Sessiz Arkadaşımın Uçak Beklerkenki İlk Öpücüğü
28 yaşındaki utangaç Ece ile 32 yaşındaki pilot Defne, ıssız havaalanı salonunda uzun süredir bastırdıkları arzularını karşılıklı rızayla öp
İstanbul Havalimanı’nın gece yarısı loş bekleme salonu, neredeyse bomboştu. Uçaklar saatlerdir rötardaydı; duyurular arada bir boğuk bir tınıyla yankılanıyor, sonra yine sessizlik çöküyordu. Yirmi sekiz yaşındaki grafik tasarımcı Ece, ceketinin yakasını çekiştirdi, dizüstü çantasını kucağına bastırdı. Karşısındaki koltukta oturan Defne ise bacak bacak üstüne atmış, pilot üniformasının ceketini açmış, boynundaki ince zinciri parmaklarıyla oynuyordu. Otuz iki yaşındaydı Defne; kendine güveni, bakışlarındaki o açık ve net arzu gibi her hareketine sinmişti.
Aynı arkadaş grubundan yıllardır tanıyorlardı birbirlerini. Nadia’nın evindeki uzun akşam yemeklerinde, Simone’un doğum günü partilerinde yan yana oturmuş, omuz omza gülmüşlerdi. Ece hep sessiz kalır, Defne’nin kahkahasına kulak kabartır, bazen bacaklarının birbirine değmesine izin verirdi. Hiçbir şey söylemezdi. Ama bakışmaları birikmişti. Hafif dokunuşlar birikmişti. Şimdi, bu ıssız salonda, o biriken şey ilk kez havayı kalınlaştırıyordu.
Defne öne eğildi. “Uçaklar gelmeyecek gibi. Belki sabaha kadar buradayız.” Sesı alçak, boğuktu. Ece’nin yanağına bakıyordu, dudaklarına değil; ama Ece yine de boğazını yutkundu.
“Ben… sessizce beklemeye alışkınım,” dedi Ece. Utangaç bir gülümseme yaydı yüzüne. “Senin gibi değil. Sen her yere sığarsın.”
Defne güldü, kısık ve sıcak. “Senin suskunluğun bana hep… çağrı gibi geldi. Sanki bir şey söylüyorsun da kimse duymuyor.” Elini uzattı, Ece’nin bileğine dokundu. Parmakları yavaşça aşağı kaydı, Ece’nin elinin üzerine kapandı. “Şimdi duyuyorum sanki.”
Ece’nin parmakları seğirdi. Defne’nin başparmağı avucunun içini okşadı, yavaş, ısrarlı daireler çizerek. İkisi de birbirinin gözüne baktı. Ece’nin gözbebekleri büyümüştü; Defne’nin bakışında ise açık bir arzu vardı, saklanmayan.
“Bunu istiyorum,” diye fısıldadı Ece. Sesı titriyordu ama kelimeler netti. “Uzun zamandır… bunu.”
Defne bir an durdu, sonra Ece’yi yavaşça kendine çekti. Koltukların arasından kaydılar, salonun loş köşesine, dev bir bitki saksısının ve yarı kapalı panjurların gölgesine. Defne’nin dudakları Ece’ninkilere değdiğinde ikisi de nefesini tuttu. İlk öpücük yumuşacıktı; sonra Ece’nin dudağı aralandı, Defne’nin dili içeri süzüldü, tatlı ve ısrarlı. Ece inledi, kısık bir sesle. Elleri Defne’nin omuzlarına çıktı, üniformanın kumaşını sımsıkı yakaladı.
Öpüşme derinleştikçe eller dolaşmaya başladı. Defne’nin parmakları Ece’nin beline indi, bluzunun kenarından içeri süzüldü, sıcak teni buldu. Ece titredi. “Devam et,” dedi, dudakları Defne’ninkilerden ayrılmadan. “Lütfen… istiyorum.”
Defne Ece’yi kucağına çekti. Ece’nin eteği yukarı kaydı, kalçaları Defne’nin uyluklarına oturdu. Defne bluzun düğmelerini teker teker açtı; her düğmede Ece’nin nefesı hızlandı. Sutyenin dantelli kenarı göründüğünde Defne eğildi, dudaklarını Ece’nin memelerinin arasına bastırdı. Diliyle danteli kenara itti, pembe ucu ağzına aldı, yavaşça emdi, dilinin ucuyla yuvarladı. Ece başını geriye attı, boğazından boğuk bir inilti koptu. “Defne… ah, orası… daha.”
Defne diğer memeyi de avuçladı, parmaklarıyla sıkıp çekti, aynı anda emmeye devam etti. Ece’nin kalçaları istemsizce kıpırdandı; ıslaklığı pantolonunun kumaşına sızmaya başlamıştı bile. Defne bunu hissetti, gülümsedi, dişlerini nazikçe uçtan geçirdi. “Ne kadar ıslanmışsın… ellerinle mi yoksa dilimle mi yoklayayım seni?”
“İkisiyle de,” diye soludu Ece. “İstiyorum. Hepsi.”
Defne eteği iyice sıyırdı. Külodu kenara çekti, parmaklarını Ece’nin ıslak amına sürdü; kaygan, sıcacık kıvrımları ayırdı, orta parmağını yavaşça içeri soktu. Ece’nin içi kasıldı, onu sardı. Defne ikinci parmağı da ekledi, başparmağıyla klitorise baskı yaparak ritmik hareketlere başladı. Hızlandı. Ece’nin iniltileri salonda boğuk boğuk yankılandı; Defne diğer eliyle Ece’nin memesini sıkmaya devam etti, ucunu parmakları arasında eziyor, emerken aynı anda parmaklarını daha derine itiyordu.
“Siktiğimin güzeli… bak nasıl sıkıyorsun parmaklarımı,” diye fısıldadı Defne. Ece cevap veremedi; sadece kalçalarını Defne’nin eline doğru itti, daha fazla, daha hızlı istediğini bedeniyle söyledi.
Sonra Ece, titreyen ellerle Defne’nin pantolonunun düğmesini ve fermuarını açtı. İç çamaşırını indirdi, Defne’nin klitorisini buldu; ıslak ve şişmişti. Ece kucağından kaydı, dizlerinin üzerine çöktü, sonra ikisi de yerde, loş halının üzerinde 69 pozisyonuna geçtiler. Defne Ece’nin bacaklarını açtı, dilini amına yapıştırdı; yaladı, emdi, klitorisi dudaklarının arasına alıp emiştirdi. Aynı anda Ece de Defne’nin amını yalıyordu—dilini yavaşça yarıktan yukarı sürüyor, klitorise odaklanıyor, arada parmaklarını da içeri sokuyordu. Karşılıklı ıslak sesler, emişler, boğuk iniltiler birbirine karıştı.
Ece’nin dili Defne’nin içindeyken Defne’nin parmakları Ece’yi daha sert parmaklıyordu; üç parmak, hızlı, ıslak şapırtılarla. Ece kalçalarını Defne’nin yüzüne bastırdı, orgazmı geldiğinde bacakları seğirdi, amı kasıla kasıla Defne’nin dilini sıktı, “Geliyorum… Defne, geliyorum—” diye boğuk boğuk inledi. Defne bırakmadı; Ece’nin zevkle titreyen amını yalamaya devam etti, kendi orgazmı da Ece’nin dili ve parmakları arasında patladı. Kalçaları kalktı, uylukları Ece’nin başını sıktı, boğazından uzun, titrek bir inilti koptu. “Ah… siktir, Ece… orası, daha yala—”
Birbirlerinin sularını yalayarak indiler. Ama yetmedi. Defne Ece’yi ayağa kaldırdı, salonun soğuk duvarına yasladı. Eteği hâlâ beline toplanmıştı; Defne kendi pantolonunu tamamen indirdi, bacağını Ece’nin bacaklarının arasına soktu, amını Ece’nin amına sürttü. Islak ten teni buldu. Tribbing sert ve ritmikti—Defne kalçalarını öne ittikçe klitorisleri birbirine sürtünüyor, kayganlık artıyor, her sürtünüşte ikisi de daha yüksek sesle inliyordu. Ece’nin sırtı duvara sürtündü; Defne bir eliyle Ece’nin memesini yakaladı, diğer eliyle kalçasını kavradı, daha sert bastırdı.
“Bak bana,” dedi Defne, nefes nefese. “İkimiz de geliyoruz yine. Beraber.”
Ece’nin gözleri yarı açıktı, dudakları aralıktı. “Evet… sürt, Defne, bırakma. İçimde hissediyorum seni… amım yanıyor.”
Defne hızlandı. Kalçaları şap şap sesiyle çarpışıyordu; ıslak sürtünme, klitorislerin birbirine basması, Ece’nin tırnaklarının Defne’nin sırtına geçmesi. İkinci orgazm ikisini birden aldı—Ece’nin bacakları titredi, dizleri yumuşadı, Defne onu duvara daha sıkı bastırarak tuttu. İkisinin de amı kasılırken sıcak ıslaklık birbirine aktı, iniltiler boğuk boğuk birbirine karıştı. Defne Ece’nin boynuna yüzünü gömdü, dişlerini nazikçe tenine bastırdı, kalçaları hâlâ yavaş yavaş sürtünmeye devam ederken ikisi de titreyerek indiler.
Nefesleri henüz düzene girmemişti. Ece’nin bluzu hâlâ açıktı, memeleri kızarmış, uçları sert; Defne’nin üniforma pantolonu dizlerinde, amı hâlâ seğiriyordu. Salonun başka bir köşesinden uzak bir anons geldi—uçakların durumuna dair belirsiz bir cümle. İkisi de kımıldamadı.
Defne Ece’nin dudağına kısa, ıslak bir öpücük daha bastı. “Bu… sadece başlangıç,” diye fısıldadı. Parmağını Ece’nin hâlâ ıslak amına sürdü, yavaşça içeri sokup çıkardı, Ece’nin yeniden inlemesine sebep oldu. “Uçak gelene kadar, ya da gelmese de… seni burada, bu loşlukta, tekrar tekrar istiyorum. Daha derine. Daha yavaş. Belki de parmaklarım yetmez, dilimle saatlerce yalamak isterim. Kabul mü?”
Ece’nin cevabı boğuk bir “evet” ve Defne’nin boynuna yapışan dudakları oldu. Parmakları Defne’nin göğsüne gitti, düğmeleri açmaya başladı yeniden. Dışarıda pist ışıkları yanıp sönüyordu; içeride ise gerilim henüz dinmemiş, iki kadının teni hâlâ birbirine yapışık, nefesleri birbirine karışmış halde, bir sonraki dokunuşu bekliyordu.
Defne’nin göğüs düğmelerini açarken Ece’nin parmakları titriyordu hâlâ. Üniformanın kumaşı kaydı, siyah sutyen belirdi; Defne omuz silkip sutyeni de aşağı itti, dolgun memeleri serbest kaldı. Ece eğildi, bir ucu ağzına aldı, dilinin ucuyla yavaşça çevirdi, emdi. Defne’nin eli Ece’nin saçlarına gömüldü, hafifçe bastırdı. “Daha sert… dişlerini de kullan,” diye fısıldadı. Ece itaat etti; dişlerini nazikçe geçirdi, aynı anda diğer memeyi avuçlayıp sıktı. Defne’nin nefesi kesildi, kalçaları öne doğru kıpırdadı.
Salonun loşluğu onları yutuyordu. Uzakta bir temizlik arabasının tekerlek sesi duyuldu, sonra yine sessizlik. Defne Ece’yi duvardan çekti, koltukların arkasına, daha gizli bir köşeye indirdi. Halının üzerine diz çöküp Ece’yi sırtüstü yatırdı. Eteği belinde toplanmış, külodu bir yana itilmişti hâlâ. Defne bacaklarını ayırdı, yüzünü Ece’nin amına yaklaştırdı. Sıcak nefesini hissettirerek önce sadece dilinin ucuyla yaladı; yukarıdan aşağı, yavaş, ısrarlı. Ece’nin belı kavis çizdi. “Defne… ah siktir, dilin… daha içeri.”
Defne dilini yarığa soktu, içeri-dışarı hareket ettirdi, sonra klitorise odaklandı. Dudaklarıyla emdi, emiştirdi, arada parmaklarını da ekledi—iki, sonra üç. Islak şapırtılar boğuk boğuk yükseldi. Ece’nin elleri Defne’nin saçlarını kavradı, kalçalarını yukarı itti. “Parmakların… kıvır onları, oraya… evet, orası!” Defne parmaklarını kıvırdı, o pürüzlü noktaya bastırdı, dilini hiç bırakmadan. Ece’nin iç duvarları kasıldı, sıcak ıslaklık Defne’nin çenesine aktı. “Geliyorum yine… bırakma—” Orgazm Ece’yi sarsarak aldı; bacakları Defne’nin omuzlarını sıktı, amı ritmik kasılmalarla parmakları emdi, boğazından uzun bir inilti koptu.
Defne parmaklarını yavaşça çıkardı, emerek temizledi, sonra Ece’nin üzerine çıktı. “Sıra sende,” dedi, sesi boğuk. Ece’yi çevirdi, kendi bacaklarını Ece’nin yüzünün iki yanına yerleştirdi. Amını Ece’nin ağzına indirdi. Ece dilini uzattı, yaladı, emdi; Defne’nin klitorisini dudaklarının arasına alıp ritmik emişler yaptı. Defne kalçalarını yavaşça salladı, Ece’nin diline sürttü. “Ah… Ece, dilin ne kadar… sıcak. Daha derine sok.” Ece iki parmağını da içeri itti, dilini klitoriste tutarken parmaklarını hızlı hareket ettirdi. Defne’nin memeleri sallanıyordu; bir eliyle birini sıktı, ucunu parmakları arasında eziyordu. “Sikiyorum dilini… bak nasıl yalıyorsun beni.” Orgazmı patladığında kalçaları Ece’nin yüzüne bastı, uylukları titredi, amından sıcak bir dalga aktı. Ece her damlasını yaladı, bırakmadı.
Nefes nefese, ikisi de yerde uzanmış, tenleri yapışıktı. Ama yetmiyordu. Defne Ece’yi kucağına çekti yeniden; bu kez yüz yüze, bacaklar dolanık. Amını Ece’nin amına dayadı, kaygan ten teni buldu. Tribbing yavaş başladı—klitorisler birbirine sürtündü, ıslak sesler yükseldi. Defne kalçalarını öne-arkaya oynattı, her sürtünüşte baskıyı artırdı. Ece’nin tırnakları Defne’nin sırtına geçti, izler bıraktı. “Daha sert… amımı ez,” diye soludu Ece. Defne hızlandı; kalçaları şap şap çarpıştı, klitorisleri her seferinde birbirine bastı. Bir eliyle Ece’nin memesini yakaladı, emdi, dişledi. “İkimizin de amı yanıyor… hissediyor musun nasıl kayıyoruz?”
Ece başını geriye attı. “Evet… sürt, bırakma. İçimde patlayacağım.” Defne bir elini araya soktu, iki klitorisi birden ovuşturdu, diğer eliyle Ece’nin kalçasını kavrayıp daha sert bastırdı. Islaklık arttı, sürtünme sesleri salonda yankılandı. Üçüncü orgazm ikisini birden yakaladı—Ece’nin bacakları seğirdi, amı kasıla kasıla Defne’ninkine yapıştı, sıcak sular birbirine karıştı. Defne’nin iniltisi boğuk bir “Ece… ah siktir” ile bitti; kalçaları hâlâ yavaşça titreyerek sürtünmeye devam etti, son damlaları da sıkarak boşalana kadar.
Yavaş yavaş sakinleştiler. Defne Ece’nin alnına yapışık saçlarını kenara itti, kısa bir öpücük kondurdu. Bluzlar açık, pantolonlar dizlerde, tenler terli ve yapışkan. Uzaktan bir anons boğuk boğuk geldi: uçakları artık kapıya yanaşıyordu, yolcular çağrılıyordu. Gerçeklik, loş köşeye sızdı.
Ece yavaşça doğruldu. Elleri titriyordu—ama bu sefer zevkten değil. Bluzunun düğmelerini kapamaya çalışırken bakışları Defne’den kaçtı. “Bu… bu oldu,” dedi, sesi kısık. “Ama şimdi ne olacak? Arkadaş grubu… Nadia, Simone… herkes. Bizi böyle görecekler mi sandın? Pilot üniformanla, benimle burada… ya biri gördüyse?”
Defne pantolonunu çekti, fermuarı kapadı. Yüzü hâlâ kızgındı ama gözlerinde bir gölge belirdi. “Görmedi kimse. Issızdı.” Yine de eli Ece’nin bileğine uzanırken duraksadı. “Ama haklısın. Yıllardır yan yana… bu kadar ileri gitmek. Uçak bizi ayıracak şimdi. Sen İstanbul’a, ben rotama. Sonra ne? Mesaj mı atacağız? ‘Dün gece amını yaladığım için teşekkürler’ mi?”
Ece külodunu düzeltti, eteğini indirdi. İçinde bir boşluk açılmıştı—zevkten arta kalan sıcaklık bile soğumaya başlamıştı. “İstiyordum. Hâlâ… belki istiyorum. Ama pişman gibi hissediyorum. Sanki bir çizgiyi geçtik ve geri dönemeyeceğiz. Sen uçuştasın, ben masamda tasarımlarla… bu sadece bir rötar fantezisi miydi? Sabah olunca utanç mı kalacak geriye?”
Defne ayağa kalktı, ceketini kapadı. Boynundaki zinciri yokladı, bakışları pist ışıklarına kaydı. “Belki de öyle. Belki de fazla hızlıydı. Seni istiyordum, evet. Ama şimdi… bir şey yanlış. Sanki bu loşluk bizi kandırdı. Uçak kapısı açılınca gideceğiz ve bu halı, bu duvar, bu ıslaklık… hatıra mı kalacak, pişmanlık mı, bilmiyorum.”
Ece çantasını kucağına bastırdı. Dudakları hâlâ şiş, memelerinin uçları bluzun altında hâlâ sertti ama göğsünde bir ağırlık birikmişti. “Kabul ettim. Her şeyi istedim. Ama şimdi kalktığımda bacaklarım titriyor ve içimde bir ‘keşke’ var. Keşke beklemeseydik. Keşke sadece öpüp kalsaydık. Çünkü bu… bitince bir boşluk bırakıyor. Sen gideceksin, ben kalacağım, ve grup sohbetlerinde yan yana otururken bu geceyi hatırlayıp boğazım düğümlenecek.”
Defne elini uzattı, sonra geri çekti. “Ben de… emin değilim artık. Zevkti. Ama yanlış bir tat var dilimde şimdi. Sanki bir şeyleri bozduk. Sessiz arkadaşım… artık o kadar sessiz kalamayacak aramızda.”
Anons tekrarlandı, kapı numarası okundu. İkisi de toparlandı, birbirinden bir adım uzaklaştı. Pist ışıkları yanıp sönüyordu hâlâ; ama içeride, tenlerindeki kurumuş ıslaklık ve dudaklarındaki son tuzlu tatla birlikte, pişmanlığın ilk soğukluğu çökmüştü bile. Ece yürümeye başladı, Defne arkasından baktı—arzusu dinmiş, yerine bulanık bir şüphe oturmuştu. Uçak onları ayıracaktı; geriye ise sadece loş bir salonun hatırası ve “acaba hata mıydı?” sorusu kalacaktı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories