Kocasının İzniyle Çiftlikte Yabancıyla İlk Gece
Kocasının izniyle 28 yaşındaki Deniz, çiftlikteki yakışıklı yabancı işçi Trent’le ilk kez deli gibi sikişiyor.
Deniz, 28 yaşındaki evli bir kadın olarak, kocasının ailesine ait bu uçsuz bucaksız çiftlikte günlerdir yalnızdı. Geniş tarlalar, eski ahşap ev ve yanındaki büyük ahır her akşam daha da sessiz geliyordu ona. Kocası Desmond şehirdeki işleri yüzünden en az üç hafta daha gelemeyeceğini söylemişti. O son telefon konuşmasında sesi hem suçlu hem de tuhaf bir şekilde özgürdü: “Deniz, orada tek başına kalacaksın. Lütfen istediğin gibi eğlen. Anladın mı? Benim iznim var. Kendini tutma.” Deniz telefonu kapattığında uzun süre yatağın kenarında oturup kalmıştı. Bu sözler kulaklarında yankılanıyordu. Kocasının açık izni onu hem rahatlatmış hem de tuhaf bir suçluluk duygusuyla doldurmuştu. Yatağa uzandığında eli istemeden bacaklarının arasına kayıyor, ıslak amını okşarken aklına hep aynı şey geliyordu: ya gerçekten bir yabancıyla olursa?
O akşamüstü Trent çiftliğe vardı. 35 yaşındaki bu yakışıklı yabancı işçi, geniş omuzları, güneşten yanmış bronz teni, mavi gözleri ve güçlü çenesiyle kapıdan girer girmez Deniz’in nefesini kesti. Tarım işçisi olarak mevsimlik gelmişti, o gece ahırın yanındaki küçük konuk odasında kalacaktı. Trent traktörü indirirken kollarındaki kaslar geriliyor, tişörtü terden vücuduna yapışıyordu. Deniz verandadan onu izlerken bacaklarını birbirine bastırdı. Amının içinin zonkladığını, yavaş yavaş ıslandığını hissetti. Trent başını kaldırıp ona baktığında göz göze geldiler. Adamın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Deniz’in içi titredi. “Merhaba, ben Trent,” dedi derin, hafif aksanlı sesiyle. “Bu gece burada kalacağım. Rahatsız etmiyorumdur umarım.” Deniz yutkundu, sesi biraz titrek çıktı: “Hoş geldin Trent. Ben Deniz. Hiç rahatsız etmiyorsun… aksine.” İçinden geçiriyordu: Tanrım, bu adam resmen yiyor beni bakışlarıyla. Kocam izin verdi diye hemen mi atlayacağım üstüne? Ama bu düşünce bile amını daha da ıslattı. Yasak heyecan, gerilimle karışık bir ateş gibi karnının altına oturmuştu.
Akşam yemeğinde masaya karşılıklı oturdular. Deniz basit ama özenli bir sofra hazırlamıştı; ızgara et, salata, sıcak ekmek ve biraz da kırmızı şarap. Işıklar loştu. Trent duştan yeni çıkmış, siyah bir tişört ve kot pantolon giymişti. Kollarındaki damarlar bile Deniz’in dikkatini dağıtıyordu. İlk bakışmalar masum gibi başladı ama sonra uzadıkça uzadı. Deniz’in eli şarap kadehine uzanırken Trent’in parmakları hafifçe onun elinin üstüne değdi. O dokunuş ikisini de dondurdu. Trent gülümsedi, “Parmakların çok ince… ve sıcak.” Deniz kızardı ama çekmedi elini. “Senin de bakışların çok… aç.” Konuşma yavaş yavaş çift anlamlı bir hal aldı. Trent çatalını bırakıp öne eğildi, “Çiftlikte yalnız bir kadın… hele kocası uzaktaysa… insanı deli eder değil mi?” Deniz bacağını masanın altında Trent’in bacağına yasladı, hafifçe sürtündü. “Kocam ‘eğlen’ dedi. Ne demek istediğini çok iyi anladım sanırım.” Trent’in gözleri karardı. Yemeğin sonuna doğru elini masanın altından Deniz’in dizine koydu, parmaklarını yavaşça uyluğunun iç tarafına kaydırdı. Deniz’in nefesi hızlandı, amından sızan ıslaklığı hissedebiliyordu.
Trent birden direkt konuştu, sesi kalın ve kararlıydı: “Kocan izin verdiyse ben de seni istiyorum Deniz. Hem de deli gibi. Seni sikmek istiyorum. Bu gece. Şimdi.” Deniz bir an dondu. Kalbi güm güm atıyordu. Tereddüt etti, Desmond’un yüzü gözünün önüne geldi ama o ateş, o çekim ağır bastı. Bacaklarının arası zonkluyordu. “Ben de seni istiyorum Trent,” diye fısıldadı sonunda, sesi arzuyla titreyerek. “Hadi… ahıra gidelim. Orada kimse yok.”
Ahırın ağır kapısını kapatır kapatmaz Trent onu saman balyalarına yasladı. Dudakları Deniz’in dudaklarını ezdi. Öpüşmeleri sert, ıslak ve açgözlüydü. Dilleri birbirine dolanıyor, Trent’in elleri Deniz’in bluzunun altından memelerini avuçluyordu. Deniz inledi, “Ahh… Trent…” Elleriyle adamın sert göğsünü, karın kaslarını okşadı. Giysiler hızla yere düştü. Deniz’in dolgun memeleri, sert pembe uçları ortaya çıktı. Trent’in kotunu indirdiğinde kalın, damarlı, uzun yarrakı dışarı fırladı. Deniz’in gözleri büyüdü. 35 yaşındaki bu adamın aleti ağır ve sertti, ucundan zaten sıvı sızıyordu. Trent onu samanların üzerine yatırdı, bacaklarını genişçe açtı ve başını amına gömdü.
Dili önce yavaşça klitorisini yaladı, sonra sertçe emdi. İki parmağını birden ıslak amına sokup hızlı hızlı pompalamaya başladı. Deniz sırtını kamburlaştırdı, “Ohh evet… yala beni Trent! Amımı yala… parmaklarını daha derin sok!” Zevk dalgaları vücudunu sarstı. Trent durmuyordu; diliyle emiyor, parmaklarıyla içini karıştırıyor, ara sıra göt deliğinin etrafını da ıslatıyordu. Deniz ilk orgazmını şiddetle yaşadı, bacakları titredi, “Boşalıyorum… ahh!” Amından fışkıran sular Trent’in çenesine aktı.
Trent onu hemen döndürdü, köpek stiline getirdi. Dizlerinin üzerine kaldırıp arkadan o kalın yarrakını bir hamlede amına gömdü. Deniz haykırdı, “Çok büyük… içimi dolduruyor!” Trent kalçalarını sıkıca tutup sert sert sikmeye başladı. Her darbe tok bir ses çıkarıyor, Deniz’in memeleri aşağı yukarı sallanıyordu. “Daha sert! Kocamın izniyle beni sik Trent! Daha sert sik, lütfen!” diye yalvarıyordu Deniz. Trent bir eliyle saçını kavradı, hafifçe geriye çekti, diğer eliyle memesini sertçe sıktı. Ritmi hızlandı, yarrakı köküne kadar girip çıkıyordu. Deniz art arda orgazmlar yaşıyordu, sesi ahırda yankılanıyordu: “Yine geliyorum… sik beni… kocamın izniyle beni mahvet!”
Pozisyon değiştirdiler. Deniz Trent’in üzerine çıktı, ıslak amını o kalın yarrakın üzerine oturttu ve deli gibi inip kalkmaya başladı. Memeleri Trent’in yüzüne çarpıyordu. Trent memelerini iki eliyle birden sıkıyor, uçlarını ısırıyor, bir yandan da saçını çekerek onu daha derine oturtuyordu. “Üstümde deli gibi sikişiyorsun… ne kadar ıslaksın,” diye homurdandı Trent. Deniz’in kalçaları hızlı hızlı çarpıyordu, sesler ıslak ve şehvetliydi. İkisi de defalarca boşaldı. Trent ilk seferinde derinlere fışkırdı, Deniz de onun üstüne yığılıp ikinci, üçüncü orgazmını yaşadı. Terleri samanlara karışmıştı. Saatler geçmişti ama durmuyorlardı; ara verip tekrar başlıyor, bazen yavaş bazen vahşi şekilde sikişiyorlardı. Deniz son orgazmında çığlık attı, vücudu kasılıp kaldı.
Nihayet yorulduklarında samanların üzerine yan yana uzandılar. Deniz ter içinde, soluk soluğa Trent’in geniş, kaslı göğsüne başını yasladı. Parmakları adamın karnındaki ter damlalarını takip ediyordu. Kalbi hala deli gibi atıyordu. Fısıltıyla, sesinde hem utanç hem de tuhaf bir hazla konuştu: “Bu gece kocamı ilk kez gerçekten aldattım ve bayıldım… hem de nasıl bayıldım.” Trent gülümsedi, iri eli Deniz’in belini okşarken aşağılara, hâlâ ıslak olan amına doğru indi. “O zaman sabah tekrar isterim seni. Bu sefer daha uzun sürer.” Deniz hafifçe güldü, sesi yorgun ama heyecanlıydı: “Kocamın izniyle sabah da seni içimde hissedebilirim ama… ya bu iş burada kalmazsa? Ya ben daha fazlasını istersem, ya sen bütün geceyi alırsan benden?”
Sözleri ahırın loş karanlığında asılı kaldı. Dışarıda rüzgâr samanları hışırdatıyordu. Deniz’in aklına Desmond’un yüzü geldi yine, ama bu sefer o düşünce bile amının hafifçe kasılmasına yetti. Trent’in parmakları hâlâ bacaklarının arasında dolaşıyordu, sanki sabahı beklemeden yeniden başlamak ister gibi. Bu ilk gece bitmişti ama aralarındaki ateş daha yeni alevlenmişti ve Deniz, bunun ikinci gecede nereye varacağını, ne kadar derinleşeceğini bilmiyordu. Göğsündeki o karışık heyecan, zevk ve yeni bir açlıkla karışmıştı. Trent’in kalp atışlarını dinlerken gülümsedi ama gözlerinde yarın için daha büyük, daha tehlikeli bir arzu parlıyordu.
Trent’in parmakları Deniz’in ıslak am dudaklarını yavaşça araladı, orta parmağı klitorisinin üzerinde daireler çizerken öbür eliyle kalçasını sıktı. Deniz göğsüne yasladığı başını kaldırdı, adamın mavi gözlerine derin derin baktı. Vücudu hâlâ orgazm artığı titremelerle sarsılıyordu ama o dokunuş yetmişti; karnının altındaki ateş yeniden alevlendi. “Daha… daha istiyorum,” diye fısıldadı titrek bir sesle. Trent’in kalın yarağı karnına değiyor, yeniden sertleşerek damarlarını belli ediyordu. Deniz elini uzattı, sıcak eti avuçladı, başparmağıyla ucundan sızan sıvıyı yaydı. İçinden geçiriyordu: Kocamın izniyle bu kadar büyük, bu kadar sert bir yarağı içimde hissetmek… Desmond’un suratı gözümün önüne geliyor ama amım kasılıyor, bırakamıyorum.
Trent doğrulup onu saman balyasının üzerine sırtüstü yatırdı. Dizlerini omuzlarına aldı, kalın yarağının başını amının girişinde gezdirdi. “Bak bana Deniz. Kocan sana ‘eğlen’ dediyse ben de seni hakkımla sikicem bu gece. Anlaştık mı?” Deniz başını salladı, dudaklarını ısırdı. “Anlaştık… sik beni Trent. Amımı kocamın izniyle doldur.” Trent bir hamlede köküne kadar gömüldü. Deniz’in sırtı kamburlaştı, tırnaklarını adamın geniş sırtına geçirdi. Her darbede tok bir şapırtı çıkıyor, samanlar çıtırdıyordu. Trent’in kalçaları hızlandıkça hızlandı; yarağı içini tamamen dolduruyor, rahmini dövüyordu. Deniz’in dolgun memeleri aşağı yukarı sallanıyor, pembe uçları sertleşmişti. Trent birini ağzına aldı, dişleriyle hafifçe ısırdı. Deniz haykırdı: “Ahh evet! Isır mememi… daha sert sik! İçimi yırtıyorsun!”
İkincisi daha vahşiydi. Trent onu samanların üzerinden kaldırdı, ahırın kalın tahta direğine yasladı. Arkadan girdi, bir eliyle saçını kavradı, diğer eliyle boğazını hafifçe sardı. Ritmi acımasızdı; her seferinde taşakları Deniz’in kalçalarına çarpıyor, ıslak sesler ahırın loşluğunda yankılanıyordu. Deniz’in bacakları titriyordu, amından sular bacak içlerine akıyordu. “Kocan uzakta… ben buradayım,” diye homurdandı Trent kulağına. “Bu am artık benim iznimle ıslanıyor, değil mi?” Deniz’in zihni bulanıktı; utanç, zevk ve isyan bir aradaydı. “Evet… senin. Kocamın izniyle senin orospunum bu üç hafta.” Sözler ağzından çıkar çıkmaz şiddetle boşaldı, amı yarağın etrafında kasılıp gevşedi, fışkıran suları Trent’in bacaklarına sıçrattı.
Trent durmadı. Onu yere, samanların üzerine diz çöktürdü. Deniz hemen öne eğildi, kalçalarını havaya kaldırdı. Trent arkasından yeniden girdi ama bu sefer parmağını da göt deliğinin etrafında dolaştırıyordu. Önce yavaşça bastırdı, sonra parmağını bir boğum soktu. Deniz’in gözleri faltaşı gibi açıldı. “İlk defa… ahh… ama devam et. Her yerimi istiyorum.” Trent’in yarağı amında gidip gelirken parmağı da götünde ritim tutuyordu. Deniz’in sesi çıkmıyordu artık; sadece boğuk inlemeler, kesik kesik nefesler. Vücudu ter içindeydi, saçları yüzüne yapışmıştı. Trent bir eliyle kalçasını tokatladı, kırmızı iz bıraktı. “Güzel kalçalar… kocan bunları böyle tokatlamış mı hiç?” Deniz başını iki yana salladı, zevkten gözleri kaymıştı. “Hayır… sen tokatla… daha sert!”
Saatler geçmişti. Gece yarısını çoktan devirmişlerdi. Trent onu kucağına aldı, saman balyalarının en yükseğine oturdu, Deniz’i kucağına yerleştirdi. Deniz bacaklarını adamın beline doladı, ıslak amını yarağın üzerine oturttu ve deli gibi inip kalkmaya başladı. Memeleri Trent’in yüzüne çarpıyor, adam da onları yalıyor, emiyor, ısırıyordu. Deniz’in kalçaları hızlı hızlı çarpıyordu; her inişinde yarak rahmini dövüyor, her kalkışında am dudakları yarağın damarlarını sıyırıyordu. “Boşal içime yine… doldur beni Trent. Kocamın izniyle dölünü alıyorum!” Trent homurdandı, kalçalarını sıkıca kavradı ve yukarı doğru vurmaya başladı. İkisi de aynı anda boşaldı. Trent’in yarağı derinlerde zonklayarak fışkırdı, sıcak döller amının içini doldurdu. Deniz’in orgazmı o kadar şiddetliydi ki kısa bir an gözleri karardı, tırnakları Trent’in omuzlarını kanatacak kadar derine battı.
Bir süre hiç konuşmadan, sadece nefes sesleri ve rüzgârın ahır çatısındaki hışırtısıyla kaldılar. Deniz adamın terli göğsüne tekrar yaslandı. Parmakları kasların üzerinde geziniyordu. Amı hâlâ hafif hafif kasılıyor, Trent’in dölleri bacak içlerinden sızıyordu. İçinden geçiriyordu: Bu kadar zevk… bu kadar açlık… Desmond’un sesi hâlâ kulaklarımda ama utanç yerine sadece daha fazla isteme var. Üç hafta uzun. Bu ilk gece sadece başlangıç.
Trent parmaklarını yine amına götürdü, sızan dölleri karıştırdı. “Sabah olsun diye bekleyemiyorum,” dedi kalın sesiyle. Deniz doğruldu, dudaklarını adamın dudaklarına yapıştırdı. Uzun, ıslak bir öpüşmeydi. Sonra kulağına fısıldadı: “Sabah burası yetmez. Seni eve alacağım. Kocamın yatağında, onun çarşaflarında seni içimde hissedeceğim. Bütün gün tarlada çalış, akşam duşunu al, sonra doğruca benim odama gel. Kapıyı kilitleyeceğiz. Perdeleri kapatacağız. Seni saatlerce, yavaş yavaş, sonra vahşi şekilde sikeceğim. Belki de mutfak masasının üzerinde… belki de verandada, yıldızların altında.”
Trent’in gözleri parladı. Deniz devam etti, sesi hem yorgun hem de kararlıydı: “Üç hafta boyunca her gece farklı bir yer. Bir gece ahırda, bir gece tarlanın ortasında battaniyenin üstünde, bir gece de banyoda duşun altında. Kocama her akşam telefon açacağım, ‘Her şey yolunda’ diyeceğim. O da bana ‘Eğlen’ diyecek. Ben de eğleneceğim. Senin yarağın amımdan çıkmayacak neredeyse.” İçinden geçiriyordu: Artık plan hazır. Trent’i buradan göndermeyeceğim. Mevsimlik işçi olarak kalsın, çiftliğe bağlansın. Desmond dönene kadar bu ateş sönmeyecek. Belki de hiç sönmez. Yarın sabah ilk iş onu evin içine sokacağım. Kocamın yastığına onun kokusunu sindireceğim.
Trent iri eliyle Deniz’in saçını okşadı, gülümsedi. “Planın hoşuma gitti. Ben de sabaha kadar dinlenip seni yine sikmek istiyorum.” Deniz hafifçe güldü, ama gözlerinde daha büyük, daha tehlikeli bir parıltı vardı. Samanların üzerine uzandılar, vücutları birbirine dolandı. Dışarıda rüzgâr şiddetlenmişti ama Deniz’in içinde bambaşka bir fırtına kopuyordu. Bu ilk gece bitmişti, ama yarın başlayacak olanlar çok daha uzun, çok daha kirli ve çok daha bağımlılık yapıcı olacaktı. Parmakları Trent’in göğsünde daireler çizerken, aklı çoktan ertesi akşamın detaylarını kuruyordu: kırmızı iç çamaşırı, açık bırakılmış pencere, kocamın dolabından aldığı şarabı Trent’le içmek… ve saatlerce, hiç durmadan sikişmek.
Gözlerini kapattığında dudaklarında küçük bir gülümseme vardı. Kocasına ihanet etmek değil, onun izniyle özgürleşmek buydu işte. Ve Deniz, bu özgürlüğü sonuna kadar kullanmaya çoktan karar vermişti. Trent’in kalp atışlarını dinlerken, planı netleşiyordu: Yarın akşam, kocamın yatağında, ilk ışıkları görene kadar onu içimden çıkarmayacağım. Ondan sonrası… kendiliğinden gelecek.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories