Karaoke Odasında En İyi Arkadaşımın Kalçalarını Sabaha Kadar Yırttım
Emre'yle 28 yaşındaki Kerem, karaoke odasında sabaha kadar kalçalarını yırtarcasına sikişiyor.
Karaoke odasının kapısı arkalarından kapanırken loş pembe ışıklar ikisini de sardı. Emre, yirmi sekiz yaşında, yakışıklı ofis çalışanı, kravatını çoktan çıkarmış, gömleğinin üst düğmelerini açmış halde kanepeye yığıldı. Karşısında en yakın arkadaşı Kerem duruyordu; yirmi altı yaşında fitness eğitmeni, geniş omuzları, dar tişörtünün altındaki kaslı göğsü ve o dar kot pantolonun içinde belirginleşen kalçalarıyla. Gece kulübünden sonra buraya sığınmışlardı, şarkı söyleyip gülmek için. Ama ikisi de biliyordu ki yıllardır bastırdıkları o şey, bakışlarda birikiyordu.
Kerem mikrofonu eline aldı, düşük bir parça seçti. Emre’ye bakarak şarkıya başladı. Sesinde alaycı bir tını vardı. “Bak nasıl bakıyorsun bana, Emre. Ofiste de böyle mi bakıyorsun etrafındakilere?” Emre gülümsedi, bacağını açarak oturdu. “Senin o kalçalarına bakmasam kör olurum. Spor salonunda o squat’ları yaparken pantolonun ne kadar gerildiğini görsem...” Kerem şarkıyı yarıda kesti, mikrofonu yana koydu, Emre’nin yanına oturdu. Dizleri hafifçe değdi. “Yıllardır konuşmuyoruz bunu. Ama her seferinde, her sarhoş gece, o bakışlar... İstiyorum seni. Sen de istiyorsun.” Emre’nin eli Kerem’in kalçasına kaydı, parmakları kumaşı sıkıca kavradı. “İstiyorum. Amına koyayım ne kadar istediğimi bilmiyorsun.” Gerilim, nefeslerinde, göz göze bakışlarında yoğunlaştı. Çift anlamlı laflar, hafif dokunuşlar, o bastırılmış çekim artık açıkça karşılıklı bir arzuya dönüşmüştü.
Kerem mikrofonu tamamen bıraktı. Gülerek Emre’nin kucağına çıktı, bacaklarını iki yanına açtı. Kalçalarını yavaşça, bilinçli bir şekilde Emre’nin sertleşen sikine sürtmeye başladı. “Hissediyor musun? Ne kadar sertleştiğini.” Emre’nin elleri Kerem’in beline sarıldı, yukarı kaldırıp indirdi. “Siktir, Kerem... O kıçın kucağımda.” Kerem öne eğildi, dudaklarını Emre’nin dudaklarına bastırdı. Öpüşme yavaş başladı, sonra dil dolaştı, dişler dudak ısırdı. Kerem pantolonunun üzerinden Emre’nin sikini avuçlayıp sıvazladı. “Beni sabaha kadar sikmek istiyor musun?” diye fısıldadı, nefesi sıcak. Emre hevesle, neredeyse hırlayarak kabul etti. “İstiyorum. O göt deliğini sabaha kadar yırtacağım. Kabul mü?” Kerem gülerek başını salladı, “Kabul. Hepsi. Hepsini yap.” Kıyafetler hızla çıktı. Emre gömleğini yırtarcasına çıkardı, Kerem tişörtünü başından sıyırdı. Kotlar, boxerlar yere savruldu. İkisi de çıplak, terli, arzudan titreyen bedenlerle karşı karşıya kaldı. Kerem’in sikine bakarak Emre yutkundu; kalın, damarlı, ucundan sızan o sıvıyla. Kerem de Emre’nin koca yarrağına elini attı, sıvazladı. “Bunu içime alacağım. Hepsi.”
Emre ayağa kalktı, Kerem’i duvara yasladı. Önce diz çöktü, Kerem’in sikini ağzına aldı. Dilini ucundan tabanına kadar gezdirdi, yutkunarak derinlere indirdi. Kerem başını duvara dayadı, “Ahhh siktir, emiyor... Daha derin al.” Emre boğazına kadar aldı, tükürük akıttı, sonra ayağa kalkıp Kerem’i öptü, tükürüğünü paylaştı. “Şimdi diz çök.” Kerem hemen dizlerinin üzerine çöktü, kalçalarını yukarı kaldırdı, ellerini duvara dayadı. Emre tükürüğünü parmaklarına sürüp Kerem’in göt deliğine bastırdı, iki parmak birden soktu, esnetti. “Geçiyor. Açılıyor.” Sonra sikinin başını o sıcacık deliğe dayadı ve bir hamlede girdi. Kerem inledi, “Ahhh yarrak... Doluyor.” Emre kalçalarını tuttu, sertçe, ritmik darbelerle sokmaya başladı. Her girişte topuklar şap şap ses çıkarıyordu. “Sik beni. Daha sert sok o götüme.” Emre saçından tuttu, belini büktü, derinlere kadar gömdü. “Al bunu. En iyi arkadaşının yarrağını götünde hisset.” Parmak izleri Kerem’in kalçalarında kızardı. Bir süre öyle sikiştiler; duvara yaslı, ayakta, ter damlıyordu.
Sonra Emre Kerem’i kanepeye itti. Kerem ters cowgirl pozisyonuna geçti, sırtı Emre’ye dönük, o kalın yarrak hâlâ içindeyken kalçalarını hızlı hızlı indirmeye kaldırdı. Emre uzanmış, Kerem’in kalçalarını iki eliyle kavrayıp temposunu hızlandırıyordu. “Zıpla o kıçını. Yırt kendini.” Kerem inliyordu, “Daha hızlı... Ahh götüm yanıyor ama bırakma. İçimde hissetiyorum her damarını.” Emre bir elini uzatıp Kerem’in sikini sıvazladı. “Boşalma henüz. Ben bitirmeden sen boşalmazsın.” Kerem kalçalarını çarpıştırarak devam etti, her inişte göt deliği Emre’nin sikini sıkıca kavrıyordu. “Sikiyorum seni. En yakın arkadaşını götten sikiyorum ve sen bayılıyorsun.” Kerem gülerek inledi, “Bayılıyorum. Yırttın beni zaten. Daha da yırt.”
En sonunda Emre kalktı, Kerem’i kanepeden indirip domalttı. Saçından sımsıkı tuttu, diğer eliyle belini indirdi ve derin, sert darbelerle kalçalarını yırtarcasına sikişmeye başladı. Her vuruşta “şap şap” sesleri odaya doluyordu. “Daha sert! Amına koyayım yırttı beni!” diye bağırıyordu Kerem. Emre hırlıyordu, “Al o yarrakı. Göt deliğin benim. Sabaha kadar bu kıçı parçalayacağım.” Kerem geriye doğru itiyordu kalçalarını, “Daha derine. Taşaklarını çarpıtırana kadar sok. İğrenç bir şekilde sik beni.” Kirli laflar, aşağılayıcı fısıltılar birbirine karıştı. “Sürtük gibi inliyorsun. En iyi arkadaşının yarrak kölesi oldun.” Kerem “Oldum. Senin sikik kölenim. Yırt o götümü daha fazla” diye karşılık verdi. Emre’nin darbeleri daha da sertleşti, derine gömülüyor, çıkarıp tekrar güm diye giriyordu. Kerem’in göt deliği kızarmış, şişmiş, her seferinde açılıp kapanıyordu. İkisi de ter içinde, nefes nefese, o iğrenç zevkin içinde boğuluyordu.
Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından sızmaya başladığında Emre hâlâ Kerem’in içindeki ritmini bozmamıştı. Son birkaç derin, yırtıcı darbeden sonra hırlayarak boşaldı; sıcak dölünü Kerem’in götünün derinliklerine fışkırttı. “İçine akıtıyorum. Hepsi senin.” Kerem elini kendi sikine götürüp hızlı hızlı sıvazladı, Emre hâlâ içindeyken fışkırarak boşaldı; dölü kanepenin kumaşına, kendi karnına saçıldı. “Ahhh siktirrr... Boşaldım.” İkisi de nefes nefese, ter içinde yığıldı. Emre yavaşça çıktı, döl sızıntısı Kerem’in bacak arasından aktı. Gülerek birbirlerine sarıldılar. Kerem Emre’nin göğsüne başını koydu, “Bundan sonra her karaoke böyle mi bitecek?” diye sordu, sesi hâlâ titrek. Emre saçını okşadı, gülümseyerek, “Belki. Ama bitmedi daha. Kahvaltıya gidelim... sonra devamını konuşuruz. O kıçın hâlâ benim.” Dışarıda şehir uyanıyordu ama odanın içinde o gerilim, o doymamış arzu hâlâ sızıyordu; bir sonraki hamleyi bekleyerek.
Emre’nin parmakları Kerem’in terli saçlarında dolaşırken karaoke odasının loş pembe ışığı hâlâ ikisini sarıyordu. Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından sızmıştı ama oda henüz karanlığa gömülü gibiydi. Kerem Emre’nin göğsüne yaslanmış, nefes nefese, “Kıçın hâlâ senin ha?” diye mırıldandı, gülerek. Emre’nin sikı yavaş yavaş yeniden sertleşmeye başlamıştı, Kerem’in kalçasına değen o sıcaklık ikisini de titretti. “Evet. Daha bitmedi. Kalk.”
Kerem itiraz etmeden kalktı, kanepeden indi. Emre onu tekrar duvara yasladı, bu sefer yüz yüze. Kerem’in bacaklarını kaldırıp beline doladı, sikinin başını o şişmiş, döl sızdıran göt deliğine dayadı. “Hâlâ açık. Hâlâ ıslak benim dölümle.” Bir hamlede girdi. Kerem inledi, tırnaklarını Emre’nin sırtına geçirdi. “Ahhh siktir... Hâlâ doluyorum. Daha sert, Emre. Sabaha kadar dedin.” Emre kalçalarını tuttu, ritmi hızlı ve derin tuttu. Her vuruşta duvara çarpan et sesi odada yankılandı. “Göt deliğin yırtılıyor yine. Bak nasıl yutuyor yarrakımı.” Kerem başını geriye attı, “Yutuyor çünkü senin. En iyi arkadaşının yarrak kölesi oldum ya, unuttun mu?” Emre dişlerini Kerem’in boynuna geçirdi, ısırdı, emdi. “Unutmadım. Kölem gibi zıplatacağım o kıçı.”
Pozisyonu değiştirdiler. Emre Kerem’i kanepenin kenarına oturttu, bacaklarını omuzlarına aldı. Diz çöktü, o şişmiş deliği dilledi önce; tükürüğünü döl karışımına kattı, dilini sokup çıkardı. Kerem inliyordu, “Diliyle yalıyor götümü... İğrenç. Daha derin.” Emre ayağa kalktı, sikini yeniden gömdü. Bu sefer yavaş yavaş, damar damar hissederek. “Hisset her santimini. Taşaklarım çarpıyor götüne.” Kerem elini kendi sikine götürdü ama Emre tuttu, “Hayır. Ben izin verene kadar yok. Sadece götünden zevk alacaksın.” Kirli laflar uçuştu. “Sürtük en yakın arkadaşım. Ofiste kravatlı otururken aklımda senin bu kıçın vardı. Şimdi parçalıyorum.” Kerem “Parçala. Yırt daha fazla. Ahh güm güm giriyor...” diye bağırdı.
Saatler geçti gibi geldi. Emre Kerem’i ters çevirdi, köpek gibi domalttı. Saçından tuttu, belini büktü, sert darbelerle sikişmeye devam etti. Her girişte “şap şap şap” sesleri yükseldi. Ter damlıyordu alınlarından, göğüslerinden. Kerem’in göt deliği kızarmış, şişmiş, her seferinde Emre’nin kalın yarrağını zorla yutuyordu. “Daha derine! Taşaklarını bas içime. Amına koyayım yanıyor ama bırakma.” Emre hırladı, “Bırakmıyorum. Sabaha kadar bu göt benim playground’um. Sikik köle gibi inle.” Kerem geriye doğru itti kalçalarını, “İnliyorum. Senin yarrak kölenim. Boşalt içime yine. Doldur beni.” Emre bir eliyle Kerem’in sikini sıvazlamaya başladı bu sefer. “Şimdi boşalabilirsin. Benimle birlikte.”
Ritim çılgına döndü. Emre derinlere gömülüp çıkarıyor, tekrar güm diye giriyordu. Kerem’in iniltileri çığlığa dönüştü. “Geliyorum... Ahhh siktir Emre, götümü yırttın, boşalıyorum!” Kerem fışkırarak boşaldı, dölü kanepenin kenarına, yere saçıldı. Emre o sıkılan deliğin içinde birkaç darbe daha indirdi, sonra hırlayarak boşaldı; sıcak dölünü tekrar derinlere pompaladı. “Al hepsini. İçine akıtıyorum yine. Senin.” İkisi de titreyerek yığıldı. Emre yavaşça çıktı, döl sızıntısı Kerem’in bacaklarından aktı, yere damladı. Nefes nefese, ter içinde kanepeye uzandılar.
Kerem Emre’nin göğsüne yaslandı, parmakları yavaşça göğüs kıllarında gezindi. Oda sessizleşmişti. Sadece nefes sesleri ve dışarıdan sızan şehir gürültüsü vardı. Emre saçını okşuyordu ama eli birden durdu. Kerem fısıldadı, “Bundan sonra ne olacak? Her karaoke böyle mi bitecek gerçekten?” Emre cevap vermedi hemen. Gözleri tavana bakıyordu, pembe ışıkta. İçinde bir şey kaymıştı. Zevk hâlâ vücudunda titreşiyordu ama başka bir şey de vardı; ağır, soğuk bir boğuntu.
“Bilmiyorum,” dedi Emre sonunda, sesi boğuk. “Sikişmek... siktiğim gibi sikiştik. Yırttım o götünü, sen de bayıldın. Ama şimdi... bir şey ters.” Kerem başını kaldırdı, kaşları çatıldı. “Ters mi? Ne tersi? İsteyerek yaptık. Kabul ettim, sen de.” Emre oturdu, elini yüzüne gezdirdi. Ter ve döl kokusu hâlâ her yerdeydi. “Evet istedik. Ama sabah oldu. Dışarıda hayat var. Ofise gideceğim, sen salona. En yakın arkadaşız diyeceğiz insanlara. Ama ben her baktığımda o göt deliğinin nasıl açıldığını, nasıl inlediğini hatırlayacağım. Ve... pişman gibi hissediyorum. Neden bilmiyorum. Belki fazla ileri gittik. Belki arkadaşlığımızı sikmiş olduk.”
Kerem sessiz kaldı. Emre’nin dölü hâlâ içinde sızıyordu, kalçaları sızlıyordu ama o zevk yerini garip bir boşluğa bırakmıştı. “Pişman mısın yani?” diye sordu, sesi titrek. Emre başını salladı, bakışlarını kaçırdı. “Bilmiyorum. Sikerken pişman değildim. Şimdi... bir şey eksik. Ya da fazla. Sanki bu odayı çıkınca her şey bozulacak. Sen de öyle hissediyor musun?” Kerem yutkundu, Emre’nin omzuna yaslandı ama sarılma eskisi gibi sıcak değildi. “Hissediyorum. Boşaldık, yırttık birbirimizi ama şimdi... keşke sadece şarkı söyleseydik belki. Keşke o bakışlarda kalsaydı. Şimdi ne yapacağız Emre? Yarın görüşünce gülüp geçebilecek miyiz?”
Emre cevap vermedi. Dışarıda şehir tamamen uyanmıştı. Karaoke odasının kapısı hâlâ kapalıydı ama içlerindeki o gerilim, o doymamış arzu artık farklı bir şeye dönüşmüştü; pişmanlık gibi, şüphe gibi, bir şeylerin sonsuza dek bozulduğu hissi gibi. Kerem ayağa kalktı, kıyafetlerini yavaşça topladı. Emre de. Konuşmadan giyindiler. Son bakışta göz göze geldiler ama o bakışta eski ateş yoktu; sadece “acaba hata mı ettik” sorusu asılı kalmıştı. Kapıyı açtıklarında loş pembe ışık arkalarında kaldı. Dışarıdaki sabah ışığı ikisini de rahatsız etti. Emre fısıldadı, “O kıçın hâlâ... ama belki olmamalıydı.” Kerem başını eğdi, “Belki.” Ve sessizce ayrıldılar, her adımda o şüphe büyüyerek.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories