Sessiz Arkadaşımın Siyahı Çatı Barında İlk Kez Beni Dolduruyor
24 yaşındaki Türk Elif, çatı bar tuvaletinde siyah arkadaşı Grant'in kalın sikkini ilk kez yiyip ağzına ve amına dolduruyor.
İstanbul’un gece ışıkları, çatı barın camlarından içeri süzülürken Elif parmaklarını kadehinin soğuk camına bastırdı. Yirmi dört yaşındaydı, ofisteki yorucu bir haftanın ardından hâlâ takım eteğinin belinde hafif bir bastırma hissi taşıyordu; bluzunun düğmeleri göğüslerinin arasını nazikçe açmıştı. Karşısında, yirmi sekiz yaşındaki Amerikalı arkadaşı Grant oturuyordu. Sessiz, çekingen, ama o gece üzerindeki dar siyah tişörtüyle bambaşka duruyordu. Koyu teni kumaşın altında parlıyordu; omuzları, göğsü, kollarındaki damarlar her nefeste daha belirgin hâle geliyordu. Elif yıllardır bu bedene bakmamaya çalışmıştı. Platonik demişlerdi kendilerine. Sadece arkadaş. Ama şimdi, barın loş ışığında, o yalanın ağırlığını boğazında hissediyordu.
Grant gülümsedi; sesi her zamanki gibi alçak ve yumuşacıktı. “Bugün ofiste çok yorulmuşsun gibi duruyorsun.”
Elif omuz silkti, saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. “Raporlar bitmek bilmedi. Sen nasılsın? İstanbul’a alıştın mı artık?”
“Alışıyorum,” dedi Grant. Türkçesi aksanlı ama akıcıydı. Parmakları kadehinin sapında gezinirken Elif, o kalın, koyu parmakları hayal etmemeye çalıştı. “Ama bazı şeyler hâlâ… zor. Mesela senin gibi birini yıllarca yanımda tutup hiçbir şey dememek.”
Elif’in kalbi bir an durdu. Gözlerini kaldırıp onun koyu bakışlarıyla buluştu. “Ne demek istiyorsun?”
Grant bir an duraksadı, sonra öne doğru eğildi. Tişörtü gerildi; karın kaslarının izi kumaşın altında belirdi. Elif yutkundu. “Yıllardır yan yanayız, Elif. Sen ofiste stajdayken tanıştık, hatırlıyor musun? Ben o zaman yeni gelmiştim. Sen hep gülüyordun, ben hep susuyordum. Ama her gülüşünde… içim kaynıyordu.”
Elif’in bacakları hafifçe birbirine bastı. Külotunun kumaşı çoktan nemlenmeye başlamıştı; bu itirafı duymak, arzuyu daha da keskinleştiriyordu. “Ben de,” diye fısıldadı. “Seni izliyordum. O geniş omuzlarını, ellerini… Ama sen sessizdin. Çekingendin. Ben de korktum bozmaya.”
Grant’in nefesi hızlandı. “Korkuyordum çünkü senin gibi bir Türk kadınına, benim gibi biri olarak… yanlış anlaşılmak istemedim. Ama bu gece, bu tişörtü giydiğimde aynada kendime baktım ve dedim ki: yeter. Artık saklamayacağım.”
Elif’in içi sızladı. “Ben de sakladım. Her gece yatağa girdiğimde… seni düşünüyorum. O kalın dudaklarını, o koyu teninin tenime sürtünmesini. Utanıyorum bazen, ama bırakamıyorum.”
Grant’in eli masanın altından uzandı. Parmakları Elif’in dizine kondu; etek kumaşının hemen kenarından, yavaşça yukarı kaydı. Sıcaklık, çıplak tenine işledi. Elif irkilmedi; tam tersine bacağını hafifçe açtı, izin verdi. Grant’in avucu uyluğunun içine doğru ilerledi, nazikçe okşadı, bastırdı. “Burada, herkesin içinde,” diye fısıldadı Grant, “bacağın titriyor. Islak mısın, Elif? Söyle bana. Ne kadar ıslaksın benim için?”
Elif’in yanakları yandı. Kadehini bıraktı, nefesini tuttu. Grant’in parmakları külotunun kenarına o kadar yakındı ki, kumaşın nemini neredeyse hissedebilirdi. “Çok,” diye çıkardı sesi boğuk. “Çok ıslağım. Saatlerdir… hayır, aylardır. Senin o dar tişörtünü gördüğüm anda amım sızlamaya başladı. Parmakların orada gezinse… kaplı olurum.”
Grant inledi, alçak bir sesle. “Tanrım. Senin bu açık sözlülüğün… delirtiyor beni. Yıllarca hayal ettim. Senin bacaklarını açmanı, beni içeri almanı. O güzel yüzünün karşımda, ağzın doluyken…”
Elif’in eli Grant’in elinin üzerine kondu, bastırdı, daha yukarı itti. “O zaman hayal etmeyi bırak. Beni tuvalete götür. Şimdi. İkimiz de bunu istiyoruz, değil mi?”
Grant’in gözleri karardı. “İstiyorum. Çok istiyorum. Senin amını ilk kez doldurmak, o dar deliğine sokulmak… evet. Bunu net istiyorum.”
“Ben de istiyorum,” dedi Elif net bir şekilde. “Senin kalın sikini yemek istiyorum. Ağzımı doldurmanı, sonra amımı… ilk kez. Kimse duymasın, kimse görmesin. Sadece biz.”
Grant elini çekti, ayağa kalktı. Dar tişörtünün altındaki şişkinlik artık gizlenemeyecek kadar belirgindi; pantolonunun kumaşı gerilmiş, koyu teninin ısısı sanki oradan da yayılıyordu. Elif de kalktı; bacaklarının arasından ince bir ıslaklık sızdığını hissetti, etek kumaşına yapışır gibi oldu. Grant’in elini tuttu. Parmakları kilitlendi. Çatı barın kalabalığı arasında, müzik ve kahkahalar arasında, ikisi de nefes nefese koridora doğru yürüdü.
Tuvaletlerin olduğu tarafa yaklaşırken Grant bir an durdu, Elif’i duvara yasladı. Alınları birbirine değdi. “Emin misin?” diye sordu yine, sesi titrek. “Çünkü içeri girersem… duramayacağım. Seni öpeceğim, dokunacağım, dolduracağım.”
Elif onun alt dudağını parmak ucuyla sıvazladı. “Eminim. Öp beni. Şimdi.”
Grant’in dudakları onunkilere çarptı. İlk öpücük aç, ıslak ve yılların bastırılmış açlığıyla doluydu. Elif inledi; dili Grant’in diline dolandı, kalın, sıcak, baskın. Grant’in eli eteklerinin altına kaydı, uyluğunu sıvazladı, külotunun önüne bastırdı. Kumaş sırılsıklamdı. “Vay… gerçekten akıyorsun,” diye mırıldandı dudaklarının arasından. “Amın benim parmaklarımı istiyor, değil mi?”
“İstiyor,” diye soludu Elif. “Senin her şeyini istiyor. İçeri girelim. Kapıyı kilitleyelim. Beni duvara dayayıp o kalın sikini hissettir.”
Grant öptü yine—daha sert, daha derin. Dişleri Elif’in alt dudağını hafifçe kavradı, sonra boynuna indi, koyu dudaklarıyla nabzının attığı yeri emdi. Elif başını geriye attı; saçları duvara sürtündü, bacakları Grant’in beline dolanacakmış gibi titredi. “Senin tenin… çok sıcak,” dedi Grant boğukça. “Benim siyah ellerim senin açık teninde… bak, nasıl duruyor.” Parmaklarını Elif’in bluzunun düğmelerinin arasına soktu, göğsünün dekoltesine doğru kaydırdı. Meme ucu sertleşmişti; Grant’in avucu üzerinden geçince Elif’in belinden bir sarsıntı indi.
“Tuvalet,” diye hatırlattı Elif, sesi yalvarır gibi. “Lütfen. Herkes geçebilir. Ben… dayanamıyorum artık. Sikin pantolonunu yırtacak gibi, görüyorum.”
Grant gülümsedi, alnını onunkine yasladı. “Görüyorsun çünkü senin için kalktı. Yıllardır ilk kez bu kadar sertim. İçeri alacağım seni. Önce ağzına, o güzel dudaklarının arasına. Sonra… amına. Dolduracağım. Taşıracağım.”
Elif’in eli Grant’in pantolonunun beline indi, tokasını yokladı, şişkinliğin üzerine bastırdı. Kumaşın altındaki sertlik kalın, ağır ve sıcaktı. “Bu… çok kalın,” diye fısıldadı hayranlıkla. “İlk kez yiyorum böyle bir şey. Boğazıma kadar gelecek, biliyorum. Ama istiyorum. Tükürene kadar emmek istiyorum.”
Grant bir iniltiyle belini öne itti, Elif’in avucuna sürttü. “O zaman gel. Kapıyı açıyorum. İçeride seni duvara yapıştıracağım, eteklerini kaldıracağım ve o ıslak amını dilimle seveceğim önce. Sonra sikimi ağzına vereceğim. Hazır mısın?”
“Hazırım,” dedi Elif. Gözleri parlaktı, nefesi kesikti. “İkimiz de bunu istiyoruz. Saklamıyoruz artık. Öp beni bir daha, sonra kilidi çevir.”
Grant onu yine öptü—bu sefer yavaş, derin, dilini ağzının her köşesine göndererek. Elif’in elleri onun sırtında gezindi, dar tişörtü yukarı sıyırdı, koyu tenin pürüzsüz sıcaklığını avuçladı. Kaslar parmaklarının altında oynadı. Aşağıda, Grant’in eli yine etek altına girdi; bu sefer külotu kenara çekti, çıplak am yan dudaklarına bir parmak ucuyla dokundu. Elif sarsıldı, inledi. “Siktir… direkt tenime… Grant…”
“Islaklığın parmaklarıma bulaşıyor,” diye fısıldadı Grant kulağına. “Çatı barın tuvaletinde, senin amını ilk kez yokluyorum. Daha içeri bile girmedik. Düşün, kapı kapanınca neler olacak.”
Elif bacaklarını biraz daha açtı, o parmağın kaymasına izin verdi. “O zaman kapıyı aç. Beni içeri çek. Konuşmayı bırak, doldurmaya başla—önce dilinle, sonra o kalın sikinle. Ağzım da amım da senin için açık.”
Grant parmağını yavaşça geri çekti, ıslak uçlarını Elif’in dudağına götürüp sürdü. Elif dilini uzattı, kendi tadını yaladı; gözleri Grant’inkilere kilitli kaldı. “Tadım… senin için,” diye mırıldandı.
Grant’in nefesi kesildi. Elini tuttu, tuvalet kapısına doğru bir adım attı. Müzik geride boğuklaşıyordu; koridorun loşluğu ikisini sarıyordu. Kapı koluna uzanırken Elif hâlâ onun boynuna yapışıktı, öpücükleri kısa, ıslak, aceleci. “İçeride,” dedi Grant, sesi vaat dolu, “seni yavaş yavaş açacağım. İlk kez… her deliğini. Ve sen bağırırken ben de senin adını fısıldayacağım.”
Elif’in kalbi kulaklarında atıyordu. Bacaklarının arasındaki sızı artmıştı; külotu tamamen ıslanmış, uyluklarına doğru ince bir iz bırakmıştı. Grant’in tişörtünün altındaki o kaslı, siyah beden her nefeste ona sürtünüyordu. Kapı aralandı. İçerinin loş ışığı, kilit sesinin vaadi, ikisinin de açıkça söylediği arzu—hepsi eşikte asılı kaldı. Elif Grant’in elini sıkıca kavradı, onu peşinden içeri doğru çekmeye hazır, dudakları hâlâ onun tadıyla ıslak, amı sızlayan bir boşlukla beklerken…
Kapı arkasından hafif bir tık sesiyle kilitlendi. Grant Elif’i belinden kavrayıp içeri çekti; loş tuvalet ışığı koyu tenini daha da belirgin kıldı, dar siyah tişörtü omuzlarında gerildi. Lavabo tezgâhının soğuk mermeri Elif’in kalçalarına değdiğinde nefesı kesildi. Grant eteğinin etek uçlarını avuçlayıp yavaşça yukarı sıyırdı, kumaş beline toplandı. Külotu çoktan sırılsıklamdı; ince dantel uyluklarına yapışmıştı. Grant parmaklarıyla kenarını çekti, ıslak kumaşı dizlerine indirdi. Elif bacağını hafifçe açtı, tezgâha yaslandı, avuçları mermere bastı.
“Bak nasıl parlıyor,” diye fısıldadı Grant, sesi alçak ve boğuk. Diz çöktü. Koyu dudakları Elif’in açık tenine yaklaştı; önce uyluğunun içini öptü, sonra dilini uzatıp klitorisine bastırdı. Sıcak, ıslak, ısrarcı. Elif’in belinden bir titreme indi. Grant dilinin ucuyla yavaş daireler çizdi, sonra tüm yüzünü gömdü, emdi, yaladı. Elif’in tadı dilinde birikti; am yan dudakları şişmiş, kaygandı. “Tanrım… Grant…” diye inledi Elif, başını geriye attı. Saçları omuzlarına döküldü. Grant dilini daha sert bastırdı, klitorisini emdi, bir parmağını yavaşça içeri kaydırdı. Sıcak duvarlar onu sıktı. “Islaksın, akıyorsun dilime,” diye mırıldandı. Elif kalçalarını öne itti, dilini daha derin hissetmek istedi. Grant öyle yaptı; dilini deliğine soktu, çıkardı, yine bastırdı. Elif’in bacakları titredi, tezgâhın kenarını sıktı. “Daha… lütfen…”
Grant ayağa kalktı. Pantolonunun düğmesini açtı, fermuarı indirdi. Koyu teninin altından kalın, damarlı, ağır sikı fırladı; başı parlaktı, ucundan bir damla sızmıştı. Elif gözlerini indirdi, yutkundu. “Bu… çok kalın,” diye fısıldadı, sesi hayranlık ve açlık dolu. Grant elini saçının köklerine geçirdi, nazikçe ama kararlı. “Ağzını aç. İlk kez yiyorsun. Boğazına kadar alacağım.” Elif dizlerinin üzerine çöktü, mermer zeminin serinliği diz kapaklarına işledi. Dudaklarını araladı, kalın başı diline değdi. Tuzlu, sıcak, ağır. Dilini yalayarak gevşetti, sonra yavaşça içeri aldı. Grant inledi, kalçalarını hafifçe öne verdi. “İşte… böyle. Daha derin.” Elif boğazını açtı; kalınlık damağına sürtündü, sonra boğazına doğru ilerledi. Gözleri yaşardı ama geri çekilmedi. Emdi, tükürüğü aktı, eliyle kökünü kavradı. Grant’in parmakları saçında sıkılaştı. “Boğazın daralıyor… sikimi yutuyorsun. Bak, siyah sikim senin o güzel dudaklarını geriyor.” Elif inledi, titreşim sikin boyunca gitti. Birkaç kez daha boğazına kadar aldı, tükürük çenesine aktı, gözleri Grant’inkilere kilitli kaldı. Grant yavaşça geri çekti, ince bir salya teli koptu. “Yeter. Şimdi amını dolduracağım.”
Elif’i kaldırdı, yüzünü duvara dayadı. Etek hâlâ belinde toplanmıştı. Grant arkasından sarıldı, kalın sikini am yan dudaklarının arasına sürttü; ıslaklık her yere bulaştı. “Hazır mısın?” diye sordu, sesi titrek ama istek dolu. “Evet,” diye soludu Elif. “Sok. Doldur beni.” Grant bir eliyle belini tuttu, diğeriyle saçını kökünden kavradı, yavaşça geriye çekti. Kalın başı deliğe dayandı, bastırdı. Elif’in amı gerildi, yavaş yavaş açıldı; her santim doluluk hissi verdi. “Siktir… ne kadar dar,” diye inledi Grant. Sonuna kadar gömüldü. Elif’in iç duvarları onu sıktı, sıcak ve ıslak. Grant bir an durdu, nefes nefese, sonra geri çekilip sertçe tekrar girdi. Ayakta, arkadan, ritmi hızlandı. Kalçalar şap şap sesiyle çarpıştı. Saçını daha sıkı çekti, Elif’in boynu gerildi. “Siyah sikimle dolduruyorum seni,” diye homurdandı kulağına, her darbeyle daha derin. “Yıllardır hayal ettiğim bu am… şimdi benim. Hisset nasıl geriyorum seni.”
Elif kalçalarını geriye, ona doğru itti. Her vuruşta klitorisi sarsıldı, zevk karnının altına yayıldı. “Evet… daha sert… Grant… doldur…” diye inledi, sesi boğuk ama net. Duvar soğuktu ama teni yanıyordu. Grant’in koyu elleri belinde iz bıraktı, bir eli öne kayıp klitorisine bastırdı, daireler çizdi. Elif’in bacakları titredi. “Boşal,” diye fısıldadı Grant. “Amınla sikimi sık, gel.” Elif’in içi kasıldı; orgazm bir dalga gibi yükseldi, kalçalarını savurdu, boğazından uzun bir inilti koptu. Amı ritmik kasılmalarla Grant’i sıktı, ıslaklık uyluklarından aktı. Grant birkaç sert darbe daha vurdu, sonra derine gömüldü ve boşaldı. Sıcak, yoğun, dolgun; her fışkırışta Elif’in içini doldurdu, taştı, karıştı. İkisi de nefes nefese kaldı, Grant hâlâ içinde, alnı Elif’in omzuna yaslı.
Yavaşça çıktı. Sıcaklık Elif’in bacaklarının arasından sızmaya başladı, ince bir iz çizdi. Grant onu nazikçe döndürdü, dudaklarını öptü—bu sefer yavaş, derin, tatlı. Dilini gezdirdi, sonra kağıt havlu alıp dikkatle temizledi; uyluklarını sildi, amını nazikçe kuruladı, eteğini indirdi. Elif’in bluzunu düzeltti, saçını hafifçe taradı parmaklarıyla. “Bu geceyi unutmayacağım,” diye fısıldadı, alnını onunkine yaslayarak. “Tekrar yapmak istiyorum. Seninle. Ne zaman istersen.” Elif gülümsedi, yanakları hâlâ kızarık, bacakları titrek. “Ben de. Unutmam. O kalınlığını… içimde hissetmeyi… yine istiyorum.” Grant onu bir kez daha öptü, kısa ve yumuşak. “O zaman buluşuruz. Şimdi bara dönelim. Kimse bir şey anlamasın.”
Elif kapıyı açmadan önce Grant’in elini sıktı. “Teşekkür ederim… sessiz arkadaşım,” diye mırıldandı, gözleri parlak. Grant gülümsedi ama bir şey söylemedi. Koridora çıktılar. Müzik yeniden yükseldi, kahkahalar, bardak şıngırtıları. Elif bacakları titreyerek barın loşluğuna doğru yürüdü; her adımda içinden hâlâ sızan o sıcak, koyu dolgunluğu hissetti—Grant’in tohumu yavaş yavaş uyluğuna doğru süzülüyordu, külotunun yenisine bile bulaşmıştı. Gülümsedi, kadehine uzandı, dudaklarını ısırdı. Grant yanına oturdu, sessiz, her zamanki gibi. Ama Elif bilmiyordu: Grant’in cebinde, ofisten çıkmadan önce yazdığı o uçak bileti vardı—üç gün sonra New York’a, iş teklifi kabul edilmiş, dönüşü belirsiz. Bu geceyi unutmayacaklarını söylemişti, gülümseyerek; oysa çok yakında İstanbul’dan, ondan ve bu çatı bardan ayrılacağını henüz kimseye, Elif’e bile söylememişti.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories