Komşumun Dokunuşu Bira Fıçılarında Kocamı Utandırdı

Komşusu Mehmet, 28 yaşındaki karısı Estelle’i bira içtikleri bahçede kocası Trent’in gözleri önünde sertçe sikerek onu utandırdı.

9 min read September 18, 2026New

Yaz sıcağı apartmanın ortak bahçesini boğucu bir örtü gibi sarmıştı. Yirmi sekiz yaşındaki Estelle, incecik yazlığının eteklerini bacaklarına yapışmış halde plastik sandalyede oturuyor, elindeki soğuk bira şişesini avuçlarının arasında evirip çeviriyordu. Yanında otuz yaşındaki kocası Trent, tişörtünün yakasını çekiştirerek terini silmeye çalışıyordu. Karşılarındaysa kırk beşlik komşuları Mehmet vardı; kaslı göğsü tişörtünün altında belirgin, kolları güneşte bronzlaşmış, gülüşü kendinden emin. Bira fıçılarının yanına kurdukları küçük masada üçü de oturmuş, köpüklü biraları yudumluyorlardı.

Mehmet’in bakışları Estelle’in açık omuzlarında, boynunun terli çizgisinde, göğüslerinin hafif dekoltesinde geziniyordu. Saklamıyordu. Estelle bunu biliyordu ve dudaklarının kenarında ince bir gülümseme belirmişti. Trent bunu fark ettikçe midesi sıkışıyor, hem rahatsız oluyor hem de garip bir ısı yükseliyordu kasıklarına. Karısı komşunun ilgisine karşılık veriyor, bacak bacak üstüne atarken eteğini biraz daha yukarı kaydırıyor, Mehmet’e doğru hafifçe eğiliyordu.

“Sıcak berbat bugün,” dedi Mehmet, sesi kalın ve yavaş. “Ama sohbet güzel. Özellikle de seninle, Estelle.”

Estelle gülümsedi, birasını yudumladı. “Sen de güzel konuşuyorsun Mehmet. Kasların… yani vücudun bu sıcakta bile dimdik duruyor.” Sözleri kocasının yanında dökülmüştü, bilerek. Trent’in çenesi gerildi. Estelle kocasına kısa bir bakış attı; gözlerinde hem meydan okuma hem de bir davet vardı. “Trent de farkındadır herhalde.”

Trent boğazını temizledi. “Farkındayım,” diye mırıldandı. İçinden “kes şunu” demek istiyordu ama sesi çıkmadı. Mehmet’in omuzları, karısının bacaklarına kayan bakışları… utanç yakıcıydı, ama altındaki sertleşme de yalan söylemiyordu.

Birkaç bira daha indi. Sohbet yavaş yavaş kaydı. Mehmet eski sevgililerinden, yaz gecelerinden bahsetti; Estelle kahkahalar attı, sandalyesini Mehmet’e doğru biraz daha çekti. Sonra Mehmet’in eli, sanki tesadüfen, Estelle’in dizine indi. Parmakları sıcak teninde gezindi, uyluğuna doğru kaydı. Estelle irkilmedi. Gülümsedi. Bacağını araladı.

Trent nefesini tuttu. Karısının bacağı Mehmet’in elinin altında açılıyordu, bahçenin ortasında, herkesin görebileceği o yarı gölgeli köşede. Estelle Mehmet’in elini tuttu ve daha yukarı, eteğinin altına doğru itti. “Orası… evet,” diye fısıldadı, sesi boğuk. “Daha yukarı.”

Mehmet’in parmakları pamuk külotunun kenarını buldu, kumaşı ezdi, ıslaklığı hissetti. Estelle başını geriye attı, bir inilti kaçırdı. Sonra kocasına döndü. Gözleri parlıyordu.

“Beni izle,” dedi net net. “Bu gece onun olmasını istiyorum, Trent. Onun ellerini, sikini… her şeyini. Sen de istiyorsun bunu, değil mi? İkimiz de istiyoruz.”

Trent’in boğazı düğümlendi. Utanç yanaklarını yakıyordu ama belinden aşağı inen o ağır, utanç verici heyecan yalan söylemiyordu. Başını salladı. “Evet… istiyorum. İzlemek istiyorum.”

Mehmet gülümsedi, yavaşça elini çekti. “O zaman gidelim içeri. Bahçede bu kadar yeter.”

Üçü de ayağa kalktı. Estelle’in bacakları titriyordu; külotu sırılsıklamdı. Mehmet’in elini tutarak apartmanın alt katındaki dairelerine geçtiler. Mutfak tezgâhının kenarına gelir gelmez Mehmet Estelle’i arkadan kavradı, eteğini beline kadar sıyırdı, külotunu yan taraftan çekti. Estelle tezgâha yaslandı, avuçları mermere yapıştı. Trent kapının eşiğinde durmuş, nefes nefese izliyordu.

Mehmet kemerini çözdü, sertliğini çıkardı. Kalın, damarlı, ucu parlak. Estelle arkadan baktı, dilini ıslattı. “Sok onu. Sertçe.”

Mehmet belini kavradı ve bir hamlede girdi. Estelle yüksek sesle inledi; içi dolmuş, gerilmişti. Mehmet derin derin çekip geri soktu, kalçaları şap şap vurdu. Estelle başını çevirdi, kocasına baktı, gözleri yarı kapalı, ağzı açık.

“Bak kocacığım,” diye soluk soluğa konuştu. “Komşunun kalın siki içimi nasıl dolduruyor… Hissediyor musun sesini? Her darbede mideme vuruyor. Senin sikinden daha kalın, daha sert… Ah fuck, evet Mehmet, daha derine.”

Trent sandalyeye çöktü, pantolonunun önü gerilmiş, eli bilmeden oraya gitmişti. Karısının inlemeleri, Mehmet’in kalın siki her girip çıkışta ıslak sesler çıkarıyordu. Estelle’in göğüsleri tezgâha sürtünüyor, meme uçları kumaşın altında sertleşmişti. Mehmet bir eliyle saçlarını yakaladı, belini büktü, daha sert sikmeye başladı.

“Sik beni,” diye bağırdı Estelle. “Trent izliyor… kocam izliyor nasıl domaldığımı, nasıl açıldığımı. Doldur beni komşu.”

Mehmet hızlandı. Birkaç dakika sonra Estelle’i kollarından tutup salona sürükledi. Koltuk yastıklarını yere attı, Estelle’i dört ayak üstüne domalttı. Arkadan tekrar girdi, bu sefer daha vahşi, daha hızlı. Elleri Estelle’in kalçalarını eziyor, parmak izleri bırakıyordu. Estelle yüzünü yastığa gömmüş, sonra kaldırmış, kocasına bakıyordu.

“Geliyorum… ah siktir, yine geliyorum—” İlk orgazm onu sarstı; bacakları titredi, içi Mehmet’in sikini sıkıca kavradı. Mehmet durmadı. Sıkmaya devam etti. Estelle ikinciyi de aldı, boğuk çığlıklarla, tırnaklarını koltuğa geçirerek. “Daha… bırakma… kocam görsün nasıl boşaldığımı senin sikinle.”

Trent kenarda oturmuş, pantolonunu indirmiş, kendi kendini yavaşça sıvazlıyordu. Yüzü kıpkırmızıydı; utanç ve arzu birbirine dolanmıştı. Karısı komşunun altında eriyordu, ağzından kirli laflar dökülüyordu, ve o sadece izliyordu.

Mehmet aniden çekildi, Estelle’i çevirdi, dizlerinin üstüne çöktürdü. Kalın sikini Estelle’in dudaklarına sürdü. “Aç ağzını güzelim. Yut.”

Estelle itaatle ağzını açtı. Mehmet birkaç derin boğaz dabından sonra inleyerek boşaldı; koyu, sıcak döller Estelle’in diline, boğazına aktı. Estelle yuttu, bir kısmı çenesinden aktı. Dilini uzatıp ucunu temizledi, sonra Mehmet’e baktı, gülümsedi.

“Hepsi içimde,” diye fısıldadı. “Trent de gördü.”

Mehmet eğildi, Estelle’in dölle bulaşık dudaklarını öptü, derin ve sahiplenici. “Artık ne zaman istersen kapım açık güzelim. Gece gündüz.” Elini Estelle’in saçından gezdirdi, sonra pantolonunu çekti, tişörtünü düzeltip kapıya yürüdü. Giderken Trent’e kısa bir bakış attı; ne alay ne acıma, sadece bilen bir adamın bakışı.

Kapı kapandı. Bahçeden esen hafif rüzgâr perdeleri hışırdattı. Estelle yerde diz çökmüş, ter içindeki vücudu titreyerek, eteği belinde buruşuk, külotu bir kenarda unutulmuş halde kocasına döndü. Gözleri hâlâ parlıyordu; bacaklarının arasından Mehmet’in dölü sızıyordu yavaşça.

“Gördün mü?” dedi, sesi boğuk ve tok, henüz bitmemiş bir iştahla. “Komşumun dokunuşu… o kalın siki, o elleri… seni nasıl utandırdığını gördün. Ama bu sadece başlangıç, Trent. Ben daha bitmedim. O da bitmedi. Bu gece… ve bundan sonrakiler…”

Sözü yarım kaldı. Elini kocasının dizine koydu, parmakları titrek ama kararlı. Göz göze geldiler; Estelle’in bakışında hem tatmin hem de yeni bir açlık vardı. Dışarıda bira fıçıları hâlâ oradaydı, sıcak hava dağılmamıştı, ve koridordan Mehmet’in ayak sesleri uzaklaşırken salonda kalan gerilim, henüz söndürülememiş bir ateş gibi kıvrılıyordu aralarında.

Estelle’in parmakları Trent’in dizinde sıkılaştı. Ter kokusu salona yayılmıştı; koltuk yastıkları yerde dağınık, Estelle’in eteği hâlâ beline sıvanmış, bacaklarının arasından Mehmet’in koyu dölü yavaş yavaş süzülüp iç uyluğuna damlıyordu. Trent pantolonu açık, eli hâlâ yarı sert sikinin üzerinde, yüzü kıpkırmızı bakıyordu. Utanç boğazını yakıyordu ama karısının o boğuk, doyumsuz sesi kasıklarına indirdiği ateşi söndürmüyordu.

“Kalk,” dedi Estelle yumuşak ama emreden bir tonda. “Pencereyi aç. Bahçeye baksın herkes istersen… ama önce beni tekrar hazırla. O gelmeden.”

Trent ayağa kalktı, bacakları titriyordu. Perdeyi araladı; dışarıda bira fıçıları hâlâ duruyordu, sıcak hava içeri süzülüyordu. Döner dönmez Estelle onu yakasına çekti, dudaklarını kocasına bastırdı. Öpücükte Mehmet’in tadı vardı hâlâ—tuzlu, koyu, sahiplenici. Trent inledi, utançla karışık bir homurtu. Estelle elini kocasının sikine götürdü, yavaşça sıvazladı.

“Sertleşmişsin yine,” diye fısıldadı. “Karını komşunun sikiyle izlerken boşalmak istedin, değil mi? Ama boşalmayacaksın. Bekleyeceksin. Mehmet gelince senin yerini alacak, sen de kenarda oturup izleyeceksin… nasıl daha derin aldığımı, nasıl inlediğimi.”

Kapı çalındı. Üç kısa vuruş. Estelle gülümsedi, Trent’in elini bıraktı, kapıya yürüdü. Mehmet geri dönmüştü; tişörtü biraz terli, pantolonunun önü çoktan gerilmiş. Bakışları Estelle’in çıplak kalçalarına, sızan döl izine kaydı. Kapıyı arkasından kilitledi.

“Vazgeçemedim,” dedi kalın sesiyle. “Bahçede bira fıçıları hâlâ orada… aklımdan çıkmadın. Trent de hâlâ izliyor mu?”

Estelle başını salladı, Mehmet’in elini tutup salona çekti. “İzliyor. Ve istiyor. Değil mi kocacığım?”

Trent boğazını yutkundu, sandalyeye yeniden çöktü. “Evet… istiyorum. Devam et.” Sesi kısık çıkmıştı. İçinde bir yanıyla “dur” demek istiyordu ama dilinin ucuna gelmiyordu; diğer yanıyla karısının vücudunun Mehmet’in ellerinde yeniden gerilmesini, o kalın sikin tekrar içine gömülmesini izlemek istiyordu. Utanç ateşi yanaklarından boynuna iniyordu.

Mehmet Estelle’i kollarından kavradı, öptü—derin, dilini ağzına sokarak. Elleri eteği tamamen sıyırdı, yazlığı başından çıkardı. Estelle artık çırılçıplaktı; yirmi sekiz yaşındaki vücudu terli, meme uçları sert, karnı hafifçe titriyor. Mehmet onu koltuğa doğru itti, kendisi arkasında durdu. Kemeri bir kez daha çözdü, sikini çıkardı. Hâlâ yarı sertti ama Estelle’in bakışlarıyla hızla kabardı; damarlı, kalın, ucu parlak.

“Aç bacaklarını. Kocana göster,” dedi Mehmet.

Estelle koltuğa yaslandı, bacaklarını geniş açtı. Amı şişmiş, ıslak, Mehmet’in önceki dölü hâlâ kenarlarında parlıyordu. Parmaklarıyla dudaklarını araladı. “Bak Trent… hâlâ doluyum. Hâlâ onun kokusu üzerimde. Şimdi tekrar alacağım.”

Mehmet diz çökmedi; ayakta durdu, Estelle’in kalçalarını kavrayıp kenara çekti, ucunu amına sürttü. Yavaşça, sanki her santimi kocasına seyrettirmek ister gibi girdi. Estelle uzun bir iniltiyle başını geriye attı. “Ahhh… fuck, doluyor yine. Daha kalın hissediyorum… senin sikinden çok daha fazla açıyor beni.”

Trent eli sikinde yavaş hareketlerle izliyordu. Karısının amının Mehmet’in kalınlığını yutuşunu, ıslak şapırtıları, Estelle’in boğuk inlemelerini… her darbe midene vuruyordu utanç. “Konuş,” diye mırıldandı Estelle kocasına bakarak. “Söyle ona ne kadar büyük olduğunu. Söyle utandığını.”

Trent’in sesi titredi. “Büyük… senin siki daha kalın. Karımı… karımı öyle dolduruyor ki. Utanıyorum ama… izlemek istiyorum.”

Mehmet gülümsedi, temposunu artırdı. Kalçaları şap şap Estelle’in etine vuruyordu. Bir eliyle memesini yakaladı, sıkıca eziyor, diğer eliyle belini sabit tutuyordu. “Sık beni güzelim. Kocan görsün nasıl kavradığını.”

Estelle iç kaslarını sıktı, inledi. “Evet… ah siktir, her damarı hissediyorum. Trent, görüyor musun? Gözlerin önünde domalıyorum komşuna. Onun dölü hâlâ içimdeyken ikinci tur… daha sert, Mehmet, lütfen daha sert.”

Mehmet hızlandı. Estelle’i koltuğun kenarına doğru çevirdi, yüzüstü yatırdı, bacaklarını aralayıp arkadan daha derin grevler attı. Her girişte Estelle’in inlemesi yükseldi; tırnakları kumaşa geçti, ter damlaları sırtından aktı. Mehmet saçlarını yakaladı, başını hafifçe geri çekti.

“Söyle kocana,” diye soluk soluğa emretti. “Kimin siki daha iyi.”

“Seninki,” diye bağırdı Estelle utanmadan. “Seninki daha iyi, Mehmet. Daha kalın, daha uzun, daha sert vuruyor. Kocamın sikiyle kıyaslanmaz… ah evet, orası, mideme vur… Trent izliyor, kocam pantolonunu indirmiş kendini çekiyor senin sikin içimdeyken.”

Trent artık daha hızlı sıvazlıyordu. Yüzü yanıyordu; utanç ve arzu birbirine dolanmış, nefesleri kesik kesik. Karısının o kirli lafları, Mehmet’in kalçalarına indirdiği tokat sesleri, ıslak sürtünme… her şey onu daha da sertleştiriyordu. “Boşalma,” diye uyardı Estelle ona bakarak, sesi titrek. “Bekle. Benimle birlikte… ama sen sonraya. Önce o doldursun beni yine.”

Mehmet Estelle’i çevirdi, sırtüstü koltuğa yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı. Bu pozisyonda daha derin girebiliyordu; her hamlede Estelle’in göğüsleri sallanıyor, ağzı açık inliyordu. “Geliyorum… yine… siktir Mehmet, kocamın önünde boşalt beni—”

Orgazm Estelle’i sarstı. Bacakları Mehmet’in omuzlarında titredi, amı ritmik kasılmalarla sikini sıktı, yüksek sesle inledi. Mehmet durmadı; o sıkılmaların içinde hızını korudu, sonra birden çekildi, Estelle’i hızla dizlerinin üstüne indirdi.

“Ağzını aç. Yine yut.”

Estelle itaatle diz çöktü, dudaklarını araladı. Mehmet sikini boğazına kadar soktu, birkaç derin dabdan sonra inleyerek boşaldı. Koyu döller Estelle’in diline, boğazına aktı; bir kısmı dudaklarından taştı, çenesine indi. Estelle yuttu, öksürerek ama gülümseyerek. Dilini uzatıp kalanı temizledi, sonra kocasına baktı.

“Hepsi… yine içimde. Tadına bak bakayım, Trent.”

Trent öne eğildi; Estelle onu öptü, dilini kocasının ağzına soktu, Mehmet’in tadını paylaştı. Trent inledi, utançla karışık bir zevkle. Mehmet pantolonunu çekmeden önce Estelle’in saçını okşadı.

“Bir tur daha,” dedi. “Bu sefer sen üstte. Kocan net görsün.”

Estelle ayağa kalktı, Mehmet’i koltuğa oturttu. Sik hâlâ yarı sertti ama Estelle diz çöküp ağzıyla yeniden sertleştirdi—yavaş yalamalar, emmeler, dilini damarların üzerinde gezdirerek. Mehmet başını geriye attı, homurdandı. Sonra Estelle ayağa kalktı, bacaklarını açıp üzerine oturdu. Yavaşça indi; amı o kalınlığı yeniden yutarken uzun bir “ahhh” kaçtı dudaklarından.

“İzle Trent,” diye soluk soluğa konuştu, kalçalarını sallayarak. “Nasıl iniyorum… nasıl yutuyorum onu. Ellerini tut, tut ayaklarını… sadece izle.”

Trent sandalyeden kalktı, yaklaştı ama dokunmadı. Elleri yanındaydı, sik pantolonunun dışında zıplıyordu. Estelle Mehmet’in göğsüne ellerini bastırarak hızlandı; zıplıyor, kalçaları şap şap vuruyor, memeleri sallanıyordu. Mehmet onun belini kavradı, yukarı doğru itti. Her buluşmada Estelle daha yüksek inliyordu.

“Daha hızlı… evet, böyle… kocam utana utana çekiyor kendini senin sikin bende böyle giderken. Doldur beni yine. İçime boşal, herkesin duyacağı kadar sert sik.”

Mehmet tempoyu devraldı, alttan sert hamleler attı. Estelle çığlık gibi inledi; üçüncü orgazmı onu yakaladı, vücudu kilitlendi, tırnakları Mehmet’in göğsüne geçti. Mehmet birkaç saniye sonra homurdanarak boğaldı—bu sefer derinlerde, Estelle’in içine. Sıcak döller fışkırırken Estelle hâlâ kasılıyor, her damlayı emiyormuş gibi inliyordu.

“Hissediyorum… ah fuck, doluyor, taşıyor…” diye mırıldandı. Yavaşça kalktı; Mehmet’in siki kayarken arkasından koyu döl sızdı, Estelle’in uyluğundan aktı, koltuğa damladı. Estelle titreyerek yere diz çöktü, nefes nefese. Mehmet de gerindi, sikini pantolonuna yerleştirdi, tişörtünü düzeltti.

Trent hâlâ ayaktaydı, eli sikinde, boşalmak üzere. Estelle ona baktı, gülümsedi, yorgun ama parlak gözlerle. “Şimdi sen. Ama elinle. Benim amıma bakarak, onun dölü sızarken boşal. Konuş… söyle utandığını.”

Trent diz çöktü, Estelle’in bacaklarının arasına yakın. Hızlı sıvazladı, bakışları karısının şişmiş, dölle kaplı amında. “Utandım… karımı… komşuya verdim, izledim… sikini yutuşunu, boşalışını… ah siktir—”

Boşaldı. Beyaz döller eline, yere, Estelle’in ayağına sıçradı. İnlemesi boğuk, utanç dolu bir homurtuydu. Estelle parmağıyla kendi uyluğundaki karışık ıslaklığa dokundu, gülümsedi.

Mehmet kapıya yürüdü, dönerken kısa bir bakış attı. “Kapım açık. İkiniz de bilin.” Kapı kapandı.

Estelle yerde uzandı, bacakları aralık, nefesleri yavaş yavaş düzenlenirken Mehmet’in dölü hâlâ sızıyordu. Trent yanına çöktü, eli karısının terli karnında. Salonun sıcak havası, dışarıdan gelen hafif bira ve yaz kokusu, ikisinin de titreyen nefesleri… sex bitmişti. Estelle kocasının elini tuttu, parmaklarını kenetledi, gözleri yarı kapalı, vücudu hâlâ hafif kasılmalarla titreşirken mid-afterglow’un o ağır, yapışkan sessizliğinde kaldılar.

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged doggy-style creampie rough-sex dirty-talk facial

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.