Yasak Gecede Lütfen Diye Fısıldadı
Emre ile Kerem apartman çatısında yasak bir yaz gecesi tutkulu şekilde sikişti.
Sıcak yaz rüzgarı çatıya vuruyordu. Beton zeminde hâlâ günün ısısı birikiyordu, ama gece havası yavaş yavaş serinliyordu. Kerem, sırtını alçak duvara dayamış, elindeki soğuk birayı parmaklarının arasında döndürüyordu. Yirmi iki yaşındaydı; üniversitenin son sınıfındaydı, yakışıklı yüzü gece lambasının soluk ışığında daha da keskinleşmişti. Yanında Emre oturuyordu. Yirmi sekiz, karizmatik, omuzları geniş, sesi alçak ve ağır. Komşularıydı. Aynı apartmanda iki kat arayla yaşıyorlardı. Aylardır asansörde, merdivende, çöp atarken çarpışan bakışları vardı. Emre bakıyordu hep. Uzun, ağır, ağzının kenarında gizli bir gülümsemeyle. Kerem de hissediyordu o bakışları. Geceleri yatağında dönüp dururken aklına Emre’nin elleri geliyordu; kalın parmaklar, sert bilekler, o boğuk ses. İkisi de biliyordu. İkisi de istiyordu. Ama kimse ağzını açmamıştı. Bu gece çatıda yalnız kalmışlardı. Aşağıda şehir uğulduyor, uzakta bir köpek havlıyordu. Kerem yutkundu. Boğazı kuruydu.
“Sıcak,” dedi Kerem, sesi kendi kulağına bile boğuk geldi. Emre yanına kaydı. Omuzları neredeyse değiyordu. “Senden mi, yoksa havadan mı?” diye sordu Emre. Gözleri Kerem’in dudaklarına indi, orada kaldı. Kerem’in kalbi boğazına vurdu. “Bilmiyorum,” diye fısıldadı. Elleri titriyordu. Emre gülümsedi; o yavaş, tehlikeli gülümseme. “Biliyorsun. Ben de biliyorum. Aylardır bakıyorsun bana. Ben de sana. Yalan söyleme.” Kerem’in nefesi kesildi. İçinde bir şey koptu. “İstiyor musun?” diye sordu Emre, sesi alçaldı, neredeyse hırıltılı. Kerem utangaçça ama kararlı baktı. “Evet.” Kelime dudaklarından dökülür dökülmez Emre öne eğildi ve onu sertçe öptü.
Öpücük bir sel gibiydi. Emre’nin dili Kerem’in dudaklarını araladı, içeri daldı, dişlerini hafifçe ısırdı. Kerem inledi, elleri Emre’nin göğsüne gitti, tişörtün altındaki sert kasları hissetti. Emre’nin eli saçlarına dolandı, kafasının gerisinden tutup öpüşmeyi daha da derinleştirdi. Tükürükleri karıştı, nefesleri birbirine girdi. Emre’nin diğer eli Kerem’in beline indi, tişörtünü sıyırıp çıplak tenine bastı. Sıcak, terli deri. Kerem kalçalarını istemeden öne itti. Pantolonunun içinde siki çoktan sertleşmiş, kumaşa sürtünüyordu. Emre bunu fark etti. Elini aşağı kaydırdı, avucuyla Kerem’in şişkinliğini yakaladı, sıktı. “Bak ne kadar sert olmuşsun,” diye fısıldadı dudaklarının arasına. “Benim için mi bu?” Kerem başını salladı, gözleri yarı kapalı. “Evet… sik beni Emre… lütfen.” Emre’nin dominant tavrı, o sert avuç, Kerem’i deli ediyordu. Artık duramayacaklarını ikisi de biliyordu. Gerilim kırıltı gibi patlamaya hazırdı.
Emre Kerem’i ayağa kaldırdı, çatı duvarına doğru itti. Sırtı soğuk betona çarptı. Emre pantolonunun düğmesini açtı, fermuarı indirdi, boxer’ıyla birlikte aşağı çekti. Kerem’in siki dışarı fırladı; kalın, damarlı, ucu sızmış, kızarmış. Emre diz çöktü. Hiç beklemeden ağzını açıp o siki boğazına kadar aldı. Kerem’in beli kavis yaptı. “Ah… fuck… Emre…” Emre emiyordu; ıslak, gürültülü, boğazının gerisine kadar. Eliyle taşaklarını okşarken diliyle başını yalıyor, sonra tekrar yutuyordu. Kerem’in parmakları Emre’nin saçlarına gömüldü. Emre bir süre daha emdikten sonra ayağa kalktı, iki parmağını ağzına götürüp ıslattı. “Dön,” diye emretti. Kerem duvara dönük dört ayak pozisyonuna geçti; pantolonu dizlerinde, kalçaları havada, götü Emre’ye açık. Emre ıslak parmaklarını yavaşça içeri soktu. Önce bir, sonra iki. Kerem inledi, alnını duvara dayadı. “Gevşe… al beni,” dedi Emre. Parmaklarını kıvırarak o noktaya bastırdı. Kerem titredi. “Hazırım… sok artık.”
Emre kendi pantolonunu indirdi. Kalın siki dışarı çıktı; Kerem’inkinden daha uzun, damarları belirgin. Başını Kerem’in girişine dayadı, yavaşça ama derinlemesine itti. Kerem’in götü gerildi, sonra yavaş yavaş yuttu. Emre ta köküne kadar girdi. İkisi de aynı anda inledi. “Sıkı… çok sıkısın,” diye hırıldadı Emre. Sonra geri çekilip sertçe soktu. Kalçaları şapırdayarak çarpıştı. Ritim hızlandı. Emre Kerem’in belini tutmuş, her seferinde daha derin vuruyordu. Kerem’in siki havada sallanıyor, her darbede pre-cum damlatıyordu. “Daha sert… lütfen,” diye inledi Kerem. Emre eğilip boynunu ısırdı, dilini kulağına gezdirdi. “Senin götün benim. Anladın mı?” Kerem başını salladı, nefes nefese. “Seninim… sik beni daha çok.”
Emre pozisyon değiştirdi. Kerem’i çevirip kucağına aldı; sırtı Emre’nin göğsüne yaslı, bacakları iki yana açık. Emre sikini aşağıdan yukarı doğru tekrar soktu ve Kerem’i kaldıra kaldıra sikmeye başladı. Yerçekimiyle her inişte daha derine oturuyordu Kerem. Elleri Emre’nin kalçalarına tutunmuş, inliyordu. Emre bir eliyle Kerem’in sikini yakaladı, aynı ritimde sıvazladı. Öbür eliyle memesini sıkıp uçlarını çimdikledi. Terleri birbirine karışmıştı. Dudakları buluştu; dil dil, diş diş. Emre Kerem’in boynunu emdi, mor izler bıraktı. Kerem de Emre’nin ağzına sahip oluyor, dilini emiyor, “daha… daha hızlı” diye fısıldıyordu. Emre hızlandı. Dominant, acımasız, ama her darbede Kerem’in zevkini okuyan bir biçimde. “İçine boşalacağım,” diye hırladı. “Dolduracağım seni.” Kerem’in gözleri yaşardı zevkten. “Boşal… içime bas… lütfen.”
Emre son darbelerini vurdu; sert, derin, aralıksız. Sonra bir iniltiyle boşaldı. Sıcak cum Kerem’in içini doldururken bir kısmı kenarlarından taştı. Aynı anda Kerem kendi sikini sıkıca kavradı, birkaç kez çekti ve fışkırttı; cum’u karnına, göğsüne, hatta Emre’nin eline sıçradı. İkisi de sarsılarak nefes nefese kaldı. Emre hâlâ içlerindeydi, yavaş yavaş yumuşuyordu. Kerem’i çevirip göğsüne yasladı. Terli alnına yumuşak bir öpücük kondurdu. Kolları Kerem’i sarıyordu. Çatıda rüzgar biraz daha serinlemişti ama ikisinin teni hâlâ yanıyordu. Kerem’in kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Emre’nin parmakları belinde geziyor, yavaşça okşuyordu. Hiçbiri konuşmuyordu. Aşağıdan bir kapı sesi geldi; uzak, belirsiz. Emre’nin eli Kerem’in kalçasına indi, parmak uçları hâlâ ıslak olan girişine dokundu. Kerem titredi. Emre kulağına eğildi. “Bu sadece başlangıç,” diye fısıldadı. “Ben bitmedim seninle. Ve sen de… hâlâ sertsin bak.” Kerem’in siki gerçekten yeniden kıpırdanıyordu. Emre gülümsedi, karanlıkta. “Aşağı inmeden önce bir tur daha… ya da sabaha kadar. Ne dersin?” Kerem cevap vermedi; sadece Emre’nin dudaklarını tekrar buldu, bu sefer daha yavaş, daha aç. Çatıda yasak gece henüz bitmemişti. Uzakta bir siren öttü. Emre’nin parmakları yeniden içeri kayarken Kerem’in iniltisi rüzgara karıştı.
Emre’nin ıslak parmakları Kerem’in hâlâ gevşek, sızan deliğine yeniden battığında Kerem’in nefesi boğazında düğümlendi. İki parmak, sonra üç; Emre kıvırarak o şişmiş, hassas noktaya bastırdı, bastırdı, bastırdı. Kerem’in siki karnına yapışmış, yeniden kan doluyordu; her bastırışta ucundan ince bir ip gibi pre-cum süzülüyordu. Emre kulağına yapıştı, dişiyle kulak memesini eziyor, fısıldıyordu: “Hâlâ açık kalmışsın. Az önce içine doldurdum, hâlâ sızıyor. Elini götüne götür, hisset.”
Kerem titreyen parmaklarını arkaya uzattı. Emre’nin parmaklarının yanından kendi deliğine dokundu; kaygan, sıcak, Emre’nin cum’uyla lapa lapa. “Sik… amına koyayım ne kadar ıslak,” diye homurdandı. Emre parmaklarını çekti, yerine aniden kendi kalın yarrağını dayadı. Bu sefer yavaş yoktu. Köküne kadar tek hamlede gömdü. Kerem’in çığlığı boğuk bir iniltiye dönüştü; alnı soğuk betona çarptı, tırnakları duvarı kazıdı. Emre belini iki elle kavradı, tırnaklarını etine geçirdi ve vurmaya başladı. Sert, kısa, acımasız darbeler. Her şapırtıda taşakları Kerem’in ıslak götüne çarpıyor, her geri çekilişte cum köpük gibi kenarlardan fışkırıyordu.
“Bak nasıl yutuyorsun beni,” diye hırladı Emre. “Götün hâlâ benim cum’umu sıkıyor. Sık daha. Sık lan.” Kerem kaslarını sıktı; Emre’nin siki o dar etin içinde zonkladı. Emre daha da hızlandı. Kalçaları şak şak şak birbirine vuruyordu. Kerem’in siki havada savruluyor, her darbede karnına vuruyordu. Emre bir elini öne uzatıp o siki yakaladı, sertçe sıvazladı, başparmağıyla yarık başı ovaladı. “Boşalma. İzin vermeden boşalma. Anladın mı?”
“Anladım… ah fuck… anladım,” diye inledi Kerem. Gözleri yaşlı, ağzı aralık, salyası çenesinden süzülüyordu. Emre onu duvardan çekip yere indirdi; beton hâlâ sıcaktı. Kerem’i sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı, dizlerini göğsüne doğru katladı. Pozisyon onu tamamen açmıştı. Emre diz çöküp yarrağını tekrar soktu; bu sefer açı o kadar derindi ki Kerem’in nefesi her batışta kesiliyordu. Emre eğildi, Kerem’in açık ağzına tükürdü, dilini soktu, aynı ritimde hem götünü hem boğazını sikiyordu. Kerem boğulur gibi yutkundu, Emre’nin dilini emdi, “daha derin… götümü parçala” diye mırıldandı.
Emre doğruldu, Kerem’in ayak bileklerini tutup bacaklarını daha da açtı. Yarrağı girişten çıkıp giriyor, her seferinde o şişmiş, kızarmış halkayı geriyordu. “İzle,” dedi Emre. “Kendi götünün nasıl yediğini izle.” Kerem başını kaldırdı, bacaklarının arasından bakmaya çalıştı; Emre’nin damarlı, parlamiş siki girip çıkıyordu, her çıkışta beyaz cum ipleri uzuyordu. Manzara Kerem’i delirtti. “Sik beni… sik beni mahvet… lütfen Emre…”
Emre birden çekildi. Kerem’in boş kalan deliği bir an kıpırdadı, açık kaldı. Emre Kerem’i ters çevirdi, karnının üstüne yatırdı, kalçalarını havaya kaldırdı. Bu sefer dilini bastırdı. Islak, düz, geniş dilini Kerem’in cum dolu deliğine sürdü, içeri soktu, yaladı, emdi, kendi cum’unu yutarak götü temizledi. Kerem’in boğuk feryadı çatıya yayıldı. Emre dilini çekip yerine iki parmağını, sonra dilini, sonra parmaklarını soktu; karışık, pis, ıslak. “Tadın bu,” diye homurdandı. “Kendi götünün ve benim dölümün tadı. Yala.” Elini Kerem’in ağzına götürdü; Kerem parmakları yaladı, Emre’nin cum’unu ve kendi tadını yuttu, dilini aralarına soktu.
