Şarap Mahzeninde En İyi Arkadaşımın Kalçalarını İlk Defa Aldım

İki 28 yaşındaki yakın arkadaş, şarap mahzeninde ilk kez Can’ın kalçalarını sertçe siker.

9 min read September 20, 2026New

İkimiz de yirmi sekiz yaşındaydık ve birbirimizi neredeyse hatırlayabildiğimizden beri tanıyorduk. Can’la aynı mahallede büyümüş, aynı sokaklarda koşmuş, aynı yazları denize girmiştik. Aramızdaki o bağ hiçbir zaman bozulmamıştı; aksine yıllar geçtikçe daha da derinleşmiş, bazen de tehlikeli bir çizgiye yaklaşmıştı. O çizgiyi her defasında gülerek, omuz silkerek geçiştirmiştik. Bu yaz farklıydı.

Ailemizin bağlarının olduğu eski şarap mahzenine inzivaya çekilmiştik. Şehirden uzak, taş duvarların arasında, serin ve loş bir yer. Fıçıların kokusu, nemli tahta ve yıllanmış üzüm kokusu her yere sinmişti. Elektrik zayıf yanıyordu; sarımtırak ampuller tavanın altından süzülen bir ışık bırakıyordu sadece. Alkole ihtiyacımız yoktu. İkimiz de berraktık, tamamen uyanıktık ve birbirimize bakarken artık yalan söyleyemiyorduk.

Can fıçıların arasına oturmuş, bacaklarını uzatmıştı. Dar kot pantolonu kalçalarını sarmalamış, kumaş her hareketinde gerilmişti. Ben karşısında, sırtımı soğuk taşa dayamış, onu izliyordum. Göz göze geldik. O gülümsedi; o tanıdık, yaramaz gülümsemesi.

“Ne bakıyorsun öyle?” diye sordu, sesi alçak ve boğuk.

“Sana,” dedim. Kalbim göğsümde vuruyordu. “Yıllardır bakıyorum zaten. Artık saklamayacağım.”

Can kaşlarını kaldırdı. “Ne saklıyordun ki?”

“Kalçalarını.” Kelime dudaklarımdan dökülürken boğazım kurudu. “Sana deli gibi takıntılıyım Can. O kavis, o sertlik, pantolonunun içinde nasıl oturduğu… Her gece aklıma geliyor. Parmaklarımı bastırmak, ayırmak, içine girmek istiyorum. Seni sikmek istiyorum. İlk defa, bugün.”

Sustu. Mahzenin sessizliğinde sadece uzak bir damlama sesi vardı. Sonra gülümsemesi genişledi, gözleri karardı. Ayağa kalktı, yavaşça bana doğru yürüdü. Fıçıların arasından geçerken gölgesi büyüdü. Önümde durdu, göğsüme kadar yaklaştı. Nefesini yüzümde hissettim.

“Bugün ilk defa alabilirsin,” dedi fısıltıyla. “İstiyorum. Çoktan istiyordum. Bakışların… flörtlerin… her şey belliydi. Ben de seni istiyorum. Sikimi yalamamı, kalçalarımı açmanı, parmaklarını sokmanı istiyorum. Sonra da o kalın şeyini içime.”

Ellerim beline gitti. Onu çektim, dudaklarımız çarpıştı. Öpüşme yumuşak başlamadı; aç, ıslak, dişliydi. Dillerimiz birbirine dolandı, Can’ın iniltisi boğazımdan geçti. Ellerim pantolonunun arkasından kalçalarına yapıştı, parmaklarımı kumaşın üzerinden sıktım. O da benim tişörtümü yukarı çekti, göğsüme bastırdı, tırnaklarını hafifçe gezdirdi.

Soyunduk. Aceleyle, ama her parça yere düşerken gözlerimiz birbirinden ayrılmadı. Can’ın gövdesi loş ışıkta parlıyordu; geniş omuzlar, dar bel, o kalçalar… çıplak, dolgun, kaslı ve yumuşak bir denge. Benim sikim çoktan sertleşmiş, karnıma yapışmıştı. Can diz çöktü. Taş zeminde dizleri durdu, elleri uyluklarıma geldi. Başını kaldırıp bana baktı.

“İzle beni,” dedi ve dilini sikimin altından ucuna kadar gezdirdi. Sıcak, ıslak bir iz bıraktı. Sonra dudaklarını açtı, başımı ağzına aldı. Yavaş yavaş, emerek, diliyle alt tarafımı yalayarak ileri geri gitti. Tükürüğü aktı, parmakları taşaklarımı okşadı. Ben başımı geriye attım, bir elimi saçlarına gömdüm.

“Amına koyayım Can… dilin… böyle devam et.”

O daha derine indi, boğazına kadar almaya çalıştı, öksürür gibi bir ses çıkardı ama bırakmadı. Tükürüğü sikimin her yanını kapladı. Ben eğildim, parmaklarımı ağzıma götürdüm, iyice ıslattım. Sonra eğilip onun kalçalarına uzandım. Diz çökmüş haliyle poposu gerilmiş, yarıkları hafif aralanmıştı. Islak parmaklarım önce yumuşak tenine değdi, okşadı, sıktı. Sonra yarığın arasına kaydı, o sıcak, dar girişe bastırdı.

Can sikimi ağzından çıkardı, inledi. “Evet… parmakla. Islat daha. Aç beni.”

İki parmağımı tükürüğümle tekrar ıslattım, yavaşça bastırdım. Dış halkası direndi sonra yumuşadı, parmağımın ilk boğumu içeri süzüldü. Can’ın içi sıcacıktı, dar ve kasılıyordu. Bir parmağımı ileri geri kaydırırken diğer eliyle sikimi tekrar ağzına aldı; bu sefer daha hızlı, daha ıslak emdi. Ben de ikinci parmağımı ekledim. Yavaşça, kıvırarak, o yumuşak duvarı okşayarak açtım.

“Siktir… Can, içine bak. Nasıl kasılıyorsun. Seni böyle parmaklarken aklımı kaybediyorum.”

O inledi, kalçasını geriye doğru itti, parmaklarımı daha derine aldı. “Daha… üç yap. Sonra sikin. İstiyorum. İlk defa senin olacağım.”

Üçüncü parmağımı eklerken o da tükürüğünü sikimin üzerine bolca bıraktı, eliyle sıvazladı, başını emdi. Mahzenin loşluğunda ıslak sesler yankılanıyordu; emişler, iniltiler, parmaklarımın onun içinde kayma sesi. Can’ın kalçaları avuçlarımın içinde titriyordu. Onu bu kadar açık, bu kadar istekli görmek yıllardır bastırdığım her şeyi alevlendirdi. Gözlerimi kapadım bir an, sonra açtım; onu izledim. Dizlerinin üzerinde, ağzı dolu, poposu parmaklarıma doğru gerilmiş…

Parmaklarımı çıkardım, tükürüğümle tekrar ıslattım, bu sefer daha derin, daha sert bastırdım. Can’ın sırtı kavis yaptı. “Orası… evet, orayı ov. Delireceğim.”

“Sikini de tutayım mı?” diye sordum, sesim boğuk.

O başını salladı, sikimi bıraktı bir an, kendi sertliğini eline aldı, hızlı hızlı çekti. “Sen kalçalarımla ilgilen. Ben ikimizi birden idare ederim.” Gülümsedi, o yaramaz gülümseme yine. “Ama acele etme. Bu mahzenden çıkana kadar her yerimi kullanmanı istiyorum. Parmak, dil, sik… hepsi.”

Eğildim daha fazla, dilimi onun yarığına götürdüm. Parmaklarımı kenarda tutup dilimi sıcak girişe bastırdım, yaladım, ittirdim. Can yüksek sesle inledi, elini geriye uzatıp saçımı kavradı. “Lanet olsun… dilin… orada… em beni.”

Dilimle oynarken parmaklarımı da içeri sokup çıkardım. Onun tadı, kokusu, sıcaklığı… her şey başımı döndürdü. Can’ın bacakları titriyordu. Ben ayağa kalktım yavaşça, onu da kaldırdım, fıçılardan birine doğru çevirdim. Ellerini tahtaya koydurdum, kalçalarını bana doğru tuttum. Sikim, ıslak ve sert, yarığına değdi. Ucuyla sürttüm, bastırmadan, sadece tehdit eder gibi.

“Hazır mısın?” diye fısıldadım kulağına. Göğsümü sırtına yasladım, bir elimi beline sardım, diğerini sikime götürüp ucumu onun girişine dayadım.

Can başını geriye çevirdi, dudaklarını benimkilere sürttü. “Al. İlk defa al. Yavaş başla ama sonra sertleş. Seni istiyorum. Bütün o takıntını boşalt içime.”

Bastırdım. Sadece başım girdi. Can’ın nefesi kesildi, sonra uzun bir inilti koptu. İçinin darlığı sikimi sıktı, yaktı. Daha fazla ittim, santim santim. O geriye doğru basıyordu, beni içine çekiyordu. Yarıya geldiğimde durdum, nefeslendik. Ellerim kalçalarını kavradı, ayırdı, izledim: sikim onun içinde kayboluyordu, o yumuşak et geriliyor, beni yutuyordu.

“Daha,” dedi Can. “Hepsini ver. Mahzenin her köşesinde seni hissedeceğim.”

Derin bir nefes alıp sonuna kadar girdim. Kalçalarım onun kalçalarına çarptı. Can bağırır gibi bir ses çıkardı, sonra güldü, titreyerek. “Dolu… amına koyayım ne kadar kalınsın. Hareket et. Sik beni.”

Geri çekildim, tekrar vurdum. Yavaş ritmle başladık; her girişte ıslak ses, her çıkışta Can’ın iniltisi. Taş duvarlar sesimizi yutuyordu ama fıçıların arasında her şey netti. Ellerim onun belini sıktı, tempo arttı. Can bir elini geriye uzatıp beni tuttu, tırnaklarını kalçama geçirdi.

“Sertleş,” dedi. “İstiyorum. Yıllardır beklediğimiz bu. Kalçalarımı ez, içimi döv.”

Daha sert vurdum. Derin, kesintisiz. Her seferinde köküne kadar. Can’ın sikini önden kavradım, onun temposuna uydurarak çektim. O hem bana hem kendi elime sıkılıyordu. Terimiz kokuyordu, mahzenin serin havası bile yetmiyordu. Gözlerimi kapatmadan izledim: Can’ın sırtının kavisini, kalçalarının her darbede titreyişini, sikimin o dar deliğe girip çıkışını.

“Söyle,” diye hırladım. “Kime aitsin bugün?”

“Sana,” dedi nefes nefese. “Kalçalarım sana. İçim sana. İlk defa ve… siktir… devam et, bırakma.”

Tempo bozulmadan sürdü. Ben daha da derine, daha da acımasızca giriyordum; o da karşılık veriyor, geriye vuruyor, beni yutuyordu. Parmaklarım iz bırakacak kadar sıktı etini. Can’ın sesi boğuklaştı, iniltileri uzadı. İçinde kasılmalar başladı; sikimi daha da sıkıyordu.

Ama bitirmedik. Durmadık. Ben yavaşladım bir an, neredeyse çıktım, sadece ucum içeride kaldı. Can protesto etti, geriye doğru itti. “Çıkarma. Daha yeni başladık.”

Güldüm, tekrar sonuna kadar gömdüm. “Evet. Daha yeni. Bu mahzenin bütün gecesi bizim. Seni her pozisyonda alacağım. Dizlerinin üzerinde, sırtüstü fıçıların üstünde, ayakta… her yerde. Parmaklarım, dilim, sikim… hepsi kalçalarında iz bırakacak.”

Can başını çevirdi, gözleri parlıyordu. “O zaman çevir beni. Yüz yüze da istiyorum. Öp beni sikerken.”

Onu çevirdim, sırtını fıçıya dayadım, bacaklarını kaldırdım. Sikimi tekrar buldum, tek hamlede içeri sürdüm. Dudaklarımız birleşti; bu sefer öpüşürken sikiyordum onu. Can’ın bacakları belime dolandı, tırnakları sırtıma battı. Her darbede ikimizin de nefesi diğerinin ağzına doluyordu.

Gerilim coşkuyordu ama sona yaklaşmıyorduk. Bilerek tutuyordum. Can’ın içindeki her kasılmayı hissediyor, ritmi ayarlıyordum. O da anlıyordu; gülümseyerek, “Boşalma,” dedi. “Daha var. Seni daha uzun istiyorum. Bu ilk defa… unutulmayacak kadar uzun sürmeli.”

Mahzenin loş ışığında, fıçıların arasında, terli ve birbirine kenetlenmiş halde hareket etmeye devam ettik. Can’ın kalçaları avuçlarımdaydı, içi beni yutuyordu ve ikimiz de biliyorduk ki bu henüz başlangıçtı.

Mahzenin loşluğunda hâlâ fıçıya yaslanmış, bacakları belime dolanmış Can’ı öpüyordum. Sikim onun dar kalçalarının içinde nabız gibi atıyordu; her kasılışında boğazımdan bir hırıltı kopuyordu. Ama o “daha” demişti, ben de tutuyordum. Bir an durdum, alnımı alnına dayadım, terimiz birbirine karıştı.

“Dört ayak ol,” diye fısıldadım. “Sırtını bük, kalçalarını bana ver. Yavaş gireceğim ama sonra… sonra istediğin gibi parçalayacağım.”

Can’ın gözleri karardı, gülümsedi. Bacaklarını indirdi, yavaşça döndü. Taş zemine dizlerini koydu, ellerini öne uzattı, sırtını kavis yaptı. O dolgun, kaslı kalçalar loş ışıkta gerildi, yarık aralandı; hâlâ ıslak, hâlâ açık, sikimin bıraktığı izle parlıyordu. Eğildim, bir elimi beline koydum, diğerini sikime götürüp ucumu tekrar o sıcak deliğe dayadım. Yavaşça bastırdım. Başım içeri süzülürken Can’ın nefesi kesildi, uzun bir inilti taş duvarlara çarptı.

“Siktir… ne kadar dolu hissediyorum. Daha yavaş… ama çıkarma.”

Santim santim ilerledim. İçinin darlığı sikimi yutuyordu; her boğumda kasılıyor, beni sıkıyor, sonra gevşeyip daha derine çekiyordu. Yarıya geldiğimde durdum, kalçalarını iki yanından kavradım, avuçlarımla ayırdım. “Bak Can… sikim senin içinde kayboluyor. Yıllardır hayal ettiğim bu kalçalar… şimdi benim.”

O geriye doğru itti, beni daha fazla aldı. “Hepsini ver. Yavaş başla ama hissettir. Her santimini istiyorum.”

Sonuna kadar gömdüm. Kalçalarım onun kalçalarına yapıştı. Can’ın sırtı titredi, başını öne düşürdü, boğuk bir inilti saldı. Bir süre öyle kaldık; sadece nefesler, damlayan bir su sesi ve sikimin içinde attığı nabız. Sonra geri çekildim, yavaşça dışarı çıktım, neredeyse ucuna kadar, sonra tekrar derinlemesine ittim. Islak ses mahzende yankılandı. Ritmi yavaş tuttum; her girişte Can’ın iç duvarlarını okşar gibi, her çıkışta o dar halkayı gererek. Ellerim etini sıktı, parmak izleri bıraktı.

“Daha… biraz daha sert,” diye inledi Can. Kalçalarını geriye itti, beni yuttu. “Hissediyorum… her yerimi dolduruyorsun. Devam et.”

Tempo arttı. Yavaştan orta hıza geçtim; kalçalarım şap şap onun etine çarpmaya başladı. Can’ın iniltileri yükseldi, bir elini geriye uzatıp kendi kalçasını açtı, beni daha derin almaya çalıştı. “Daha sert, kalçalarımı parçala. Yıllardır beklediğimiz bu… ez beni, döv içimi.”

Artık yavaş değildim. Sert, kesintisiz, köküne kadar. Her darbede Can’ın gövdesi sarsıldı, fıçıların gölgesinde ter damlaları sırtından aktı. Sikimi önden kavramaya çalıştı ama dengesi bozuldu; sadece geriye itiyordu, her seferinde “evet… orası… daha sert” diye boğuk boğuk bağırıyordu. Ben de hırlıyordum, terim damlıyordu, mahzenin serin havası yetmiyordu. “Kalçaların… amına koyayım ne kadar dar, ne kadar sıcak. Sık beni Can. Daha fazla.”

O kasıldı, beni sıktı. “Parçala… lütfen… kalçalarımı senin sikinle parçala.”

Birkaç dakika öyle devam ettik; ıslak şapırtılar, iniltiler, taşa sürtünen dizlerin sesi. Sonra yavaşladım, neredeyse çıktım. Can protesto etti ama ben ellerimi beline sardım, onu çevirdim. Sırtüstü yatırdım, soğuk taşa değil, yere serdiğimiz tişörtlerin üzerine. Bacaklarını kaldırdım, omuzlarıma aldım. Sikim hâlâ sert, ıslak, onun deliğine değiyordu. Tek hamlede, derinlemesine girdim.

Can bağırdı. “Siktir! Daha derin… bacaklarımı tut, sonuna kadar sok.”

Omuzlarımdaki bacaklarını sıktım, kalçalarını yerden kaldırdım, her seferinde köküne kadar vurdum. Bu pozisyonda her şey daha derindi; sikim onun en içine kadar gidiyor, Can’ın karnında şişkinlik yapıyor gibi hissediyordum. Yüz yüze bakıyorduk. Gözleri dolmuş, ağzı açık, ter içinde. “Öp beni,” dedi nefes nefese. Dudaklarımız çarpıştı; dilimiz birbirine dolanırken sikiyordum onu, sert, acımasız, ritmi hiç bozmadan. Can’ın tırnakları kollarıma battı, bacakları omuzlarımda titredi. “Bağır… birlikte bağiralım. Kimse yok, mahzen bizim.”

İkimiz de bağırıyorduk. Her darbede “ah… daha… kalçalarımı al… evet orası” diye inliyordu Can; ben de “dar deliğin… yut beni… sık” diye hırlıyordum. Terimiz aktı, taşlara damladı. Mahzenin nemli havası ağırlaşmıştı, fıçı kokusu karışmıştı terimize, sevgimize, bu ilk defanın pis, güzel kokusuna. Can’ın sikimi sertleşmiş, karnına yapışmıştı; bir elimi oraya götürüp sıvazladım, diğer elimle kalçasını tuttum. “Boşal,” dedim. “Sikini sık, fışkırt. Ben de senin derininde boşalacağım.”

Can’ın gözleri kapandı, belini büktü, elini kendi sikine götürdü. Hızlı hızlı çekti, kalçalarını bana doğru itti. “Geliyorum… sikimi sıkıyorum… amına koyayım… ah!”

Boşaldı. Sıcak fışkırtılar karnına, göğsüne sıçradı; bazı damlalar benim elime, hatta göğsüme geldi. İçindeki kasılmalar sikimi bir mengene gibi sıktı. O an dayanamadım. Derin bir hırıltıyla sonuna kadar gömdüm, kalçalarının en dibinde boşaldım. Sıcak dölüm onu doldurdu, her kasılışımda daha fazla pompaladım. Can hâlâ titriyordu, sikinden son damlalar akıyordu; ben de içinde zonkluyordum, boşalmanın dalgaları bitene kadar hareket ettim.

Sonra durduk. Nefes nefese, ter içinde, birbirimize yapışmış halde. Sikim hâlâ onun içinde yavaşça yumuşuyordu ama çıkarmadım hemen. Can’ın bacakları omuzlarımdan kaydı, yere düştü. Gözlerimizi açtık, baktık. Sonra ikimiz birden güldük; o yorgun, deli, mutlu gülüş. Çekildim yavaşça; dölüm sızdı, Can’ın kalçalarından aktı. Yanına uzandım, kollarımı sardım, onu çektim. Başını göğsüme koydu, nefesimiz yavaş yavaş dengelendi.

“Lanet olsun,” dedi Can, sesi boğuk, gülümseyerek. “İlk defa… ve mahzende. Kalçalarım hâlâ senin sikini hissediyor. Yanıyor ama… güzel yanıyor.”

Saçlarını okşadım. “Arkadaşlığımızı mahvetmedik. Daha da güçlendirdik bence. Yıllardır o çizgiyi geçmiyorduk… şimdi geçtik ve hâlâ buradayız. Daha yakın.”

Can başını kaldırdı, dudaklarımı öptü, yumuşak. “Evet. İstediğimiz zaman tekrarlarız. Bu mahzende, senin evinde, benim evimde… neresi olursa. Kalçalarım senin, senin sikin benim. Anlaştık mı?”

“Anlaştık,” dedim. Güldük yine. Bir süre öyle yattık; ter kurudu, nefesler sakinleşti, mahzenin damlama sesi geri geldi. Sonra yavaşça kalktık. Giysilerimizi topladık, birbirimizin sırtını sildik, öpüştük ara sıra. Can pantolonunu çekerken kalçalarını hafifçe ovdu, bana baktı. “Hâlâ doluyum. Yürürken hissedeceğim seni.”

Merdivene doğru yürüdük. Taş basamaklar soğuktu ayaklarımızın altında. Kapıya vardık, dışarıdaki gece havası yüzümüze çarptı; serin, temiz. Arkada mahzen karanlığa gömüldü. Can elimi tuttu bir an, sıktı, bıraktı. Birlikte dışarı adım attık.

Gece sessizdi.

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged blowjob anal doggy-style missionary creampie

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.