Written by AIEvery story here is written by an AI. Tell it what you want and it writes it for you →
Ask the writer →

Sıkı İplerle Başlayan Yalanımız

28 yaşındaki grafik tasarımcı Simone ile 32 yaşındaki dominant BDSM koçu Sergio, aralarındaki yalan söyleme oyununu sikerek bitiriyor.

9 min read September 26, 2026New

Simone yirmi sekiz yaşındaydı; serbest grafik tasarımcı olarak yaşardı, deadlinelere yetişmekle, müşteri kaprisleriyle boğuşmakla. Sergio otuz iki yaşındaydı, eskiden aynı mahallede takıldıkları o eski günlerin ardından dominant bir BDSM koçu olup çıkmıştı—kendi stüdyo dairesinde özel seanslar veriyor, ipleri, düğümleri, kontrolü sanat gibi işliyordu. İkisi de uzun yıllardır aynı WhatsApp grubundaydı; eski tanıdıklar, arada bir meme atıp duran, flörtü şakaya, şakayı flörtü çeviren bir kalabalık. O gece grup yine kaynıyordu.

Simone’un parmakları ekranda dans etti. “Sıkı iplerle yalan söyleme oyunu mu? Sergio, senin o ‘koç’ numaraların hâlâ işe yarıyor mu yoksa sadece Instagram’da poz mu veriyorsun?” yazdı, yanına dil çıkaran emojiyi basmayı ihmal etmedi.

Sergio’nun cevabı gecikmedi. “Yarın gece evime gelirsen, yalan söylemeden ne kadar dayanabildiğini bizzat gösteririm. İpler hazır. Ceza da hazır. Kabul mü, yoksa yine ‘ben sadece flört ediyorum’ yalanına mı sığınacaksın?”

Simone kahkahayı bastıramadı; mutfakta kahvesini döküyordu neredeyse. Kalbi hızlanmıştı ama. İkisi de biliyordu: bu oyunun sonunda birbirlerini bağlamak, domine etmek istiyorlardı. Açıkça. Utangaç numarası yoktu aralarında. “Tamam lan,” yazdı. “Yarın geliyorum. Ama sakın ‘efendim’ diye yalvartmaya çalışma hemen, önce gülmece kısmı.”

“Gülmece bitince ipler konuşur. Saat dokuz. Adres attım.”

Ertesi akşam Simone, Sergio’nun stüdyo dairesinin kapısını çaldı. Kapı açılır açılmaz o tanıdık alaycı sırıtış karşıladı onu. Sergio siyah tişört, koyu pantolon; kolları açıkta, bileklerinde hafif izler—işinin hatırası. Daire sade ama düzenliydi: geniş bir oturma alanı, kalın bir koltuk, duvarda asılı birkaç kaliteli ip yumağı, loş ışık.

“Vay,” dedi Simone, çantasını bırakırken. “Burası gerçekten ‘ceza evi’ mi yoksa Pinterest’ten mi çaldın dekoru?”

Sergio kapıyı kapattı, arkasına yaslandı. “Dekoru beğenmezsen iplerle bağlarız gözlerini, o zaman şikâyet edemezsin. Çay, kahve, yoksa direkt yalan makinesine mi geçelim?”

“Yalan makinesi senin o sert suratın herhalde.” Simone gülümsedi, yaklaştı. Mesafe hızla eridi. Alaycı sohbet, bildikleri o eski ritim, bir anda flörtün sıcaklığına kaydı. Sergio’nun eli beline değdi—hafif, soran. Simone geri çekilmedi.

“Soyun,” dedi Sergio alçak sesle, hâlâ gülümseyerek. “Ama yavaş. Ve her soruma doğru cevap. Yalan söylersen… biliyorsun.”

“Ne biliyorum? Ceza mı? Korkuttun mu sandın?” Simone tişörtünü başından geçirdi, sütyeninin danteli göründü. Nefesi çoktan bozulmuştu. Sergio bir yumak kalın, yumuşak ip aldı—kırmızımsı, güzel dokulu.

“Korkutmuyorum. Sadece hatırlatıyorum.” İpi avucunda gerdi, sonra Simone’un bileklerine doğru uzandı. İlk tur yavaştı: bilekleri önde, gevşek bir figür-sekiz. “Şu an ‘istemiyorum’ diyebilir misin hâlâ?”

Simone yutkundu. “Diyebilirim. İstemiyorum mesela. Bak, yalan.”

Sergio güldü, düğümü sıktı bir tık. “Yalan. Ceza puanı bir. Devam.” İpi kollarına doladı, omuzlarından aşağı, göğsünün altından geçirdi—sutyeni henüz çıkarmamıştı ama kumaş gerildi, memeleri belirginleşti. Her yeni turda Simone’un nefesi hızlandı. Bacaklarının arası çoktan ıslanmıştı; külotunun kumaşı yapış yapıştı, belli oluyordu. Sergio fark etmemiş gibi yaptı ama gözleri oraya kaydı, sırıtışı büyüdü.

“Hadi bakalım yalancı,” dedi, bir düğümü sırtına atarken, gövdesini hafifçe geriye çekip göğsünü öne çıkardığında. “Hâlâ ‘istemiyorum’ diyebiliyor musun? Bak ipler ne kadar güzel oturuyor tenine. Kalbin zıplıyor. Neren ıslak, söyle.”

Simone’un yanakları kızarmıştı ama sesi hâlâ alaycı çıkmaya çalışıyordu. “Hiç ıslak değilim. Kış geliyor, kuruluk mevsimi. Siktir et, bağla beni.” Son cümle patladı ağzından—nefes nefese, açık. İkisi de o anda uçurumun kenarına geldi. Sergio’nun gözleri karardı; gülümsemesi daha tehlikeli bir şeye dönüştü.

“İşte bu,” fısıldadı. “Doğru cevap gibi duruyor. Ama biraz daha sıkı yapalım ki yalan söyleyemeyesin.”

Kollarını arkaya aldı. Simone’un bileklerini sırtında birleştirdi, sıkıca—kaçacak yer yok, ama kan dolaşımını kesmeyecek ustalıkta. Düğümler peş peşe; omuzlar gerildi, göğüsler öne fırladı. Sergio sütyenini çözdü, düşürdü, sonra iplerle memelerinin altından ve üstünden dolayarak hafifçe sıktı—değil acıtan, hatırlatan bir baskı. Simone inledi, dizleri yumuşadı.

“Dizlerinin üstüne,” dedi Sergio. Sesinde komut vardı artık, ama hâlâ o kibirli, eğlenceli ton. Simone yere diz çöktü; halı yumuşacıktı. Sergio pantolonunu açtı, sertleşmiş sikini çıkardı—kalın, damarlı, ucu çoktan parlamış. Bir eliyle Simone’un saçını kavradı, geriye çekti, yüzünü kaldırdı.

“Aç ağzını. Ve yalan söyleme: istiyor musun bunu?”

“İstiyorum,” dedi Simone, dilini uzatarak. “Siktir, istiyorum efendim—bak yalan değil.”

Sergio sikini ağzına soktu; sertçe, derine. Simone’un dudakları gerildi, tükürük aktı. Sergio saçından tutup ritmi kontrol etti—yavaş çekip hızlı iterek, bazen boğazına kadar. Simone gözleri sulanarak emdi, dilini gezdirdi, boğulur gibi olup yine de istekle öne eğildi. Boğazı kasıldığında Sergio inledi.

“Yalan söylüyorsun değil mi?” diye alay etti, geri çekilip tükürüklü sikini dudaklarında gezdirirken. “Zevk almıyorsun. Sadece… neydi? ‘Flört’ müydünüz siz?”

Simone nefes aldı, sesi boğuk çıktı. “Evet yalan… hayır, zevk alıyorum amına koyayım. Daha ver.”

Sergio tekrar soktu, birkaç kez daha boğazına vurdu, sonra çekti. Tükürük ipliği kopmadan Simone’u kaldırdı, koltuğa yüzüstü yatırdı. Kolları hâlâ arkada bağlı; yüzü minderle, kıçı havada. Sergio külotunu yana çekti—kumaş sırılsıklamdı—ve parmaklarını araladı. Islaklık avucuna aktı.

“Bak buraya. ‘İstemiyorum’ diyen am bu mu?” İki parmağını soktu, hızlıca kıvırdı. Simone inledi, belini kamburlaştırdı. “Cevap ver. Yalan mı, doğru mu?”

“Yalan… sik beni artık,” diye yalvardı Simone.

Sergio parmaklarını çıkardı, sikini ucuna dayadı ve bir hamlede arkadan sertçe girdi. Simone’un çığlığı koltuğa gömüldü. Derin, dolu, gerilen duvarlar. Sergio belini kavradı, iplerin kenarlarından tutup çekerek her darbeyi daha da sert vurdu. Kalçalar şap şap şap sesiyle çarpıştı. Her seferinde dibi buluyordu.

“Yalan söylüyorsun,” diye dalga geçti, nefesi kesik. “Zevk almıyorsun değil mi? Amın siki yutmuyor, ıslanmıyor, sen sadece… ne? Nezaketen mi inliyorsun?”

Simone zevkten gözleri dolmuş, sesi kırık kırık çıkıyordu. Her darbede bedeni sarsılıyor, bağlı kolları geriliyor, memeleri iplerin arasında sıkışıp sallanıyordu. “Evet yalan söylüyorum… daha sert sik beni efendim. Siktir et, yalanım yalan—daha sert, lütfen—”

Sergio tempo yükseltti. Bir elini saçına götürüp başını hafifçe geri çekti, diğer eliyle kıçına bir şaplak indirdi—keskin, yanan. Simone’un amı kasıldı, sıktı onu. “Böyle mi? Yoksa hâlâ ‘sadece şakaydı’ mı diyeceksin gruba?”

“Şaka değil… ah fuck… yalan söyledim baştan beri, istiyordum, bağla, sik, domine et—” Simone’un sözleri dağıldı; sadece inlemeler, yalvarışlar kaldı. Sergio’nun sikinin her girişi onu biraz daha ileri itiyordu. İçerisi şapırtılı ıslak sesler çıkarıyordu. Düğümler tenine gömülmüş, hatırlatıyordu: kaçış yok, kontrol onda değil.

Sergio eğildi, kulağına fısıldadı, hâlâ alaycı: “Yarın gruba ne yazacaksın yalancı? ‘Sergio çok kibar ağırladı’ mı? Yoksa ‘iplerle bağlanıp ağzım sikilirken efendim diye bağırdım’ mu? Hangisi yalan?”

Simone kıkırdadı—nefes darlığından, zevkten, gerilimden kırık bir kahkaha. “İkisini de yazarım… sikmeye devam et de karar vereyim.”

Sergio güldü, ama gülüşü sert bir itişle birleşti; Simone’un nefesi kesildi. Kollarını arkadan bir kez daha kontrol etti, düğümlerin yerinde olduğunu hissetti, sonra belinden tutup açısını değiştirdi—daha derine, daha acımasızca. Parmak uçları Simone’un klitorisine uzandı, baskı yapmadan sadece daireler çizerek. Simone titredi, bacakları sarsıldı.

“Boşalma,” dedi Sergio. “Henüz. Yalan söylemeden dayanacaksın. ‘Gelmiyorum’ de bakayım.”

“Gelmiyorum,” diye zorladı Simone, sesi yalanla, zevkle titreyerek. “Hiç… ah… hiç gelmiyorum efendim, yemin ederim—”

“Yalancı.” Sergio’nun darbeleri hızlandı, derin ve ritmik. Koltuğun ayakları hafifçe gıcırdadı. Simone’un bağlı bilekleri kıpkırmızı izler bırakmaya başlamıştı; teri iplerin arasından sızıyordu. İçerideki baskı artıyor, her “yalan” kelimesi onu daha çok açıyordu. Sergio bir an yavaşladı, neredeyse çıkacak kadar geri çekildi, sonra köküne kadar gömüldü ve orada kaldı—doluyken, atarken, Simone’u doldururken.

Ama bitirmedi. Çekti kendini, nefes nefese, sikı hâlâ zıplayarak. Simone’u yan çevirdi biraz, yüzünü gördü: yaşlar, salya, dağılmış saç, kızarmış yanaklar, ve o hâlâ inatçı, kibirli gülümseme.

“Oyun bitmedi,” dedi Sergio, başparmağıyla Simone’un alt dudağını silerek. “Daha yalanların var. Daha düğümler. Daha ceza. Biraz dinlen… sonra sana ‘istemiyorum’ dedirtmeye çalışacağım tekrar. Bakalım bu sefer ne kadar dayanacaksın.”

Simone yutkundu, bağlı kollarıyla kıpırdandı, kıçı hâlâ havada, amı açık ve sızlayan. Gözleri parlıyordu. “Denersin… koç. Ama ben de yalan söylemeyi iyi beceririm. Bir dahaki sefere belki ben bağlarım seni.”

Sergio’nun sırıtışı genişledi. İpi yeniden eline aldı, henüz çözülmemiş düğümlere yeni bir tur eklemeye hazırlanırken loş ışıkta gölgeleri uzadı. Dairenin havası ter, seks ve kırmızı ip kokuyordu. WhatsApp grubu telefondan sessiz bildirimler yağdırıyordu belki; ikisi de bakmıyordu. Gece uzundu, iddia henüz kapanmamıştı, ve Simone’un “siktir et, bağla beni” patlaması hâlâ kulaklarındaydı—ikisini de daha derine, daha tehlikeli, daha zevkli bir yere çekecek şekilde.

Sergio ipi yeniden gererken Simone hâlâ koltuğa yüzüstü yığılmış, bağlı bilekleri sırtında yanıyor, amı açık ve zonkluyordu. “Dinlenmek mi? Koç, senin ‘dinlen’in bile tehdit gibi duruyor,” diye mırıldandı, sesi hâlâ alaycı ama nefes nefese. Sergio gülümseyerek ayak bileklerine doğru indi; kalın kırmızı ipi bileklerine doladı, dizlerini hafifçe ayırıp ayaklarını birbirine bağladı—kaçış imkânsız, ama hareket için minik bir pay bıraktı. “Tehdit değil, teklif. Bak, şimdi hem ellerin hem ayakların bende. Yalan söylemeye devam edebilirsin ama bu sefer ceza daha yaratıcı olacak.”

Simone kıkırdadı, yüzünü minderden çevirirken saçları dağılmış, yanakları kıpkırmızıydı. “Yaratıcı mı? Instagram’daki o pozların birini mi deneyeceksin yoksa? ‘Bakın ip sanatım’ diye story atıp hashtag mi koyacaksın?” Sergio şaplağı indirdi—tam kalçasının ortasına, keskin ve sıcak. Simone inledi, amı istemsizce kasıldı. “Story’yi sonra çekeriz. Şimdi cevap ver: Bu ipi teninde hissetmek hoşuna gidiyor mu, yoksa hâlâ ‘sadece flört’ yalanına mı sığınacaksın?”

“Hiç hoşuma gitmiyor,” diye yalan söyledi Simone, sesi titreyerek. “Berbat, sıkıcı, keşke kahve içseydik—” Sergio ikinci şaplağı vurdu, sonra üçüncüyü; her darbede kalçası kıpkırmızı oluyor, acı zevke karışıyordu. Parmaklarını amına soktu yine, üç tane birden, ıslaklık şapırtıyla aktı. “Yalan. Ceza puanı… saymayı bıraktım artık. Bak burası nasıl emiyor. Hâlâ ‘istemiyorum’ mu diyeceksin?”

Simone belini kamburlaştırdı, bağlı ayakları gerildi. “İstemiyorum efendim… ah siktir, yalan, istiyorum, daha derine—” Sergio parmaklarını çıkardı, sikini tekrar ucuna dayayıp bir hamlede girdi. Bu sefer daha yavaş, her santimi hissederek, ta ki köküne kadar gömülene kadar. Simone’un çığlığı yastığa gömüldü; ipler tenine gömülmüş, memeleri hâlâ bağlı, her itişte sallanıyordu. Sergio belinden tutup çekti, tempo tutturdu—yavaş gir, sert çık, tekrar. “Gruba ne yazacaksın yalancı? ‘Sergio’nun ipleri çok profesyonel, tavsiye ederim’ mi? Yoksa ‘amım siki yutarken efendim diye bağırdım’ mu?”

“İkisini birden… daha sert vur da karar vereyim,” diye gülümsedi Simone, nefes darlığından kırık bir kahkahayla. Sergio tempo yükseltti, kalçalar şap şap şap çarpıştı; bir eliyle saçını kavradı, başını geri çekti, diğer eliyle kıçına ritmik şaplaklar indirdi. Her şaplakta amı sıkıyordu onu, duvarlar kasılıp gevşiyor, ıslak sesler daireyi dolduruyordu. “Yalan söylüyorsun yine. Zevk almıyorsun değil mi? Sadece nezaketen mi sıkıyorsun amını? Hadi, doğru söyle.”

“Zevk almıyorum,” diye zorladı Simone, gözleri dolu, salya dudaklarından süzülürken. “Hiç… fuck… hiç almıyorum, yemin ederim koç—” Sergio durdu aniden, neredeyse çıkacak kadar geri çekildi, sadece başı içeride kaldı. Simone sızlandı, kıçını geri itmeye çalıştı ama bağlı ayaklar engelledi. “Yalancı. Bak ayakların nasıl titriyor. Boşalmak üzeresin. ‘Gelmiyorum’ de bakayım, bir daha.”

“Gelmiyorum,” dedi Simone, sesi yalanla titreyerek, kibirli gülümsemesi hâlâ dudaklarındaydı. “Hiç gelmiyorum efendim, senin sikin bile… ah… yetersiz—” Sergio güldü, gülüşü sert bir darbeyle birleşti; köküne kadar gömüldü ve orada kaldı, kalçalarını çevirerek içini taradı. Parmakları klitorisine uzandı, bu sefer baskı yaparak daireler çizdi. Simone titredi, bacakları sarsıldı, ipler gıcırdadı. “Yalancı kız. Amın damar damar atıyor. Boşalmana izin vermiyorum… ta ki doğru söyleyene kadar. İstiyor musun boşalmayı? Yalan yok.”

Simone’un iç monoloğu dağılmıştı; sadece zevk, baskı, iplerin hatırlatması. “İstiyorum,” diye patladı sonunda, sesi boğuk. “Siktir, istiyorum efendim, boşalmak istiyorum, bağla, domine et, yalan söyledim baştan beri—gruptaki her şaka, her emoji, hepsi yalandı, seni istiyordum—” Sergio’nun darbeleri hızlandı, derin, acımasız, klitorisine baskı artarak. “İyi kız. Şimdi boşal. Ama bağırarak söyle: yalanların bitti mi?”

Simone’un orgazmı patladı; amı şiddetle kasıldı, Sergio’yu sıktı, çığlığı koltuğu titretecek kadar yüksekti. “Bitti… ah fuck bitti, yalanlarım bitti, daha sert, doldur beni—” Vücudu sarsılırken Sergio de dayanamadı; birkaç sert itişten sonra içine boşaldı, sıcak damlalar taşarken inledi, belini kavradı. İkisi de nefes nefese kaldı, ter ve seks kokusu havayı ağırlaştırmıştı. Sergio yavaşça çekildi, sikinden sızan karışım Simone’un bacaklarından aktı. Düğümleri çözmeye başladı—önce ayaklar, sonra bilekler, göğüs ipleri. Her çözülüşte Simone’un teninde kırmızı izler belirdi, güzel ve geçici.

Simone kollarını öne getirdi, bileklerini ovuşturdu, hâlâ sızlayan amıyla yan yattı. Sergio yanına oturdu, su uzattı, alaycı sırıtışı yerindeydi. “Vay yalancı. Dayandın mı sandın? Bak ipler nasıl oturmuş tenine. Yarın kasların ağrıyacak, her harekette beni hatırlayacaksın.” Simone suyu yudumladı, gülümsedi, sesi hâlâ boğuk ama kibirli. “Ağrısın. Güzel ağrır. Ama itiraf edeyim: ‘sadece flört’ yalanı çoktan çöktü. Sen de biliyorsun.”

Sergio parmağıyla onun alt dudağını sildi, tükürük ve ter karışımını. “Biliyorum. Grupta yine kaynayacaklar. Ne yazacağız sence? ‘Simone geldi, çay içtik, ip sanatını konuştuk’ mu? Yoksa gerçeği mi?” Simone kıkırdadı, bağlı kalmış gibi hâlâ kıpırdanarak, bacağını onun üzerine attı. “Gerçeği yazarız belki. Ama kısaltırız. ‘Sergio’nun ipleri sıkı, ceza etkili, sik de fena değil’ falan. Sen ne dersin koç? Bir dahaki sefere… sen mi yalan söyleyeceksin?”

Sergio kaşlarını kaldırdı, eli onun kalçasına kaydı, izleri okşayarak. “Ben mi? Ben yalan söylemem. Doğrudan bağlarım. Ama dene bakalım. Ellerini çözdüm ya—hadi, göster o grafik tasarımcı parmaklarınla ne kadar sağlam düğüm atabiliyorsun. Bakalım dayanabilecek miyim ‘istemiyorum’ demeye.” Simone doğruldu, gözleri parladı, yorgun ama aç. İpi eline aldı, Sergio’nun bileklerine doğru uzanırken gülümsedi. “Dayanamazsın. Ama önce bir şey soracağım: Bu gece gerçekten ‘oyun’ muydu, yoksa baştan beri beni bu koltuğa bağlayıp sikmek mi istiyordun? Doğru söyle, yalan yok.”

Sergio’nun sırıtışı genişledi, bileklerini uzattı gönüllü. “Baştan beri. Her meme, her emoji, her ‘koç numarası’… hepsi bahaneydi. Seni böyle görmek, yalanlarını sökmek, amını ıslatmak istiyordum. Şimdi ne yapacaksın yalancı? Bağlayacak mısın beni, yoksa yine ‘ben sadece flört ediyorum’ deyip kaçacak mısın?”

Simone ipi gerdi, ilk turu bileğine attı, düğümü sıktı—ustaca değil belki ama istekli. Eğildi, kulağına fısıldadı, sesi hem alaycı hem ateşli: “Kaçmam. Ama bu sefer ceza benim. Hazır mısın koç… yoksa hâlâ ‘ben dominantım’ yalanına mı sığınacaksın?”

Rate this story

★★★★★
Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged bondage rough-sex deepthroat doggy-style dirty-talk

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.