… Seni duvara yaslayıp içini döveceğim. Ne kadar istediğimi hissediyorsun değil mi?” Ellerimiz birbirimizin vücudunu açlıkla keşfediyordu. Ben onun kemerini çözdüm, o da benim pantolonumun düğmesini açtı. Arzu ikimizi de titretiyordu, konuşmalarımız gittikçe daha iğrenç ve açık hale geliyordu.
Birden Grant beni sertçe duvara yasladı. Sırtım soğuk taşa çarptı. Pantolonumu ve boxerımı dizlerime kadar indirdi, aletim dışarı fırladı. O da kendi fermuarını açtı ve kalın, damarlı yarağını çıkardı. Gerçekten iriydi; yirmi santimden fazla, kalınlığı bileğimi zorlayan cinsten, damarları kabarmış, başı mor ve ıslaktı. “Diz çök,” dedi. Ben hevesle çöktüm. Ağzımı sonuna kadar açtım ve o kalın yarağı dudaklarımın arasına aldım. Tadı tuzlu, terli ve çok erkekti. Dilimle başını dolaştırdım, sonra derinlere aldım. O bir eliyle saçımı sıkıca kavradı ve kalçalarını ileri itti. Yarağı boğazıma kadar girdi, gırtlağım gerildi, gözlerimden yaşlar aktı ama bırakmadım. Salyam çenemden süzülüyordu. “Aferin… Boğazını güzelce kullanıyorsun oğlum. Emmeye devam et, ıslat şunu,” diye homurdandı. Saçımı tutarak ağzımı sikmeye başladı. Her seferinde daha derine giriyordu. Ben de hevesle emiyordum, yanaklarım içeri çöküyor, dilim damarlarının üzerinde geziniyordu. İçimdeki utanç ve zevk birbirine karışmıştı. “Böyle bir adamın yarağını pazarın arkasında emiyorum ve bayılıyorum,” diye düşündüm.
Yeterince ıslandıktan sonra Grant beni ayağa kaldırdı, çevirdi ve duvara doğru domalttı. Kalçalarımı iki eliyle araladı, bolca tükürüğünü göt deliğimin üzerine bıraktı. Parmağıyla deliğimi dairesel hareketlerle açtı, bir parmak, sonra iki parmak soktu. “Hazır mısın oğlum?” diye sordu. “Evet… Sik beni Grant, içime gir,” diye cevap verdim, sesim titriyordu. Kalın başını dayadı ve yavaşça bastırdı. Acı keskin ama zevkliydi. Santim santim içime girdi, götümün duvarlarını gererek doldurdu. Tamamen kökledikten sonra durdu, bir an nefesimizi dinledik. Sonra güçlü, sert darbelerle sikmeye başladı. Her vuruşunda topları kalçalarıma çarpıyor, derinlerime kadar giriyordu. İnlemelerim dar sokakta yankılanıyordu. “Ahh… Çok kalın… Ama devam et,” diye yalvardım. Kalçalarımı geriye doğru bastırıyordum, ritmine uyum sağlıyordum. Kulağıma eğildi, sakalları boynuma sürttü ve fısıldadı: “İyi bir oğlan gibi al beni… Götün benim yarağımı yutuyor. Sıkı ve sıcak… Tam bir orospu götü bu.” Bu sözler beni uçuruyordu. “Evet… Sik beni sertçe… Götüm senin olsun Grant,” diye inledim. Terlerimiz birbirine karışıyor, vücudum zevkten kasılıyordu. Her darbeyle aletim duvara sürtünüyor, boşalmak üzere olduğumu hissediyordum.
Grant’nin ritmi hızlandı, nefesi kesik kesik çıkıyordu. “Boşalıyorum… İçine dolduruyorum oğlum,” diye homurdandı ve kalın, sıcak fışkırtılarla götümün derinlerine boşaldı. O sıcaklık içimi kaplarken ben de kendimi bıraktım, duvara doğru uzun ve güçlü şekilde boşaldım. Spermlerim taşlara sıçradı. İkimiz de nefes nefese, ter içinde, titreyerek duruyorduk. Sikini hâlâ içimden tamamen çıkarmamıştı. Yarı sert halde içimde hafifçe kıpırdatıyordu. Gri sakallı yanağı yanağıma değiyordu. Gözlerinde hâlâ aç bir parıltı vardı. “Bu sadece başlangıç Marco… Gece daha yeni başlıyor,” diye fısıldadı kalın sesiyle. Pazarın sesleri yeniden yaklaşıyordu, birilerinin sokağa girmesi an meselesiydi. Vücudum hâlâ onun içindeyken, zevkin artçı sarsıntılarıyla titrerken ne yapacağımızı bilmiyordum. Ama teslimiyetimin daha bitmediğini ikimiz de hissediyorduk.
Grant’in gri sakallı yanağı yanağıma sürterken yarağı hâlâ götümün derinliklerinde nabız gibi atıyordu. Spermlerinin sıcaklığı içimi kaplamış, her kasılmamda biraz daha dışarı sızıyordu ama o hâlâ çıkmıyordu. Kalın parmakları belimi bırakmıyordu; göbekli karnı terden ıslanmış sırtıma yapışmıştı. “Bu sadece başlangıç Marco… Gece daha yeni başlıyor,” demişti ya, o cümle beynimin içinde dönüp duruyordu. Bacaklarım titriyordu, nefesim düzensizdi. “Birileri gelecek, sesimizi duyacaklar,” diye düşündüm ama o düşünceyle birlikte aletim yeniden zonkladı. Bu risk, bu utanç, bu 62 yaşındaki göbekli adamın 28 yaşındaki fit vücudumu sahiplenmesi… Hepsi içimdeki ateşi körüklüyordu.
Sokaktan ayak sesleri ve kahkahalar yükseldi. İki adam sigara yakmak için sokağın başına gelmişti. Konuşmaları çok net duyuluyordu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Grant ise sadece homurdandı, göbeğini sırtıma daha fazla bastırdı ve yarağını santim santim geri çekip tekrar kökledi. “Kıpırdama oğlum. Ses çıkarma. Götün şu an benim sikimi emiyor, bırak tadını çıkarayım,” diye fısıldadı kulağıma. Sakalları boynumu kaşıyordu, ağır ter kokusu ve pazarın baharatlı dumanı burnumu dolduruyordu. Parmağı göt deliğimin kenarına dokundu, orayı hafifçe açarken yarağıyla ritmik şekilde ileri geri yapmaya başladı. Her girişinde damarlarını hissediyordum; kalın başı prostatıma vurdukça bacaklarımın içi kasılıyordu. “Bu kadar kalın bir yarağı nasıl bu kadar kolay alıyorum? Otuz dört yaş büyük, göbekli, gri sakallı bir adam… ve ben pazarda onun tarafından sikilmek için yalvarıyorum,” diye içimden geçiriyordum. Utancım doruktaydı ama zevkim ondan da baskındı.
Adamlar sigaralarını bitirip uzaklaşana kadar Grant yavaş ama çok derin darbeler vurdu. Topları ıslak kalçalarıma hafifçe çarpıyor, ıslak sesler çıkıyordu. Bir eli önüme uzandı, aletimi avucunun içine aldı ve yavaşça sıvazladı. “Bak senin yarağın nasıl taş gibi olmuş. Bu fit vücut, bu sıkı göt… hepsi benim için sertleşiyor. İyi orospu,” diye mırıldandı. Sesindeki o dominant ton beni eritiyordu. Dişlerimi dudaklarıma gömdüm, inlememek için kendimi zor tuttum. Sonunda sesler tamamen uzaklaştığında Grant ritmini artırdı. Artık sert, aç ve sahipleniciydi. Beni duvara iyice yapıştırdı, kalçalarımı iki eliyle araladı ve var gücüyle sikmeye başladı. Her vuruşta “plak plak” sesleri dar sokakta yankılanıyordu. “Al… al hepsini… 62 senelik yarağımı al oğlum,” diye homurdanıyordu. Ben de kalçalarımı geriye bastırıyor, ritmine uyum sağlamaya çalışıyordum. Terimiz birbirine karışıyor, onun göbek kılları sırtımda ıslak izler bırakıyordu.
Bir ara yarağını çıkardı, beni sertçe dizlerimin üzerine çökertti. “Temizle. Götünden çıkan sikimi em.” Emri duyunca midem kasıldı ama ağzım kendiliğinden açıldı. Kalın, damarlı yarağı dudaklarımın arasına aldım. Kendi götümün tadı, onun spermi, ter… hepsi karışmıştı. Tuzlu, ağır, çok erkek bir tadı vardı. Dilimi başının etrafında dolaştırdım, boğazıma kadar soktum. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu, salyam çenemden akıyordu. Grant saçımı sıkıca kavradı, kalçalarını ileri itti. “Derin al… boğazını kullan. 28 yaşındaki bu güzel ağız tam yarak emmek için yapılmış.” Saçlarımı çekerken göbeği alnıma değiyordu. Kokusu daha da yoğunlaştı. Ben de hevesle emiyor, yanaklarımı içeri çekiyor, dilimle taşaklarını yalıyordum. İçimden “Pazarın arkasında diz çökmüş, yaşlı bir adamın yarağını temizliyorum ve bundan zevk alıyorum. Normalde midemi bulandırırdı ama şimdi bağımlısı oldum,” diye düşünüyordum.
Yeterince ıslattıktan sonra beni tekrar ayağa kaldırdı. Bu sefer yüzümü kendine çevirdi, bacaklarımdan birini beline doladı ve güçlü kollarıyla beni yukarı çekti. Ayakta, duvar desteğiyle yeniden girdi. Bu pozisyon çok daha derindi. Yarağı köküne kadar oturdu, göbeği aletime baskı yaparak sürtünüyordu. Göz göze geldik. O tecrübeli, ağır, dominant bakışlar yine beni mıhladı. “Bakışlarınla başladık, şimdi de bakışlarımla boşalacağım,” dedi ve dudaklarımı ısırdı. Öpüşmemiz vahşiydi; dili ağzımın içini talan ediyordu. Elleri kalçalarımı sıkıyor, tırnakları etime batıyordu. Her güçlü darbeyle inliyordum. “Daha sert Grant… götümü parçala… senin orospun olmak istiyorum,” diye yalvardım. O da hızlandı. Nefesi kesik kesik, homurtuları artmıştı. Göbeği her seferinde aletime çarpıyor, kılları ıslak ıslak sürtünüyordu.
Zevk doruğa ulaştığında Grant’in bacakları gerildi. “İçine dolduruyorum yine… sıcak sıcak al,” diye homurdandı ve kalın fışkırtılarla üçüncü kez boşaldı. O sıcaklık içimi yeniden kaplarken ben de kendimi bıraktım. Spermlerim onun göbeğine, kıllarının arasına fışkırdı. Uzun, güçlü orgazm dalgaları vücudumu sarstı. Bir süre öyle kaldık; bacağım hâlâ belinde, alnım omzuna yaslanmış, nefeslerimiz karışmıştı. Yarağı yavaş yavaş yumuşasa da içimden çıkarmadı. Hafifçe kıpırdatarak artçı zevk vermeye devam etti. Sakalları yanağımı okşuyordu.
Sonunda yavaşça indirdi beni. Bacaklarım titriyordu, götümden ikimizin karışık spermleri bacağımdan aşağı süzülüyordu. Pantolonlarımızı aceleyle çektik. Gömleğini düzeltirken göbeği hâlâ dışarı taşacak gibiydi. Bana yaklaştı, kalın parmağıyla çenemi kaldırdı. “Numaranı ver. Yarın akşam seni evime bekliyorum. Bu gece yetmez.” Telefonlarımızı çıkardık, numaraları kaydettik. Ayrılmadan önce son bir kez dudaklarımdan öptü; sert, sahiplenici bir öpücüktü. Pazarın kalabalığına karıştık. Omzumun üzerinden baktığımda hâlâ bana bakıyordu. O bakış yine karnımın altını ısıttı.
Eve yürürken bacaklarımın arası sızlıyordu ama aklım çoktan gelecek seferdeydi. Plan yapmaya başlamıştım bile. Gelecek hafta perşembe yine Gece Pazarı’na gidecektim. Bu sefer en dar, en ince pantolonumu giyecektim ki götümün hatları belli olsun. Belki tişört yerine askılı bir atlet… Onu bulur bulmaz bakışlarımızla anlaşıp yine bu sokağa çekecektim. Ama bu sefer yetmez. Numaramı verdiğim için yarın arayacaktım onu. “Evime gel,” diyecektim. Yatağımda, duşumda, koltuğumda… saatlerce kullanmasını istiyordum. Belki bir şişe kayganlaştırıcı ve biraz da büyük boy bir plug alırdım. Onun önünde takar, “Beni buna hazırladım Grant, şimdi yarağınla doldur,” derdim. O göbekli karnının altında yatağımda ezilmek, gri sakallarının her yerimi yalamasını istemek… Bunları düşünürken bile aletim pantolonumun içinde yine sertleşmeye başladı.
Artık teslimiyetimin geri dönüşü yoktu. O 62 yaşındaki göbekli, dominant adamın bakışları beni pazarda esir almıştı, şimdi de hayatımın bir parçası olacaktı. Her seferinde daha sert, daha iğrenç, daha uzun sikişmek istiyordum. Ofisteki gerginliğimi onun kalın yarağıyla atacak, her gece onun spermleriyle uyuyacaktım. Planım hazırdı: onu evime çekmek, kapıyı kilitlemek ve sabaha kadar “oğlum” diye diye götümü kullandırmak. Bu düşüncelerle eve vardım. Duştan sonra yatağa uzandım, elimi aletimin üzerine koydum ve yarın arayacağımı bilerek gözlerimi kapattım. Gece pazarı sıcağında başlayan bu teslimiyet, artık sonsuza kadar sürecekti.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories