Written by AIEvery story here is written by an AI. Tell it what you want and it writes it for you →
Ask the writer →

Şafak Öncesi Fırında En İyi Arkadaşımın İlk Analı

28 yaşındaki fırıncı Efe, en yakın arkadaşı 26 yaşındaki Deniz’in fırının tezgahında ilk analını sertçe verdi.

9 min read October 08, 2026New

Fırının arka kapısı kilitlenmiş, dışarıda İstanbul’un gece serinliği hâkimken içeride ekmek fırını hâlâ eski bir soba gibi fokurduyordu. Efe, yirmi sekiz yaşındaki fırıncı, unlu kollarını ovuşturarak tezgâhın kenarına yaslandı. Yanında da en yakın arkadaşı Deniz vardı; yirmi altı yaşındaki grafik tasarımcısı, o gece “abi sana yardım edeyim, sabah teslimat var” diye gelmişti ama asıl niyeti fırının sıcaklığında Efe’yle baş başa kalmaktı. İkisi de yıllardır aynı mahallede büyümüş, aynı sokağın delikanlılarıydı. Flörtöz şakaları ise son altı aydır bambaşka bir boyuta sıçramıştı.

“Lan Efe, şu hamuru yoğururken kasların öyle geriliyor ki,” dedi Deniz, dudaklarında yaramaz bir sırıtışla. “Ben de bir ara senin gibi fırıncı olayım bari, en azından her gün böyle bir manzaraya bakardım.”

Efe kahkaha attı, unlu parmağını Deniz’in burnuna sürdü. “Sen grafikçisin, fare tıklatmaktan elin nasır tutmuş. Benim gibi gece yarıları hamurla boğuşsan götün tutuşur.”

“Götüm mü?” Deniz’in sesi bir an alçaldı, sonra cesaretle yükseldi. “Aslında… götümle ilgili bir şey konuşacaktım. Yıllardır aklımda. Anal… yani ilk kez denemek istiyorum. Seninle. Gerçekten. Hem de burada, bu sıcakta, un kokusu içinde.”

Efe’nin eli havada kaldı. Kalbi bir an tekledi, sonra gülümseyerek yaklaştı. “Ciddi misin lan? Yirmi altı yaşındasın, hâlâ bakir göt mü taşıyorsun? Ben de seninle ilgili aynı fanteziyi kuruyordum ama ‘arkadaşlık bozulur’ diye tutuyordum içimde.” İkisi de karşılıklı bakıştı; istek o kadar yoğundu ki fırının sıcak havası bile yetmiyormuş gibi geldi. “Tamam,” dedi Efe yavaşça. “İkimiz de istiyoruz. Deneyelim. Ama her adımda soracağım, tamam mı? İstemediğin an dururuz.”

Deniz boğazını yutkundu, gülümseyerek başını salladı. “İstiyorum. Hem de çok.”

Efe şakayı kaçırmadı. “O zaman fırının hamur teknesi gibi yoğurayım seni. Un serpeyim, yağ basayım, güzelce şişiresin.”

Deniz kahkahayı basarak eğildi, Efe’nin unlu tişörtünden tutup kendine çekti. “Hadi yoğur o zaman, ustam.” Öpüşmeleri bir anda alev aldı; dil dilin üstüne bindi, dişler dudakları ısırdı. Eller birbirinin kıyafetlerine saldırdı. Efe, Deniz’in sweatshirt’ünü başından sıyırdı, sonra kendi unlu önlüğünü ve tişörtünü çıkardı. Deniz’in kotunu çözerken parmakları kemerin altında gezindi. “Bak ne kadar sert olmuşsun,” diye mırıldandı Efe, Deniz’in sikini avuçlayarak. “Ben de öyleyim. İkimiz de deli gibi.”

İkisi de tamamen soyundu. Fırının loş ışığında bedenler parlıyordu; ter zaten damlamaya başlamıştı. Efe, Deniz’i tezgâhın kenarına oturttu, dizlerini omuzlarına doğru itti. “Şimdi önce ıslatayım seni. Göt deliğini yalayacağım, uzun uzun. İstiyor musun gerçekten?”

“İstiyorum,” dedi Deniz nefes nefese. “Yala, parmakla, ne bokun varsa yap ama bırakma.”

Efe güldü. “Bok filan yok, tertemizsin. Bak, dilimle kontrol ediyorum.” Dilini Deniz’in göt deliğine bastırdı; sıcak, ıslak, ısrarcı yalamalar. Deniz inledi, parmakları tezgâhın unlu yüzeyine gömüldü. Efe tükürüğünü bol bol akıttı, dilini deliğin etrafında daireler çizdirerek ıslattı, sonra bir parmağını yavaşça soktu. “Nasıl? Acıyor mu? İstiyor musun hâlâ?”

“Acımıyor… sik gibi hissediyor. Daha sok, Efe. Hadi.” Efe ikinci parmağını da ekledi, götü dikkatle genişletirken dilini de deliğin kenarında dolaştırdı. Deniz’in siki karnına yapışmış, ucundan damla damla akıyordu. “Lan ne kadar dar,” diye mırıldandı Efe. “Hamur gibi, yoğurunca açılıyor. Daha mı istiyorsun?”

“İstiyorum! Hadi sik beni arkadan, yalvarıyorum. Yeter bu işkence.”

Sınırlar aşılmıştı. Efe doğruldu, fırının kenarındaki zeytinyağı şişesini kaptı—ekmeklere sürmek için dururdu normalde—ve avucuna boca etti. Yağı Deniz’in götüne sürdü, parmaklarını tekrar sokup çıkardı, bolca tükürük de ekledi. “Dört ayak ol. Tezgâhın üstüne eğil. Sıcak, dikkat et ama… fırın gibi ısınmış bura.”

Deniz hemen döndü, avuçlarını unlu tezgâha bastırdı, kalçalarını geriye doğru kaldırdı. Efe arkasında durdu, kalın sikinin başını göt deliğine dayadı. “Son kez soruyorum: Gerçekten istiyor musun? Çünkü şimdi gireceğim.”

“Sik beni. Götümü parçala istersen, yeter ki gir.”

Efe yavaşça itti. Baş kısmı zorlanarak girdi; Deniz’in nefesi kesildi, ama geri çekilmedi. “Ahhh… lan ne kalınmışsın. Devam et, yavaş yavaş.” Efe, bir eliyle Deniz’in belini tutarak santim santim ilerledi. İçeri tamamen gömülünce ikisi de bir an hareketsiz kaldı. “Götün harika sıkıyor,” diye homurdandı Efe. “Sanki fırına taze hamur koydum, sarıyor beni.”

Sonra yavaş tempoyla hareket etmeye başladı. Her girişte Deniz’in götü şap şap sesler çıkarıyor, zeytinyağı ve tükürük karışımı uyluklarından aşağı süzülüyordu. Efe tempo artırdı; artık sertçe vuruyordu. “Daha derine sok!” diye bağırdı Deniz, kahkaha ile inilti karışımı bir sesle. “Ustam, hamuru düzgün yoğur, yarım bırakma!”

“Senin götün fırın teknesi lan,” diye karşılık verdi Efe, kalçaları şaklatarak. “Her vuruşta un uçuşuyor. Bak nasıl yutuyor sikimi.” Pozisyon değiştirdiler. Efe, Deniz’i tezgâhın kenarına sırtüstü yatırdı, bacaklarını havaya kaldırıp düz duvara doğru dayadı. Böylece daha derine girebiliyordu. Deniz’in ayakları neredeyse tavana değiyordu; Efe öne eğilip sert sert vururken ikisi de pis laflar yağdırıyordu.

“Götün beni sıkıyor resmen, deli gibi,” dedi Efe. “Daha derine mi istiyorsun hâlâ?”

“Daha derine sok, taşakların şapşap değsin götüme. Lan ne güzel sikiliyorum ilk seferde. Sen de mi seviyorsun bunu?”

“Seviyorum. En yakın arkadaşımın götünü sikmek… hem de fırında. Sabah ekmekler yanık kokacak, biz yanık kokacağız.” Efe gülerek hızlandı. Tezgâh gıcırdıyor, un havada uçuşuyor, ikisinin teri birbirine karışıyordu. Deniz bir eliyle kendi sikini ovuyor, diğer eliyle Efe’nin kolunu kavrıyordu. “Boşalma içime,” diye fısıldadı. “İstiyorum, doldur beni.”

Efe’nin tempo bozuldu; birkaç sert hamleden sonra gürleyerek boşaldı. Sıcak döl Deniz’in götüne aktı, taştı, tezgâha damladı. Efe hâlâ titrerken hemen geri çekildi, diz çöktü ve Deniz’in sapasağlam sikini ağzına aldı. “Sen de boşal, hadi. Götünde benim dölüm varken sikini emeyim.” Dili ve boğazıyla çalıştı; Deniz’in kalçaları tezgâhtan kalktı, parmakları Efe’nin saçlarına gömüldü. “Geliyorum… ahh siktir, ağzına—” Deniz inleyerek boşaldı; Efe her damlasını yuttu, sonra gülerek silindi.

İkisi de ter içinde, un ve zeytinyağı bulaşmış, nefes nefese tezgâhın kenarına yığıldı. Fırının lambası hâlâ sarı sarı yanıyor, dışarıda şafak henüz sökmemişti. Efe, Deniz’in götünden sızan dölü parmağıyla silip gülümseyerek baktı. “İlk analın böyle mi olmalıydı, grafikçi? Çünkü bence… bu sadece ısınma turu. Daha şafak sökmedi ve fırın hâlâ sıcak.”

Fırının sıcaklığı hâlâ bedenlerine yapışmışken Efe, Deniz’in terli omzuna yaslandı, unlu parmaklarıyla arkadaşının kalçasını hafifçe sıvazladı. “Isınma turu dedim ya,” diye mırıldandı, sesi hem yorgun hem de yaramaz. “Hamur henüz tam kabarmadı. Bak, fırın hâlâ fokurduyor, şafak da sökmedi. Bir tur daha mı yoğuralım, grafikçi? Yoksa götün ‘yeter usta, yanıyorum’ mu diyor?”

Deniz kahkaha attı ama sesi boğuk çıktı; götünde Efe’nin dölü hâlâ sızıyor, tezgâha yapış yapış olmuştu. “Lan sen delisin. Az önce götümü fırın teknesi yaptın, şimdi de ikinci pişirme mi? Tamam ama… yavaş başla yine. İlk seferim, unutma. İstiyorum gerçi, sikin hâlâ sert, bak nasıl dikilmiş.” Elini uzatıp Efe’nin yarısını tuttu, avuçlayarak sıvazladı. “Hadi, yağ koy yine. Zeytinyağı bitmesin, ekmeklere de süreceğiz sabah.”

Efe gülerek şişeyi kaptı, bolca yağ döktü avucuna, parmaklarını Deniz’in şişmiş, kıpkırmızı göt deliğine sürdü. “Tertemiz hâlâ, ama şişmiş biraz. Hamur gibi şiştin resmen. Acıyor mu söyle, dururum.” Deniz başını salladı, “Acıyor ama güzel acıyor. Devam et, parmakla aç biraz daha. Sonra sikini bas. Bu sefer daha sert istiyorum, ustam. Hamuru ez, ne bokun varsa yap.” Efe iki parmağını birden soktu, yavaşça açıp kapadı, dilini de arada deliğin kenarına bastırdı. Deniz inledi, tezgâha yüzüstü yığıldı, kalçalarını geriye doğru itti. “Ahhh… dilin de mi girecek? Lan ne ıslak. Daha, Efe, daha.”

Efe doğruldu, sikinin başını yine dayadı. “Son kez: Gerçekten mi? Çünkü bu sefer yavaş falan dinlemeyeceğim. Götünü fırın gibi ısıtacaksın.” Deniz “Sik beni lan” diye bağırınca Efe tek hamlede yarısına kadar girdi. Deniz’in nefesi kesildi, ama kalçaları geri tepmedi; aksine sıkı sıkı sardı. “Siktir… ne kadar kalınsın hâlâ. Devam, hepsini sok. Taşakların değsin götüme.” Efe belini kavradı, sertçe itti, tamamen gömüldü. Her vuruşta tezgâh gıcırdadı, un bulutu kalktı havaya. “Senin götün ekmek gibi kabarıyor,” diye homurdandı Efe, tempo tuttururken. “Her şapırtıda un uçuyor. Bak nasıl yutuyor, sanki sabah ekmeği bekliyor.”

Pozisyon değiştiler yine. Efe, Deniz’i çevirip sırtüstü yatırdı, bacaklarını omuzlarına aldı, dizlerini göğsüne bastırdı. Böylece daha derine, daha sert girebiliyordu. Deniz’in siki karnına yapışmış, ucundan sümüksü damlalar akıyordu; kendi eliyle ovuşturmaya başladı. “Daha sert vur, ustam! Götümü parçala, ama boşalma henüz. Ben de gelmek istiyorum bu sefer içerdeyken.” Efe güldü, ter damlacıkları Deniz’in göğsüne düştü. “Parçalamıyorum, yoğuruyorum. Hamur teknesi dedim ya. Şap şap… duydun mu sesi? Zeytinyağı + döl + tükürük, fırının en pahalı sosu oldu bu gece.” Her dalışta Deniz’in götü şapırdıyor, taşaklar kalçalarına çarpıyordu. Deniz kahkahayla karışık inliyordu: “Lan Efe, sabah müşteriler ‘bu ekmek niye böyle yumuşak’ diye sorarsa ne diyeceğiz? ‘Gece göt yoğurduk’ mu?”

Efe hızlandı, alnındaki unlu teri silmeden. “Diyeceğiz ki özel tarif, sadece en yakın arkadaşa. Daha derine mi istiyorsun hâlâ? Söyle, durmam.” “İstiyorum, taşakların şapşap etsin, dölünü boşa akıtma. Doldur beni yine. Ama bu sefer… ben de senin sikine bakarak boşalayım.” Deniz’in eli kendi sikinde hızlandı, Efe’nin her vuruşuyla sarsılıyordu. Fırının loş lambası ikisinin de terli kaslarını aydınlatıyordu; Efe’nin karın kasları her itişte geriliyor, Deniz’in bacakları titriyordu. “Geliyorum lan… götüm yanıyor ama sikilmek… ahhh siktir, boşalıyorum!” Deniz’in siki fışkırdı, kendi karnına, göğsüne, hatta çenesine kadar sıçradı. Efe o sıkı, kasılan götün içinde birkaç saniye daha dayanamadı; gürleyerek boşaldı, sıcak döl yine taştı, tezgâha, unun içine karıştı.

Ama bitmedi. Efe geri çekilmeden, hâlâ titreyen sikini yavaşça çıkarıp soktu bir kez daha, son damlaları da bıraktı. Sonra diz çöktü, dilini Deniz’in döl ve zeytinyağı karışımı göt deliğine bastırdı, temizlerken yaladı. “Tertemiz olsun, sabah ekmek kokusu karışmasın,” diye şaka yaptı ama sesi boğuktu. Deniz inleyerek güldü, “Usta, dilin de mi hamur yoğuruyor şimdi? Lan yeter, götüm uyuştu.” Efe kalkıp Deniz’in yanına uzandı, ikisi de tezgâhın unlu, yağlı, döllü yüzeyinde nefes nefese yığıldı. Bacakları birbirine dolanmış, terleri karışmıştı.

Bir süre öylece kaldılar. Efe parmağıyla Deniz’in göğsündeki dölü silip kendi ağzına götürdü, yutkunarak sırıttı. “İlk analın ikinci turu da bitti. Fırın gibi sıcak hâlâ, ama… sen nasılsın grafikçi? Götün tamam mı? Çünkü benim sikim sanki ekmek küreğine dönmüş, yorgun.” Deniz gülümseyerek başını Efe’nin göğsüne yasladı, ama gülümsemesi yavaşça soldu. “Fiziksel olarak… acıyor tabii. İlk seferde bu kadar sert olmamalıydı belki. Ama istiyordum, sen de istedin, her adımda sordun. Güzeldi, komikti, un uçuştu, taşaklar şapırdadı… her şey yerindeydi.”

Dışarıda gökyüzü hafifçe ağarmaya başlamıştı; şafak öncesi o gri mavi ışık fırının küçük penceresinden süzülüyordu. Efe doğrulup oturdu, unlu ellerini ovuşturdu. “Ekmekler… lan ekmekler. Hamurlar tezgâhta bekliyor, fırın boş. Sabah teslimat var, mahalle uyanacak. Biz burada göt sikiyoruz, işler yanacak.” Deniz de kalktı, yavaşça, götü sızlayarak. Kıyafetlerini aradı, sweatshirt’ünü bulup giydi, ama hareketleri ağırdı. “Efe… bu sadece seks miydi? Yıllardır en yakın arkadaşız. Aynı mahalle, aynı sokak, aynı delikanlılık. Şimdi götümde senin dölün var, tezgâhta izi var. Sabah gülüp geçebilecek miyiz? Yoksa… her un kokusu, her ekmek sesi bunu hatırlatacak mı?”

Efe’nin sırıtışı kayboldu. Elini Deniz’in omzuna koydu ama çekti hemen. “Ben de aynı şeyi düşünüyorum az önce. Harikaydı, gülerek sikildin, ben de gülerek siktim. Ama şimdi… bir tuhaf. Arkadaşlık bozulur mu dedik ya başta. Belki bozulmadı ama değişti. Sen grafikçisin, ben fırıncı. Yarın tezgâhın başında un elerken ‘lan geçen gece götünü yoğurmuştum’ diye mi bakacağız birbirimize? Yoksa pişman mıyız? Ben… biraz pişman gibi hissediyorum. Değil seks için, o efsaneydi. Ama sonrası için. Götün acıyor mu hâlâ? Söyle dürüstçe.”

Deniz basenini ovuşturdu, yüzünü buruşturdu. “Acıyor. Güzel acımıştı o an, şimdi sadece acıyor. Ve içimde bir boşluk var, dölün aktı gitti ama o boşluk kaldı. Belki fazla hızlı olduk. Belki de fırının sıcağı, gece yarısı, flörtöz şakalar… her şey birikti, patladı. Şimdi şafak söküyor, ekmekler yanmak üzere, biz de yanmış gibi hissediyoruz. Keşke… keşke sadece yalamakla kalsaydık ilk gece. Ya da hiç demeseydim ‘anal istiyorum’ diye. Şimdi her şey karıştı. Sen de mi aynı şeyi hissediyorsun, Efe? Bu kadar yakın olup da… sonra uzaklaşmak korkusu?”

Efe başını eğdi, yere bakarak unlu önlüğünü bulup bağladı. Siki artık sönmüş, bedeni yorgun, ama aklı daha yorgun. “Hissediyorum. En iyi arkadaşımın ilk analını verdim, fırında, tezgâhta, yağla unla. Komikti, sikişirken ‘ustam hamuru yoğur’ diye bağırıyordun, ben de ‘fırın teknesi’ diyordum. Ama şimdi… bir pişmanlık var. Değil yaptıklarımız için, sonrası için. Sabah müşteri gelecek, ekmek kokusu yükselecek, sen belki uğramayacaksın bir süre. Ben de ‘lan götünü siktikten sonra yüzüne bakmak garip’ diyeceğim içimden. Belki abartıyoruz, belki geçer. Ama şu an… bir şey yanlış. Seks bitti, boşaldık, tertemiz yaladım bile, ama içimde bir burukluk var. Sen de var mı?”

Deniz yavaşça kotunu çekti, kemerini bağladı. Götü her adımda sızlıyor, döl sızıntısı donunu ıslatıyordu. “Var. Çok var. Güzeldi, istiyorduk, rızamızla, gülerek yaptık. Ama bitince… pişmanlık gibi bir şey çöktü. Arkadaşlığımızı feda ettik belki de bir gece için. Fırın hâlâ sıcak, ama biz soğuduk. Şafak sökmeden bitirelim dedik, bitti. Şimdi ise… keşke sabah olmasa, keşke bu tezgâh sadece hamur için olsaydı yine. Sen de mi öyle düşünüyorsun, yoksa sadece ben mi abartıyorum acıyla?”

Efe kapıya doğru yürüdü, kilidi açmadan durdu. Dışarıda İstanbul’un serinliği sızıyordu içeri. “Hayır, abartmıyorsun. Ben de pişmanım biraz. Sikiş muhteşemdi, götün harikaydı, ilk seferin efsane oldu. Ama şimdi bir şey eksik, bir şey fazla. Arkadaşlık… belki aynı kalmayacak. Ekmekleri yetiştiremeyeceğiz, sen topallayarak gideceksin, ben un elerken aklım sende kalacak. Bu kadar. Bitti. Ve yanlış hissediyor. Hadi giyin, çıkalım. Belki sabah daha net olur… ama sanmıyorum.”

Deniz Efe’nin yanına geldi, omzuna dokundu ama çekti. İkisi de birbirinin gözüne bakamadı tam. Fırının lambası hâlâ yanıyor, tezgâh kirli, un döl yağ karışımı kurumuştu. Şafak söküyordu yavaşça, ama içlerinde bir gece karanlığı kalmıştı. Seks bitmişti, zevk gitmişti; geriye sadece sızı, un kokusu ve o büyüyen pişmanlık kalmıştı. En iyi arkadaşlar, bir fırın tezgâhında her şeyi vermiş, ama sabahın ilk ışığıyla birlikte bir şeyleri de kaybetmiş gibiydiler. Efe kapıyı araladı, serin hava girdi. “Gidelim… yoksa daha da kötü olacak.” Deniz başını salladı, götü sızlayarak arkasından yürüdü. Hiçbir şey demedi daha. Sözler bitmişti; geriye sadece o şüphe ve pişmanlık dolu sessizlik kalmıştı.

Rate this story

★★★★★
Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged anal rimming fingering creampie dirty-talk

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.