Emre yeniden kalktı, yarrağını Kerem’in diline sürdü. Kerem açgözlüce yaladı, başını yuttu, boğazına kadar aldı, tükürdü, tekrar yuttu. Emre saçlarını yakalayıp sikti boğazını; burun delikleri Kerre’in kasığına değene kadar. Kerem gözleri dolmuş, salyası boynuna akıyordu ama eli kendi sikinde, çılgın gibi çekiyordu. Emre çekildi, tükürüğü ve pre-cum’u Kerem’in diline aktı. “Yere kapan. Götünü daha aç.”
Kerem ellerini ve dizlerini betona koydu, belini çukura indirdi, kalçalarını yukarı itti. Emre arkasına geçti, yarrağının başını o sızan deliğe sürttü, sürttü, sonra birden girdi. Bu tur vahşiydi. Emre Kerem’in saçlarını yakaladı, başını geriye çekti, belini kırarak vuruyordu. Her darbe Kerem’in taşaklarını sallıyor, siki karnına vuruyordu. “Senin götün… ah… senin götün bir orospu deliği gibi açılıyor bana. Aylardır merdivende bakıyordun ya… işte bu yüzden. Bu götü almak için.”
“Al… al hepsini… içime bas yine,” diye inledi Kerem. Sesı kırık, yalvarırcaydı. Emre hızını artırdı; şapırtılar ıslak, taşak sesleri tok, nefesler hırıltılıydı. Bir eliyle Kerem’in sikini alttan kavradı, başparmağını deliğine bastırarak sıvazladı. Kerem’in bacakları titremeye başladı. “Boşalacağım… Emre… tutamıyorum…”
“Boşal. Götünü sıkarak boşal. Yarrağımı sağ.” Emre son birkaç darbeyi öyle derin vurdu ki Kerem’in nefesi kesildi. Kerem bir çığlıkla boşaldı; cum fışkırarak beton’a, kendi göğsüne, Emre’nin eline aktı. Kasları Emre’nin sikini ritmik sıktı. Emre o sıkışmayı hisseder hissetmez hırladı, birkaç kez daha sert vurdu ve ikinci kez boşaldı. Sıcak, yoğun cum Kerem’in içine, hâlâ dolu olan yere yeniden aktı; fazla olan kenarlardan köpürerek aktı, taşaklarına, bacaklarına süzüldü.
Emre henüz çekilmedi. İçeride zonklayan yarrağıyla Kerem’i eziyor, yavaş yavaş ileri geri sürtünüyordu. Kerem sızlanıyordu; aşırı hassas, her sürtünüşte zevkten kıvranıyordu. Emre eğildi, boynunu ısırdı, omzunu emdi, mor izler bıraktı. “Hâlâ içindesin… hâlâ dolusun. Bak ne kadar taşıyor.” Elini arkaya götürüp birleştikleri yeri yokladı; parmakları kaygan dölü topladı, Kerem’in ağzına götürdü. Kerem yaladı, yuttu, dilini Emre’nin parmaklarına doladı.
Emre yavaşça çekildi. Yarrağı ıslak, parlamiş, hâlâ yarı sert çıktı. Kerem’in deliği bir an açık kaldı, döl sızdırdı, sonra yavaş yavaş kapandı. Emre Kerem’i yan çevirdi, bacaklarını ayırdı, o sızan deliğe yüzünü gömdü yeniden. Dilini soktu, emdi, cum’u yutarak götü temizledi, dilini içeri kıvırdı. Kerem’in siki yavaş yavaş yeniden kalkıyordu; üçüncü tur için. Emre başını kaldırdı, dudakları parlak, “Bir daha,” dedi. “Sabaha kadar demiştim. Sikini tut. Ben yerken çek.”
Kerem elini kendi sikine sardı, yavaşça çekmeye başladı. Emre dilini, parmaklarını, sonra yine dilini kullanıyordu; göt deliğini yalıyor, genişletiyor, Emre’nin ikinci boşalmasından kalanları temizliyordu. Kerem’in iniltisi rüzgara karışıyordu. Emre birden doğruldu, Kerem’i kucağına çekti; bu sefer Kerem üstte, bacakları iki yana açık. Emre yarrağını dik tuttu. “Otur. Yavaş yavaş. Hissederek otur.”
Kerem dizlerini kırdı, o şişmiş, sızan deliğini Emre’nin başının üstüne getirdi, yavaşça indi. Et gerildi, yuttu, ta ki taşaklar götüne değene kadar. İkisi de uzun bir inilti çıkardı. Kerem ellerini Emre’nin geniş göğsüne bastırdı, kalçalarını kaldırıp indirmeye başladı. Emre’nin elleri Kerem’in belinde, onu yönlendiriyor, bazen sertçe aşağı çekiyordu. “Daha hızlı. Götünü salla. Bana göster.” Kerem hızlandı; zıplıyor, her inişte derin bir ses çıkarıyor, her çıkışta cum ipleri uzuyordu. Emre bir eliyle Kerem’in sikini yakaladı, aynı ritimde çekti. Öbür eliyle Kerem’in memesini sıktı, uçunu çimdikledi, çekti.
Terleri şırıl şırıl akıyordu. Kerem’in saçları alnına yapışmış, gözleri yarı kapalı, ağzı aralıktı. “İçimde… yine boşal… doldur beni… taşır… lütfen…” Emre kalçalarını yukarı iterek Kerem’in ritimine uydu; her seferinde daha sert, daha derin. Sesler ıslak şapırtılara, ten şakırtılarına, boğuk küfürlere dönüşmüştü. “Sik… amına koyayım ne kadar sıkı kaldın hâlâ. Üçüncü kez yiyorsun beni ve hâlâ daracık.”
Kerem birden ritmini bozdu, daha da sert indi, Emre’nin sikini köküne kadar aldı ve orada kaldı, kasılarak. Emre hırladı, Kerem’in belini kavrayıp onu kaldırmadan yerinde sikmeye başladı; kısa, öfkeli, derin darbeler. Kerem’in siki Emre’nin karnına sürtünüyor, pre-cum bırakıyordu. “Boşalacağım… yine… götünde boşalacağım lan…” Emre birkaç darbe daha vurdu ve üçüncü kez boşaldı; sıcak dalgalar Kerem’in içine vurdu, Kerem de aynı anda kendi sikinden fışkırttı; cum Emre’nin göğsüne, boynuna, çenesine sıçradı. Kerem sarsılarak Emre’nin üstüne yığıldı, ama Emre onu hemen kaldırmadı; içeride zonklayan yarrağıyla bir süre daha yavaş yavaş sürttü, son damlaları da içine aktardı.
Kerem nefes nefese, titreyerek doğrulmaya çalıştı. Emre hâlâ içlerindeydi. Elini arkaya götürüp birleşim yerini yokladı, parmaklarını döl dolu aralığa soktu, yan yana kendi sikiyle birlikte hareket ettirdi. Kerem inledi, aşırı dolu, aşırı hassas. Emre parmaklarını çekti, o koyu, koyu karışımı Kerem’in diline sürdü. Kerem yaladı, yuttu, göz göze bakarak emdi. Emre gülümsedi; o karanlık, doyumsuz gülümseme. “Aşağı inmiyoruz. Sabah ezanına kadar bu götü kullanacağım. Bir daha kalkana kadar dilinle temizle beni. Sonra yine sokacağım. Ve sen ‘lütfen’ diye fısıldamaya devam edeceksin.”
Kerem Emre’nin hâlâ yarı sert, dölle kaplı yarrağından yavaşça kalktı; deliği boşalınca kalın bir cum pınarı bacaklarının arasından beton’a aktı. Dizlerinin üstüne çöktü, Emre’nin bacaklarının arasına girdi, o ıslak, kokulu, cum’lu siki dilinin üstüne aldı, kökünden başına kadar yaladı, taşaklarını ağzına aldı, emdi, dilini aralarına gezdirdi, sonra yeniden yarrağı boğazına kadar gömdü. Emre saçlarını tuttu, yavaşça boğazını sikmeye başladı yeniden. Kerem’in eli kendi bacaklarının arasına gitti; parmaklarını kendi sızan, şişmiş, dolu deliğine soktu, Emre’nin dölünü çıkarıp parmaklarını yaladı, sonra yine deliğine soktu. Emre’nin siki boğazında şişerken Kerem götünü parmaklıyor, inliyor, tükürük ve cum karışımını yutuyordu.
Emre çekildi, Kerem’i yeniden dört ayak yaptı, arkadan dayandı, başını o kırmızı, şiş, döl sızıran deliğe sürttü ve bir kez daha, bu sefer ta köküne kadar, tek seferde, acımasızca gömdü. Kerem’in “ahhh—sik beni—daha—lütfen—” diye boğuk feryadı geceye karıştı. Emre belini kırdı, her darbede taşaklarını şapırdatarak vurdu, bir eliyle Kerem’in saçını çekti, öbür eliyle göt yanaklarını ayırıp deliğin nasıl yuttuğunu izledi. Cum her çıkışta köpürüyor, her batışta şapırdıyordu. “Bu göt… bu açık, ıslak, döl dolu göt sabaha kadar benim yarrağımı sağacak. İçini beyaza boyayacağım. Taşıracağım. Sırtına, ağzına, taşaklarına da süreceğim. Ve sen her seferinde ‘lütfen’ diyeceksin.”
Kerem’in cevabı kırık bir fısıltıydı, her darbede parçalanarak: “Lütfen… sik… doldur… mahvet… lütfen…” Emre hızlandı, son bir tur daha, daha sert, daha derin, ta ki Kerem’in bacakları titreyip betona yığılana, götü aralıksız kasılıp Emre’nin dördüncü boşalmasını emercesine sıkana kadar. Emre boğuk bir küfürle boşaldı; sıcak jetler Kerem’in bağırsaklarına vurdu, fazla olan basılamayınca kenarlardan fışkırdı, bacaklarını boyadı. Emre çekmedi. İçeride kaldı, yavaş yavaş, pis pis sürttü, son damlaları da o şişmiş halkaya sürdü. Sonra yarrağını çıkardı, hâlâ sert ucunu Kerem’in açık deliğine, yumuşak göt yanaklarına, bel çukuruna sürttü; kalan dölü her yere bulaştırdı. Kerem yüzüstü yatmış, bacakları aralık, deliği seğirerek sızdırıyor, kendi siki betona yapışmış, yeniden kıpırdanıyordu.
Emre Kerem’in başını kaldırdı, yarrağını dudaklarına sürttü. “Yala. Hepsini yala. Götünden gelen, taşaklarımdan gelen, senin ağzından taşan… hepsini. Sonra o deliği yine açacağım. Bu gece bitmiyor. Senin götün sabah ezanına kadar benim cum makinem.” Kerem dilini çıkardı, Emre’nin ıslak, dölle parlayan sikini yaladı, başını emdi, kendi götünden sızan karışımı da parmaklayıp diline sürdü, yuttu, göz göze bakarak yuttu. Emre’nin eli saçlarındaydı, kalçası hafifçe ileri geri gidiyor, boğazı yavaş yavaş sikiyordu yine. Uzakta ezan sesi yoktu henüz; sadece rüzgar, uzak bir siren ve Kerem’in boğuk, ıslak, yutkunma sesleri. Emre yarrağını Kerem’in boğazının gerisine kadar soktu, orada tuttu, Kerem’in burnu kasığına gömülüyken fısıldadı: “Yut. Hepsi senin. Ve o açık göt deliğin… az sonra yine dolacak, ta ki yürüyemeyene, oturamayana, her adımda döl sızırana kadar. Anladın mı, orospu?” Kerem boğazı dolu, gözleri yaşlı, başıyla onayladı; Emre çekilince Kerem nefes alıp tükürük ve cum karışımını yutkundu, dilini uzatıp Emre’nin taşaklarını yaladı, sonra kendi arka deliğine iki parmağını birden sokup o sıcak, koyu dölü çıkarıp parmaklarını Emre’nin yarrağına sürdü, ikisini birden yaladı. Emre’nin siki yeniden dimdik olmuştu. Emre Kerem’i saçından tutup kaldırdı, duvara yapıştırdı, bacağını yukarı kaldırdı ve o sızan, şiş, kırmızı deliğe yarrağının başını dayayıp tek hamlede, köküne kadar, şap diye gömdü; Kerem’in “lütfen—ahhh—sik—doldur—lütfen—” diye parçalanmış fısıltısı geceye karışırken Emre her darbeyi daha derine, daha pis, daha ıslak vuruyor, cum köpükleri her çıkışta fışkırıyor, Kerem’in siki duvara sürtünüp pre-cum bırakıyor ve Emre kulağına yapışıp son cümleyi tükürüyordu: “Bu göt deliğin sabaha kadar benim dölümü sağacak, her damlasını yutacak, sonra da kalkıp merdivenden inerken bacaklarının arasından sızırırken ‘teşekkürler Emre’ diyeceksin, anladın mı seni doyumsuz göt orospusu.”
Rate this story
Popular Collections
Browse Categories