Kar Fırtınasında Tek Yatağın Sıcaklığında İlk Sevişmemiz
İki 28'lik kadın arkadaş kar fırtınasında dağ evindeki tek yatakta sokulup ilk kez öpüşüp yalaşıp tribbing yaparak aynı anda boş
Kar fırtınası kapıyı döverken ateşin son alevleri de sönmüştü. Dağ evinin tek odasında yirmi sekiz yaşındaydık ikimiz de; Elif ve Deniz, yıllardır omuz omuza büyümüş, sırları paylaşmış, sevgililerini beraberce gömmüş iki kadın. Yollar kapanmış, tek bir yatak kalmıştı. Dışarıda tipi uluyordu, içeride nefesimiz bile buharlaşıyordu.
Battaniyenin altına sokulduk. Omzum Deniz’in göğsüne değdiğinde yıllardır bastırdığım o şey boğazıma düğümlendi. Vücudu sıcacıktı, saçları kar kokuyordu. “Üşüyorum,” diye fısıldadım yalan söyleyerek. Aslında titremiyordum; titreyen şey içimdi. Deniz kolunu belime doladı, parmakları tişörtümün altından süzüldü. “Gel daha yakın,” dedi. Bakışlarımız kilitlendi. Gözlerinde aynı açlık vardı; gizlemiyordu. Ben de gizlemedim. Dudaklarım aralandı, kalbim kaburgalarıma vuruyordu.
Önce gülüşmelerle başladı. Ayaklarımız birbirine dolandı, dizlerimiz sürtündü. “Ellerin buz gibi,” dedim, o da “Seninki ateş,” diye karşılık verdi. Parmak uçlarım boynuna çıktı, o da benim saçıma. Gülüş kesildi. Nefesler ağırlaştı. Deniz yüzünü yaklaştırdı, burnumuz değdi. “Elif… seni öpmek istiyorum. Bunu istiyorum.” Sesinde titreme yoktu, netti. Ben de “Ben de istiyorum, Deniz. Çok istiyorum,” dedim. Rızamız havada asılı kaldı bir saniye, sonra dudaklarım buluştu.
Öpücük yavaştı ilk. Dudaklarının tadı tuzlu ve tatlıydı. Dilim onun diline değince inledi; o ses amımı ıslattı. Ellerim tişörtünün hemenden girdi, memelerini avuçladım. Sertleşmiş uçları parmaklarımın arasındaydı. “Çıkar,” diye mırıldandı. Yavaşça soyunduk. Her düğme, her fermuar bir tören gibi. Sütyenini çıkardığımda memeleri avuçlarıma oturdu; pembe uçlarını ağzıma aldım, emdim, dişlerimle hafifçe ısırdım. Deniz başını geriye attı, “Ahh Elif, daha sert…” Parmaklarım karnından aşağı indi, külotunun içine süzüldü. Amı sırılsıklamdı. İki parmağımı araladım, kaygan etine battım. İçerisi sıcacıktı, daracık, kıvrılıyordu. “Sik beni parmaklarınla,” diye inledi. Parmaklarımı girip çıkardım, başparmağımla klitorisine bastım.
Sıra ondaydı. Beni sırtüstü yatırdı, bacaklarımı açtı. Yüzünü amıma gömdü. Dili klitorisime yapıştı, yaladı, emdi, dilini deliğime soktu. “Tanrım Deniz…” Kalçalarımı kaldırdım, yüzüne sürttüm. İki parmağını da içime soktu, kıvrılarak o noktaya vurdu. Islak sesler odada yankılandı. “Senin amın bal gibi,” diye mırıldandı dilini çıkarmadan. Ben de onu çektim, 69’a döndük. Bacaklarım onun başının iki yanında, onun amı da benim yüzümde. Birbirimizin sularını yaladık. Dilim Deniz’in klitorisine, parmaklarım da içine; o da aynı anda beni emiyordu. Kalçalarımız sallanıyor, iniltiler boğuk çıkıyordu çünkü ağızlarımız doluydu. “Boşalacağım,” diye uyardım, o da “Birlikte…” dedi.
Ama henüz değil. Onu yatağa yatırdım, bacaklarını açtım, amımı onun amına yapıştırdım. Klitorislerimiz değdi. Kalçalarımı ileri geri sürttüm. Tribbing. Sürtünme ateş gibiydi. Islaklıklarımız birbirine karıştı, kaygan bir ritim oluştu. Deniz memelerimi avuçladı, ben onun belini kavradım. Daha hızlı, daha sert. “İşte böyle sürt amını bana,” diye homurdandı. Bakışlarımız kilitli, ter damlıyordu. Her sürtünüşte klitorislerimiz eziliyordu. Gerilim karnımda toplandı, aşağı indi, patladı. “Boşalıyorum Deniz!” O da aynı anda “Ben de—ahh fuck!” diye bağırdı. Kaslar kasıldı, sular fışkırdı neredeyse, amlarımız titreye titreye boşaldı. Aynı saniyede, aynı şiddette. Kalçalarım titreyerek durdu, o da inleyerek bana sarıldı.
Ter içinde birbirimize yapıştık. Nefeslerimiz hâlâ kesik. Uzun uzun öpüştük; yavaş, derin, tuzlu. Dudaklarımın tadı onun amının tadıydı, onununki benimki. Deniz kulağıma yaklaştı, saçlarımı okşayarak fısıldadı: “Bundan sonra her fırtınada aynı yatağı paylaşalım.” Parmakları belimde gezindi, hâlâ ıslak olan amıma doğru kaydı ama dokunmadı. Gözlerini açtı, bana baktı. Dışarıda rüzgâr ulumaya devam ediyordu. Ateş tamamen sönmüştü ama vücutlarımız yanıyordu. Bir şey daha söylemek üzereydi; dudakları aralandı, “El—” diye başladı, sonra sustu. Gözlerinde yeni bir kıvılcım vardı, henüz bitmemiş bir iştah. Parmak uçlarım omurgasına indi, o da bacağımı kendi bacağına doladı. Fırtına dinmeyecekti bu gece, ikimiz de biliyorduk. Ve yatağın darlığı, tenimizin yapışkanlığı, hâlâ zonklayan amlarımız… Her şey yeni bir tur için hazır gibiydi. Deniz’in nefesi boynuma değdi, “Daha bitmedi değil mi?” diye sordu usulca. Cevap vermedim; sadece onu daha sıkı sardım ve karanlıkta gülümsedim.
Onun sorusuna cevap olarak dudaklarını buldum. Yavaş değil bu sefer; aç, ıslak, hâlâ titreyen dilimizle birbirimizi yutuyorduk. Deniz’in nefesi boynuma çarptı, dişleri tenimi sıyırdı, “Hâlâ ıslaksın,” diye fısıldadı ve parmaklarını bacaklarımın arasından geçirdi. İki parmağı birden amıma battı, kaygan etime kıvrılarak girdi. “Ahh… içeri sok, daha derine,” dedim, kalçalarımı onun eline doğru ittim. Parmakları içeri çıkıyor, başparmağı klitorisime basıyor, ritmi hızlanıyordu. “Seni parmaklarımla sikmeye doyamayacağım,” diye homurdandı. Gözlerimi açtım, karanlıkta onun gölgesini gördüm; memeleri sarkıyor, uçları hâlâ sert, ter damlıyordu.
Onu sırtüstü yatırdım. Dizlerimi iki yanına koydum, amımı onun yüzüne doğru indirdim. “Ye beni,” dedim. Deniz ellerini kalçalarıma geçirdi, beni aşağı çekti. Dili hemen klitorisime yapıştı; yaladı, emdi, dilini deliğime soktu. Islak sesler odada yankılandı, dışarıdaki tipiye karıştı. Kalçalarımı salladım, yüzüne sürttüm, onun dilinin her hareketini hissettim. “Daha sert yala, amımı yut,” diye inledim. O da inledi, titreşimi amıma vurdu. Parmaklarımı kendi memelerime götürdüm, uçlarımı sıktım, kıvırdım. Deniz bir elini serbest bıraktı, kendi amına götürdü; parmaklarını kendi ıslaklığına batırırken beni yalamaya devam etti. Seyretmek bile karnımda yeni bir gerilim topladı.
Yetmedi. Onu çevirdim, 69’a geçtik yine ama bu sefer daha vahşi. Bacaklarım onun omuzlarında, onun amı tam ağzımın önünde. Dilim klitorisine yapıştı, iki parmağımı da içine soktum, o noktaya vura vura siktim. O da aynı anda dilini deliğime sokmuş, parmaklarıyla klitorisimi ovuyordu. “Sularını yutuyorum Deniz, tadın… fuck,” diye mırıldandım amına. O da “Senin amın ağzıma akıyor Elif, daha çok ver,” diye karşılık verdi, sesi boğuk. Kalçalarımız sallanıyor, yatak gıcırdıyordu. Birbirimizin sularını emdik, yaladık, parmakladık; iniltiler boğuk, ağızlarımız doluydu. “Boşalacağım yine,” diye uyardım. “Bekle,” dedi o, “beraber.”
Ama bekleyemedim. Onu yatağa yatırıp bacaklarını geniş açtım. Amımı onun amına yapıştırdım yine. Klitorislerimiz değdiği an ikimiz de inledik. Bu sefer yavaş başlamadım. Kalçalarımı sertçe ileri geri sürdüm, ıslaklıklarımız şapırdayarak karıştı. “Sürt bana, amını ez benimkine,” diye homurdandı Deniz. Ellerim onun memelerindeydi, uçlarını parmaklarımın arasında eziyordum. O da belimi kavradı, beni daha sert bastırdı. Her sürtünüşte klitorislerimiz eziliyor, kaygan etlerimiz birbirine yapışıp ayrılıyordu. “İşte böyle… ahh daha hızlı Elif, sik beni amınla.” Bakışlarımız kilitliydi. Ter damlaları göğsümden onun göğsüne düşüyordu. Gerilim karnımın altından toplandı, bacaklarıma yayıldı.
“Boşalıyorum—Deniz!” diye bağırdım. Kaslarım kasıldı, amım titreye titreye onun amına karşı boşaldı. O da aynı saniyede “Ben de—ahh fuck Elif!” diye haykırdı. Suları fışkırır gibi aktı aramızda, kalçalarım titreyerek durdu ama o hâlâ sürtünmeye devam etti, son dalgaları da söküp aldı. İkimiz de inleyerek birbirimize yığıldık. Nefeslerimiz kesik, göğüslerimiz hızlı hızlı kalkıp iniyordu. Amım hâlâ zonkluyordu, onun da. Uzun uzun öpüştük; yavaş, tuzlu, kendi sularımızın tadıyla. Dudaklarımın kenarında onun amının kokusu vardı, dilimde hâlâ o tat.
Ter içinde yan yana uzandık. Deniz kolunu belime doladı, parmak uçlarıyla omurgamı okşadı. “Bunu yıllardır istiyormuşum,” diye fısıldadı. “Seni her fırtınada, her yalnız gecede…” Cevap vermedim hemen; başımı onun göğsüne yasladım, kalp atışlarını dinledim. “Ben de,” dedim usulca. “Sırlarımızı paylaştık ya… bunu da paylaşacağız artık.” Parmaklarım karnında gezindi, hâlâ ıslak olan amına doğru kaydı ama sadece kenarına dokundum. O da gülümsedi karanlıkta. “Bir tur daha mı?” diye sordu, sesi hem yorgun hem istekli. Gözlerinde o kıvılcım hâlâ sönmemişti. Ben de bacağını kendi bacağıma doladım, amımı onun kalçasına hafifçe sürttüm. “Birazdan,” dedim. “Şimdi sadece tut beni.”
Dışarıda rüzgâr ulumaya devam ediyordu, camlar titriyordu. Ateş çoktan sönmüştü ama tenimiz yanıyordu hâlâ. Deniz saçlarımı okşadı, kulağıma “Seni seviyorum sanırım… bu şekilde,” diye fısıldadı. Sözleri boğazıma düğümlendi. Cevap vermek üzereydim, dudaklarım aralandı—
O an kapıya sert, metalik bir vuruş çarptı. Bir, iki, üç. Ağır. Bilinçli. Rüzgârın rastgele savurduğu bir şey değil; birinin yumruğu. İkimiz de dimdik oturduk. Battaniye kaydı, çıplak tenimiz soğuk havaya değdi. Deniz’in gözleri büyüdü, benim kalbim boğazıma fırladı. Dışarıdan boğuk bir ses geldi, tipiye karışarak: “Elif? Deniz? İçeride misiniz? Kapıyı açın!”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories