Yıkama Makinesinin Gölgesinde En Yakın Arkadaşımın Kalçalarına Teslim Oldum
En yakın arkadaşım 27 yaşındaki Emre'nin kalçalarına yıkama makinesinin yanında dayanamayıp sertçe anal siktim.
Yirmi sekiz yaşındayım, makine mühendisiyim. En yakın arkadaşım Emre yirmi yedi, grafik tasarımcı. Yazın o cehennem sıcağında kliması patlayınca çamaşır sepetini kucağına alıp kapıma dayandı. “Abi makinem de yok, seninkini kullanayım mı?” dedi, o tanıdık, hafif kurnaz gülümsemesiyle. Tabii ki dedim. Benim ev daracık; banyo özellikle. Yıkama makinesi duvara yaslanmış, etrafında iki kişinin yan yana durması bile zor.
Emre çamaşırları doldururken eğildi. Dar şortunun kumaşı o sıkı, yuvarlak kalçalarına yapışmıştı. Uzun zamandır bastırdığım bir şey vardı içimde. Onunla barlarda omuz omuza otururken, film izlerken yan yana uzanırken hep o kalçalara bakardım. Hep “bir gün” derdim kendi kendime. O gün gelmişti işte. Makinenin yanındaki o dar alanda dururken kalçaları bana dönüktü, hafifçe kıpırdandı bir şey alırken. Sikim şortumun içinde sertleşmeye başladı. Utanmadım bile. Yılların bastırması bir anda kabardı.
Emre doğruldu, bana baktı. Gözlerim hâlâ kalçalarındaydı. Fark etti. Sinsi sinsi gülümsedi, dilini alt dudağına gezdirdi. “Ne bakıyorsun öyle?” dedi alçak sesle. Sesinde alay yoktu, davet vardı. “Uzun zamandır bakıyorum,” dedim, sesim boğuk çıkmıştı. “Biliyorum,” dedi. İkimiz de o anı istediğimizi açıkça hissettik. Klimasız evin boğucu sıcağı, makinenin uğultusu, aramızdaki o ince gerilim… Hepsi birleşti.
Birkaç dakika içinde flörtöz bakışlar laf atmaya dönüştü. “Şortun çok dar bugün,” dedim. Emre omuz silkti, bilerek kalçalarını makinenin kenarına yasladı, hafifçe geriye doğru itti. “Rahat olsun diye giydim. Yoksa rahatsız mı ediyor?” Suratıma doğru dönüp kaşını kaldırdı. Dayanamadım. Arkasından yaklaştım, göğsümü sırtına yapıştırdım. Ellerim beline gitti. Boynuna eğildim, sıcak tenini öptüm. Emre inledi, boğuk bir ses. “Yap hadi… istiyorum,” diye fısıldadı. O fısıltı kontrolü tamamen kopardı. İkimiz de teslim olduk birbirimize.
Ellerim şortunun lastiğine girdi, aşağı indirdim. Külotsuzdu. O yusyuvarlak, sıkı kalçalar çıktı ortaya, makinenin metaline yaslanmış. Avuçlarımla sıktım, ayırdım. Emre eğildi daha fazla, kalçalarını açtı bana. “Bakma sadece,” dedi nefes nefese. Diz çöktüm. Önce parmağımı ağzıma götürüp ıslattım, deliğinin etrafında gezdirdim. Sonra dilimi uzattım. Sıcak, dar deliğini yaladım. Emre inledi, “Ahh siktir…” diye. Dilimi soktum içeri, derinlemesine yaladım, tükürüğümle ıslattım. Kalçaları titriyordu ellerimin arasında. “Daha… dilini sok,” dedi. Soktum, gir çık yaptım dilimle. Tadı, kokusu, o anın sahiciliği… yıllardır hayal ettiğim şeydi.
Ayağa kalktım. Pantolonumu indirdim, sikim fırladı dışarı, dimdik, damarları kabarmış. Tükürdüm avucuma, sikimin başına sürdüm, iyice ıslattım. Emre arkadan bakıyordu omzunun üzerinden. “Yavaş sok başta,” dedi ama sesi sabırsızdı. Kalın başımı deliğine dayadım. Bastırdım. Sıkı, sıcak bir halka yavaş yavaş açıldı, başımı yuttu. Emre “Fuck…” diye inledi, parmakları makinenin kenarını sıktı. “Alıyor musun?” diye sordum. “Alıyorum… sok hepsini.” Yavaş yavaş içeri girdim. O dar, ateş gibi göt deliği sikimi sardı, ezdi. Dibine kadar gömüldüm. Durduk bir saniye, ikimiz de nefes aldık. Sonra yavaş yavaş çekip tekrar sokmaya başladım.
Gidip gelmeler hızlandı. Kalçalarına çarpmaya başladım, şap şap sesleri banyoda yankılandı. Emre “Daha sert… parçala beni,” diye inliyordu, kalçalarını geriye itiyordu her seferinde. Ellerim belinde, parmak izi bırakacak kadar sıkı tutuyordum. “Senin götün… yıllardır istiyordum bunu,” dedim nefessim kesik. “Biliyorum amına koyayım, sik beni,” dedi. Sertçe vurmaya devam ettim. Makine sarsılıyordu altımızda, çamaşır programı dönüyordu hâlâ, uğultu inlemelere karışıyordu.
Pozisyon değiştirdik. Sikimi çıkardım, Emre’yi çevirdim, makinenin üzerine oturttum. Bacaklarını omuzlarıma aldım. Yine dayadım deliğine, bu sefer daha derin, daha rahat açıdan girdim. Emre’nin sikimi de dimdikti, göbeğine yapışmış, ucundan sızıyordu. Derin anal penetrasyonla devam ettim. Her vuruşta taşaklarım kalçalarına çarpıyor, o da “İşte orası… ah daha derine” diye bağırıyordu. Ter akıyordu ikimizin de yüzünden, sırtından. Banyonun nemi, tenimizin kayganlığı… Zevkten titriyorduk. “Sıkı götünü sikmek… delirtecek beni,” dedim. Emre gülümsedi o boğuk inlemenin ortasında, “Delir o zaman, boşalt içime.”
Tempo yükseldi. Derin, sert, kesintisiz. Emre’nin bacakları omuzlarımda gerildi, ayak parmakları kıvrıldı. “Boşalacağım,” diye uyardım. “İçime… içime boşal,” dedi. Son birkaç sert vuruşla derine gömüldüm, boşaldım. Sıcak dölüm onun götünün içine fışkırdı, kasılmalarımla birlikte. Emre o sırada elini kendi sikine attı, hızlı hızlı çekti, benim boşalmamı izlerken kendi de boşaldı. Beyaz dölleri göbeğine, makinenin üzerine fışkırdı. İkimiz de titriyorduk hâlâ, nefes nefese, ter içinde.
Sikimi yavaşça çıkardım. Dölüm deliğinden sızdı, kalçalarından aşağı aktı. Emre makinenin üzerinde oturuyordu, bacakları hâlâ açık, yüzü kızarmış, saçları alnına yapışmış. Bana döndü, o sinsi gülümseme yine vardı ama bu sefer tatminle karışıktı. Eliyle benim göğsüme dokundu, parmaklarını gezdirdi. “Bundan sonra her çamaşır günü buraya…” dedi, cümlesi yarım kaldı, gözleri sikime kaydı. Hâlâ yarı sertti, döl ve tükürük parlıyordu üzerinde. Emre dilini ıslattı, “Bitmedi bu,” diye fısıldadı. “Makine bitene kadar en az bir tur daha var. Hem senin evi… kimse gelmez. Değil mi?”
Elleri belime gitti, beni kendine çekti. Öptü, dilini ağzıma soktu, kendi dölünün tadını da aldırarak. Kalçaları makinenin kenarından kaydı, ayakları yere değdi ama beni bırakmadı. “Hâlâ içimde hissediyorum seni,” dedi boynuma doğru. “Sızıyor aşağı. Bir daha doldurmanı istiyorum.” Sikim yeniden sertleşmeye başlamıştı bile onun sözleriyle, teninin sıcaklığıyla. Dışarıda yazın öğle sıcağı kavuruyordu şehri; içeride makine durmaksızın dönüyordu, biz de onun gölgesinde henüz bitmemiş bir şeye doğru kayıyorduk. Emre elini uzatıp sikimi tuttu, yavaşça sıvazladı. “Hazır mısın ikinciye?” Gözlerindeki o açlık, yıllardır bastırdığımız her şeyin kapılarını sonuna kadar açmıştı. Ve ikimiz de biliyorduk: bu sadece çamaşır gününün başlangıcıydı.
Emre’nin eli sikimi sıvazlarken o boğucu banyoda nefesim kesildi. Yirmi sekiz yaşındayım, makine mühendisiyim, en yakın arkadaşımın götünü bir kere sikmiştim bile ama yetmemişti. Onun yirmi yedi yaşındaki o sıkı kalçaları hâlâ makinenin kenarına yaslı, dölüm deliğinden ince ince sızıyordu. “Hazırım amına koyayım,” dedim, sesim boğuk. Emre gülümsedi, o sinsi gülümseme, parmaklarını sikimin başında gezdirdi, kaygan döl ve tükürük karışımını yayıyor. “O zaman çevir beni. Bu sefer duvara yasla, makinenin gölgesinde parçala.”
Onu döndürdüm. Göğsü makinenin soğuk metaline yapıştı, kalçaları bana doğru kalktı. Ellerimle o yuvarlak etleri ayırdım, parmak izlerim kızarmış teninde belirdi. Deliği hâlâ açıktı, pembe ve şiş, içimdeki döl parlıyordu. Tükürdüm doğrudan üzerine, kalın bir salya aktı aşağı. “Siktir, ıslak,” diye inledi Emre, kalçalarını geri itti. Sikimi dayadım yine, bu sefer tek hamlede yarısına kadar gömdüm. O dar halka beni yuttu, sıcak ve kaygan, önceki boşalmanın kayganlığıyla daha kolay açıldı. “Ahhh evet… köküne kadar sok abi,” diye homurdandı. Abi demesi bile sikimi daha da sertleştirdi; yıllardır dostça hitap ettiği o kelime şimdi göt deliğine gömülürken çıkıyordu ağzından.
Dibine kadar girdim, taşaklarım kalçalarına çarptı. Durmadım. Sert, ritmik vuruşlara başladım. Her girişimde makine sarsılıyordu, çamaşırların uğultusu Emre’nin inlemelerine karışıyordu. “Daha sert… götümü parçala,” diye bağırdı, parmakları metal kenarı sımsıkı kavramış. Ellerim belinde, parmaklarımı etine batırarak çektim geriye, her seferinde daha derin soktum. Sikimin damarları o ateş gibi darlıkta zonkluyordu. İçinden geçerken kendi dölümü hissediyordum, kayganlaştırıcı gibi, her çıkışta hafif şapırtılar. “Senin bu götün… yıllarca barlarda bakıp hayal ettiğim göt,” dedim nefessim kesik. “Şimdi sikimin kılıfı oldu. Sık beni daha.” Emre kasıldı, deliği etrafıma kıstı, “Al o zaman… doldur yine, taşır,” dedi.
Tempo delirdi. Kalçalarıma şap şap vuruyordum, ter damlıyordu sırtımdan onun beline. Banyonun nemi artmıştı, tenimiz kaygan, yapış yapış. Bir ara sikimi tamamen çıkardım, deliği açık ve sızan dölle gördüm, sonra tekrar gömdüm. Emre “Fuck yavaş etme!” diye haykırdı. Dizlerini büktüm biraz, açıyı değiştirdim, ucuyla o iç noktaya vurdum. Her darbede titredi, “Orası… amına koyayım orası,” diye inledi. Kendi sikini duvara sürtüyordu metal soğukluğuna, ucundan yeni sular sızıyordu. “Çek kendini,” dedim, “ben bitirene kadar dokunma. Götünden boşalmanı istiyorum.” O itaat etti, ellerini makineye koydu, sadece alıyordu.
Pozisyon yetmedi. Sikimi çektim, onu eğilmeye zorladım daha fazla, neredeyse makinenin üstüne tırmandırdım. Bir bacağını yukarı kaldırdım, dizini metal yüzeye koydurdum. Böylece delik daha açık, daha savunmasız kaldı. Yeniden soktum, bu açıdan taşaklarım her vuruşta şap diye çarpıyordu. “Bak nasıl yutuyor,” dedim, parmaklarımla kenarlarını gererek seyrettim sikimin girip çıkışını. Kalın gövdem o pembe eti geriyor, her çıkışta hafifçe dışarı çekiyordu. Emre arkadan bakıyordu omzunun üzerinden, gözleri bulutlu. “Daha hızlı… makine bitmeden boşalt içime iki kere,” diye fısıldadı. Hızlandım. Bacaklarım yanıyordu ama umrumda değildi. Yılların bastırması şimdi taşmıştı; her vuruş bir intikam, bir teslimiyet.
Ellerimi onun saçlarına geçirdim, hafifçe çektim geriye. Boynu gerildi, inlemesi boğuklaştı. “Konuş,” dedim, “ne istiyorsun söyle.” “Götümü sik… dostunun götünü sik, doldur taşır,” diye kekeledi. Kelimeler sikimi zonklattı. Daha sert vurdum, ritmi bozmadan, derine her seferinde. Terim damlıyordu onun sırtına, karışıyordu. İçimdeki basınç artıyordu. “Boşalacağım yine,” uyardım. Emre “İçime… boğ beni dölünle,” dedi, deliğini bile bile kıstı. Son birkaç vuruşta köküne kadar gömüldüm, kasıldım, fışkırttım. Sıcak döl patladı içinde, dalga dalga, o kadar ki fazlası kenarlarından taştı, kalçalarına aktı, makinenin yanına damladı. Emre o sırada dayanamadı, elini sikine attı, iki çekişte boşaldı; beyaz ipler metal yüzeye, kendi göbeğine saçıldı. “Ahh siktirr…” diye uzun uzadıya inledi, titreyerek.
Ama bitmedi. Söz verdiği gibi makine hâlâ dönüyordu. Sikimi içinde bıraktım bir süre, yumuşamadan sert tuttum. Emre nefes nefese, “Çıkarma… yumuşamadan bir tur daha,” dedi. Yavaşça hareket etmeye başladım yine, döl içinde şapır şupur sesler. Kayganlık muazzamdı şimdi, iki yükle ıslanmış delik beni emiyordu. “Senin göt deliğin döl kuyusu olmuş,” dedim, her girişimde izliyordum taşan beyazı. Emre güldü boğuk, “Doldur o kuyuyu… daha var yer.” Çektim çıktım tamamen, döl seli aktı aşağı kalçalarından bacaklarına. Parmaklarımı soktum iki tane, karıştırdım kendi dölümü, çıkarıp Emre’nin ağzına götürdüm. O yaladı, emdi, “Tadı güzel, dostunun dölü,” diye mırıldandı.
Sikimi yeniden dayadım. Bu sefer ayakta, onu duvara ve makineye sıkıştırarak. Bacaklarını ayırdım geniş, girdim. Derin, yavaş ama sert. Her itişte “Al… al hepsini,” diyordum. Emre’nin sikimi yeniden kalkmıştı bile, sürtünmeden. Ellerimle kalçalarını açtım iyice, izledim sikimin kayboluşunu. İç sesim bağırıyordu: işte bu, en yakın arkadaşının götünü yıkama makinesinin yanında sikmek, dölle doldurmak, tekrar tekrar. Tempo yine yükseldi. Şap şap şap, ıslak sesler, inlemeler, makinenin uğultusu. “Sıkı götünü sikmekten sikim eriyor,” dedim. Emre “Erit… ama boşalmadan önce dilini sok bir daha,” diye yalvardı.
Çektim çıktım. Diz çöktüm hemen. Döl sızan deliğini yaladım, dilimi soktum derin, kendi tadımı aldım ondan. Emre bacaklarını titretti, “Ahh dil… sik gibi sok,” dedi. Yaladım, emdim kenarlarını, tükürük ve döl karışımını yuttum. Sonra ayağa kalktım, son kez soktum. Bu sefer acımasız. Ellerim omuzlarında, onu makineye bastırarak vurdum. Her darbe sarsıyordu. “Boşalacağım son,” diye hırladım. Emre “Taşır içimi… götümü döl bataklığı yap,” diye bağırdı. Dibine gömüldüm, patladım üçüncü kez. Az ama yoğun, zonklaya zonklaya boşaldım. Emre de o anda kendi sikini sıkıp fışkırttı yine, makinenin her yerini kirleterek.
Sikimi yavaşça çektim. Dölü aktı peşinden, kalın damlalar halıya, yere. Emre hâlâ eğik, deliği açık açık kasılıyor, her kasılmada biraz daha beyaz sızdırıyordu. Baktım o manzaraya, sikim süzülerek yumuşarken bile. Makine sonunda bipledi, program bitti ama biz bitmemiştik. Emre arkasına baktı, yüzü ter ve zevkten parlıyordu. “Bir daha gel çamaşır,” dedi sesi kısık, “her seferinde bu götü böyle doldur. Şimdi silme… dölünle geleyim eve.” Ellerimle kalçalarını son kez sıktım, parmaklarımı deliğine sokup karıştırdım taşan dölü, sonra o parmakları kendi sikime sürdüm.
Dışarıda sıcak devam ediyordu ama içeride her şey dölle, terle, göt sikişinin kokusuyla doluydu. Emre doğruldu yavaşça, bacakları titreyerek. Sikime uzandı, son kalan damlayı parmağıyla alıp yaladı. Gözleri hâlâ açlıkla parlıyordu. Makinenin kapağını açtı, ıslak çamaşırları yok sayarak. “Bu makinenin gölgesinde her zaman götümü sikebilirsin,” dedi, sonra eğilip sikimin başını ağzına aldı bir saniye, döl tadını emdi. Ayrılırken gülümsedi. Ben pantolonumu çekmeden baktım ona; döl sızan o kalçalar, kırmızı izler, açık delik. Yıllardır hayal, şimdi gerçek, ve bitmeyecek.
Emre kapıya doğru yürürken bacaklarını bilerek açarak yürüdü, her adımda döl damlası düşüyordu yere. Dönüp baktı son kez, eliyle kendi götünü araladı, sızan beyazı gösterdi. “Bir dahaki çamaşırda bu deliği daha da genişlet, dostum. Sikinle yarrağımla doldur, taşır, yalat bana. Götüm senin döl kovanın artık… her damlasını içine boşaltana kadar gel sik beni.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories